28.09.2011

Video : tUnE-yArDs - Gangsta


Merrill Garbus projesi tUnE-yArDs (yazılışı aynen böyle) yaptığı çalışmaları 2006 yılında "BİRd-BrAİNs" isimli albümle ortaya dökmüş bize ise sadece dökülenleri toplamak kalmıştı. Çok güzel eleştiriler alan bu albüm sonrasında süreç , 4AD plak firması ile anlaşma imzalanması ve bu yıl içinde yayınlanan yeni albüm "Who Kill" ile devam etti. İlkine göre daha profesyonel bir şekilde hazırlanan albüm yine çok değişik müzikal fikirleri bünyesinde barındırıyor. Öncelikle tUnE-yArDs'ın kesin şu denecek bir tarzı yok. Jazz, rock, hip-hop, folk, R&B gibi müzik türlerinden çeşitli tatlar sunan albüm Garnus'un kendine özgü vokaliyle tarifsiz kalıyor. Ayrıca Gangsta parçasına Beastie Boys'dan tanıdığımız Ad-Rock'ın yapmış olduğu nefis remix tadından yenmiyor.


tUnE-yArDs - Gangsta

tUnE-yArDs - Gangsta (Ad-Rock remix)





Bookmark and Share

Real Estate – Green Aisle


Beni boş ver. Konu ben değilim ki. Hiçbir zaman da olmadım. Asıl sen kimsin? Senin heyecanların neler, tutkuların neler, hayallerin neler? Şu hayatta başın sıkıştığında ilk kimi ararsın? Seni karşılıksız seven insan kimdir, ne bok yersen ye seni bağrına basacak insan kimdir? Eğer böyle biri varsa bu akşam onu ara, halini hatrını sor bu vesileyle. Yoksa sen de bir gün benim gibi yapayalnız k...aldığında ufacık birşey danışmak için bile arayacak kimseyi bulamazsın. Bu sözlerimi harcanmış yıllarımın manifestosu olarak kabul edebilirsin. Çünkü büyük bir tecrübeyle konuşuyorum, tecrübe ıstıraptır güzelim ve zannettiğinden çok daha fazla ıstırap çektim. İstersen sonra yine araşalım, daha 64 dakika bedava konuşma hakkım var çünkü.

"Erken Kaybedenler " Emrah Serbes


Real Estate - Green Aisles

25.09.2011

So Tell The Girls That I Am Back in Town


Herşey sadece bir rüzgara bakıyormuş. Let's Get Out Of This Country diyerek bir şarkının peşinden düştük yollara. Herşeyin bittiğini düşündüğün bir anda, başını gömdüğün çukurdan çıkarıp sadece etrafına bakmak yeterli oluyor yeni bir başlangıç için. Dışarda gürül gürül akan bir dünya içinde: şarkılar var, siyah beyaz sokaklar var, içinden aşk geçen şehirler var, en önemlisi seni sadece sen olduğun için seven insanlar var. Yaşadığım o tatlı kültür şokunun etkisi altında mutsuzluğun şantiyesi gri şehir Ankara'ya tekrar alışmaya çalışıyorum. İnsan sormadan edemiyor burada yıllarını geçiren Peter Murphy ne buluyordu acaba bu şehirde? Yolculuk demişken kendini Latin Amerika'nın kesik damarlarına adamış Metin Yeğin'in yolculuk yazılarını herkese tavsiye ediyorum. Şimdi sözü Metin Yeğin'e bırakıyorum.

"Bir şarap festivaliydi. Herkes içmeden önce biraz toprağa döküyordu. Para Pachamama, toprak ana için diyordu. Lama kesmişlerdi yemek için. Kendi yetiştirdikleri evcil lamalardan. Özgür lamalara dokunmuyorlardı. Eğer özgür lama öldürürseniz Lama Tanrısı sizi öldürür. Bu efsane değildi. Tabii ki doğruydu. Özgür lamalar yükseklerdeki çöllerde yaşıyorlardı. Bir tohumu yiyerek başka tarafa taşıyorlar, onları gübreliyorlar, dengeyi sağlıyorlardı. Büyümemiş bir bitkiyi kesinlikle yemezdi. Eğer özgür lamaları öldürseler bütün florayı yani kendilerini öldürüyorlardı."

Bolivya anayasası masal gibi başlıyordu. "Evvel zaman içinde, dağlar yükseldi, ırmaklar yatağını buldu, göller oluştu. Amazon bölgemiz, Chacomuz, platomuz, yaylalarımız, ovalarımız yeşilliklerle ve çiçeklerle kaplandı. Bu kutsal Toprak Ana'yı çeşitli yüzlerle donattık ve o günden bu yana, her şeyin çoğulluğunu ve varlık ve kültürler olarak çeşitliliğimizi taşıyoruz. Halklarımız böylece mutluluk içindeydi ve uğursuz sömürgecilik günlerine dek ırkçılığı asla bilmedik" diyordu.


Jay-Jay Johanson - So Tell The Girls That I Am Back in Town

Camera Obscura - Let's Get Out Of This Country

21.09.2011

Hudey Hudey


Tam bir hiçkimse olacak cesaretin olmamasından usandım. Artık bir kez olsun her şeyi öldüresiye çözümlemeye çalışmayalım mümkünse, özellikle de beni.



Asu Maralman - Hudey Hudey

20.09.2011

EN iYi DEBUT ALBüMLER PART- 2



VIOLENT FEMMES - VIOLENT FEMMES

Müzik tarihinin en özgün işlerinden biri olan Violent Femmes'in kendi adını taşıyan bu debut albüm sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde zamanın ötesinde ruh bulmuş hali sanki. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali albümün özünü oluşturuyor. Gergin fakat eğlenceli bir atmosfer eşliğinde su gibi akıp giden bir kayıt. Sanırım bu dünya üzerinde Mısır Piramitleri üzerinde kaygısızca müzik yapabilecek tek grup Violent Femmes olsa gerek.


Violent Femmes – Blister In The Sun



BELLE & SEBASTIAN - TIGERMILK

Rüyalarının peşinden koşan İskoç Stuart Murdock önderliğinde kurulan Belle and Sebastian 90'lı yılların benim açımdan masalsı bir şekilde geçmesinin en büyük etkilerinden biriydi. Bir grup gencin kolejlerinin son senesinde hazırladıkları bu albüm insana yaşama sevinci veren, melodik, keyifli ve huzur dolu bir albüm. Müzik endüstrisinin çarkları altında ezilmeyen ve izole bir hayat yaşayan Belle And Sebastian grubu bu dünyayı hala anlamlı kılan en güzel şeylerden bir tanesi.


Belle And Sebastien - The State I Am In



VELVET UNDERGROUND & NICO

Müzik tarihini en fazla etkileyen albüm namı diğer bu muzlu albüm olsa gerek. 60'lı yılların sonunda hippilerin cirit attığı bir dönemde vokal ve gitarda Lou Reed, bas ve klavyede John Cale, gitarda Morrison, davulda M.Tucker , tefi ve vokaliyle dünyalar güzeli Nico ve beyin takımında Andy Warhol içten içe çürüyen Amerikan yaşamının ipliğini pazara çıkarmak amacıyla manifesto niteliğinde bir albüm yapıyorlar. Karanlık tınılar, başıbozuk vokaller, esrarlı besteler barındıran bu albüm için müzik tarihinin kilometre taşı diyerek fazla söze gerek olmadığını belirtelim.


The Velvet Underground and Nico – Heroin



JEFF BUCKLEY - GRACE

Büyüleyici, erişilmez, keskin, ölçülü, etkili, trajik, muazzam, ihtişamlı, çarpıcı, korkutucu. Grace bütün bu sıfatların işaret ettiği kusursuz bir albüm. Rock efsaneler ile beslenir. Ölüm, intiharlarla hayranlık yaratır, nedeni meçhul ise sonsuza kadar kutsanır. Erken ölüm ise imrenilecek bir tat bırakır hafızalarda. Tıpkı Mystery White Boy Jeff Buckley gibi. Jeffrey Scott Buckley, 17 Kasım 1966 yılında Kaliforniya’da kendisi gibi sanatçı olan Tim Buckey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Jeff Buckley müzik dünyasının en cool, gezegenin en sıkı müzisyen şairlerinden biri olarak ender rastlanan bir kişilik olduğunu gösterdi. 1990 yılında New York avangart camiasının içine girmesiyle kendini ispatlamaya başladı. New York’dan önce Los Angeles’a müzik okumaya giden Buckley, burada Shinehead başta olmak üzere bir çok funk ve jazz grubuyla çalıştı. Daha sonra yola tek başına devam etme kararı alan Buckley, 1993 yılında Colombia plak şirketiyle anlaşma imzalayarak ilk EP’si olan “Live at Sin-e”piyasaya çıkardı.
Son konserini 29 Mayıs 1997 yılında veren Buckley, aynı gece aniden Mississippi nehrinde yüzmeye karar vererek kıyafetleriyle suya girdi ve dalgalar arasında kaybolarak boğuldu. Cesedi 4 Haziran’da bulunan Buckley, öldüğünde 30 yaşındaydı. Babasını hiç tanımayan bu genç ozanın tıpkı babası gibi genç yaşta hayata gözlerini yumması hayranları arasında büyük bir üzüntüye neden oldu. Zaman zaman depresif olabilen Jeff, şarkılarını söylerken onların içinde kayboluyor, 4 oktavlık tenor sesi ile haykırarak kendinden geçiyordu. 13 Nisan 1995’de Fransa’nın prestijli ödüllerinden olan ve her sanatçıyı imrendiren, bugüne kadar “Edith Piaf, Jacques Brel, Yves Montand, Bruce Springsteen, Leonard Cohen, Bob Dylan” gibi efsanelerin aldığı “Gran Prix International Du Disque-Academie Charles CROS” ödülünü aldı. Ayrıca “Grace” albümü Fransa tarafından altın sertifikaya layık görüldü.


Jeff Buckley – Grace

19.09.2011

We Are The Pigs



Galeri Artist'te bu aralar 9 Pigskins isimli Wim Delvoye sergisi var. Wim Delvoye sözde yaratıcı ve şoke edici projeleriyle tanınan Belçika'lı bir sanatçı! kardeşimiz. Yaptığı iş 1997 yılından beri yavru domuzlara dövme yapmak ve onlar büyüdükçe dövmelerin şekil değiştirmesini izlemek. Aldığı tepkiler yüzünden Belçika'dan ayrılarak gerek insan gerekse hayvan hakları konusunda sınıfı bir türlü geçemeyen Çin'de çalışmalarına devam ediyor. Soru son derece basit sanatın sınırları ne, yada ne için ve kimin için sanat.

Ve Suede 1993 yılında kendi isimlerini taşıyan ilk abümleri çıktığında Brit-pop'un kurtarıcıları ilan edilmiş ve İngiltere'nin en iyi yeni grubu olarak vitrindeki yerlerini almışlardı. O dönem için Rolling Stone dergisi onlar için "David Bowie ve Morrissey'in aşklarından doğan çocuklar" tabirini yapmıştı. Bir yılın en soğuk akşamında Brett Anderson'un sesi eşliğinde eskiyen yalnızlıklara dalıp gitmek ve suçlu şehrin hüznünü dinlemek. Güzel günlerdi yani.



Suede - Trash

Suede - We Are The Pigs (Video)

Twin Shadow - Changes


Karanlık bir şehir akşamında herkes saklanırken, bir çürük azı dişinin kenarında tütünler daha ıslaktı. Büyüdükçe herşey bir varmış bir yokmuş değil, bir yokmuş hep yokmuşla başlıyormuş artık.

Mutlu Pazartesiler...



Twin Shadow - Changes

12.09.2011

Dancing With Myself


Yine uzaklarda içinden şarkılar geçen şehirlerdeyim. Bu yüzden çoğu zaman birşeyler yazma fırsatı bulamıyorum. Bugün malum 12 Eylül kayıp bir neslin umutlarının postallar altında ezildiği, insanların hayatları boyunca unutamayacakları travmaların beyinlere kazındığı kara bir gün. Umarım o günleri tekrar yaşamayız diyerek bu parçayı darbe meraklısı paşalara ve onların şakşakcılarına armağan ediyoruz. Haydi paşam ellere havaya, oturmaya mı geldik buraya.

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Billy Idol - Dancing With Myself

9.09.2011

Video: Lana Del Rey – "Blue Jeans"


24 yaşındaki Lizzy Grand namı diğer Lana Del Rey'in Video Games isimli parçasının videosunu daha önce paylaşmıştım. Blue Jeans isimli nefis şarkının videosu yine Polaroid ve kolaj görüntülerden oluşuyor ve insanı alıp bir yerlere götürüyor. Tıpkı Lizzy Grant'ın kendisini tarif ettiği gibi "Hollywood, Sadcore, Gangster, Nancy Sinatra, and Dope."


Lana Del Rey – Video Games

Lana del Rey - Video Games (Jamie Woon Remix)

SOUTH BRONX MELEKLERİ - ESG


Bir grup düşünün; Gerek indie camiasında, gerek İngiltere'nin buhranlı post-punk abileri arasında, gerekse ağırlığı olan hip-hop'çu tayfa tarafından büyük bir saygı duyulsun. İşte bütün bu övgülere mashar olmuş, mevsim normallerinin üzerinde müzik yapan Bronx'lu kız kardeşler 70'lerin sonunda, yaşadıkları sert ortamın kavgaları arasından sıyrılmak için funk, punk, hip-hop gibi müzik tarzlarını harmanlayarak bir grup kuruyorlar. 99 Record çatısı altında New-York avangard yeni dalganın en önemli parçalarından biri olarak müziklerindeki müthiş enerjiyle bir devrim yapıyor bu sevimli hanımlar. Acaba günümüzün yeni yetme new-rave züppeleri Scroggins kardeşlere çok şey borçlu olduklarının farkındalar mı?, yoksa karambole müzik yapmaya devam mı ediyorlar?


ESG - Dance



ESG - UFO
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...