29.08.2012

"Töresi, Harakirisi Batsın!"


Geçtiğimiz hafta Osaka’nın Jinkorido semtine bağlı Junhan Mahallesi muhtarının yanlış ikametgah verdiği için gururuna yenik düşerek harakiri yapması ülkede yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Olayın ardından bir basın toplantısı düzenleyen Japonya Başbakanı Noda Yoshihiko, bunun son 1 yıl içinde gerçekleşen 8. siyasal intihar vakası olduğunu hatırlatarak, “Bu giden canların sorumlusu biraz da en ufak bir ihmalde 'aynısı Japonya'da olsaydı adamlar intihar ederdi' diye bizi gaza getirenlerdir. İntihar etmeye niyeti olmayan da lafın altında kalmamak için bıçağı kendine saplayıveriyor. Dün, Turizm Bakanı’nı odasından aşağı atlamak üzereyken son anda yakaladım. Geçen hafta işte bu muhtar. Yeter, harakiri töresine verilen bunca can yeter!” sözleriyle tepkisini dile getirdi. 


Bıçak kemiğe dayandı...

Yanlış ikametgah verdiğini fark ettikten sonra beylik kılıcıyla harakiri yaparak yaşamına son veren muhtar için düzenlenen anma töreninde basına seslenen Başbakan Yoshihiko, ülkede harakiri nedeniyle gerçekleşen ölümlerin, tsunami ve deprem ölümlerini geçerek atom bombasının ardından ikinci sıraya yükseldiğini belirtti. Duygusal anların yaşandığı törende Yoshihiko “İnanın her telefonum çaldığında sinirim bozuluyor, ha intihar ettiler, ha edecekler, dur bakalım bu defa hangi kamu görevlisini kaybedeceğiz diye geceyi gündüz ediyorum. Ben ve kabine arkadaşlarım antidepresanlarla ayakta durmaya çalışıyoruz. Artık kimse bir hata yaptı diye intihar etmesin çok rica edeceğim. Boşverin ya, biraz rahat olun. Cana geleceğine mala gelsin..." dedi. 


"Harakiri belasından çok çektik"

Sözlerine “Çok Japon evladı bu yere batasıca töre uğruna helak oldu. Çok ocaklar yandı. Yeter artık, töresi batsın!” diyerek devam eden Başbakan Yoshihiko, “Geçen adli tıptan teşhis için çağırdılar. Gittim. Bi açtılar mevtaları, 50 kişiye yakın. Bizim buralarda herkes de birbirine benziyor ya, ‘Aha' dedim 'tüm kabine gitti, düştü hükümet’. Neyse, sonradan ortaya çıktı ki av yasağının başladığını bilmeden denize açılan bir grup balıkçıymış. Ama o bir saat ne çektiğimi ben bilirim...” diyerek, yaşadığı endişeyi dile getirdi. 

"Gururdan kaynaklanmayan bazı intiharlara da yok yere değer veriliyor"

Törende, daha önce gerçekleşen diğer siyasi intiharlara da değinen Yoshihiko, bunlardan bir kısmının dış dünyada sanıldığı gibi sırf Japon gururundan, Samuray soyundan gelmekten kaynaklanmadığını, aslında işin iç yüzünün başka olduğunu iletti. Yoshihiko, “Mesela geçen yıl intihar eden Maliye Bakanımız Merhum Joshimitsu Katsuka. Ölünün arkasından konuşulmaz ama söylemek zorundayım. Kendisi zaten pankreas kanseriymiş. 2 aylık ömrü kaldığını öğrenince önce bakanlığın kasasını boşalttı sonra da sırf 3-5 kuruş da hayat sigortasından tırtıklamak için kendini öldürdü. Şu an yedi sülalesine yetecek gayrimenkulü var, Torunu torbası emlak zengini oldu” sözleriyle Japon toplumunun kanayan yarasına parmak bastı.


Harakiri'yle mücadelede Türkiye modeli

Japonya Başbakanı, durumun bu şekilde devam etmesi halinde 2 yıla kalmaz Japonya'nın ciddi bir kamu görevlisi darboğazıyla karşı karşıya geleceğini net bir şekilde ifade ederken, son olarak Bakanlar Kurulu'nun bir süredir üzerinde çalıştığı "Gurur intiharlarıyla mücadele eylem planı"na da değindi. Türkiye modeli esas alınarak oluşturulan planın, Japon halkı arasında "adam yiyor ama hizmet de ediyor" anlayışının yaygınlaştırılması, "bal tutan parmağını yalar", "çeşme akarken testiyi doldurmak lazım" gibi deyimlerin Japon kültürüne kazandırılması gibi adımlar içerdiğini belirten Yoshihiko, devlet dairelerine kademeli olarak "aynısı Türkiye'de olsa o adam istifa bile etmez, enayilik etmeyin" yazılı tabelalar asılmasının da gündemde olduğunu ifade etti. 

"Zaytung"

Liquid Days – Ruta Maya

Sad Lovers and Giants – The Change

Ayrılık ne biliyor musun?


Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

Ne mi yapacağım bundan sonra?

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce. Şiir yazmayacağım bir süre, fotoğraflarını güneşe koyacağım bir an önce sararsınlar diye. Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim. Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim. Falcı kadınlara inanmayacağım artık. Trafik polislerine adres sormayacağım. Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye.

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken...Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım...

"Şükrü Erbaş"

Seapony – Late Summer

White Wishes – Not Today


Ölümsüz kareye son bir bakış


Pulitzer ödüllü fotoğrafçı Malcolm Browne'ın çekmiş olduğu bu karenin insanlık tarihinin en etkileyici fotoğraf karelerinden biri olduğunu düşündüm hep. Yanarak ölen bir insanın yaşanan tüm acılara rağmen kıpırdamadan ölümü kucaklaması.

Tarih 1963, Güney Vietnam hükümetinin din adamlarına eziyet etmesini protesto etmek amacıyla, başkent Saygon'un orta yerinde Budist rahip Thich Quang Duc kendini yakıyor. Evet bu tarihi fotoğrafı çeken fotoğrafçı Malcolm Browne 81 yaşında hayatını kaybetti. 30 yılı aşkın bir süredir savaş muhabirliği yapan Associated Press'in eski fotoğrafçısı Browne, Saygon hükümeti tarafından ölüm listesine alınmış, bir uçak kazasından sağ kurtulmuştu.

Trailer Trash Tracys – You Wish You Were Red

Bee Eyes – Double Sunrise

28.08.2012

Biraz da sinema: Zamanın Akışında


İki yıldır karavanı ile dolaşan ve ayakta kalmayı başarmış sinemaların gösterim makinelerini onaran Bruno Winter sabah kalkar ve traş olurken bir kazaya tanık olur. Bir arabanın Elbe ırmağına yuvarlandığını ve battığını görür. Sürücü Robert Lander, Bruno'nun yaşlarındadır. Karısından yeni boşanmıştır. 


İki erkek arasında, Robert'in belli bir işi olmadığı sürece Bruno ile dolaşabileceği konusunda sessiz bir anlaşmaya varılır. Bruno ve Robert bir sinema salonundan ötekine, bir köyden diğerine gezmeye başlar. Tartışır ve kavga ederler. Ayrılır ve yeniden buluşurlar. Her şeye rağmen kadınları özlediklerini itiraf ederler. Bir noktadan sonra yolları kesin olarak ayrılır. Çocukluk hayallerinin peşinde koşan iki adamın hikayesinin anlatıldığı Wim Wenders imzalı bir yol filmi.

A Lull – Would That I Could

Die Jungen – The Way Down

Bana empati yapma


Bana empati yapma ben küçükken
ben küçükken çok kuş vurdum iyi adam değilim.
Geliştirdiğim duyarlılıkların alayını toplasan
kanadını kanattığım tek bir serçe yavrusunu iyi etmiyor.
Bana saygı soslu veda nutukları atma
sıkıyorsa diş gıcırdatmalarımı taklit et de görelim
Görmüyor musun bir tırnak kendi etini parçalıyor
sen kalkıp beni üzmemekten bahsediyorsun.
Bana ders vermeye kalkma ben dersimi
yıllar önce tek başıma çizgi film izlerken aldım.
Çünkü annesi çok meşgul olan çocuklar
oturup tek başlarına çizgi film izlerler.
Bana empati yapma çünkü annem,
Annem empatinin ne olduğunu bilmiyor..

"Ali Lidar"

Ariel Pink’s Haunted Graffiti - Only In My Dreams

Southern Shores - New Love

27.08.2012

Bir hüzünlü haz


Kimi zaman şehrin karmaşasında boğulur gibi oluyor bu ses, diye açıklamaya çalıştım sonra ona; bir yerlere takılıp kalır, bir şeylerin altında ezilir, iyice kısılır, hatta büsbütün kaybolur gibi oluyor ama, ben işitiyorum... Rüzgar gibi mi, dedi. Rüzgar gibi dedim. Başını sol omzuna yatırıp eğri eğri baktı; bu ses senin içinden geliyor olmasın? Hayır dedim...

"Hasan Ali Toptaş"

Günün Dinleme Önerileri:

The Mecury Rev "Secret For A Song"
America "A Horse With No Name"
Codeine "Sea"
Azure Ray "Sleep"
Galaxie 500 "Blue Thunder"

Günün Filmi:


Blue Valentine "Derek Cianfrance" (2010) 

Bir ozanın dediği gibi "Niçin karanlık dönemlerde saydam mürekkeple yazılır herşey?"

Hepinize Mutlu Pazartesiler...



Tocotronic - Aber Hier Leben, Nein Danke

Trespassers William - I know

Dünya çirkini heykeltraş kadın


Ünlü Beatle'lar grubundan John Lennon ile eşi arasındaki boşanma işi son günlerde bütün müzik dünyasını meşgul etmektedir. Bundan 6 yıl önce, ekibin henüz şöhrete erişmesinden önce evlenmiş olan John Lennon ile karısı Cynthia birkaç aydır aynı evde oturuyor, fakat bir arada hiç görülmüyorlardı. Beş yaşında bir de oğulları bulunan karı-koca on beş günden beri avukatlara gidip gelmekte, fakat bir türlü ayrılık işini boşanma mahkemesine kadar götürememektedirler.


Dolaşan söylentilere göre, John Lennon iki aydan beri bir Amerikalı rejisörün karısı olan Japon asıllı çirkin heykeltraş Yoko Ono ile gizli gizli sevişmektedir ve ikisi son günlerde etle tırnak gibi birbirlerinden ayrılmaz hale gelmişlerdir. John Lennon Yoko'ya aşıktır ve ikisi de evli olmalarına rağmen çılgınlar gibi sevişmektedirler. Lennon'un sessiz sedasız sarışın karısından ayrılarak hemen yıldırım hızıyla Yoko ile evleneceği de pop müzik dünyasında son günlerde en ısrarla dolaşan söylentilerin başında gelmektedir.

"Eski bir gazete haberi"

The Beatles - Lady Madonna

P.M. Dawn - Norwegian Wood (The Beatles Cover)

24.08.2012

Ne me quitte pas


Sanırım dünya üzerinde aşkın ve ayrılığın bu kadar acı anlatıldığı şarkı çok az yazıldı. Evet bir Jacques Breal parçası olan "Ne me quitte pas" uçurumun dibini anlatan ender şarkılardan bir tanesi.

Bir dünya yaratacağım
Aşkın kral olduğu
Aşkın kanun olduğu
Senin kraliçe olduğun bir dünya
Beni terketme 
Bırak bir köşede sessiz oturayım
Ve ellerinin gölgesi olayım
Hatta köpeğinin gölgesi
Yeter ki beni bırakma...


Sefil bir ruh halinin can yakan sözler eşliğinde haykırılması. Hikaye odur ki; Jacques Brel bu şarkıyı ilk defa Olympia konserinde okuduğu zaman kulisteki gazetecilerin, "bu nasıl güzel bir aşk şarkısıdır, hangi aşk yazdırdı bunu size?" sorusu üzerine, yüzlerine tükürerek "Ben aşkın bir insanı nasıl alçattığını, küçülttüğünü anlatmaya çalıştım. Güzelliğini değil!" cevabını vermiştir.


Evet insanlığın varolduğu zamandan bu yana hikaye asla değişmiyor. "Aşk eski bir yalan, ademle havvadan kalan" Son bir tavsiye olarak bu şarkının Nina Simone yorumunu mutlaka dinleyin. Tek kelimeyle nefis...

Jacques Brel - Ne Me Quitte Pas

Nina Simone - Ne Me Quitte Pas


Sevgiyle kal


Anlasınlar
dünyanın herhangi bir yerinde,
dünyanın herhangi bir dilinde
bir adamın gece olunca bastırmaya çalıştığı hıçkırıklarını hiçbir yastığın
kabul etmediğini
senden sonra hiçbir yatağın hiçbir kadına saygı duymadığını
ve senin bunu anlamadığını
anlasınlar

sevgiliyle kalamazsan sevgiyle kal
hepsi bu...

(S.B)

Teen – Sleep is Noise

James & Evander – Long Distance

Kendi kalemini kıranlar


BirinciBlog için yazmış olduğum ilk yazılardan bir tanesi...

Albert Camus, Sisifos Söyleni’ne şu cümleyle başlıyordu: “Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır, intihar.” İntihar bir sonuç mudur yoksa neden midir! sorularına cevapları olan insanlar bunu çeşitli kategorilerde sıralamıştır. Psikologlara göre ağır depresyon sonucu girilen bir eylemdir. Sosyologlara göre bir toplumdan ve baskıdan bunalan bir insanın yaptığı özkıyımdır.

Tarihin her döneminde bir çok yazar ve şair bu yolu seçerek ömürlerinin sonuna üç noktayı koydular. Kaan İnce’de bu yolu 22 yaşında seçmiş gencecik bir şairdi. Nilgün Marmara‘yı andıran hisli şiirleri ile gelecek vadeden bir isimdi 1970 doğumlu Kaan İnce. Gitgide yaklaşan trajik sonu yazdığı şiirlerinde içine sinmeye başlamıştı. “Yaşama Sebebi”, Kaan İnce’nin bir şiirinin adıydı. Şiirin son üç sözcüğü ise: “umutsuzluk sapağında ölüm”dü. ” Ölümün yalnızlığı yoktur ama; ölüm bir başına yalnızlıktır” diyerek 11 Ağustos 1992 tarihinde Kadıköy’de kaldığı otelden kendini boşluğa bıraktı. Geride “mektup” isimli bir şiir bıraktı.



Şöyle diyordu “mektup”un sonunda ;
 “çatılarda kaldı gecenin gizi.
unuttum mektubun içinde boğulduğumu. Elveda.

Yine çok sevdiğim isimlerden biri olan Nilgün Marmara’da yaşama karşı ölüm diyenlerdi. “Hayatın neresinden dönülürse kârdır” diyordu ünlü dizesinde. Yaşamına kıydığında 29 yaşındaydı. Kendini altıncı kattaki evinin penceresinden aşağı bıraktı. Çevresindekilerin çoğu şiir yazdığını bilmezken, büyüleyici bir kadınken, tanıdığı erkeklerin çoğu ona hayranken, neydi Nilgün Marmara’yı genç yaşta yaşamaktan vazgeçiren şey. Neden son sözleri olan “Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın, hepiniz mezarınızsınız kendinizin” bu kadar sertti.



İntihar yaşamla ölüm arasındaki ince bir noktanın son durağımıydı.

Virginia Woolf “Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin ve boyun eğmeden, ey ölüm!

Cesare Pavese “Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde, oysa alçakgönüllülük istiyor son adım, kendini beğenmişlik değil.”

V.Mayakovski “Aşkın küçük sandalı, hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi? Dayanamayıp parçalandı işte sonunda.”

Sadık Hidayet “Gözlerimi geleceğe kapayıp, geçmişi unutmak istiyorum”

Gerard De Nerval “Yazık! Herşey ölecek demek ben ölürsem”

Zafer Ekin Karabay “N.Marmara’nın 29 yaşında, S.Plath’ın Şubat’ta intihar etmesi benim de 29. yaşımın Şubat ayında intihar etmemi elbette gerektirmezdi. Ama mademki yaşamda kalmaya kendimi ikna edemiyordum, o zaman bir tarih belirtmeliydim ve 29. yaşımın 29 Şubat’ını seçtim.”

Derlerken kim bilir nasıl bir ruh halindeydiler.



Şarkıların intihar üzerine etkisine bakacak olursak, sanırım bu konuda en kötü şöhrete sahip şarkı Macaristan’ın en ünlü bestecisi ve söz yazarlarından biri olan  Rezso Seress yapmış olduğu Gloomy Sunday parçasıdır. 1933 yılının bir Pazar günü ıslık çalarak kendi kendine mırıldanan Seress, o anda kulağına çok hoş gelen bir melodi keşfetti. Macarcası Szomoru Vasamap olan (Türkçesi ile Kasvetli Pazar)  isimli bir şarkı besteledi. Şarkıda aşık, olduğu kız tarafından terk edilen bir gencin düştüğü umutsuzluk sonucunda intihar edişini anlatıyordu. Şarkıyı ilk olarak sevdiği kadına dinletti. Şarkıyı dinleyen kadın geride Gloomy Sunday isimli bir not bırakarak intihar etti. Bu sadece peşi sıra gelecek bir intihar dalgasının ilk habercisiydi. Yıllar içerinde 14-82 yaş arasında onlarca kişi geride Gloomy Sunday şarkısından etkilendiklerini belirten birer not bırakarak intihar ettiler. Bu lanetli şarkının yazarı Rezso Seress Macar söz yazarı Lazsio Javor, şarkının hüznünü daha da derinleştirmek için Gloomy Sunday’i yeni sözlerle zenginleştirdiler. Bu intihar furyası son olarak şarkının asıl sahibini vuracaktı. Rezso Seress 1968′de Budapeşte’nin en yüksek binalarından birinin çatısından kendini aşağıya bırakarak intihar etti.


Ardından yıllar geçmesine rağmen hiç bir zaman şarkının ünü sönmedi. Kimi zaman şarkının sözlerinde çeşitli değişiklikler yapıldı, kimi zaman filmleri çekildi, kimi zamanda bir çok dilde yeni versiyonları seslendirildi. Billie Holiday, Ray Charles, Elvis Costella, Sarah McLahclan, Björk ve Portishead gibi sanatçılar Gloomy Sunday’i yorumlayarak günümüze kadar yaşattılar.

Diğer bir ünlü intihar şarkısı ise Kanada’lı Terry Jacks‘in bir arkadaşının ölümü üzerine yazdığı 1974 tarihli Season In The Sun parçasıydı. Şarkı orjinalinde Jacques Brel parçası olan Le Moribond (Ölen Adam) üzerinden esinlenilerek yapılmıştı. Ülkemiz çoğrafyasında böyle bu şekilde şarkı-intihar denklemi yaşandı mı diyecek olursanız. Bir dönem Murat Kekilli‘nin Bu Akşam Ölürüm isimli parçası gazetelerde bu tür haberlerin çıkmasına neden olmuştu.

Björk - Gloomy Sunday

Black Box Recorder - Seasons In The Sun

23.08.2012

Gençlik ile Elele


İngiliz Finders Keepers plak şirketinin logosunda plakları koklayan bir köpek vardır. Kısaca türkçe meali ile "Mal bulan" anlamına gelen bu söz bu plak şirketinin tam misyonunu özetliyor. Çünkü eski zaman plakları içinde unutulmaya yüz tutmuş, sahaflarda çürümeye terketilmiş özel plaklar bu şirketin ilgi alanına giriyor. Kısaca ilgi alanı "B sınıfı müzikler" olarak tarif edilebilecek Finders Keepers, özellikle Balkanlar ve Ortadoğu başta olmak üzere, dünyanın altını üstüne getiriyor. Super Furry Animals grubunun Gruff Rhys'ıyla, Badly Drawn Boy'la çalışan DJ Andy Votel bu şirketin öncüleri. Peki neler mi var ilgilendikleri müzikler arasında. Çekoslovak vampir müzikleri, tarihin kıyısında kalmış İngiliz folk plakları, Japon rock operaları, fabrikalar için meditasyon müzikleri, psikedelik uzay müzikleri bu alanlardan bazıları. Ne mutlu ülkemizden iki plak bu grubun oltasına yıllar önce takılmış. Bir tanesi Selda'nın ilk long-play'i, diğeri ise Mustafa Özkent'in "Gençlik ile Elele" plağı. 



Gençlik ile Elele, namı diğer "maymunlu albüm", 1973 yılında bir öğleden sonra Mustafa Özkent ve arkadaşlarının stüdyoya kapanıp, on adet türküyü funky-rock karışımı şeklinde cayır cayır çalmaları ile ortaya çıkmış bir hazine. Evet o anın büyüsü ile ortaya çıkmış bu albüm bir sentez olarak dünyada büyük ilgi gördü. Bildiğim kadarıyla yıllar sonra Cd formatına basılarak tekrar piyasaya sürüldü. Özellikle Amerika, İngiltere, Brazilya ve Kanada gibi ülkelerde çok ilgi gördü. Büyükler "Ne varsa eskilerde var" diye boşuna dememişler sanırım. Şimdilerde bir Serdar Ortaç'ın ülkemizde "Roger Waters" muamelesi görmesine pek şaşmamak gerek. Haydi karabiberim bize gidelim, zeytin ekmek yiyelim....

Mustafa Özkent Ve Orkestrası - Burçak Tarlası

Mustafa Özkent Ve Orkestrası - Lorke

Rainbow George


1941 doğumlu İngiliz politikacı olan Rainbow George "Vote For Yourself Rainbow Dream Ticket" (Kendinize Oy Verin Gökkuşağı Rüya Bileti) isimli partisiyle 2001 genel seçimlerinde Belfast'tan aday oldu, 71 oy aldı. Fakat bu başarısızlık ile yılmayan azimli politikacı 2005 seçimlerinde adaylığını ve parti propagandasını sürdürdü. Seçmenlerin politikacıları değil, politikaları seçmelerini gerektiğini savundu. Kamusal harcamalar için fatura çıkarılmamasını, sağlık ve eğitimin ücretsiz olmasını, borçların silinmesini taahhüt etti. Vaatleri arasında parayı dolaşımdan kaldırmak, bunun yerine elektronik bir sistem kurmakta vardı.

Görüldüğü gibi politikacı olmak çok zor değil, özellikle ülkemizde. Hani bir laf vardır "siyaset bir bilim midir?" diye. Kulakları çınlasın üniversitede bir hocam vardı. Derdi ki "siyaset insanları kandırma sanatıdır." Malum sanatçılarda renkli kişilikler olurlar.

- Beni gördüğüne sevindin mi?
- Evet sevindim
- Nereden bileyim sevindiğini. Hadi bir takla at ya da oyna..

Görüldüğü gibi ülkemizde siyasetçi olmak çok basit...


Black Moth Super Rainbow - Sun Lips

Black Moth Super Rainbow - Dreamsicle Bomb

Buzzcocks ruhu


Franz Ferdinand grubunun beyni Alex Kapranos çok sevdiğim gruplardan biri olan Buzzcocks için bakın neler demiş.

Sex Pistols ve The Clash'le birlikte punk'un köşetaşı olarak duruyor Buzzcocks; Manchester'dan gelmeleri ayrıca ilham verici. Onlarda "herkes bir alıp, üç akor basıp bir grup kurabilir" şeklindeki Londra punk fikriyatından fazlası vardı. Bu fikir kendi içinde zaten heyecan verici. Ama onlar Joy Division'dan Dead Kennedys gibi Amerikalılara uzanan post-punk ateşinin işaretini verdiler. "Spiral Scratch" EP'sinin ne melodileri ne de sözleri açık seçiktir. Her zaman basit ve doğrudan oldular, ama asla açık, hemen anlaşılır olmadılar. Göz göre göre şok edici olmadan, şok edici biçimde taze kaldılar.



Büyük gruplar kişiliklerin birleşimidir; grubun karakteri bu önceden kestirilemez, tarifi gelmez dinamikten ortaya çıkar. "Spiral Scratch"te Howard Devoto diğerleriyle anlaşmazlık içinde gibidir, albümü ilginç kılan bu. Devoto albüme paranoyakça bir pırıltı getiriyor.

Pistols'ın punk'a yaklaşımı şöyleydi: "Mümkün olduğunca para kazanalım ve uzayalım." Kendi içinde takdire şayan bir yaklaşım, çünkü o devirde müzik endüstrisi, aç ve genç hayvanlarca kanı içilmesi gereken şişmiş bir canavar gibiydi. Buzzcocks olaya başka bir açıdan bakıyordu. Bu şişkin canavarla yapılacak bir şey olmadığına karar verdiler ve "Spiral Scratch"i bağımsız olarak yayınladılar. Bence bu, kulağına çengelli iğne takmaktan daha fazla cesaret isteyen bir iş. 80'lerden günümüze, alternatif müziğin başlamasının ve sürmesinin birinci elden sorumlusu onlar. Rough Trade, Postcard, Factory, Creation... Bütün bu firmalar, Buzzcocks'ın Spiral Scratch'le yaptığından ilham aldılar.

The Buzzcocks - Ever Fallen in Love

Buzzcocks - Sixteen Again

22.08.2012

O senin büyüklüğün


Hayat herkese adil davranmıyor sanırım. Türk sinemasının yüzlerce filminde oynamış dev adam Yadigar Ejder'de bunlardan bir tanesi. Tıpkı hayatın anlamsız ironisi gibi bu adamın dev cüssesine inat asıl ismi Yadigar Kuzu'ydu.

Tarih 14 Ocak 1992'yi gösteriyordu. Soğuk bir İstanbul gününde Taksim Parkı'nda sabah temizliği yapan çöpçüler, bir bankın üzerinde soğuktan donarak ölmüş bir adamın cesedini buldular. Bu ceset Türk Sineması'nın "Dev Adam"ı Yadigar Ejder'e aitti. Oynadığı filmlerde onca yumruğa, tekmeye bana mısın demeyen adam soğuğa yenik düşerek öldü. Üstelik evinden kirasını ödeyemediği için atılmış, cebinde 5 parası olmadan. Henüz 45 yaşında kuzu gibi bir yüreği olan bu adam, vefasız dünyanın kurbanlarından biri oldu. 



Öyle uzaktan üfürüp, savurmak çok kolay oluyor bazıları için. Korkarım öyle bir noktaya geldik ki "Vefa" sadece İstanbul'da bir semt olarak kalacak. Huzur içinde yat "kuzu yürekli dev adam". Utanma sakın, bunu sadece bu vefasızlığı yapanlar düşünsün. O da senin büyüklüğün olsun. Tıpkı yüreğin gibi...

Broadcast - Message From Home

Dark Captain Light Captain - Questions

Depeche Mode estetiği


80'li yılların başında İngitere'de ortaya çıkan, yaptıkları müzik genel anlamda New Wave gibi bir kalıba sokulmak istensede, evrensel pop yapan bir grup Depeche Mode. Klavyenin karanlık tarafını kullanmadaki ustalıkları onları her zaman ilham verici bir grup yaptı. 

Onca sene yerlerini dolduracak bir başkası çıkmadan, itibarlarını ve yaratıcılıklarını hiç kaybetmeden efsane olmaya devam ediyorlar. Kuşkusuz bunda grubun iki başlı olmasının payı büyük; vokalist Dave Gahan ve grubun geri kalanı Martin L. Gore. Bu iki dahinin gizli rekabeti ve yeteneklerini öne çıkarma yarışı Depeche Mode müziğini her daim taze tutuyor. Martin Gore muhteşem şarkılar yazar ve Dave Gahan tarifsiz bir şekilde söyler. Et ve tırnak misali ayrılamayan bir kimya. Zaten ikilinin tek başlarına yapmış oldukları solo çalışmalar hiçbir zaman Depeche Mode tadı vermemiştir.



Hikayenin temeli 1976 yılında Vince Clarke ve Andrew Fletcher'ın No Romance in China adını taşıyan bir projede bir araya gelmeleriyle atılmıştı. İkili daha sonra aralarına gitarist Martin Gore'u alarak French Look adında başka bir grup oluşturdular. 1980 yılına gelindiğinde ise, Fletcher'ın ayrılması ve vokalist Dave Gahan'ın aralarına katılmasıyla grup Depeche Mode halini aldı. 

Evet pop tarihinin bu efsane ozanları bizlere afili şarkılar söylemeye devam ediyorlar...

Depeche Mode - Enjoy The Silence

Depeche Mode - Personal Jesus

Gündüz gülerim, geceleri yalnız ağlarım


Çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende ‘alçaklık’ korkusu var. Hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim. Beklenen hep geç geliyor; geldiği zaman da insan başka yerlerde oluyor. Kimseye göstermem üzüntümü. Gündüz gülerim, geceleri yalnız ağlarım.

"Tutunamayanlar"

Micachu and The Shapes – Glamour

Human Teenager – Permanent Skin

17.08.2012

başka türlü bir yaşam


1942 yılının 23 Şubat günü, Brezilya'nın Petropolis kentinde, Rua Gonselves Dias sokağında bulunan 34 numaralı evin yatak odasının kapısı öğleye kadar açılmadı. Kapının dışında hayat kaldığı yerden devam ederken, içeride Stefan Zweig yatağının üzerinde karısı Lotte ile birlikte yatıyordu. Lotte'nin eli kocasının göğsündeydi. Yaşamıyorlardı. Saatler önce içtikleri zehirle son vermişlerdi hayatlarına. Masanın üzerinde pulları dahi yapıştırılmış veda mektupları duruyordu. İçlerinden birinde şöyle yazıyordu; "Bütün dostlarımı selamlarım. Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hala görebilirler. Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum."

"Stefan Zweig'in Son Günleri"

White Lies Death (Radio Edit)

Lodger - I Love Death

16.08.2012

Haydi gel


Yağmurun içindeki her  günkü dünya: Hadi çabuk ol. Yeter artık. Gel buraya. Bizimle beraber olman lazım. Böyle biteviye sütçü dükkanında kalıp, yeniden doğmuş numarasıyla oturamazsın. Seni bekliyoruz. Alıp götüreceğiz. Her şey, bütün insanlar seni bekliyor. Onların arasında oynadığın oyunu bitirmeye mecbursun. Yeniden doğulmaz. Doğsan bile n'olacak? Seni iki senede değil, iki günde aynı insan ederiz. Aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin. Seni aynı hastalıkla yıkmak için elimizde her şey var. Hem canım sen nasıl bir dünya istiyorsun? Görülmemiş, işitilmemiş, tadılmamış, yazılmamış, yaşanmamış... Olur mu böyle şey? Hadi gel. Dön her günkü hayatına.

"Bir Sonbahar Akşamı"

The Radio Dept. – On Your Side

Secret Knives – The Shining

Godot'yu Beklerken


... gidelim

... gidemeyiz

... neden?

... godot'yu bekliyoruz

... doğru

Godot kimimiz için bir çift yeşil gözdür, kimimiz için ertesi günkü Fener-Gs maçı... Kimi için haftasonundaki indirimli alışveriş, kimisi aybaşındaki maaşı için yaşar, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri bile koyar onun yerine. Kolaydır insanoğlunu kandırmak. İntihar edenlerse bir şekilde bu denklemdeki bilinmeyeni çözerler ya da çözdüklerini düşünürler. Ama aslında ortada ne bilinmeyen vardır, ne denklem, ne Godot. Sadece ertelenmiş umutlar perişan eder insanı. Yine de kimse ruhunu tamamen yitirmez, yüzde doksanını satılığa çıkarır sadece.

always flowers for those who want to see them...

Felt Drawings – I’ve Lost Myself

City Center – Obvious

14.08.2012

Metal Heart


Gökyüzü olmadan yıldızı kaybediyorsun
Nedenlerini kaybediyorsun
Sahtekarlık yaptığından işini kaybediyorsun
Ve ben dalga geçmiyorum

Yapmazsan da, yaparsan da kahroluyorsun
Dürüst ol, aksi taktirde kendini
hüzünlü bir hayvanat bahçesinde bulursun
Kanıtlamaya çalıştığın şeyi gizleme
Gizlersen eğer değmezsin hiçbir şeye

Şanslarını diz bir ipe
Ve onları ışığa tut
Koyu mavi bir duman çıkacak ortaya
Ve sen değişeceksin
Her şey tuzla buz olacak
Ve Bulacaksın kendini 
hüzünlü bir hayvanat bahçesinde

Bir keresinde kaybolmuştum
Bulunduğumda ise kör olmuştum
Ve şimdi seni görebiliyorum ama
Ve görüyorum ki bencillik ediyorsun
bütün bu kötü düşlere inanmakla

Metal yürek, sen gizlenmezsin
Metal yürek, sen hiçbir şeye değmezsin

Metal yürek,  sen gizlenmezsin
Metal yürek, sen hiçbir şeye değmezsin.

Cat Power - Metal Heart

Cat Power - Maybe Not

Bir Radio Dept. hikayesi


İsveçli The Radio Dept. grubunun ismini bir radyo dükkanından aldığı yönünde bir hikaye vardır. Ama grup üyelerinin anlattıklarına göre asıl isim kaynağının hikayesi şu şekilde.

Martin ve ben bir süre Norveç'te balık temizleme işinde çalıştık. İşveç Polonyalı işçileri sömürdüğü gibi, Norveç'de İsveçli işçileri sömürüyor. Norveç'te daha çok para kazanıyorsun; planımız orada altı ay kadar kalıp albüm çıkarmaya yetecek kadar parayla eve dönmekti. Cumaları, iş çıkışı yevmiyelerimizi aldıktan sonra bir grup Norveçli herif pusu kurmaya başladı. Yolda durdurup paramızı almak için bizi tartaklıyorlardı. Ama bunu ancak iki kez başarabildiler. Çünkü balık fabrikasının yakınında bir saklanma yeri keşfettik. Kendimizi değil de parayı saklamaya karar verdik. Eski, terk edilmiş bir binaydı bu. II. Dünya Savaşı zamanında Norveçli direnişçilerin korsan radyo kurduğu bir üsmüş. Orada o zamanlardan kalma günlükler ve dosyaları bulduk ve zamanla bir şekilde kendimizi onlara yakın hissettik. O yüzden İsveç'e dönünce grubun adını Radio Department koyduk, Norveç direnişçilerine hürmetimizi göstermek istedik.

The Radio Dept - Never Follow Suit

The Radio Dept - On Your Side



Başka bir dünya özlüyorsunuz


Dünyada olup biten her şeye aşığım ben. Dünyada olup biten her şeye kırgınım ben. Hayatta hiç yalnız kalmayacaksınız ama bir tarafınız hep ağrıyor ve hep yalnız. "Başka bir dünya özlüyorsunuz" dedi gittiğimiz İmroz lokantasındaki fal bakan kadın...

Sigur Ros - Sæglópur

Sigur Ros - Varuo


13.08.2012

Biraz da sinema: Yılanların Öcü


Daha çekimleri başlar başlamaz olaylara yol açan, sansüre takılan, gösterildiği sinemalar "Kahrolsun komünistler!" sloganı atan gruplarca basılan, ancak dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in Çankaya Köşkü'ndeki özel gösterimden sonra "Filmi çok beğendim. Memleketin bize kapalı kalmış gerçekleri çok güzel aksettirilmiş. Köylerimiz hakikaten böyledir. Hatta gerçek buradakinden çok daha acıdır" deyip onay vermesinden sonra biraz olsun rahata kavuşan "Yılanların Öcü", Fakir Baykurt'un aynı adlı romanından uyarlanan bir köy dramı. Erksan'ın olay ve karakterleri sinemaya aktarırken yorum hakkını özgürce kullanmış olduğunu da belirtelim.

Yaşlı anası Irazca, karısı Haçca ve üç çocuğuyla küçücük toprağını ekerek yaşamını sağlayan yoksul köylü Kara Bayram'ın huzuru, tam evinin önündeki arsanın muhtar tarafından Haceli'ye satılmasıyla kaçar. Ev önüne ev yapmak olacak iş değildir. O güne dek aralarında herhangi bir sorun olmayan iki aile arasında büyük bir çatışma çıkar ve çaresiz kalan Irazca Ana, haklarını aramak için vilayetin yolunu tutar.



1963'te Rekin Teksoy'la yaptığı bir röportajda "Cesaret meselesini ele aldım. Müşküllerimizin çözülmesini istiyorsak, baskının her türlüsüne aldırmayıp, umutsuzluğu bir yana bırakıp, yasaların tanıdığı hakları sonuna kadar kullanmamız gerektiğini belirtmek amacı güttüm" diyen Metin Erksan, 27 Mayıs'la Türkiye'nin içine girdiği yeni döneme ve hak arama mücadelesine işaret eder "Yılanların Öcü"nde. Sinemamızda ele alınan köy hikayelerindeki 'pembe gerçekçilik' dönemi sona ermiş 'sert eleştirel gerçeklik' dönemine adım atılmıştır.

Tarık Dursun K.'nın "Her şeyden önce bir iyi niyet gösterisidir ve bu iyi niyet gösterisinin sinemamızın geleceği bakımından önemi büyüktür" dediği Yılanların Öcü, değerini öncelikle Erksan'ın yalın sinema dilinden ve oyunculuk performanslarından alan, Yalçın Tura'nın müziklerine de çok şey borçlu olan bir filmdir. Tüm oyuncular iyidir ama Aliye Rona hiç kuşku yok ki kariyerinin zirvesindedir. 1985'te Şerif Gören yönetiminde ikinci bir çevrim yapıldığını da belirtmeden geçmeyelim.

"Tunca Arslan"

The Dig – Hole In My Heart

Gary War – Careless

On the road


Bense ilgimi çeken insanlar söz konusu olduğunda hep yaptığım gibi peşlerinden sürükleniyordum, çünkü benim için yalnız çılgın insanlar önemlidir, yaşamak için çıldıranlar, konuşmak için çıldıranlar, kurtarılmak için çıldıranlar, aynı anda her şeyi birden arzulayanlar, hiç esnemeyen, beylik laflar etmeyen, yıldızların arasında örümcekler çizerek patlayan ve en ortalarındaki o mavi ışığı görenlere, "vay canına!" dedirten o sarı maytaplar gibi yanan, yanan, yanan insanlar."

Günün Dinleme Önerileri:

- Semiramis Pekkan "Olmaz Bu İş Olamaz"
- Talk Talk "Tomorrow Started"
- Ian Brown "All Ablaze"
- The Black Heart Procession "Blue Tears"
- Nico "One More Change"

Günün Filmi:


"On the Road" Walter Salles (2012)

Dünyada iki türlü acı çeken insan vardır. Yaşama sevinci eksikliği çekenler ve yaşama sevinci fazlalığından mustarip olanlar..

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Shocking Blue - Venus

Magic Numbers - Forever Lost

12.08.2012

Uyku ve uyanıklık arası


Uyku ve uyanıklık arasında yağmurlu bir pazar gününde bilindik şarkılardan bazı cover'lar...Ve bir bilgenin dediği gibi " Hiçbir şey, hiçten daha gerçek değildir."

Ve bu şehirde bir pazar sabahına uyanmak polisten göz yaşartıcı gaz yemek kadar gerçek. İnsan, yoksa yeterince duygusal değil miyim? diye sormadan edemiyor kendine...

The Kooks - Young Folks

Little Boots - Rich Boys

Foetus and Lydia Lunch - Don't Fear The Reaper

Fotoğrafçı Ryan McGinley’nin elinden çıkma bir modern çağ masalı, yeni Sigur Ros klibi...

11.08.2012

Trenin tam saatiydi


Yakında.. Yakında.. Yakında, ama ne zaman? Dehşet verici bir sözdü yakında. Yakında bir saniye içinde olabilir, yakında bir yıl sonra olabilirdi. Yakında dehşet veren bir söz. Bu yakında, geleceği sıkıştırıp eziyor, onu küçültüyor, kesin bir şey yok, hiçbir şey yok kesin olan, tam bir güvensizlik. Hem hiçbir şey değil, hem de her şey yakında. Yakında her şey, yakında ölüm...

"Heinrich Böll"

Françoise Hardy - Strange shadows

Club 8 - Love In December

10.08.2012

Acı çikolata


Doktor, bir ucu kapalı ve civa dolu bir tüpün içine bir parça fosfor koydu. Tüpü bir şamdanın alevine yaklaştırarak fosforu eritti. Daha sonra içi oksijenle dolu bir deney tüpüyle, gazı yavaş yavaş öbür tarafa geçirdi. Oksijen, erimiş fosforun bulunduğu tüpün üst kısmına yükselir yükselmez, birden şimşek çakar gibi, göz kamaştıran, güçlü bir parlama oldu.

"Görüyorsunuz ki fosfor üretmek için gerekli unsurlar insanın kendisinde vardır. Ayrıca izin verirseniz, size hiç kimseye söylemediğim bir şeyi söyleyeceğim. Anneannemin çok ilginç bir teorisi vardı: Derdi ki, biz insanlar her ne kadar içimizde bir kutu kibritle doğmuşsak da, onları tek başımıza yakamayız, tıpkı deneyde gördüğümüz gibi, oksijen ve mum ışığı gerek. Diyelim ki oksijen, sevdiğimiz insanın soluğundan bize ulaşabilir; mum ise, çeşitli gıdalar olabilir, müzik, okşama, söz ya da ses gibi ve bunlardan biri parlama nedeni olup kibritlerden birini yakar. Bir an, derin bir heyecanla kendimizden geçeriz. İçimiz sımsıcak olur; ama zamanla söner gider, ta ki yeni bir patlamayla yeniden canlanana değin. Yaşamak için, her birimiz kendimizdeki alevlendiricileri keşfetmek zorundayız, çünkü bunlardan biri harekete geçtiğinde, ruhumuz için gerekli enerjiyi sağlar. Bir başka deyişle, bu alevlenme ruhumuzun gıdasıdır.



Eğer kendimize özgü alevlendiricileri zamanında keşfetmezsek, içimizdeki kibritler nemlenir ve bir daha asla, hiçbirini yakamayız.

O zaman ruhumuz vücudumuzdan koparak, zifiri karanlıklarda dolaşmaya başlar ve kendine boşuna besin arar, oysa onun besini, yalnızca terk ettiği vücuttadır, gücü tükenmiş, soğuktan titreyen o vücutta."

"Laura Esquivel"

The Fresh & Onlys – Presence Of Mind

Black Marble – A Great Design

Daha iyi bir zaman


Öncelikle söyleyeceğim, çok açık olarak, hayli karanlık bir dönemde yaşadığımızdır. Bunun ardındansa, size bir grafitiden bahsetmek isterim. Arjantin'de, Buenos Aires'te bir duvara yapılmış grafitinin üzerinde şöyle yazıyordu: "Kötümserliği daha iyi bir zamana bırakalım."

"John Berger"

Dün terör artık bölge, çoğrafya, insan ayırmıyor bunu bir kez daha gördük. İzmir halkı kan vermek için hastanelere koşuyor. Taksiciler para almıyor. Birileri hala çıkıp "oruçlu adam kan verebilir mi?" diye soruyor. Ne hallere düştük. Bir insan olarak utanıyorum cidden.

Wild Nothing - Paradise

Cat Power - Cherokee

Siz Hiç LSV Dükkan Çikolatası Tattınız mı?


LSV Dükkan yani Lösev Dükkan’ında lösemili çocuklarımızın anneleri kendi elleriyle hazırladıkları organik kurabiyeler ve birbirinden renkli el emeği, göz nuru el işlerini sizlere sunuyor. LSV Dükkan bundan tam 12 sene önce LÖSEV Ankara’da, küçücük bir atölyede 5 anne ile başlayan bir çalışmayken bugün yüzlerce annenin ekmek parasını kazandığı meslek atölyeleri haline geldi.

                                      

Beslenme ile kanser arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekmek için kurulan bu minicik atölye, seneler içerisinde azim, sevgi ve inançla büyüdü. Giderek büyüyen ve insanın içini ısıtan bu başarı öyküsü, LSV Dükkan markasını yaratmaya kadar uzandı. Lösemili çocuklarımızın annelerinin umutlarını, hayallerini işlediği, sevgiyle yoğurduğu her bir LSV Dükkan ürünü sevgili çocuklarımızı hayata bağlayacak.



Tüm renkleri ve lezzetleri ile Türkiye’nin her yerinden LSV Dükkan’a www.lsvdukkan.com üzerinden ulaşabilir ve sipariş verebilirsiniz.

Lösev’i Twitter’da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...