31.10.2013

London Calling


The Clash'ın yaptıkları tek şarkı "London Calling" olsaydı bile, onların rock tarihinde özel bir yeri olurdu. Her satırı anlam yüklü zamanın ötesinde bir Londra marşı. Rock'n roll'un dünyayı değiştirebileceğinin en büyük örneklerinden birisi.

The Clash - London Calling

Gezici Festival 19. yolculuğuna hazırlanıyor


Ankarada yaşayan sinema severler için çölde vaha kıymeti taşıyan Gezici Festival 19. yolculuğuna hazırlanıyor. 
 

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival, 19. yolculuğuna hazırlanıyor. 27 Kasım–9 Aralık 2013 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak olan festival, bu yıl ilk gösterimlerini 27 Kasım'da Edremit'te gerçekleştirecek. Gezici Festival, 29 Kasım-5 Aralık'taki Ankara  gösterimlerinin ardından, 6-9 Aralık tarihleri arasında son iki yıl coşkulu bir şekilde festivale ev sahipliği yapan Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği'nin katkılarıyla Sinop’a konuk olacak. 

Gezici Festival bu yıl izleyicilerine sürpriz bir açılışla merhaba diyecek. Gezici Festival’in ilk yıllarından itibaren önemli bir destekçisi olan, geçen yıl “bir daha, bir daha” izlediği filmleri kendisiyle birlikte izleme fırsatı bulduğumuz sevgili Tuncel Kurtiz, bu yıl da özel bir bölümle aramızda olacak. Ülkemizde bu yıl çekilen uzun metrajlı filmlerden derlenen Türkiye Sineması 2013 bölümünde yer alan filmlerin yönetmen ve oyuncuları festivalde yapılacak galalarda izleyicilerle bir araya gelecek. Bölümün merakla beklenen filmleri Ankaralı izleyiciyle ilk kez buluşacak.

Gezici Festival, bir kez daha Berlin, Cannes ve Sundance gibi önemli festivallerde gösterilen ve ilgi çeken filmlerden oluşan bir Dünya Sineması seçkisini izleyicilerine sunmaya hazırlanıyor. Bu bölümde ABD’den Fransa ve Lübnan’a, Meksika’dan Kore ve Şili’ye, farklı ülkelerin sinemalarından çarpıcı örnekleri izleme fırsatı bulacaksınız. Gezici Festival izleyicisinin daha önceki yıllardan yakından tanıdığı Şilili yönetmenlerin filmleri Bir Ülke: Şili bölümünde gösterilecek.



Ne Yapmalı? bölümü izleyiciye özgürlük ve demokrasi mücadelesinin yöntemlerini düşünmeye davet edecek. Baskı ve sömürünün olmadığı bir dünya nasıl mümkün olabilir? Bunun için işe nereden başlamak gerekiyor? Bu seçkide yer alan filmler, kolektif mücadelelerden bireysel kahramanlara “Ne Yapmalı?” sorusuna yanıt getiren örnekler üzerinde duracak. Bölüm kapsamında düzenlenecek olan panelde farklı örgütlenme tarzları, demokrasinin temsili ya da katılımcı halleri, kente özgü eylemlilikler ve benzeri soruların yanıtları, filmlerin esinlediği hayallerin ışığıyla birlikte aranacak.

Gezici Festival programında bu yıl, farklı kurgu ve seçkileriyle dikkat çekecek üç özel bölüm bulunuyor. Şiir, roman ve öyküleriyle tanınan, Türkiye edebiyatının önemli isimlerinden;  Barış Bıçakçı’nın Gezici Festival izleyicisi için seçtiği iki sürpriz film Barış Bıçakçı: İki Film Arasındaki En Kısa Mesafe bölümünde gösterilecek. Barış Bıçakçı, seçtiği iki filmle, insanlık hallerine, ergenlikten yetişkinliğe geçişe, kaybedilenlere, taşra yalnızlığına yeni bir gözle bakmaya çağırıyor ve iki filmin arasındaki en kısa mesafeyi sorgulatıyor. 

Köken Ergun’un Video İşleri bölümünde, dünyada video ve performans alanlarındaki eserleriyle tanınan ve kısa belgeseli Aşura ile bu yıl Berlin Film Festivali’nde ödül kazanan Ergun’un, daha önce Oberhausen, Rotterdam, Sidney ve Zagreb Film Festivallerinde gösterilen video işleri toplu olarak Türkiye’de ilk kez izleyiciyle buluşacak. Festivale konuk olacak Ergun’un çalışmalarını Ankaralılar sürpriz bir sergi ile de daha yakından tanıma fırsatı bulacaklar. 

Türkiye’de deneysel sinemanın ilk örneklerinin ortaya çıkmasının 50. yılında Türkiye’den ve deneysel sinema denilince ilk akla gelen ülke olan Avusturya’dan kısa filmler Deneysel Sinema: Avusturya-Türkiye bölümünde izleyiciyle buluşacak.

Artık gelenekselleşen Kısa İyidir ve Çocuk Filmleri bölümleriyle beraber, küçük izleyiciler için bir canlandırma atölyesi de Gezici Festival programının parçası olacak.

İlk yılından bu yana Gezici Festival’i yalnız bırakmayan ve her yıl festivale birbirinden özgün ve eğlenceli afişler sunan Behiç Ak, bu yıl da hazırladığı afişle Gezici Festival’in parçası olacak.

Daha geniş bir bilgi için http://www.gezicifestival.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

Belki Başka Sefere


Hepimiz bir şeyden korkarız; korku soyutlanmış halde var olamaz, hep bir şeyle ilintilidir. Kendi korkularınızı biliyor musunuz? İşinizi kaybetmekten, yeterince yiyecek veya paraya sahip olamamaktan, komşularınızın veya toplumun hakkınızda ne düşündüğünden ya da başarılı birisi olamamaktan, toplumdaki yerinizi kaybetmekten, küçümsenmekten veya alay konusu olmaktan duyulan korku; acı ve hastalık, hükmedilme, sevginin ne olduğunu asla bilememe, sevilmeme, eşinizi veya çocuklarınızı kaybetme, ölüm, ölüme benzer bir dünyada yaşama, can sıkıntısı, başkalarının zihinlerindeki imgenize layık olamama, inancınızı yitirme korkusu; bütün bunlar ve sayısız başka korkular.

Siz kendi korkularınızı biliyor musunuz? Peki bunlarla ilgili genelde ne yapıyorsunuz? Onlardan kaçıyorsunuz, değil mi ya da üstlerini örtmek için fikirler ve imgeler icat ediyorsunuz? Ama korkulardan kaçmak onları büyütmekten başka bir işe yaramaz...

"Jiddu Krishnamurti"

Bir bilgenin dediği gibi "Ben yoksam sen yoksun, ben yoksam hiç kimse yok..."



Ve güzeller güzeli Jean Seberg. Özellikle Jean-Luc Godard'ın Serseri Aşıklar filminde belleklere kazınan Jean Seberg'in Iowa'da başlayan yaşam öyküsü, döneminin sinema yıldızlarının geleneğine uygun biçimde iniş çıkışlarla dolu. Azize Joan'la başlayan sinema kariyeri boyunca küçük rollerden başyapıtlara geniş bir alanda ürünler veren Seberg'in hayatı sıradan bir aktrisin yaşamı gibi çok basit değil aslında. Kara Kaplanlar'la ilişkisi nedeniyle FBI tarafından takip edilen, ünlü yazar Romain Gary ile olaylı biçimde evlenen ve belki de ölüm kurgusunu da ondan alan Seberg'in yaşam öyküsü Maurice Guichard'ın kaleminden Ender Bedisel'in çevirisiyle Agora Kitaplığı'nca yayınlandı.

Silver Swans - Let It Happen

Plaklar neden sevilir?


Plak müziğe ulaşmanın en keyifli yöntemlerinden birisidir. Peki neden plak derseniz? Bizzat plak kolleksiyonu yapan biri olarak bu durumu açıklamaya çalışacağım. O halde plak dolu yolculuğumuz başlasın.

- Müziği plaktan dinlemek kesinlikle en keyif verici yöntemdir.. Sesler net ve doyurucudur. Genellikle aldığınız bir albümü baştan sona dinlersiniz. Özellikle yıllardır aradığınız ve sonunda bulduğunuz bir plağın dinlenmesi törensel bir ritüele dönüşür.

- Plak sayesinde odanızı bir müzik dükkanına dönüştürebilirsiniz. Tamamen kendi zevkinize göre sıraladığınız plaklar çok hoş bir görsel oluşturur. Plak çalarınız tamamen sizin tercihinize kalır. Ya eski klasik bir model ya da modern yeni bir cihaz.



- Plak satın alınarak sevdiğiniz bağımsız müzik şirketlerine destek olabilirsiniz.

- Hiçbir zaman bir plağın tek bir fiyatı yoktur. Aynı plağı çok değişik fiyatlara bulabilirsiniz. Bu yüzden plaklar araştırmayı seven insanlar için biçilmez kaftandır. 



- Plak dükkanları içinde kaybolabileceğiniz bir hazinedir. Bir çocuk lunaparkta ne hissederse, bir plak sever aynı duyguyu hisseder. 

- Plaklar ile değişik resimler çektirebilirsiniz? Örnek resimde benim verdiğim poz gibi.



- Renkli plaklar ve değişik plak kapakları insanda bir sanat eseri hissiyatı yaratır.

- Ayrıca plak kapakları çok dekoratif bir malzemedir.


- Plaklar sayesinde birçok insanla tanışmak mümkündür. Aynı zamanda çok derin aşklar plak sevgisi ile başlayabilir.



- Belli bir zaman diliminden sonra DJ olma imkanınız vardır. 

- 45'lik plaklar yer olarak az yer kapsar. Az ve öz yapısıyla nokta atışı gibidir. Özellikle ülkemizde bolca eski döneme ait 45'lik plak bulmak mümkündür. Örnek resimde ben 45'lik avındayım.



- Yeni döneme ait plaklar genelde beraberinde albümün CD formatında indirilebilmesi için bedava bir download kuponu verir. Bir taşla iki kuş. 

- Plağı açtığınız zaman içinden ne çıkacağını bilmediğiniz için, duyduğunuz heyecanın bir tarifi yoktur. Kimi zaman içinden çıkan bir poster havaya uçmanıza neden olur.



- Plaklar belli sayıda basılır. Bu nedenle her satın alınan plağın bir basım numarası vardır. Kısaca o baskı numaralı plak sadece size aittir.

- Çok pahalı olduğu kadar, çok ucuza da plak bulmak mümkündür. 



- Plakların arasında zamanın nasıl geçtiğini asla anlayamazsınız. Hem satın almak için gezinirken, hem de dinlerken.

- Plak araştırmak bir arkeoloğun toprağı kazması gibidir.



- Plaklar gerçekten bir arkadaş gibidir. Ruh haline göre seni dinler ve bir yol gösterir.

- Bir arkadaşınızın evinden plak aşırmak birinci derece savaş nedenidir.

- Bir kere plaklara gönül verirseniz, vazgeçmek çok zordur. Gittiğiniz her şehirde, her ülkede plakların peşinden koşarsanız.

- Ve plaklar son yıllarda o hakettiği değeri tekrar kazanıyor. 

The Smiths - There Is a Light That Never Goes Out

30.10.2013

Başka Sinema


"Bir sinemaya gittim ve akşama kadar çıkamadım."

Evet bağımsız filmler için sadece festivalleri beklememize gerek kalmıyor. Yeni bir dağıtım modelini müjdeleyen 'Başka Sinema' 1 Kasım'da hayata geçiyor. Bağımsız sinema adına atılan en cesur adımlardan biri. Bu projeyi izleyici olarak desteklemek için bizlere önemli bir görev düşüyor. Sinema bir mucizedir ve bu mucizeye şahit olmak için hakiki sinemalara ve sahici filmlere ihtiyacımız var.

Başka Sinema Sinemaları:

Beyoğlu, Beyoğlu
Altınuzade, Capitol
Kadıköy, Rexx
Ankara, Büyülü Fener


Kasım Ayı Filmleri:

Sen Aydınlatırsın Geceyi (Onur Ünlü)
Frances Ha (Noah Baumbach)
Mavi En Sıcak Renktir (Abdellatif Kechiche)
Hayat Boyu (Aslı Özge)
Bir Vampir Hikâyesi (Neil Jordan)

İnsan


İnsan, yazgısını kendisi belirleyebilen tek varlık. İpin nerede bulunacağına insan kendisi karar veriyor ve insan, tüm tabiatta, tasarlayarak, planlar yaparak öldürebilen tek varlık.

En az yakıtla en çok insanın nasıl yakılabileceğinin planlarının yapıldığı yer Auschwitz bir sembol. İnsanın ne kadar vahşileşebileceğinin ve üstelik bu vahşiliği üstüne kan bulaştırmadan ne kadar steril bir şekilde yapabileceğinin sembolü.

Bunca vahşileşen modern insanın, bu vahşiliklerde sorumluluk duymaması modern toplum kurgularının ve siyasetin ne derece başarılı olduğunu gösteriyor olmalı!! "İşinde" insan yakan, işkence yapan bir Alman, bir Yahudi, bir İngiliz, bir Türk.. evinde hiçbir vicdan azabı duymadan çocuklarına sarılabiliyor.

Öteki çocukların gözleriyle bizlerin gözleri arasına aşılmaz duvarlar yerleştirmekte çok hünerli bir çağın mensubuyuz çünkü!..

Yuki Murata - Glitch

Paul Klee’nin kuklaları


Birinciblog ekibimizden sevgili Hande yazdı:

Londra’nın dünyaca ünlü modern sanat müzesi Tate Modern’de şu sıralar Paul Klee var. Sergi 16 Ekim’de başladı. 9 Mart’a kadar devam edecek. Modern zamanların en yaratıcı, en büyük ressamlarından Klee, Bauhaus ekolünün en iyi öğretmenlerinden biri, bir başka deyişle Bauhaus’un Buda’sı. Müziğin ritm, çokseslilik gibi özelliklerinin yansımaları resimlerinde büyük yer tutup müzikal sembolleri resim dili üzerinde sıkça kullandığından; pekçoklarınca müziğin ressamı olarak da tanınır. Zaten bir keman virtüözüdür. Resim eğitimini, 5 çaylarında keman çalarak kazandığı parayla tamamlamış mesela. Karısı Lily de bir piyanist.

 Paul Klee arkasında 10 binden fazla eser bırakmış bir sanatçı. Tate Modern’deki sergi oldukça büyük bir seçkiden oluşuyor. “Making Visible” adıyla 17 ayrı odada, Klee’nin 1912’den 1940’a kadar yaptığı 300 civarında eser yer alıyor. Yanısıra küratörlerce özenle hazırlanmış, aralarında Klee’nin günlükleri, hakkında yazılanlar ve ders notlarının olduğu bir dolu döküman da var.

Yazının devamı burada diyerek sizi o kuklalar ile başbaşa bırakıyorum




Patrick & Eugene - The Birds and the Bees

Disclosure - Apollo


Pokemon neslinin son temsilcisi Lawrance Kardeşler, yani sahne isimleriyle Disclosure, Settle albümlerinin meyvesini toplamaya devam ediyorlar. Bu kafası kıyak ikili, son çıkardıkları şarkı ile bir kez daha dans ettiren ritimlerin aranan isimleri olduğunu ispat ediyorlar. Yeni şarkı Apollo yine kendilerine özgü olmuş.



Love Is To Die


2010 yılında çıkardıkları 'The Fool' albümleri ile büyük bir ses getiren  Los Angeleslı hanım ablalardan oluşan Warpaint, 'Love Is To Die' isimli yeni şarkılarını hayranları ile paylaştı. Minimalist, psychedelic ve karanlık tınıları lo-fi kazanı içinde harmanlayan Warpaint, 9 Kasım’da İstanbul Babylon sahnesinde İstanbullu hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor.

Warpaint - Love Is To Die

29.10.2013

Böyle, hep böyle durmaya geldiğimi sanırdım


Yapılan bir şeydi gündüzümüz ve

Gecemiz isteğimizce kullanılmazken

Ve biz bir şeye katılırken.

Yüzüm küçük, ufak, öyle sanırdım.

Böyle, hep böyle durmaya geldiğimi sanırdım
Dağlara sürerken yeşilliği ilk yaz
Çocukların sakalları çıkmaya başlarken
Bando mızıkalar çalınırken
Her şeyin yapılmasına katılırdım
Biraz hüzünlü, biraz şaşkın, biraz şen
Her şeyin yapılmasına katıldığımı sanırdım.
Sonra gece. Sonra yanlışlığım. Sonra alerji
Yani kurdeşen.

"Turgut Uyar"


Kumların Kadını


“Sorun saçmalığa varan bu hayatta, yaşamaya değip değmeyeceği sorunu!”

Belki de hayatı saçma hale getiren ve bu yüzden de yaşanmaz kılan kendi eylemlerimizdir! Belki de, nedenle sonucu karıştıran modern yanılsamaya tutulmamızdır bizi “saçma” ile karşı karşıya bırakan..

“Kum kürümek için mi yaşıyorsun, yaşamak için mi kum kürüyorsun?”

Kendi kurduğumuz saçmalığı ontolojik hale getirmemizin bir dışavurumu olabilir mi bu söz? Yaşadığımız hayatlar da üç aşağı beş yukarı böyle değil mi ki zaten?

Yaşamak için mi çalışıyoruz, çalışmak için mi yaşıyoruz mesela? Bir süre sonra ise düşüncelerimizde bunun bir ayrımı kalmıyor galiba. Kendimizi, kendi yarattığımız kocaman bir saçmalığın ortasında buluveriyoruz. Yaşadığımız o cehennemi evimiz zannetmeye ve başka bir dünya hayal edememeye başlıyoruz. İşini, eşini, sevgilisini kaybeden insanların sudan çıkmış balığa dönmesi de bununla ilgili olabilir mi? Mecazı gerçek yapmanın bir sonucu olarak yanılgı ve saçmanın?

Hayatımız Sisifos söylencesinde olduğu gibi tepeden aşağı yuvarlanan kocaman taşı her seferinde tekrar tekrar yukarıya çıkarmaktan ibaret değil mi? Bizi de çevre köydeki “sahiplerimiz” kum küremeye mahkum etmiş olabilirler mi? Kum küremeden yaşayamayacağımıza ikna edilmiş değil miyiz bizler de?

Bütün bu yarattığımız saçmanın ortasında, her seferinde yaşamayı mı seçmek, yoksa kimi varoluşçuların yaptığı gibi intiharı mı yüceltmek en insancası? Bu iki yolun dışında insanlığa önerilecek bir yol yok mudur gerçekten?


Birkaç dakika deniz görmek için en mahremini teşhire zorlanan kum küreyici sakinlerin yaptıkları ile bizlerin para (ve yaşamak olduğuna ikna edildiğimiz her şey) karşılığı gururumuzu, ahlakımızı satılığa çıkarmamız benzer şeyler değil mi?

Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli


Kan işeyen çocukları vaatlerle öldürenler. Doğuştan kalbi delik olanlar. Aynı öfkeyle çoğalıp, aynı acının mezarını örtenler. Mektup paragraflarında bir atımlık canı kalanlar. "Hangi fotoğrafın gülen yüzüydüm" diye dövünenler. Her maddenin bir atomu olduğu gibi şiirin de vardır diye durup durup sayfalara kusanlar.

Bugün tarihi atılmamış, niye yazıldığı belli olmayan bir şarkıyla inim inim inledim. O şarkının nefesine sarılıp ağladım.

Gözyaşı nehri içinde yüzmeyi bilenlerindir dedim; kolya mı morarmış gözlerle nefes ayarı yapmak?

"Umay Umay" 
 
Umay Umay - Düşmedim Daha

28.10.2013

Vesikalı Yarim


- Sorsana evli miymiş?
- Soramam
- Neden?
- Ya evet derse...

Üzerinden kırk küsur yıl geçmesine rağmen, umutsuz bir aşkın çaresizliğini tanımlayan en güzel filmlerden biridir, 1968 yapımı ve Lütfi. Ö. Akad imzalı Vesikalı Yarim....

Şairin dediği gibi; Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe...
  
İlhan İrem - Yazık Oldu Yarınlara

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü


Bugün Ahmet Kaya'nın doğum günü. 28 Ekim 1957'de doğan Ahmet Kaya, 16 Kasım 2000'de Paris'te yaşamını yitirdi. Tarih 10 Şubat 1999 gecesi, yer Princess Otel Kongre Salonu, MGD ödül töreni. Ahmet Kaya, ödül almak için sahnede. Şarkısını okumaya başlamadan önce bir isteğini dile getirdi. Sonrasında film koptu. O akşam orada bulunan üçüncü sınıf şarkıcıların başlattığı linç girişimi bu provokasyonunun fitilini ateşledi. Tarafsız medya olayın üzerine benzin dökerek gündemini sağlamlaştırdı.

Sonraki süreci biliyorsunuz zaten. Bütün bu yıpratma savaşı, Ahmet Kaya’yı yorgun bir halinde yakaladı ve 16 Kasım 2000’de bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Yıllar sonra tek tek özürler geldi. Serdar Ortaç ne kadar özür dilediyse de gittiği üniversite konserlerinde çatal-bıçak yağmurundan kurtulamadı.

Ahmet Kaya bu ülkede tuhaf bir füzyon sahibiydi. Her kadar belli bir kesimin siyasi görüşünü temsil ediyor gibi gözükse de, halk nezdinde geniş bir dinleyici kitlesi vardı. Türban nedeniyle mağdur olmuş dindar bir kesim, “Kısa çöp, uzun çöpten hakkını alır elbette” şarkısı eşliğinde sorunu Allaha havale ediyorlardı. Yine ülkücü camia arasında sevilen isimlerden biriydi Ahmet Kaya. Bir kuşak sağ-sol kavgasında telef olurken “Hani benim gençliğim anne” diyordu. “Şafak Türküsü” kaç kişiyi gözyaşlarına boğmadı ki? “Başım Belada” derken bu ülkede kaç kişinin başı beladaydı. “Arka Mahalle” derken insanlar arka mahallelerde faili meçhul bir kurşunla ölmeye devam ediyordu. “Doğum Günüm” dedi, “Adı Bahtiyar” dedi, daha onlarca şarkı eşliğinde hep bir isyanı, zalim karşısında boğun eğmemeyi dile dökmedi mi? Biz millet olarak zalimden, gaddardan hep nefret edip, mazlumu sevmedik mi? Peki yanlış neredeydi o zaman? Bu sorunun cevabı “sadece yanlış zaman ve yanlış mekan” kadar kolay mıydı?

Peki tarih kimi haklı çıkardı? O gecede çatal-bıçakla atış talimi yapan bir seçkinler zümresini mi, yoksa Ahmet Kaya’yı mı?

Bugün Ahmet Kaya'nın doğum günü ve bir haber düştü ajanslara:

Cumhurbaşkanlığı kültür sanat büyük ödülü müzik alanında Ahmet Kaya'ya verildi.

Doğru ya biz önce döver sonra severiz. Huyumuz kurusun....

 
Ahmet Kaya - Yalanda Olsa

Yarım gün


Yarım gün tatil çok anlamsız. Tıpkı plaja gidip denize girmemek gibi... O yüzden yarım gün tatilleri ve kalp kıranları at tepsin!

Wild Child - Crazy Bird

Lou Reed yaşama veda etti!


Pazar günlerini hiç sevmezdim. Dün artık nefret etmeye başladım. Pazarları hep içinde gizli bir karamsarlık ve sıkıntı barındırır. Arafta kalmış bir gün gibidir. Gergin bir pazartesinin mesihliği yapan bir gün. Evet acı haber dün geldi. Müzik tarihine damgasını vurmuş bir isim olan Lou Reed, 71 yaşında hayata gözlerini yumdu. The Velvet Underground, solo dönemi, sanata olan aşkı, diğer isimlerle yaptığı çalışmalar derken koskaca bir 50 yıl. 1960'larda Andy Warhol'un desteği ile başlayan bir kariyer, kendisini örnek olan birçok müzisyenin yetişmesi ile hayat buldu. Lou Reed kimsenin cesaret edemediği konularda şarkılar yazdı. Hayatın zıtlıkları bestelerinin temel meselesiydi. Gitar çalma tekniği ve sesi ile unutulmazlar arasına girdi. Lou Reed, İstanbul Caz Festivali kapsamında Türkiye'ye gelmiş ve bir konser vermişti. Rahat ve huzurlu uyu büyük efsane. Perfect Day şarkısını yazdın ama, dediğin gibi her gün muhteşem geçmiyor. Hayatın yazılı olmayan kuralı gereği bazı günler çok berbat olabiliyor. Dün olduğu gibi...

Hepinize mutlu pazartesiler diyeceğim, ama öyle bir şeyin olmadığını hepimiz biliyoruz...

Lou Reed - Perfect Day

27.10.2013

No Woman, No Drive


Suudi Arabistan, dünyada kadınların araba kullanmasının yasak olduğu tek ülke. Bildiğiniz gibi Suudi Arabistan'da petrol'un getirdiği bol para beyinleri nadasa bırakmış olduğundan fazla söze gerek kalmıyor.

Fakat bu cahiliye devri düşüncelerine isyan eden insanlar yok değil. Örneğin Hisham Fageeh bir aktivist. Fageeh bu yasağı protesto etmek için ilginç ve yaratıcı bir yol bulmuş. Bob Marley'in ünlü 'No Woman, No Cry' şarkısını 'No Woman, No Drive' şeklinde düzenleyerek bir mesaj vermek istemiş. Elbette anlayana. İşte o video.

Leyla ile Mecnun'un finalini


Leyla ile Mecnun ekibinin yeni dizisi Ben de Özledim'in ilk bölümünde Leyla ile Mecnun'un finali açıklandı. İzleyicileri hayli duygulandıran final, sosyal medyada da geniş yankı buldu. İşte o final.

Style Council


Style Council, bu sıralar müzik yaşamına tek tabanca devam eden The Jam grubunun vokalisti Paul Weller tarafından 1983 yılında kurulmuştur. Grupta Weller ile birlikte, Merton Parkas, Mick Talbot ve D.C. Lee yer almaktaydı. Weller'in açık bir ifadeyle beyan ettiği gibi Style Council, soul müzik ile toplumsal konulara duyduğu duyarlılığı ortak bir potada eritmek için kurulmuştu. Bu anlamda grup kendisine örnek olarak Curtis Mayfield ismini seçmişti.

Weller'ın politik eylemciliği 80'lerin ortasında grevci maden işçilerinin aileleri için yardım toplamak amacıyla 'Soul Deep'i yayımlaması ve İşçi Partisi'ni destekleyen sanatçılardan oluşan Red Wedge'in kurucu üyeleri arasında yer almasıyla doruğa çıkmıştır. Grubun özellikle 'Our Favourite Shop' albümü kişisel olarak önereceğim bir albümdür. Style Council, soul, klasik, pop, rock gibi tarzların harmanladığı bir tecrübe olarak müzik tarihindeki yerini almıştır. Grup 1990'da kariyerine son noktayı koymuştur. Güzel günlerdi.

The Style Council - My Ever Changing Moods

13 Yaşındaki Yetenek


Feeling Good, Nina Simone tarafından yorumlanmış çok derin bir şarkıdır. İçinde pek çok duyguyu anda barındırır ve haliyle bu şarkıyı hakkıyla icra etmek zordur. Amerika da The X Factor yarışmasına katılan 13 yaşındaki Carly Rose Sonenclar, bu şarkıyı öyle bir söyledi ki aralarında Britney Spears'ında bulunduğu jüri ekibini ayağa kaldırmayı başardı. İşte o anlar.




Nina Simone - Feeling Good

26.10.2013

Enstrümantal şarkılar


Bazen bir şarkının sözlerine vurulursunuz, bazen de melodisine. İşte bazı şarkıların sizi bir yerlerden alıp başka bir boyuta sürüklemesi için illa içinde söz olmasına gerek olmuyor. İçinde söz olmayan sadece enstrümantal olan ortaya karışık bir seçki. Mutlaka seveceğiniz birşeyler çıkar arasından.

 “Ne ölmek nefessiz kalmaktır, ne de yaşamak nefes almaktır”

- Tortoise "Senaca"
- Brian Eno "The Big Ship"
- Moğollar "Alageyik Destanı"
- Fleetwood Mac "Albatross"
- Mogwai "Hunted By A Freak"
- Holy Fuck "Milkshake"
- The Who "Sparks"
- Jimi Hendrix "The Star-Spangled Banner"
- John Coltrane "India"
- Dirty Three "Deep Waters"
- Siluetler "Adanalı"
- Japan "The Tenant"
- Pink Floyd "Careful With That Axe Eugene"
- Led Zeppelin "Bron-Yr-Aur"
- R.E.M "New Orleans Instrumental No.1"
- Beach Boys "Let's Go Away For A While"
- Timur Selçuk" Yaralı Ceylan"
- Frank Zappa "Peaches En Regalia"
- John Cale "The Philosopher"

Mogwai - Hunted By A Freak

Holy Fuck - Milkshake

Yolcu


Körlük, hayatın gerçek sırlarına açılmak mı, yoksa görünen güzelliklerden mahrum olmak mı? Hayatının büyük bölümünde kör olan bir insan, birden görmeye başlarsa ne hisseder? Başlarda büyük bir coşku duyacağı ve her güzelliğe kendini vereceği muhakkak.. Ya hayatın kendisinin hayalleri kadar zengin olmadığını anlarsa? Ya korkuyu bilmeyen yüreğinin ne kadar büyük korkulara açıldığını fark ederse?

Ortaçağ'da Japon şairleri, hayatlarının tam ortasında şöhret ve maddi güce en fazla sahip oldukları anlarda, her şeyden vazgeçip, bir başka yerde bir başka isimle ve tümüyle farklı bir hayat yaşamak üzere kaybolurlarmış.

David Locke'un kimlik değiştirip başka bir kimlikle yaşamaya kalkışması körlerin görmeye başlamak için yanıp tutuşmasına benziyor. Her insan, hayatının rutinleşmiş kısmını körlük olarak tanımlayıp, "görmeye" açılmaya büyük istek duyar. Kendisinden başka hiçbir yeri olmayan insanın, kaçacak yer arama çabasıdır bu.

Her kaçış bir başka yakalanışa gebedir. Birinci hayatta, körlük mutlaka umudu beraberinde taşır. İkinci hayatta, umutla bağlanılan şeyin boşlukta soğurulduğunu görmek nasıl bir acı verir insana?

Yolcu, sinema tarihinin en muhteşem plan sekanslarından birisiyle biter. Körlüğün ya da görmenin sadece bir perspektif sorunu olduğunu, nefes alan kamarayla özetleyen bir sahnedir bu. Körlüğün ve görmenin hangisinin içinde olduğumuz, tümüyle nereye baktığımızla ilgilidir çünkü..

İyi yolculuklar..

Lhasa de Sela - Anywhere on This Road

25.10.2013

Duvar


Ben bir duvarım hiç güneş görmedim
sen hiç görmemiş bir duvar
yüzümüz benek benek tahta kurusundan
ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar
- kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
- sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan
- dilim dilim sırtımdaki yaralar
ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim
biz de duvarız dinleyen duyan düşünen duvarlar
bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar...

"Attila İlhan"

Yıl 1961, Berlin Duvarı inşa ediliyor


Yıl 1989, Berlin Duvarı yıkılıyor


Pink Floyd - Another Brick In The Wall

Yeni albümler çıktı


Cut Copy ve Arcade Fire gruplarının yeni albümleri yayınlanma tarihlerinden önce internet kara deliğine düşmüş bulunmakta. Dinlemek isteyenler buyursunlar.

Bu Cut Copy albümü:



Bu da Arcade Fire albümü. Bu arada cidden Arcade Fire çok bombastik olmuş.

Cuma şarkıları


Ve sonunda cuma geldi. Yoğun bir haftanın ardından, cumartesi gecesi ateşi için hazırlık vakti. Hafta sonuna hazırlık bağlamında ufak bir şarkı listesi sunuyorum. Keyifli dinlemeler. Bu arada Ankara'da ikamet eden dostlar cuma ve cumartesi akşamı Retrox alt katta sevdiğim şarkıları çalıyorum. Hepinizi beklerim.

- Juveniles "Fantasy"
- The Virgins "Rich Girl"
- Simian "Never Be Alone"
- The Presets "Down Down Down"
- Datarock "Dance"
- Foals "Cassius"
- Capital Cities "Staying Alive"
- The Whitest Boy Alive "Burning"
- The Black Keys "Lonely Boy"
- We Have Band "Where Are Your People"
- The Automatic "Monster"
- Yuksek "On A Train"
- Feldberg "Dreamin"
- The Airborne Toxix Event "Papillon"
- Calvin Harris "Stars Come Out"

Juveniles - Fantasy

Kadın ve erkek arasındaki farklar!


Kapı altından giren soğuk misali, dünyanın hiçbir zaman çözümü olmayan ilk ve tek çok bilinmeyenli denklemidir kadın ve erkek ilişkileri.  Kadın asla anlaşılmıyorum, erkek anlamıyorum der sürekli bozuk bir saat gibi. Evet bugün kadın ve erkek arasındaki farkları görseller eşliğinde hızlı bir ders şeklinde geçiyoruz. Yine de kadınlar iyidir. Sevmek, korumak ve yaşatmak gerekir. Eline sağlık Tanrım, çok güzel yaratmışsın kadınları. Seviyoruz hepsini...

Buyrun internetten aşırdığımız o görsellere:












Blur - Girls And Boys
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...