29.01.2016

Lanetli Festival


2010 yılında Belçika'nın Hasselt kenti yakınlarında düzenlenen Pukkelpop müzik festivali ardında bıraktığı iki ölüm haberiyle lanetli festival damgasını yemişti. Festival sırasında The Call grubunun solisti Michael Been, Black Rebel Motorcycle Club grubunda ses mühendisi olarak çalışan oğlunun sahneye çıkmasından kısa bir süre önce kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti.

20 Ağustos günü yine aynı festivalde sahne alan İngiliz synth-electro pop üçlüsü Ou Est Le Swimming Pool grubunun solisti 22 yaşındaki solisti Charles Haddon, akşam 19.30 civarında binlerce kişinin bakışları arasında tırmanmış olduğu verici direğinden kendisini boşluğa bırakarak hayatına son verdi. Grubun öğle saatlerinde verdiği konser sırasında grup üyelerinden Joe Hutchinson, son şarkıyı söylerken seyircilerin üzerine atlamış ve üzerine düştüğü genç kız yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı. Özellikle "Dance The Way I Fell" parçaları ile çok iyi bir çıkış yakalayan Ou Est Le Swimming Pool, aynı yılın Ekim ayında ilk ve son albümlerini yayınlayarak müzik hayatına son verdi.

Cuma'lı Şarkılar


Müzik en genel tanımı ile sesin biçim ve devinim kazanmış halidir. Başka bir deyiş ile de müzik, sesin ve sessizliğin belirli bir zaman aralığında ifade edildiği sanatsal bir formdur. Elbette bu ansiklopedik tanımın ötesinde müzik bir yaşam biçimidir. Müzik her yerdedir. Barselona’da El raval’da, Madrid’de Lavapiés’te, Lizbon’da Barrio Alto’da, Buenos Aires’te La Boca’da, Bahia’nın her gece müzik çalınıp dans edilen sokaklarında, Montevideo’da Eduardo Galeano’nun sıklıkla gittiği Brazil Kafe’de, Londra’da kimselerin pek bakmayı akıl etmediği punk kulüplerinde, Roma’da Termini İstasyonun arka tarafındaki mahallelerin birindeki bir barda, Atina'nın dar sokaklarında, Berlin Kruezberg’de, Marakeş’teki dışarıdan bar olduğu anlaşılmayan dükkanlarından birinde, sıkıcı Paris’in küçük kitapçılarının bazılarında... 

 http://fakfukfon.wordpress.com

Müzik en derin ruhlarda doğar ve gökyüzünü aşar.

Bugün günlerden cuma ve şarkılarımızın konusu cuma günü. Özetle hafta sonunuz keyifli, neşeniz on kaplan gücünde olsun...

- The Specials "Friday Night, Saturday Morning"
- Jens Lekman  "Friday Night At The Drive-In Bingo"
- Eliot Sumner "Come Friday"
- Why "Good Friday"
- Deer Tick "Friday 13"
- Lily Allen "Friday Night"
- Shed Seven "She Left Me On Friday"
- The Fall "Gramme Friday"
- Goldspot "Friday"
- Lydia Lunch "Friday Afternoon"
- The Cure "Friday I'm in Love"
- Morrissey "Friday Mourning"
- Durutti Column "Fridays"



26.01.2016

Hüzün Mevsimi


"Elbet geçer bu hüzün mevsimi, bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün, o gün size sevinci de anlatacağım..."

Arkadaş Zekai Özger


Güle Güle Ergüder Yoldaş


Özellikle Attila İlhan-Ergüder Yoldaş birlikteliğinin doruk noktası olan Sultan-ı Yegâh, Elde Var Hüzün gibi başyapıtlara imza atan usta müzisyen Ergüder Yoldaş dün hayatını kaybetti. Bir dönem insanlara küserek, yalnızlığı seçti. İnsanlar onu kurtarmak! için seferber oldular. Aslında kim kimi kurtarmalıydı? Tartışılır. Bıçak keskinliğinde ince bir çizgide ilerleyen hayatına rağmen, Ergüder Yoldaş Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük müzisyenlerden biriydi. Toprağın bol olsun...

25.01.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Şairin dediği gibi:

"Sana bir boyun atkısı gerek. Çünkü kış geldi.
Ve sular bir uzun geçmişe hazırlanır. Nerdeyse.
Bir çocuk ölür. Bir kadın hastalanır. Odalar bulutlanır."

Bugün yeni bir pazartesi. Dersimiz yine müzik, konumuz trip-hop diyerek, müzik tarihinin en güzel trip-hop albümlerinden seçtiğim beş şarkı huzurlarınızda. Mutlu Pazartesiler...

Portishead - Roads 

Geoff Barrow ve Beth Gibbons ikisinden oluşan Portishead, 1994 tarihli Dummy albümleriyle sadece doksanların değil, tüm zamanların en iyi çıkış albümlerinden birine imza attılar. Hüzün, acı, melodram, buz gibi bir atmosfer, Beth Gibbons'ın sesi eşliğinde insanı can alıcı yerinden vurmayı başaran klostrofobik karanlık bir tempo. Noir bir yol filminin 10 kaplan gücünde başucu müziği...




Goldfrapp - Pilots

2000'li yılların başında çıkan Goldfrapp'in Felt Mountain albümü bir hazine gibiydi. Orbital, Tricky gibi isimlerle yaptığı düetlerle dikkati çekmiş, 1966 doğumlu güzeller güzeli Alison Goldfrapp ve Will Gregory ortaklığına dayanan Felt Mountain albümü; yaylılar, ilginç analog sesler, karanlık piano vuruşları ve elbette Alison'ın şiir gibi akan sesi eşliğinde zamana meydan okuyan bir klasik.




Massive Attack - Teardrop

Doksanların sonunda (1998) çıkan, Massive Attack'ın üçüncü stüdyo albümü Mezzanine sadece trip-hop değil, hip-hop, kraut-rock, jazz gibi müzikal janrları bünyesinde barındıran beton gibi bir albümdü. Horace Andy, Elizabeth Fraser (Cocteau Twins) gibi konuk sanatçıları barındıran albüm, puslu bir atmosfer eşliğinde, hiptotik tonlarıyla kanın akışını yavaşlatıyordu. 




Skylab - Seashell

Skylab, 1973 tarihinde Amerikan uzay ajansı NASA tarafından fırlatılan ve işletilen bir uzay istasyonunun ismidir. Sanırım bu isimden anlaşılacağı üzere Skylab'in 1994 tarihli #1 adlı debut albümü size yerçekimsiz ve deneysel bir müzik ziyafeti sunuyor. 60'ların cazı, fun, soul ve deneysel ses efektleri. Albüm genel anlamda bir türün içine sokulamayacak kadar karmaşık olmasına rağmen kabaca trip-hop olarak niteleyebiliriz. Zaten grup üyeleri yaptıkları müziği o dönem için "sesin keşfi" olarak tanımlamışlar. Müzik tarihinin bu karanlık uzay üssünü mutlaka dinlemekte fayda var.




Morcheeba - Trigger Hippie

Paul ve Ross Godfrey kardeşler ve Skye Edwards'ın kırılgan vokali, 1996 yılında grubun "Who Can You Trust" isimli debut albümünde buluştu. Bulanık zihinler, sarsıcı beatler, yerinde kullanılmış scratch ve synthesizerler. Doğal yollardan kafa yapan, insanı uyuşturan, karanlık bir ruh sancısı...



Bonus: DJ Shadow - Six Days

Hiçbir türe sokmak istemediğim, ama bir nedeni yok yalnızca öptüm misali bu listede yer almasını istediğim benim için çok özel bir şarkı.  Şarkının Soulwax remiksinin de şarkıyı bir başka evrene taşıdığını dip not olarak belirteyim. Elbette bu listeye Thievery Corporation, Trick, Sneaker Pimps, DJ Krush gibi isimler eklebilir ama sonuçta sadece beş şarkılık bir liste. Ruhunuzu ve çevrenizi temiz tutmayı ve sokak hayvanlarını beslemeyi unutmayınız diyerek keyifli yolculuklar diliyorum.

22.01.2016

Tanımadığım Ten


Hey Douglas projesiyle keyifli işlere imza atan VEYasin, bu sefer müzisyen Ahmet Aslan‘dan “Tanımadığım Ten” şarkısına kendi yorumunu katarak güzel bir edit çalışması hazırlamış.


20.01.2016

5 Güzel Chvrches Cover'ı


Son dönemin synthpop kulvarında en başarılı isimlerinden bir tanesi İskoç üçlü Chvrches. Özellikle 2015 yılında çıkardıkları ‘Every Open Eye’isimli 2. stüdyo albümleri bu tarzı sevenler için çölde vaha misali bir hediye olmuştu. Grubun yapmış olduğu cover çalışmalarının tadı bir başka diyerek şarkılara kulak verelim.

- Do I Wanna Know?(Arctic Monkeys)



- Falling (HAIM)



- Stay Another Day (East 17)



- Game Of Thrones Theme Song



- Team (Lorde)

Elvis ve Sex Pistols


1956'da Elvis Presley'ye vücudunu hiçbir şekilde oynatmamak şartıyla sahneye çıkma izni verenler ya da Sex Pistols şovlarının yapılmasını yasaklayanların asıl korktukları şey, özgür bir kamusal alana duyulan özlemin açıkça dile getirilmesidir. Bütün bunlara rağmen Elvis ile Sex Pistols gündelik hayat modellerini dünya genelinde değiştirmiştir, seviyesini yükseltmiştir. Onların yaptıkları şeyler herhangi bir devrime yol açmamışsa da, dünya genelinde hayatı daha ilginç kılmıştır ve onların varlığı sayesinde şekillenmiş bir hayat hiç varolmadıkları takdirde yaşanacak bir hayattan daha ilginç olma özelliğini hala koruyor.

"Ruj Lekesi"

Tokyo Geceleri


Bugün hayata dair fotoğraf karelerinin arkasındaki isim Masashi Wakui. Dersimiz gece, konumuz yalnızlık. Tokyo'nun ışıltılı ama bir o kadar da yalnız geceleri...








19.01.2016

Savaş!


Savaş, iç deşer; savaş bağırsakları boşaltır. Savaş, teni yakıp kavurur. Savaş organları bedenden koparır. Savaş, yıkıp yok eder. Ve savaş, insan türünün doğasından gelir.

"Susan Sontag"


18.01.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bilge bir kadının dediği gibi; Tek şey için ağlanmaz, birikmiştir. Biriken günler içinden bugün yine bir pazartesi, bir ömürde acaba toplam kaç pazartesi olur? diye düşünürken biz pazartesi şarkılarına geçelim. Mutlu Pazartesiler...


The Last Shadow Puppets - Bad Habits

Dile kolay yaklaşık 8 yıllık bir aradan sonra Alex Turner ve Miles Kane ortaklığı The Last Shadow Puppet, yeni bir albüm çıkarıyor. 2016 ilkbaharında çıkması planlanan albümden bizleri selamlayan ilk şarkı 'Bad Habits' ismini taşıyor. 



Alex Turner - Piledriver Waltz

Bu arada Alex Turner demişken yine işin içinde onun parmağının olduğu bir çalışmayı es geçmeyelim. 2010 yapımı 'Submarine' gençlik düşleri üzerine çok keyifli bir filmdi. Filmin etkileyici müziklerini ise Alex Turner hazırlamıştı. İşte o şarkılardan biri olan 'Piledriver Waltz' tüm kalbi kırık bünyeler için gelsin. Ama boşverin, Turgut Uyar'ın dediği gibi "Haydi durma, göğe bakalım".



Inspiral Carpets - Move

Şimdi rotamızı Manchester kentinin gri sokaklarına çeviriyoruz. Tarih 80'lerin sonu, Manchester Sound ismi verilen bir müzik akımının dorukta yaşandığı bir dönem. İşte o dönemin en sevdiğim isimlerinden biri Inspiral Carpets ve onların eskimeyen şarkısı 'Move'. Özetle Inspiral Carpets sevişme kadar havalı...




The Only Ones - Another Girl Another Planet

1970'lerin sonunda Londra'da punk patlaması yaşanıyordu. İşte bu akımdan etkilenen isimlerden biri The Only Ones grubunun kurucusu sokak çocuğu-ozan Peter Perrett isimli bir gençti. 1978 tarihli debut albümleri hisli yapısıyla dönemin en güzel albümlerinden birisiydi. Albüm Breaking Down, Language Problem gibi çok güzel şarkıları barındırıyordu. Ama içlerinde bir tanesi zamanla bir klasik haline gelecekti.  Another Girl Another Planet, kafası karışık, öfkeli ve asi kaybedenlerin şarkısı. 





Selda Bağcan ve Boom Pam

Boom Pam, 2003 yılında Tel Aviv’de kurulan bir ekip. İsrailli grup bir çok müzik türünü harmanlayarak, kendilerine özgü, keyifli bir kimya tutturmuş. Grubun Selda Bağcan hayranlığı, bu ikilinin ortak konserler vermesine kadar ilerlemiş. Aşağıdaki video Boom Pam ve Selda'nın İsrail'de 2014 yılında verdiği bir konserden. İşte evrensel müziğin gücü...


15.01.2016

Nâzım Hikmet Şarkıları


Ne güzel demiş Nâzım;

Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak...

Söz artık şarkılarda diyerek, büyük şairin eserlerinden yapılmış bir şarkı listesi...

- Onur Akın - "Acayipleşti Havalar"
- Fuat Saka - "Bulutlar Adam Öldürmesin"
- Cem Karaca - "Ceviz Ağacı"
- Grup Yorum - "Bu Memleket Bizim"
- Edip Akbayram - "Gidenelerin Türküsü"
- Ruhi Su - "Kadınlarımız"
- Timur Selçuk - "Memet"
- Edip Akbayram - "Nice Nice Yıllara"
- Zülfü Livaneli - "Saat Dört Yoksun"
- Ezginin Günlüğü - "Seni Düşünmek Güzel Şey"
- Selda Bağcan - "Sen Memleketimsin"
- Sezen Aksu - "Tenna"
- Joan Baez - "Hiroşima"
- Yeni Türkü - "Sen"
- Edip Akbayram - "Özgürlük"
- Grup Merhaba - "Memleketim"
- Sümeyra Çakır - "Japon Balıkçısı"
- Timur Selçuk - "Günesin Sofrasındayız"
- Ayşegül - "Ankara'da Yedim Taze Meyveyi"
- Onur Akın - "Seviyorum Seni"
- Onur Akın - "Tuna Üstüne Söylenmiştir"
- Maria Farantouri - "Karlı Kayın Ormanı"
- Grup Yorum - "Haziranda Ölmek Zor"
- Edip Akbayram -"Güzel Günler Göreceğiz"

Nâzım Hikmet 114 Yaşında


Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

"Nâzım Hikmet"

Nâzım Hikmet 114 yaşında. İyi ki doğdun Nâzım...

14.01.2016

Kimiz Biz?


Ben sizden de değilim, diğerlerinden de; ben, ölüme dair yemin etmeyenlerden, tehdit savurmayanlardan, dinini ve ırkını aklının yerine koymayanlardanım. Ben hala şiir okuyanlardanım...

"Gabriel García Márquez"


11.01.2016

En İyi 10 David Bowie Şarkısı


Sözün bittiği yerde şarkılar başlar diyerek, hayatıma giren David Bowie şarkıları içerisinde benim için en iyi 10 tanesi.

10- Let's Dance




9- Rebel Rebel



8- Modern Love



7- Ashes to Ashes



6- Moonage Daydream



5- The Man Who Sold the World



4- Ziggy Stardust



3- Changes



2- Heroes



1- Space Oddity

David Bowie Hiç Ölür mü?


Karanlık bir pazartesi sabahı bir haber yayıldı. David Bowie öldü dediler... İnsan inanmakta güçlük çekiyor, koskoca David Bowie hiç ölür mü?

David Bowie hiç şüphesiz müzik tarihinin en nev-i şahsına münhasır kişiliğiydi. O başka bir gezegenden dünyaya düşen, kaçak yolcuydu. Öteki dünyanın yaratıcılığının sesi, hayatla ölüm arasında ufak bir mesafede erken doğum yapan tüm müzik türlerinin arkasında olan isim. Her dönem isyan edenlerin, memnuniyetsiz gençlerin ve hayatla bir şekilde meselesi olanların Arka Sokak Peygamber'i David Bowie... Çok değil, 8 Ocak'ta 69. doğum gününü kutladığımız ve yeni albümü Blackstar’ı bağrımıza bastığımız David Bowie hayata gözlerini yumdu.

Tanıdığım en büyük David Bowie hayranlarından biri olan sevgili Hande Demirel yıllar önce şöyle demişti; David Bowie olmasaydı müzik, moda, sanat… Berbat dünyamızı güzelleştiren ne varsa bugünkü gibi olmazdı. Hunky Dory’deki Andy Warhol’u duymasaydık hiç, Warhol’u daha çok sevebilir miydik? Ya da Godzilla, Godzilla olur muydu Heroes olmasaydı? Starman öncü olmasaydı, Morrissey sahnede o kadar rahat, Björk bu kadar tiyatral olabilir miydi? Mesela Kurt Cobain “The Man Who Sold The World”ü söylemeseydi? Nine Inch Nails’den “I’m Afraid Of Americans”ı, Duran Duran’dan “Fame”i ya da Alice In Chains’den “Suffragette City”yi dinlemeseydik? Brett Anderson ya da PJ Harvey, Bowie’yi ya hiç sevmeseydi? Herşey aynı olur muydu? 

Sanırım dünya biraz daha ıssız ve çokca anlamsız artık...


5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün yine bir başka pazartesi. Oysa her şey ne kadar da tanıdık. Dünden kalan puslu bir pazar, ufukta beliren yarım yamalak bir salı. Medeniyetin ve insanların arasında kayıp geçen günler, aylar ve yıllar. Medeniyet dedikleri icatların, hayatımıza giren keşiflerin sınırı yok artık. Mahremiyet sadece romanların konusu olmaya aday. Amaç sözde insanları daha mutlu, daha özgür ve daha mükemmel kılmak. Peki bu ilerlemeye inat aksi yönde koşar adım giden yalnızlığımız ne olacak? İnsanlar çevrelerindeki kalabalıklara rağmen o kadar yalnız ki? Birazcık tatlı muhabbet, başını yaslamak için sağlam bir omuz, dudaklarını dayayıp içeceğin billur ve bereketli bir yudum su... Hepsi bu aslında... Bazen en çok aradıklarımız en yakınımızda oluyor. Nereden baktığımıza bağlı.

Sözü uzatmadan şarkılara geçelim. Mutlu Pazartesiler...

Chromaticks - Girls Just Wanna Have Fun

Italians Do It Better son yılların en özgün müzik firmalarından bir tanesi. Italians Do It Better oluşumu ise Johnny Jewel ve Mike Simonetti ikilisinin dark-wave, synth pop ve disko türünde müzik üreten bağımsız grupları bünyesinde toplayarak oluşturdukları kollektif bir yapı. Johnny Lewel önderliğinde kurulan Glass Candy ve Chromatics projeleri down-tempo bir elektronik altyapısı altında dark-wave ve synth pop türünün en güzel tınılarını sunuyor.  Orjinali Cyndi Lauper tarafından seslendirilen ve 80'lerin unutulmaz şarkıları arasında yer alan Girls Just Wanna Have Fun, Chromatics tarafından farklı bir evrene taşınmış. 





MGMT - Kids

MGMT Andrew VanWyngarden ve Ben Goldwaaser'dan oluşan iki kişilik bir proje. Yolları Connecticut'taki Wesleyan Üniversitesi'nin çimlerinde kesişmiş. 2008 yılında yayınladıkları debut albümleri "Oracular Spectacular" müzik tarihinin en güzel ilk albümlerinden bir tanesi. Bu albümde yer alan Kids ise; ütopik gençliğin masumiyeti, tam büyümemek, içimizdeki çocuk üzerine hayalperest bir parça.




Talk Talk - Life's What You Make It

80'li yılların en kötü yanı, gelişen teknolojiye pararelel, synthesizer batağında boğulmuş her şeyin müzik diye yutturulmaya çalışılmasıydı. İşte Talk Talk bunu ilk reddenlerden biri oldu. Özellikle 1986 yılında yayınladıkları "The Colour Of Spring" narin melodileriyle, o karanlık günleri ışıl ışıl aydınlatıyordu. 




Jonathan Richman - I Was Dancing in the Lesbian Bar

Size bir sır vereyim mi? 2000'li yılların ortalarında  Jonathan Richman, Ankara'da benim de aralarında olduğum yaklaşık 20 kişinin izlediği bir konser verdi. Rock müziğin gizli hazinelerinden biri olan Jonathan Richman, hem melankolik, hem de komik olmayı beceren güzel bir insan. 





Peter Sarstedt - Where Do You Go to My Lovely

Wes Anderson sayesinde ikinci baharını yaşayan, İngiltere'de 1969 yılının bir numarası Peter Sarstedt hiti. Hani bazı şarkılar insanı alıp götürür ya. İşte bu şarkı onlardan biri.

7.01.2016

Trent Parke


Bugün hayata dair fotoğraf karelerinin arkasındaki ismimiz, 1971 Avustralya doğumlu fotoğrafçı Trent Parke..












Başkaldırı


Anlaşılmaz ve adaletsiz koşullar karşısında ortaya çıkan
akıldışılığı seyrederken doğar başkaldırı...

"Albert Camus"


6.01.2016

The Beatles


Liverpool'da elbette sayısız deri giysili kötü çocuk vardı. İtiş kakış bir liman kenti olan Liverpool, İkinci Dünya Savaşı'nın etkisinden henüz kurtulamamıştı. Alman istilasının hatırası olarak çevre moloz yığınlarıyla kaplıydı. İşsizlik seviyesi yüksekti ve çok sayıda gencin öldürecek bol zamanı vardı. Belki de kentin bu kadar çok rock and roll grubu çıkarmasının sebeplerinden biri de budur. 1961 sonbaharında, barlarda ve kafelerde düzenli sahne alan yüzlerce grup bulunuyordu. Mersey Beat adında on beş günde bir yayınlanan, kulüplerin reklamını yapıp grupların hikayelerini anlatan bir gazete çıkıyordu. 

Beatles'ın hikayesinin başında Liverpool'un kenar mahallerinden işçi anne ve babanın oğlu olarak dünyaya gelen John Lennon adında Livepoool caz ve blues kulüplerinin müdavimi olan 17 yaşında bir genç vardır. Bir süredir gitar çalan Lennon, The Quarrymen adındaki grubuyla bazı besteler yapmaktadır. Grupta eleman değişikliğinin yaşandığı bir süreçte kendisi gibi müzikle çok ilgili olan Paul McCartney adındaki İrlanda kökenli bir aileden gelen, kendisinden iki yaş küçük bir gitaristle tanışmıştır. Bir süre sonra Lennon'un ilk başlarda yaşı küçük olduğu gerekçesiyle istemediği George Harrison adlı bir gitarist daha kadroya katılacaktır. Pete Best'in davulun başına oturmasıyla grup önce Johnny and The Moondogs, ardından Johnny and The Silver Beetles adını alacaktır. Ancak grup elemanları bu isimden ilham alarak bir sözcük oyunuyla, hem cazdaki vuruşlara bir gönderme yapmak hem de beat edebiyatına bir selam çakmak amacıyla adlarını The Beatles olarak değiştirmişlerdir.

İşte bazı hikayeler çok basit başlar ama etkisi müthiş olur...


2015 Reuters Fotoğrafları


2015 yılı geride kaldı. Reuters Haber Ajansı'nın geride kalan yıla ait karelerine baktığımız zaman dünyada çok değişen birşey yok gibi. Yine yıkım, yine ölüm, yine kan, yine savaş... 

Ve şimdi bazı rakamlar dünyanın en zengin %1'inin varlıklarının toplamı geri kalan dünya nüfusunun yüzde 90'ının toplam varlığından daha fazla. Bir diğer rakam ABD’de aşırı yemek ve kilo nedeniyle oluşan obezite için harcanan para yıllık kırk milyar dolar ve resmin diğer tarafı; bütün dünyada saatte üç yüz, yılda iki milyon çocuk ve sadece Afrika’da her yıl on üç milyon insan açlıktan ölüyor. Sanırım sözün bittiği yer.










4.01.2016

Sevmek!


Büyük usta Sait Faik 'Alemdağ'da Var Yılan' kitabında, "bir insanı sevmekle başlar her şey" der, sonra da ironik bir şekilde "burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor" diyerek noktayı koyar. Ne tuhaf başlayan her şey bitiyor ve biten her şey unutulmaya yüz tutuyor. Hayata baktığın pencere ne kadar büyükse ruhun o kadar ışık alıyor sadece. Yaşam kimi zaman bir düş, kimi zaman bir gerçek. Bir elmanın iki yarısı. Algılar, sezgiler, kurgular, gerçekler arasında gelip giden bir takım umutlar. Asıl sorun ise bu umut kaybolduğu zaman ortaya çıkan trajedi. Ruhun ve bedenin o zaman ikiye bölünüyor. Ve bu asla bir elmanın iki yarısı gibi olmuyor. Ağır basan taraf diğerine bir azınlık gibi işkence çektiriyor. Katıksız mutluluk mu? Cüneyt Arkın abimizin dediği gibi; "Canımın içi böyle şeyler sadece romanlarda olur." Ve ne yazık ki her roman da biter. Tıpkı senin gibi, benim gibi...


İçimizdeki Şeytan


İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir suçlusunu bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, suçunu üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış biz mazlum gibi nefsimi şefkat ve iltimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması. İçimizdeki şeytan pek te kurnazca olmayan bir kaçamak yolu. İçimizde şeytan yok. İçimizde aciz var. Tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Gerçekleri görmezden gelmek huyu...


Türkiye'de Caz


Jazz in Turkey yönetmenliğini Batu Akyol'un yaptığı 2013 yapımı güzel bir belgesel. Keyifli seyirler...



Meleklerin Düştüğü Yer



Modern toplum güdüleri sınırlar, bireyin özgürlüğünü baskı altına alır. Artık inanç çağı yıkılmış, kuşku çağının kapıları aralanmıştır. Bir kez kapıdan içeri girildiğinde karanlık sizi yutacaktır.

Gecenin bilincine vardığında, yalnızlığı daha da koyulaştı. Hayattan kaçıp geceye, düşlere sığındı. Ruhun karanlık gecesinde yabancıyle buluştu. Karanlığa gömüldü ve giderek artan dozlarda afyon kullanmaya başladı. Dolu bir tabancayı cebinden eksik etmeden, Avrupa'yı baştan başa dolaştı. Çok yalın bir törenle Marsilya'da bir krematoryumda yakıldı. Bütün yataklar birer mayın tarlasıydı çünkü. Çünkü sarhoştu sanat; kendisi için yapılmış yatakta uyumaz, adıyla çağrıldığında da derhal kaçıp uzaklaşırdı.

Yasa açıktır:
"Cazibesiyle büyülemeyen hiçbir şeyin bilgisini edinme
Açık sınırlarda asla durma."


5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bir yıl daha tarihe gömüldü. Değişen sadece takvim yaprakları mı yoksa bizler miyiz? Hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey hayat denen bu yolculuğun, tuhaf bir yol hikayesi olduğu ve insan denen kibirli varlığın kendine yakışır bir şekilde yaşamadığı. Bugün 5 Pazartesi şarkısında 2015 yılında yayımlanmış en beğendiğim albümlerden seçtiğim şarkılar yer alıyor. Yeni yılda da bu yalnız gezegende ve yaşadığımız savaş coğrafyasında çok şeyin değişeceğini düşünmüyorum . Ama her şeye rağmen umutlu olmak ve gülümsemeye devam etmek gerek. Mutlu yıllar....

Sufjan Stevens - Carrie & Lowell

 2015 yılının en beğendiğim albümü modern folk ozanı Sufjan Stevens’ın Carrie & Lowell isimli albümü. Sanatçının annesinin ölümü sonrasında hazırladığı albüm özetle samimi, içten ve kırılgan. Müziğin ve hislerin müthiş bir kimyası.



Tame Impala - Currents

Müzik dünyasında son on yılın, en heyecan verici isimlerinden biri kim soracak olursanız; birçok müzik otoritesi Tame Impala cevabını verecektir. Canlı izleme şansına da sahip olduğum Tame Impala, son albümleriyle saykodelik dünyadan, ses zenginliğinin doruk noktasına ulaştığı daha farklı bir evrene çıkılan bir rüya tadında. Yıllar geçtikçe kıymeti artacak modern bir klasik.





Curtis Harding - Soul Power

Soul müziğin zirve yaptığı yıllarda yayımlanmış hissi veren retro tat, bir o kadar da gümbür gümbür tınlayan modern ve lezzetli bir sound. Curtis Harding yeni nesil soul müziğin en heyecan verici isimlerinden. Yılın en büyük süprizlerinden.





Everything Everything - Get To Heaven

İngiliz ekip, Get To Heaven albümüyle mainstream sularında gezinip, bir o kadar da nasıl güzel ve keyifli bir albüm yapılabilir dersine iyi cevap veriyor. Eğlenceli, yormuyor, akılda kalıcı ve en önemlisi kaliteli. 




New Order - Music Complete

Grubun 10. stüdyo albümü “Music Complete” 25 Eylül tarihinde yayınladı. 11 şarkılık albümde gruba Iggy Pop, Brandon Flowers ve La Roux gibi önemli isimler eşlik ediyor. Dönem dönem değişik denemeler içine giren ve müzikal anlamda başarı sağlayamayan New Order bu albümle özüne dönmüş gözüküyor. 




Bunların haricinde Jamie xx, Unknown Mortal Orchestra, Alabama Shakes, Battles, The Arcs, Father John Misty, Blur, Belle and Sebastian, Courtney Barnett, Ezra Furman gibi isimler bu yıl çıkarmış oldukları albümlerle dikkat çektiler. 

Senenin en ilginç yapımlarından biri olan "A Girl Walks Home Alone at Night" filminin soundtrack albümü es geçilmeyecek kadar renkli ve zengin bir müzik ziyafetiydi. 





Senenin son süprizi tanıdık iki isimden geldi. The Strokes grubunun beyni ve çok yönlü projeleri ile tanınan Julian Casablancas abimiz ile Savages grubuyla tanıyıp bağrımıza bastığımız Jehnny Beth ablamız, bir Sort Sol/Lydia Lunch şarkısı olan Boy/Girl'e yeniden hayat verdiler. 

Bir bilgenin dediği gibi; "Müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanırlar..."

O zaman karlı bir Ankara sabahından hepinize Mutlu Pazartesiler....


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...