21 11 2014

Vefasızlık


Gün geçmiyor ki şu dünyada tuhaf bir olay yaşamayalım. İspanya'nın Avila mezarlığındaki mezar taşını görenler şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. Bir İspanyol baba, ölmeden önce mezarlık yetkililerinden tuhaf vasiyetinin yerine getirilmesini istedi. Hayattayken çocuklarının vefasızlığından yakınan baba, önce onları mirasından mahrum bıraktı. Hızını alamayan baba, daha sonra mezar taşına "babayı aldınız" yazısı ile el işaretinin bulunduğu bir mezar taşı yaptırdı.


The Drums - Money

17 11 2014

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün günlerden Pazartesi. Pazartesi sendromunu atlatmak için yine müzik diyoruz. Bugün listemize giren şarkılar İngiltere’nin buhranlı sanayi kenti Sheffield’den çıkmış gruplardan geliyor. İşte 5 şarkılık listemiz:

Arctic Monkeys – Fake Tales Of San Francisco

Alex, Jamie, Andy ve Matthew isimli dört genç bir araya gelip bir grup kuruyorlar. Gruba buldukları isim, grup elemanlarından Jamie’nin amcasının 70’lerde kurduğu bir grubun ismi oluyordu. Yani Arctic Monkeys. Ada coğrafyasının sanayi kenti Shelffield’da başlayan maceraları, onları kısa sürede rock müziğin yeni kurtarıcıları yaptı. Özellikle Alex Turner’ın sesi ve insanları derinden etkileyen şarkı sözleri kısa bir sürede fenomene dönüştü. Bir EP ve iki single ardından 2006 senesinin başlarında yayınlanan ve ismini Karel Reisz’in meşhur filmi “Saturday Night And Sunday Morning” filminde geçen bir replikten alan “Whatever People Say I Am, That’s What I Am Not” albümü yayınlanıyor. Albüm gerçekten bomba gibi patlıyordu. Dehşet verici bir satışla Britanya’nın en hızlı satan debut albümü ünvanını alıyordu.

Ada çoğrafyasında bir barın tuvalet kuyruğunda bir araya gelen her 4 kişinin bir grup kurduğunu düşünürsek, Arctic Monkeys bu başarısıyla ezberleri bozuyordu. Arctic Monkeys müziği demek; bir tutam punk, enerjik gitar ritimleri, biraz Oasis, abileri Strokes ve Franz Ferdinand’ın rock’n roll ruhu ve elbette Shelffield’dan çıkmış en büyük grup olan Pulp’ın o saf hamuru.



Pulp – Common People 

İngiltere’den çıkmış en önemli gruplarından biri olan Pulp, 90′lı yıllarda İngiltere’de Brit-Pop patlamasına paralel olarak hayran kitlesini artırarak sesini duyurmaya başladı. Pulp’ın kendine özgü müziğinin yapısı David Bowie’yle Roxy Music’in karışımı ekseninde; glam rock, disco, new-wave, 60’lar Avrupa Pop’u ve İngiliz indie rock’ının bir sentezi diyebiliriz. Grubun basit ama etkili synthesizer kullanımı, geniş içeriğe sahip olan melodileri ve solist Jarvis Cocker’ın saplantılı şarkı sözleri karakteristik Pulp eksenini oluşturuyordu. Pulp kimi zaman eğlencelidir, kimi zaman ise karamsarlık ve melankoli doludur. Jarvis’in şarkıcı kimliği dışında, onu ayakta tutan ve ölümsüz yapan özelliği ise gerçek bir ozan olmasıdır. Nev-i şahsına münhasır bir hikaye anlatma yeteneği olan Jarvis Cocker şarkılarındaki karakterlere bir anlamda can veriyordu. 3 dakikaya sığan bu pop şarkılarının içinde aslında hayatın küçük bir özeti vardır. Bu yüzden Pulp için pop’un sahici yüzü de diyebiliriz.

Listemizdeki yer alan şarkı tüm zamanların en iyi Britpop albümlerinden biri olan 1995 tarihli ‘Different Class’ albümünden geliyor. Ne yazıyordu bu albümün arka kapağında? 

“Bela istemiyoruz, sadece farklı olma hakkımızı istiyoruz. Hepsi bu.” 




Richard Hawley – Tonight The Streets Are Ours

Pulp, Longpigs gibi gruplarda başlayan kariyerini solo çalışmalarla sürdürenRichard Hawley, 90′lı yılların Britpop sahnesinin yetiştirdiği en önemli müzisyenlerden biri olarak dikkat çekiyor. Richard Hawley bu şarkısında özgürlük sokaklardadır diye haykırırken, sivil itaatsiz gerilla graffiti’ci Banksy kendini sokaklara atıyor.

Hayat sokaktadır…




The Human League – Don’t You Want Me


1977 tarihinde kurulan The Human League, New Wave ve elektronik melodiler üzerine kurulmuş müziğiyle 80′li yıllarda adından söz ettirmiş bir ekip. Grubun müzikal anlamda dönüm noktası, kurucu üyelerden Martyn Ware ile Craig Marsh’ın Heaven 17′i kurmak için gruptan ayrılmasıyla başlıyordu. Vokalist Phil Oakey cesurca bir kararla onların yerine Sheffieldlı iki okullu kızı getirdi ve 1981 yılında ‘Dare” albümü çıktı. Albüm Giorgio Moroder tarzı dans ritimleriyle dikkat çekiyordu. Özellikle ‘Don’t You Want Me’ listelerin zirvesine çıkarak, diskoların marşı haline geldi. Bütün bu eğlenceli şarkılara sağmen albümün karamsar havası gözden kaçmıyordu. Bu kasvet ve karamsarlığın en büyük kanıtı; efsane müzik yazarı gazeteci Lester Bang’in dinlediği son albümün bu olmasıydı. New York’taki dairesinde cansız bedeni bulunduğunda pikabı albümün B yüzünün sonuna gelmişti.




Moloko – The Time Is Now

Moloko, Róisín Murphy ve Mark Brydon ikilisinden oluşan pop-elektronik ekseninde müzik yapan bir ikili. Özellikle güzelliği ve buğulu sesiyle dikkat çeken Róisín Murphy için grubun temel direği diyebiliriz. Moloko kelimesinin kökeni  Stanley Kubrick tarafından beyaz perdeye de aktarılanAnthony Burgess’in ünlü romanı Otomotik Portakal’da geçen süttür. Moloko, kitabın kahramanı Alex ve tayfasının kullandıkları uyuşturucuyla beraber aldıkları sütlü içeceğin ismidir. Ayrıca Moloko, rusça’da da “süt” demektir.

Hepinize Mutlu Pazartesiler….


15 11 2014

Kumgüzeli



En elde edilmemiş şiirdin sen. Kuşluk vakti yazılanlardan... Bıkkın bir rahibin, bir sabah, yorgun bir vezirin akşamın alacakaranlığında muhtemelen yazacağı... Masadan doymadan kalkmış gibi okunmalı... güzelsin...

Uzaktan zor seçilebilir bir harf... Hayır hayır! Şimdi anlıyorum... Gizli bir rakam, Kabala'dan... kumun üzerine çizilen... Çöldeyiz ve başka bir yerde değiliz... ama güzelsin...

Dansederken göğüsleri sallanan kadınlardan, karadelikleri saatlerce uçuşup duranlardan, sessiz sitemleri kargaşada bile belli olanlardan tırsma öyle kolay kolay... Öyleyse bu bir nasihat... çünkü güzelsin...

Onlar bitecekler: Çizgi roman gibi kolayca, tatile çıkarken boşanan yağmur gibi apansız, menemen pişirmek gibi aceleyle... hâlâ güzelsin...

İskemle hasır ve ayaklarında yatay, ayaklarını dizlerini böğrüne çekmeye razı olarak basabileceğin yatay tahta çubuklar... Rahatına düşkün keyiften uzak Osmanlı "effendi"sinin (ephendi?) garip kahvehane illeti bu iskemleler... Otur o illete gerçekten, çekinmeden, sereserpe... orada güzelsin...

Yılgın geçilir sokaklardan, kuş gibi değil, işportacı kertenkeleler gibi de değil... Ağır aksak, akşam dörtten sonra yaz günü... Akşam mı? O kayıtsızdır... Bildiği gibi değişir, geçer, gider... güzelsin...

Kes kulakları, geçir bir sicime... Ama kaybetme... Başka ne göstereceksin savaşa dair? Kara delikler işitmiş bu öyküyü... Islanarak... Ama güzeller...

Kalp kalbe karşı... Bir arkadaşın evinde... Çiçekmiş... Hemen uzmanı geçindim. Ah! O güneş ister. Ah! Bol su asla olmaz. Oysa hiç anlamam çiçekten... Devetabanını pazı sanabilirim... Neden yaptım bunu? Çiçeğin adı sardı beni... Çünkü güzelsin...

Sözlerine delik kulağım... Özürlere sağır... Kör bir kuyu olacağım... Sen ise, güzelsin...
Güzel sözcüğünü senden başkasına lâyık göremem... Ama bir önceki cümlede görmüş olabilirim... Aldırma, güzelsin...

Mikroskop mucidi Leeuwenkoek dostu ressam Vermeer'e "su böyle işte ve başka türlü değil" demiş... Bir öpüş damlasında milyarlarca gözle görülmez yaratık... Ressamın tarafını tutuyorum... Çünkü, güzelsin...

Birkaç tel beyaz... Bizi gazlamaz... Sakınmazsın görüntünü, biliyorum... Çünkü güzelsin...

Mikroskopun mucidi Leeuvvenhoek, aynı günde doğdukları, hep komşuluk yaşadıkları dostu ressam Vermeer'e bir su damlası gösterip, "su işte böyle ve değil başka türlü" demiş... Bir öpüş damlasında kanyuvarları... Mucidin tarafım tutsam da... Sen güzelsin...

Teleskopla bulamadım... Mikroskopla bulacağım... Ayın yüzeyinin de bir dokusu var elbet... Gözenekler, sivilceler... Onlarla çok güzelsin...

Neo-liberalizm, ruhçuluk, tarikat, entellektüel, ordu, çok-insansız şirketler, öykü yazarları, kestaneyi çizdirenler, uzaktan bakanlar, Şemdinliler, tavşan falcıları, kurban sömürgenleri, onmaz kuşkuculuk, araba tamircileri, taksitle alın tutkumu, hadi... Kazık ve pazarlık... Ama son kumarım sensin... Sen, güzelsin...

Sen, güzelsin... Kuraldışı... Bastıbacak... Minicik... Ama sen, güzelsin...

Kapımın eşiği, gözümün bakışı, son ruhsal tatil, duruşum, bozuluşumsun... Pazarlık etmem... Markette yoksun... Reklamın yok! Gerçekten... Güzelsin...

Kedi sakladım senden, öykü sakladım, belki bunu da saklayacağım... İhanet... Ama sen, güzelsin...

Ruhumu saran sacayağı, gözümün bağı, son ruhsal kaatil, ölümüm, mahvoluşumsun...

Cazgırlık etmem... Gönlünde yokum... Aşkımız, yok! Gerçekten... Güzeldin...

"Ulus Baker"

14 11 2014

Metafor


"Bir ayna karşısında duranı yansıtır."


En ucuza getirilmiş “aşk”, bedelinin bir başkasının ödediği aşktır!
Böylesi bir “aşk” da “ucuz”dur doğrusu.


Beyaz bir Akdeniz evinin duvarında, kanatlarını kaşırken; bir insanoğlunun ölümcül bir hareketi; elini kaldırdığı anda; o ele yakalanmadan uçup kaçabilen bir böcek..
"Sinekler"
360 derecelik görüş açısına sahiptirler.
Yani biz insanoğlunun tabiri ile “arkalarını da” görürler.
Kıskanılacak bir durum olabilir.

Kim bilir, nasıl olurdu dünya?
“Arkamızı da” görebilseydik…

Geri kalmış ülkelerde açlıktan ölmek üzere olan insanların; ağızlarının, gözlerinin içinde görürüz onları… Gelişmiş ülkelerin sefalet simgeleridir onlar; Bir “Ne zaman bitecek bu sömürü?” sorusudur.

Onlar; aklın her zaman işe yaramayabileceği gerçeğinin, somutlaşmış örneğidir…
İnsanoğlu doğada ki en zeki canlı olsa da ; bir “sinek” kadar kolaylaştıramadıktan sonra hayatını, bu neye yarar ki ?

Belki de bir sinek kadar mutlu olmak vardı; mutluluk diye bir düşünce olmasaydı..

Eğer düşünceyse yaşam, güçse ve soluksa ve yokluğu ölümse düşüncenin; öyleyse ben mutlu bir “sineğim”; ister yaşayayım; ister öleyim..

M. Kutay Yılmaz'ın Metafor isimli kısa filmi, gerçeği Kafkavari bir anlatımla bizlere yansıtıyor..


13 11 2014

Sylvia Plath'in resim yüzü


"Benim için şimdi sonsuzdur, sonsuz da sürekli olarak değişir, akar, erir. Yaşam bu andır. Geçip gittiğinde, ölüdür artık. Ama her yeni anla birlikte yeniden başlayamazsınız, ölü olana göre yargılamak zorundasınız. Bataklık kumu gibi tıpkı, daha başından umutsuz. Bir öykü, bir resim, heyecanı biraz yenileyebilir, ama yeterince değil, yeterince değil. Şimdinin dışında hiçbir şey gerçek değildir, daha şimdiden yüzyılların ağırlığının beni boğduğunu duyumsuyorum. Bir zamanlar, yüz yıl önce bir kız yaşamıştı, şimdi benim yaşadığım gibi. Sonra öldü. Ben şimdiyim, göçüp gideceğimi de biliyorum ama. Doruktaki o an, o parıltı gelip geçiyor, sürekli bir bataklık kumu. Ama ben ölmek istemiyorum."

Sylvia Plath

Sylvia Plath; yirminci yüzyılın en önemli şairlerinden ve buhranlı  romancılarından, derinlikli yaşamı sadece bunlarla sınırlı kalmamış, "ilhamın en derin kaynağı" olarak nitelenen kalem ve  mürekkeple çizdiği resimleri ile de bir diğer gizemli yanını ortaya çıkartmış, yaşama tutunmak adına terapi ama ne kadar tutanabilmiş hayata?
















12 11 2014

Sosyolojiye Giriş


Pavyonda çalıştığım yıllarda (dostlarım bilir üniversitenin ilk yıllarında pavyonda çalışmıştım, vestiyerde duruyor gelenin gidenin ceketini paltosunu alıp veriyordum) şarkıcı Pervin abla vardı. Her gece mutlaka bir tane Bergen şarkısı söyler ve söylerken de muhakkak ağlardı. Bir gün dayanamayıp sordum “abla madem bu şarkılar seni bu kadar üzüyor neden her gece söylüyorsun” diye. “Üzülüyorum be sosyolog (pavyonda lakabım sosyologdu)” dedi,” kadersiz kadın bok yoluna öldü gitti. Ben de her gece bir şarkısını söyleyip kendimce anıyorum işte. Oros...'nun fatihası da böyle olur ne yapayım!!” Önce Pervin ablaya baktım sonra önümde duran Giddens’ın Sosyolojiye giriş kitabına.. Sonra dedim ki,” Allah kabul etsin be ablam..”

"Ali Lidar"


London Grammar - Darling Are You Gonna Leave Me

11 11 2014

Hepimizi Gülümseten Adam: Kemal Sunal


Ertem abi rolleri dağıttı. Sen bunu yap, sen bunu yap falan.. Sıra Kemal’e geldi rolleri bitti. Sende gül dedi. Kemal güldü, Türkiye güldü.

"Halit Akçatepe"

Bugün 11 Kasım, rahmetli Kemal Sunal'ın doğum günü. Bu ülkede hepimizi güldürebilen tek adam Kemal Sunal'ı saygıyla anıyoruz...






7 11 2014

Dünyadan En Güzel Metro İstasyonları


Büyük şehirlerin en büyük sorunlarından biri olan kahrolası ulaşım derdi ve bu sorunun en köklü çözümü raylı sistemler. Raylı sistemler denince aklımıza ilk gelen ulaşım biçimi ise metrolar. Metrolarıyla ünlü şehirler kadar, metro istasyonlarıyla özdeşleşmiş kentler var. İşte o kentlerden bazı metro istasyonları.

Toledo Metro İstasyonu, Naples, İtalya 


Radhuset Metro İstasyonu, Stockholm, İsveç


Kievskaya Metro İstasyonu Moskova, Rusya


Avtovo Metro İstasyonu, St. Petersburg, Rusya


Art Et Metiers İstasyonu, Paris, Fransa


Tilework In Szent Gellert Square, Budapeşte, Macaristan


University Of Naples Metro İstasyonu, İtalya


Formosa Boulevard İstasyonu, Taiwan


 T-Centralen İstasyonu, İsveç


 Olaias Metro İstasyonu, Portekiz


Station Metro İstasyonu, İsveç


Bonus: Ankara, Türkiye
 


5 11 2014

Betonun Fotoğraf Hali


Ülkemizin bitli örtüsü TOKİ'nin bu senenin başlarında düzenlemiş olduğu yarışmanın dereceye giren fotoğrafları. Betonun fotoğraf hali...














Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...