Özcan Alper etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özcan Alper etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.05.2014

Gelecek Uzun Sürer



Ahmet: Sumru? Camı açıp bir sigara içsem rahatsız olur musun?

Sumru: Bana da bir tane yaksana.. Ne düşünüyorsun?


Ahmet: Aslında sadece yeryüzünün lanetlileri kim onu merak ediyorum. Ya sen?



Sumru: Acaba gelecek yirmi beş yılda neler olacak bu ülkede?


Ahmet: Söyliyim; olacak olanları mı, olmasını istediklerimi mi?



Sumru: Bu hangi filmden?

Ahmet: Bu henüz çekilmemiş bir filmden.. Yirmi beş yıl sonra biz senle belki yine Ben-ü Sen’de surlara çıkarız, ama biraz yaşlanmış oluruz. Senle beraber bütün Karadeniz’in etrafını bisikletle dolanırız. Batum’da çaça içer hüzünlü gürcü şarkıları dinleriz. Sonra bir de Mayakovski’nin evine götürürüm seni. Yalta’lı Doktor Çehov’dan öyküler okuruz. ‘İçelim ve birbirimize sen diyelim’ diyip Moskova-Petruşki treninde votka içeriz. Varna’da ‘karşı kıyıdan sesleniyorum sesimi işitiyor musun memeet, memet..’ diyip Nazım’ı yaad ederiz. Sonra haritayı açarız, gözümüzü kapatırız, parmağımızı böyle koyarız bir noktaya, derim; yürü, dünya haritasına. Sonra ben belki politikaya atılırım. Ama sadece ulaştırma bakanı olurum ha. Bütün ülkeyi demir yollarıyla döşerim. Sadece batıdan doğuya değil doğudan Karadeniz’e, Karadeniz’den Akdeniz’e uzun uzun demir yolları. Sonra her bölgede yok olmakta olan diller ve kültürlerle ilgili enstitüler kurulmuş olur. Sonra, sonra ülkede her şey değişmiş olur. Sonra çalışma saatleri beş saat olur. Sonra otuz yıldır içinde bulunduğumuz bu çatışma ortamıyla ilgili hakikatleri araştırma komisyonları kurulmuş olur. Sonra, ne çok sonra var değil mi ?

"Gelecek Uzun Sürer , Özcan Alper"

7.11.2013

Yaralı Gönüllerin Hüznü: Sonbahar


"İşte gidiyorum, bir şey demeden, arkamı dönmeden, şikayet etmeden; hiçbir şey almadan, bir şey vermeden, yol ayrılmış görmeden gidiyorum.."

Bir Kazım doğmuş bugün, yeryüzüne şarkılarını üfleyip geçip gidenlerden, giderken ayak izleri ruhumuza işlerken, derken bir Yusuf düşüyor zihnime, can yakan sahici bir hüznün sadeliğiyle, içime yavaşça işleyen ve orada kalıcı olan bir hüzünle..

Özcan Alper'in çektiği ilk uzun metrajlı film olan Sonbahar, 2000 yılının Aralık ayında "hayata döndürme operasyonunun" kimlerin hayatını neye döndürdüğünün görülebilmesi için bile mutlaka izlenmesi gereken bir film. Ama Bu operasyon, filmde arka planda kalan unsur olarak, acı çeken bir gencin geçmişiyle ilişkisini, geleceğini de belirleyecek şekilde kuran bir şekilde sezdirilir. Yusuf, o operasyonda F tipi cezaevlerine karşı açlık grevi yapmış, suçunun ne olduğunu filmden anlayamadığımız bir genç insan. Açlık grevi sonucu ciğerleri iflas ettiği için on yıl sonra hapishaneden tahliye olup Doğu Karadeniz'deki ana yurduna döner. Ana yurdunda annesiyle, çocukluk arkadaşıyla, anadiliyle (hemşince) ilişkisinde, ana tema yitirdikleri ve olmayan geleceğidir. Yusuf, gerçekleşmeyen hayallerinden pişman değildir elbette, ama hayal kurmanın yasak olduğu bir dünyada yaşadığının geç de olsa farkına varmasıdır ondaki hüznün sebebi..

Sosyalizm için mücadele ederken hapse girip yitirilen yıllara ve geleceğe, bir de sosyalizm sonrası SSCB' den Doğu Karadeniz'e bedenini satmak için gelen kadınlardan biriyle yaşanan "geleceksiz" bir aşk eklenince Karadeniz'in yeşili, mavisi yerini, önü alınamaz azgın dalgalara bırakıyor. Kısa süreliğine de olsa tutunulan bir dal, kırılıp elinizde kalacağından emin olduğunuz halde tutunmaktan asla vazgeçmeyeceğiniz bir dal oluveriyor.. Zaten aşk bu değil midir ki?

En ihtiyaç duydukları ama en imkansız anda birbirine dokunan iki yaralı yüreğin birbirlerinde duydukları çaresizliğe, Yusuf'un televizyonda izlediği Çehov uyarlaması Vanya Dayı filminde duyduğu, "yaşamalıyız, çok zor olsa da mutlaka yaşamalıyız" sözleri eşlik ediyor.Zaten Eka da Yusuf'u Rus romanlarından çıkmış birisi gibi görüyor. Acısından sığınacağı sakin koyları bu imkansız aşkta bulan ama bu koyun da onun için kısa süreli bir dinlenme yeri olduğunun bilincinde olan Yusuf için filmin sonunda duyduğumuz annesinin dilinden olduğu anlaşılan ağıt, filmin lirizminin de doruğa çıktığı nokta oluyor.

"O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler.."


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...