28.03.2015

Son!


Bunun sonun başlangıcı olduğunu biliyorum; ama seni sevmemin sonu değil, birlikteliğimizin sonu.

"Brief Encounter (1945), David Lean"


Efsane dizi X Files geri dönüyor


Bir dönem en sevdiğim şeylerden biriydi cuma geceleri yayınlanan X-Files dizisini dört gözle beklemek. Paranormal vakalar, gizemli olaylar, hiçbir zaman hükümet tarafından kamuoyuna açıklanmayan uzaylılar ve bunları araştırmakla görevli FBI ajanları Dana Scully ve Fox Mulder. Fox Mulder'ın kardeşinin uzaylılar tarafından kaçırılmasına inanması neticesinde bu dosyalara olan sonsuz inancını, Scully'nin bilime ve gerçeklere dayanan tavrı bir şekilde dengeliyordu. Bu ikili arasındaki açıklanamayan müthiş kimya dillere destandı. Dizi her zaman net olmayan bir sonla biter,  kafalarımızda bir soru işareti bırakır, o sigaralı adam sinir katsayımızı yükseltir ve sürekli kendi kendimize "acaba" derdik. İlk kez 1993 yılında televizyon ekranlarında yayınlanmaya başlayan X-Files, tam dokuz sezon devam etmiş, devamında sinema filmleri çekilmişti.


Yine bu dizinin 'Sır Dosyası' ismiyle Türk versiyonu yapılmıştı. Senaryosu ünlü Muska kitabının yazarı Sadık Yemli tarafından yazılan dizi Taylan Biraderler tarafından çekildi ve sadece beş bölüm yayınlandı. Dönemi itibariyle çok ileri bir teknikle 16mm sinema formatında ve sesli çekilen dizi paranormal olayları araştıran Mavi Büro'nun başından geçen olayları bu çoğrafyanın dilinde anlatıyordu. Taner Birsel ve Mehmet Günsür'un başrolünü oynadığı dizi gerek Demir Demirkan'ın yaptığı Ahura isimli jenerek müziği ve gerekse o dönem için Türkiye şartlarında denenmemiş bir temayı konu almasıyla çok değişik bir yapımdı.

Evet geçtiğimiz günlerde dedikodular doğrulandı ve 13 yıl önce sona eren The X Files'ın ekranlara geri döneceği doğrulandı. FOX'un CEO'ları Dana Walden ve Gary Newman'ın duyurduğu habere göre efsanevi FBI ajanları Mulder ve Scully'nin yeni maceraları mini bir dizi olarak devam edecek. 6 bölümden oluşacak onuncu X Files sezonunda; David Duchovny ve Gillian Anderson, unutulmayan karakterler Ajan Mulder ve Ajan Scully'yi yeniden canlandıracaklar.


Ok Computer Artık Tarihi Eser


Modern rock tarihinin en önemli albümlerinden Radiohead'in 1997 tarihli 'Ok Computer' albümü tarihi eser olarak ABD Kongre Kütüphanesi'nin arşivine girdi. Albüm kültürel, tarihsel ve estetik açıdan bir sanat eseri olarak görüldüğü için arşivlenecek. Kütüphanenin 15 yıl boyunca her yıl arşivine 25 albüm eklediği biliniyor.


22.03.2015

Sen ve Ben


Sen gülünce ben de hemen gülüyorum. Sen ağlayınca ben de hemen bir sigara yakıyorum. Sen pazara çıkınca ben de en azından balkona çıkıyorum. Sen bir şey sorunca biraz düşünüp cevap veriyorum ama çoğu zaman yine yanlış oluyor, kimi zamansa susarak boş bırakıyorum o soruyu. Sen tartışmak isteyince bildiğim her şeyi unutuyorum. Sen unuttun mu deyince zaten bildiğim bir şeyi tekrar hatırlıyorum. Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki. Aslında ben hala bu şakaya nasıl karşılık vermem gerektiğini arıyorum.

"Emrah Serbes"

Kahvaltı


Cemal Süreya kahvaltıyla ilgili olarak: 

"Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı" der. 

Burak Aksak ise konuyu bir adım öteye taşıyarak 

"Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olabilmesi için masada en az iki çay bardağı olmalı." diyerek noktayı koyar....

Mutlu Pazarlar..

Eugenius - Breakfast

21.03.2015

Blur'dan Yeni Bir Şarkı Daha


Şüphesiz müzik adına 2015 yılının en güzel haberi Blur'un tam kadro olarak 27 Nisan'da çıkaracağı yeni albümü. “The Magic Whip” ismini taşıyan bu albümden yeni bir şarkı daha servis edildi. İşte o şarkı “There Are Too Many of Us” huzurlarınızda...


Mystery Train


Jun: Çok fazla uyuyorsun. Hayatının yarısı rüyalarda geçiyor.

Mitsuko: Evet.. Ama uyumak harika bir şey. Öldüğünde bir daha hiç uyuyamayacaksın. Bu da rüya göremeyeceksin anlamına geliyor.

"Mystery Train (1989), Jim Jarmusch"


Elvis Presley - Mystery Train

The Virgin Suicides


Bugün tozlanmayan albümler köşesinde 2000 yılına uzanıyoruz. Bu albüm aslında bir film soundtrack'i. Ses ve görüntünün birbirini kusursuzca bütünlediği muhteşem bir uyum. Sofia Coppola'nın ilk yönetmenlik deneyimine eşlik eden isim ise elektronik müziğin Fransız ikilisi Air. Hayattan hiçbir beklentisi kalmayan beş kız kardeşin trajik hikayesinin anlatıldığı film, Air'in iç parçalayan müzikleri arasında ses ve görüntü sinerjisinin doruklarına ulaşıyordu.


Nicolas Godin ve Jean-Benoit Dunckel ikilisinden oluşan Air, çıkış albümleri olan Moon Safari'de yakaladıkları başarıyı bu soundtrack albümüyle zirveye taşıdılar. Albüm, tıpkı filmin kendisi gibi hüzün dolu ve dokunaklı. Filmin bir sahnesinde doktor, 13 yaşındaki kıza neden intihar etmek istediğini soruyor. Kız da "Siz belli ki hiç 13 yaşında bir kız olmamışsınız Doktor" diye cevap veriyor. İşte bu nedensizlik, muğlaklık, melankoli film müziklerinin de içine sızıyor. Özellikle 'Playground Love' şarkısı bir yandan David Lynch filmlerinin karanlığını, diğer yandan Serge Gainsbourg'un baştan çıkarıcı romantizmini barındırıyor. Mutlu görünen bir toplumun arkasında sakladığı büyük boşluk.

Özetle bu albüm pop tarihinin en harika ağıtlarından biri olarak parlamaya devam ediyor.


15.03.2015

Kedi Baz Artık Daha Mutlu


Bu dünyanın çok vahşi bir yer olduğunu kanıtlarcasına acı bir olay yaşanmıştı 2014 yılının sonlarında. İngiltere'de tek suçu burnunun alt kısmındaki tüylerin siyah olması nedeniyle Hitler'e benzemek olan kedi Baz işkenceye maruz kalmış ve sol gözünü kaybetmişti. Bu olaydan sonra binlerce kişi onu yaşatmak için toplantı ve Baz yaşama sevincini unutmayarak hayata döndü.

Baz'ın sahibi 26 yaşındaki Kirsty Sparrow, gerçekleşen olayın ardından yaşananları, "Gözü tamamen iyileşti ve eskiye oranla çok daha ağırlaştı. Birçok kişi onun Hitler'e benzediğini düşünüyor, ancak o çok ürkek ve nazik. Yaşadıklarının ardından daha sinirli olmadı, bu çok garip. Bahçede dursa da, dışarı çıkmaktan çok mutlu" sözleriyle anlattı.

Cidden nasıl bir ruh hali bir hayvana böyle bir şey yapar. Çok can yakıcı ve üzücü...

Morphine - Have a Lucky Day

10.03.2015

Beck - Sea Change


Bugün tozlanmayan albümler köşemizde 2002 yılında çıkan Beck'in 'Sea Change' albümü var. 90'lı yıllara damgasını vurmuş 'Loser' şarkısının gazıyla Beck, yıllar yılı modası geçmiş hip hop beat'leri ve ikinci sınıf bir folk müziğiyle cepten yemeye devam ediyordu. 

Kız arkadaşı Leigh Limon'dan ayrılması ve bu süreçte scientology tarikatına katılması, Sea Change albümünün nasıl bir mutsuzluk girdabına sürüklendiğini açıklıyordu. Bu albüm, Beck'in tüm samimiyetiyle içini döktüğü, acılı sesinin her tonunu kullandığı bir çalışmaydı. Yapımcı Nigel Godrich, bütün sözleri Beck'e ait olan 12 şarkıya ayrı bir ruh katmıştı. 'Paper Tiger', 'Lost Cause', 'Little One', 'Lonesome Tears', 'Sunday Sun' gibi şarkılar özetle kalbi kırık bir adamın bütün dünyaya haykırışı gibiydi.

Bu albüm için sanatçının ruhunu bulduğu en özel Beck albümü tanımlamasını yaparsak sanırım teşbihte hata yapmayız. 


Para


"Şu iflas etmiş dünyada en geçerli para birimi; kendin gibi bir insanla paylaştığın duygulardır."

Il Postino: The Postman (1994), Michael Radford


Yürüyenler, Koşanlar ve Sürüngenler


Burak Aksak bir yazısında özetle hayat yolculuğunda ilerleyenleri üç farklı yolcu tipine göre ayırıyordu. Yürüyenler, koşanlar ve sürüngenler.

“Yürüyenler, yolun tadını çıkaran, çirkinlikleri güzelleştiren, rastladığı insanlara yarenlik eden, varılacak yerden değil de yolun kendisinden keyif alanlardır. Mutluluğu da, hüznü de, sevinci de, acıyı da doya doya yaşarlar. Yaptıkları her hareketin sonucunu düşünür, birini kırmaktansa kırılmayı tercih ederler. Sahip olduklarının kıymetini bilenlerdir yürüyenler. Az konuşur, ama çok dinlerler. Hayalleri gökyüzü kadar geniş ve mavidir. 

Koşanlar, yolda olup biten hiçbir şeyin farkına varamazlar. Tek düşündükleri varacakları yerdir. Onlar için güzel olan kafalarında yarattıkları dünyadır. Mutluluk, hüzün, sevinç, acı… Yabancıdır onlar bu duygulara. Tüm dertleri daha hızlı koşabilmektir. Sabırları yoktur, pişmanlıkları çok. Geride bıraktıkları yolun, arkalarında bıraktıkları insanların pişmanlıkları. Koşanlar çok konuşur, az dinlerler.

Sürüngenler, varacakları yere sürünerek gitmeyi tercih ederler. İlerlemek için yürümek ve koşmak tehlikelidir onlar için. Takılıp düşebilir ya da başkalarına çarpabilirler. Böyle riskleri göze alamazlar. Sürünenler, yürüyenler ya da koşanlardan daha çabuk ilerleme kaydederler. Bir sürüngen için tek tehlike ezilmektir. Sürüngenleri sevmeyen bir çift ayağa denk gelirlerse ezilebilirler. Ancak bu pek olmaz. Çünkü yalanmak, yukarıda olanın hoşuna giden bir durumdur. Sıradan bir sürüngen; yürüyenlerden, koşanlardan ve hatta kendi dışındaki tüm sürüngenlerden nefret eder. Nefretleri büyük, hayalleri küçüktür. Onlar için herkes kendi çıkarları uğruna kullanabilecekleri birer araçtır. Sürüngenler konuşmaktan çok bağırmayı tercih ederler.

Tüm bunların dışında bir de duranlar vardır. Yaşayan ölü gibidir onlar. Duranlar, konuşmamayı tercih eder. Ne yolun bir önemi vardır onlar için ne de varılacak yerin.“

Peki hisli bir kadın ne diyordu: “Ne hoş bir güzelliği vardır, hafif adımlarla, dünyadan gülümseyerek geçenlerin.”

Ne mutlu bizim bu hayat yolculuğunda yürüyenlerden ve gülümseyenlerden olanlara…

5.03.2015

Lynsey Addario


Bugün hayata dair karelerin arkasındaki isim 1973 doğumlu ünlü savaş fotoğrafçısı Lynsey Addario. Sanatçının dünyanın çeşitli yerlerinde çekmiş olduğu ve savaş denen o lanet utanca dair ürpertici fotoğrafları. Savaş sadece masumları vurur, özellikle çocukları. 

Velhasıl çocukluk, hep cennette yaşamak gibi romantize edilmektedir. Bir de perdenin diğer yüzüne bakarsak onların da kahkahadan ziyade gelişme ve yetişme süreçlerinde "erken" büyümek zorunda kalabildiği gerçeği yatar ve çocukluğun belleği kendisine dokunan kirli parmak izlerini asla silmez.













Violent Femmes Geri Döndü


Violent Femmes, sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde zamanın ötesinde ruh bulmuş halidir. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali grubun yapıtaşını oluşturur.

En son 2000 yılında 'Freak Magnet' albümünü yayınlayan Violent Femmes, 15 yıl aradan sonra dört şarkılık yeni bir EP ile geri dönüyor. 2009'da dağıldığını duyuran grup, 2013'te tekrar bir araya gelmişti. İşte bu hasreti gidermek için yepyeni şarkı 'Love Love Love Love Love' huzurlarınızda. Ama aşk elbette iyidir, bütün kıta parçalarında... Afrika dahil...



4.03.2015

The Go-Betweens "16 Lovers Lane"


Bugün tozlanmayan albümler köşemizde 1988 yılına uzanıyoruz. 80'li yıllarda müzik eleştirmenlerinin gözde gruplarından The Go-Betweens ve onların 1988 tarihli "16 Lovers Lane" isimli albümleri. Avustralya'da Robert Foster öncülüğünde kurulan The Go-Betweens dönemin özellikle Television, Talking Heads, Patti Smith gibi isimlerin başını çektiği New York No Wave akımının etkisinde kalmıştır. Kuruluş ve grup üyelerinin şekillenme sürecinin ardından bir single kaydı için İngiltere'ye yapılan yolculuk ve burada dönemin en saygın plak şirketlerinden Rough Trade Records'un sahibi Geoff Travis ile tanışma hikayenin peri masalı kıvamındaki devamı.

Seksenlerin büyük bir kısmını Londra'da geçirdikten sonra Avustralya'ya dönen The Go-Betweens kan kaybetmeye başlamıştı. Basçılarını yitirmişler, yerine gelen John Willsteed alkol problemiyle boğuşuyordu. Solist/söz yazarı  Robert Foster ve davulcu Lindy Morrison aşkı bitmiş. Bunun etkisiyle Foster olabildiğince melankolik şarkılar yazıyordu ("Dive For Your Memory", "Love Is A Sing"). Diğer taraftan ekibin diğer üyesi Grant McLennan yeni bir aşka yelken açmış ve içinden mutluluk fışkıran aşk şarkıları yazıyordu ("Love Goes On", "Quiet Heart"). Bu nedenle bu albüm melankolik ve mutluluk dolu aşk şarkılarının kapışmasına ev sahipliği yapıyordu. Hatta bazı müzik yazarları "16 Lovers Lane" albümü için tüm zamanların en yürek parçalayıcı albümü yakıştırmasını yaparlar. İçindeki on nefis şarkı hayata ve aşka dair bir roman gibidir.

Elbette grubun sıkı hayranları bu altıncı stüdyo albümünü, post-punk'ın sivriliğinden uzaklaşarak yumuşamakla suçluyorlardı. Kim ne derse desin elbette "16 Lovers Lane" müzik tarihinin en etkileyici aşk albümlerinden biri olacaktı. Gelelim hikayenin diğer tarafına, hayat üzerine yazdıkları kederli, melankolik karanlık sözlere ve İngiliz Müzik Basınının gazına rağmen hiç bir zaman listelerde istedikleri başarıya ulaşamayan The Go-Betweens üyeleri 90'lı yılları solo çalışmalar ile geçirerek, 2000'li yılların ortalarında tekrar bir araya gelerek albüm çalışmaları yapmışlardır.


The Go-Betweens - Love Goes On
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...