Screen Vinyl Image etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Screen Vinyl Image etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.10.2012

Biz üç kişiydik: Dr.Jekyll, Mr.Hyde ve Ben


BirinciBlog için yazmış olduğum son yazı...

Robert Louis Stevenson 1886 yılında Dr.Jekyll and Mr.Hyde romanını yazdığında aslında insanlık tarihi kadar eski bir konuya parmak basıyordu. Henry Jekly ve onun kimyası değiştirilmiş hali Edward Hyde özünde insanın içinde yaşadığı çelişkilerin bir özeti aslında. Her ne kadar romanda bu değişim için kimyasal müdahale gerekiyor olsa da, günümüzde modern dünya bu iş için fazlasıyla katalizör görevi görüyor. Çok tuhaf değil mi aslında hepimiz içimizdeki Hyde’lar ile yüzleşmekten korkuyoruz. Çünkü Jekyll’ın kabul görmüşlüğünün aksine Mr.Hyde kimliksiz ve sıradan. Hayat akıyor kafamızdaki Jekyll ve Hyde kavgası her geçen gün büyüyor. Apartman daireleri arasına sıkışan hayatlarımızda her şeyimiz var gibi gözükse de farkında olmadan yavaş yavaş korktuğumuz yabancı kendimiz olmaya başlıyoruz. İnsan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü beraberinde getiriyor. Sözcüklerin, büyük tasarıların, hedeflerin, amaçların kısaca hayatın o bilinmez hazımsızlığı içinde savrulup duruyoruz.


Üçüncü hal ise bir aşk durumu. Hani şu yüzünde hiç geçmeyen garip bir gülümsemenin olduğu ortaya karışık durum. Bilim İnsanlarına göre aşk beyinde ödül merkezini sürekli uyarmaktadır. Limbik sistem dediğimiz beyin bölgesinde aktivitede artışa yol açmakta oradan da otonom sistemde düzenli çalışmaya sebep olmaktadır. Kısaca Türkçe meali ile ağzının kulaklarına değdiği zaman dilimi. Sonrasında aşkın bitiş noktasında aşk acısı dönemi devreye giriyor. Malum beyninde alışılmış bir düzen sistemi aniden darbe yiyor. Otonom sistemi baştaki düzenli halini yitiriyor. Derin bir yoksunluk hissi tüm vücudu kaplıyor. Yavaş yavaş tansiyon değişiyor, yemeden içmeden kesiliyorsun, mide hassaslaşıyor, kalp ritmi bozuluyor. Özetle sıkıntılı bir dönem başlıyor. O dönem kendinizi çığırından çıkmış bir yel değirmeni gibi hissediyorsunuz. Hani o astarının yüzünden pahalı olduğu zaman dilimlerinde olduğu gibi. Sürekli seni bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar. Her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar bütün kara parçalarında Afrika dahil (Bu kısım Cemal Süreya’dan aşırma oldu). Kısaca biz bu döneme lodos yemiş balık dönemi diyoruz.


Sonra kısa bir süreliğine edebiyat dönemi başlıyor. Yetenek ölçüsünde okunabilir ya da anlamsız yazılar ortaya çıkıyor. Bu dönem iyi bir yazar olamadan atlatılıyor genelde. Sonra her şey tekrar sıradanlaşmaya başlıyor. Kaybedilen kişinin varlığı ve yokluğu bir noktadan sonra hissedilmemeye başlıyor. Vücut eski dengesini buluyor. Elbette bu döneme varma süreci kişiden kişiye, bünyeden bünyeye ve yaşanılan aşkın kaç ton çektiğine göre değişiyor. Bundan sonra meşhur çivi çiviyi söker dönemi devreye gidiyor. Belirlenen habitat alanında yeni bir av sezonu açılıyor. Yaşanılanlardan ders alınarak daha dikkatli davranılıyor. Aman kuşu ürkütmeyelim diyerek stratejik adımlar atılıyor. Genelde çark bu kısır döngü etrafında kendini tekrar ediyor. Sonrası mı peki? “İsviçreli bilim insanlarının yaptığı bir araştırmaya göre, yaşayan herkes ölüyormuş.” O yüzden ileri düzeyde matematik bilmeye gerek yok sanırım. Tıpkı Yusuf Atılgan’ın dediği gibi: “Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde –Sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.”

Ne diyordum ben? Evet çoğumuz boşaltılmış şehirler kadar yalnızdık…

Claps – Across The Floor

Screen Vinyl Image – Until The End of Time

23.07.2012

Bir Sarhoşluk


Durdum. Bir ağaca yaslandım. Ağaç rüzgardan sallanıyor. Ayın on beşi değil ama, yine kocaman bir ay, caddenin kocaman ampülünden kararmış madeni bir ışıkla bakıyor. İçimi deliyor sokak köpeğinin güzel gözleri, mahzunluğu, açlığı...Ah, bir simit olsaydı cebimde! Otursaydım şu ıslak çimenlerin üstüne, köpeğin yanına, "ulan" deseydim, "koca herif, şu dünyada bir sen, bir de ben varız, bir de na, şu kısa adımlarla yürüyen herif, bir de ay, bir na, şu geçen otomobil. N'apalım şimdi? Aya bakıp şiir yazamayız. Otomobili durdurtup binemeyiz. Şu herife yetişemeyiz. Yapacağımız bir şey var. Oturup seninle şu simidi paylaşalım."

"Sait Faik"

Günün Dinleme Önerileri:

- Jarvis Cocker "Jarvis"
- Jim Noir "Don't You Worry"
- Piano Magic "Love & Music"
- Ayyuka "Çaça"
- Pacific! "Hot Lips"

Günün Filmi:



Dark Horse - Yönetmen: "Dagur Kári" (Danimarka 2005)

Daniel ve en yakın arkadaşı, aynı kıza aşık olurlar. Fakat her ikisi de aynı kıza aşık olduklarının farkında değillerdir ve bu durum birbirlerinden gizledikleri gerçeklerin ortaya çıkmasına neden olur. Gerçekler sonuçta asla gizli kalmaz. Su hep başka yerlere doğru akar, insanlarsa hep kendilerine saplanıp kalır.

Ve bana biraz müsade. Buralardan biraz kaçıp uzaklaşma vaktim geldi. Yollar ve şehirler beni çağırıyor. İçimdeki arsız duyguları dizginleyemiyorum artık. Biliyorum ki bu dünyada kaldırımlarında yürünecek bir çok şehir, gün batımları izlenecek çok güzel yerler ve gerçekten sevilmeyi hakedecek bir çok kadın var. Ben yokken blogumu Türk Hava Kurumu'na bağışlamak yerine size emanet ediyorum. Bilenler bilmeyenlere anlatsın.

Hepinize Mutlu Pazartesiler.. Umarım tekrar karşılaşırız...

Screen Vinyl Image – Station 4

Adventure – Rio

Niva – Boy From The Sun
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...