20.11.2017

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün günlerden yeni bir Pazartesi. Beş şarkılık listemizin konusu ADA Müziğin 10. yılına özel 1996 yılında çıkarmış olduğu "Sular Yükseliyor" albümünden seçtiğim şarkılar. Memleket tarihindeki en güzel toplama albümlerden bir tanesi olan Sular Yükseliyor "Yüksek Dinlenecek Ondört Türkçe Rock Şarkısı" manifestosunu albümün kapağına kazımıştı.  

Albümün önsözünde ise şunlar yazıyordu. "ADA'nın 10. yılında müzik endüstrisi Türkiye'de hızla gelişiyor. Hergün yeni bir 'sanatçı' yaratılıyor. Müzik kanalları, radyo istasyonları, büyük müzik marketler pıtrak gibi çoğalıyor. Ve artık "Unkapanı Plakçılar Çarşısı"ında dev yapım şirketleri var. ADA, bunlardan biri değil; olmayı da düşünmüyor. Çünkü müziğin bir seri üretim ve gündelik tüketim nesnesi olmasını kabul etmiyor. Her geçen gün tekdüzeleşen, birbirine benzeyen pop, arabesk, fantazi gibi türlerle ilgilenmiyor. ADA imzasını taşıyan albümlerin kalıcılığını önemsiyor. Varolanı reddeden, unutulanı unutturmayan, gelenekselle geleceği bugünde birleştiren bir müzik arşivi yaratmayı hedefliyor. Bu nedenle 'rock' ADA koleksiyonunun önemli bir alt başlığı. Çünkü rock, "cesur ve yeni bir dünya için verilmiş sözdür". Çünkü rock, "ötekileri" korkutuyor. Onların canlarını sıkıyor. Onlara çevrelerinde suların yükseldiğini, yakında iliklerine kadar ıslanacaklarını söylüyor. Ve çünkü rock, "bugün kaybeden elbet yarın kazanacak" diyor ve "bugün en önde giden yarın sona kalacak".

Bir bilgenin dediği gibi "Yolculuk etmek, çok işe yarar, düş gücünü çalıştırır. Gerisi yalnızca düş kırıklığı ve yorgunluktan ibarettir."

Ülkeler, şehirler, sokaklar, müzikler, kitaplar, insanlar ve aşk'lar. Yolcuğunuz hiç bitmesin. Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Kumdan Kaleler - Evde Yoklar




İstasyon - Yeminin Mi Var



Kesmeşeker - Tut Beni Düşmeden



Mor ve Ötesi - Yalnız Şarkı



Nekropsi - Crying Game



BONUS: Kramp - Lan N'oldu

17.11.2017

Music From The Penguin Cafe


Bugün tozlanmayan albümler köşesinde 1976 yılına uzanıyoruz. The Penguin Cafe Orchestra grubu 1970'lerin en özgün albümlerinden birine "Music From The Penguin Cafe" ismini vermişti. Sürreal albüm kapağı ve yerleşik müzik kalıplarını hiçe saymasıyla albüm müzik tarihinin en özgün çalışmalarından birisi olmuştur. Grubun kurucusu Simon Jeffles, Fransa'da yediği balıktan zehirlendikten sonra rüyasında bu grubu kurması gerektiğini görmüştü.

3 yıllık bir sürede kaydedilen 45 dakikalık bu albüm caz, avangart, barok ve pop unsurlarıyla destansı enstrümantal bir yapıya bürünüyordu. Albüm'ün ilginç bir yönü ise grubun kariyerindeki tek vokal performansı olan 'Milk' şarkısının bu albümde yer almasıydı. Üstelik bu vokal performansı sadece tek sözcükten oluşuyordu. Bir aşk ilişkinin görkemli hikayesini anlatan muhteşem isimli "The Sound Of Someone You Love Who's Going Away And It Doesn't Matter" şarkısı grubun yaptığı müziğe özet tadında bir giriş dersek yanlış olmaz sanırım. 


16.11.2017

Avustralya'nın En Sevilen Sahte Şairi


Edebiyat tarihinin en ilginç olaylarından bir tanesi 1940'lı yıllarda Avustralya'da yaşanmıştı. Ernest Lalor Malley, ülke tarihinin en ünlü şairlerinden biri olarak bilinir. Aslında Malley hiçbiri anlamlı olmayan sadece 16 adet uydurma şiir yazmıştır. İşin aslına dönersek, Malley ismi, genç ama muhafazakar iki Avustralyalı şair James Phillip McAuley ve Harold Frederick Stewart tarafından, modern Avustralya şiiri karşısında duydukları öfke ve bu akımın ateşli savunucularından Angry Penguins dergisi editörü Max Harris'e bir ders vermek amacıyla uydurulmuştur. Her ikiside ordu mensubu olan McAuley ve Stewart, Malley'in şiir antolojisini canlarının sıkıldığı bir gün sadece çevrelerinden gördükleri neslelerden türetmişlerdir. Örneğin;

"Bataklıklar, Çamurlu Topraklar, Ariyet Çukurları ve,
Durgun suyun hizmetini sunduğu o diğer yerler,
Değil miydi bizi besleyen."

dizeleri sivrisinekler hakkındaki bir Amerikan ordu raporundan alınmıştı. İkili tarafından kurgulanan sahte bir kızkardeş, Temmuz 1943'de genç yaşta tiroidden öldüğü iddia ettiği ağabeyinin şiirlerini dergiye gönderdi. Editör Harris derginin 1943 Sonbahar sayısında "Kararan Güneş Tutulması" başlığı altında bu şiirlere yer verdi. Hatta hızını alamayarak Ern Malley'i şair Dylan Thomas'a benzeterek övgüler yağdırdı.

25 Haziran 1944'te Sunday Sun gazetesi ikilinin sözde şairi ve şiirlerini nasıl kurguladıklarını detaylı bir biçimde itiraf ettikleri bir yazı yayınladı. Bunun üzerine bizim meşhur editörümüz yandı gülüm ketan helva ama olsun diyerek, ikilinin bilinçsiz de olsa güzel şiirler yazdığını iddia etti.

Gerçek edebiyat ölmez, seksenler unutulmaz diyerek son sözü Paul Engemann kardeşimize bırakıyoruz... O zaman dans...


En Canlı Müzik


Yıl 1982. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres, Almanya'da yayınlanan Bio'nun İstasyonu programına konuk oluyor. Programda mekan olarak eski bir tren istasyonu kullanılıyordu. Barış Manço canlı performansları öncesi programın sunucusu ile keyifli bir sohbet yapıyor ve ardından Hal Hal icra ediliyordu. Bir tren vagonunda canlı olarak çalınan parçada özellikle basta Ahmet Güvenç ve klavyede Kılıç Danışman adeta döktürüyordu. Canlı müzik nedir sorusunun cevabı gibi bir performans. Ne varsa eskilerde var diyerek tekrar o günlere dönüyoruz... 


2.10.2017

5 PAZARTESİ ŞARKISI


 "İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri ama olamadıkları 'kişi'yi anlatırlar."

Yusuf Atılgan

Günlerden yeni bir pazartesi aylardan Ekim. Arafta olmak misali bir yanımız sonhabar, bir yanımız kış. Bugün 5 şarkılık listemizin konusu birbirinden değerli müzisyenlerin hayatlarının bir döneminde yaşamış olduğu ilginç anılar ve bazı şarkıların öyküleri eşliğinde o müzik insanlarından seçmiş olduğum şarkılar. 

Hüzünlü bir kadının söylediği gibi: "Huzurlu olmayı öğreniyorum, kendi yanıma uzanmışım sessizce."

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Cem Karaca ve Apaşlar - Oy Bana Bana

Yıl 2003. 6-7 Eylül tarihlerinde Coca- Cola (Captain Fantastic filminde geçen doğru ifadesiyle zehirli su) Türkiye'de ''Rock'n Coke'' adı altında bir festival gerçekleştireceğini duyurur. Bir anlamda Amerikan emperyalizminin en önemli simgelerinden biri olan bu markanın bir festival gerçekleştireceğinin duyulması üzerine, Türkiye'deki barış yanlısı gençler bir ''karşı festival'' fikri ile "Rock Şişede Durmaz" sloganı ile Barışa Rock'ı düzenlemeye karar verirler. Bazı kesimlerin itirazına rağmen festivalde yer alması düşünülen isimlerden biri de Cem Karaca'dır. Festival günü Cem Karaca evde huzursuz. Eşine "gelmezler bu adamlar" diyerek bir taraftanda biraz demleniyor. Aksilik bu ya o gün Cem Karaca'yı almaya giden araba yolda arızalanıyor. Ama bir şekilde Cem Karaca'yı alıyorlar ve sahneye çıkıyor. Konser sırasında bir ara sahneden düşüyor. O esnada konseri izleyen yaklaşık 10.000 kişi de büyük bir sessizlik. Hemen görevliler müdahale ediyor ve Cem Karaca tekrar sahneye çıkıyor. Seyirciler hep bir ağzından "Cem Baba sen bizim her şeyimizsin" sloganının atmaya başlıyor. Usta sanatçı bir bakıyor ki başından hiç çıkarmadığı şapkası yok. O kargaşa esnasında muhtemelen şapka bir yerlerde düşüyor. Cem Karaca seyicilere dönerek "Şapka nerde ya, muhtemelen Uzan grubundan birisi almıştır." diyor. Hikayenin aslı ise o dönem Cem Karaca Star gazetesinin seslendirmesini yapmış ama parasını vermemişler. 



Neşet Ertaş - Ah Yalan Dünya

Bu anı için sözü Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltuk'a bırakıyoruz. Sene 2000. Kurduğumuz güven ilişkisinin de etkisiyle ikna oldu sanırım, Harbiye Açıkhava'daki konsere. Kulisteyiz. Neşet heyecandan titriyor. Bir duble rakı vermeye yeltendim, istemedi. "Hasan, bizimkiler dışarıda mı?" diye sordu. Sanıyor ki konsere sadece İstanbul'da yaşayan Kırşehirliler gelmiş. "Abi yok" dedim, "Bak şu perdenin kenarından, kimler var." Üniversite öğrencilerini, her yaştan insanı, o tıklım tıklım kalabalığı görünce istedi, önce kabul etmediği o dubleyi.

Bir de, "Senden bir ricam var, bizimkiler, bir ceplerinde konyak şisesi, bir ceplerinde tahta kaşıklar dışarıda bekliyorlardır. Garibanlar bilet alacak parayı bulamamıştır, benim paramdan kesin, garipleri içeri alın" dedi. Kapının önüne çıktım, 80-100 kişilik bir grup, aynen onun dediği gibi çimenlerde oturuyor. Zaten konser de, onlar girdikten sonra başladı esas.

Şener Şen'le, Arif Keskiner de oradaydı. Kırşehirliler kaşıklarla oynamaya başlayınca, korumalar engellemeye çalıştı önce. Şener'le Arif korumaları devreden çıkarınca, Neşet'in de keyfi yerine geldi. İşte o konserle yeniden barıştı Türkiye'yle. Bir yandan albümler, bir yandan Türkiye'nin her yerinden konser teklifleri... Buraya yerleşme kararı aldı sonunda.




Taner Öngür - Kara Kız

Değerli müzisyen Taner Öngür'ü Moğollar'ın bascışı olarak tanıyoruz. Taner Öngür geçtiğimiz ay 'Elektrik Gramofon' isimli bir plak çıkardı. Sadece 250 adet basılan plağın neredeyse tamamı bir günde Kadıköy Plak Günlerinde satıldı. Şu an plak tükenmiş durumda ve yeni bir baskısı bekleniyor. Hikayemize gelirsek; Taner Öngür askerliğini yaptıktan sonra, 1980 askeri darbesi öncesi Almanya Frankfurt'a gidiyor. Kaldığı mekan 1968 öğrenci hareketleri sırasında işgal edilmiş on katlı meşhur bir İşgal Evi. Her katında on oda bulunan binanın bir komitesi var ve demokratik bir işleyiş düzeniyle ortak kararlar alınıyor. Bir nevi kominal bir yaşam alanı. Binada kimler yok ki. Anarşistler, punklar, hippiler, yeşil hareketin doğuşunda yer alan aktivistler. Taner Öngür ve arkadaşlarından oluşan dört kişilik Türk grubuna en üst katta yer veriliyor. Türkiye'de darbe olduğunu o binada kalan kişilerden öğreniyorlar. Bu sırada işgal evinin birçok konuğu oluyor. Hatta bazı okullardan öğretmenler, öğrencilerini yanlarına alarak evi gezdiriyorlar. Taner Öngür ve arkadaşları bu ziyaretçiler için bir odada müzik yapıyorlar. Herkesin korktuğu hatta işgal evinde kalanların bile yaklaşmaya cesaret edemediği ve her eylemde hep en ön safta yer alan yaklaşık 100 kişilik Berlinli bir punk topluluğu bizim Türklerin en iyi arkadaşı oluyor. O dönemde Frankfurt Havalimanı'nı büyütmek için orman kesilmek isteniyordu. Malum yaşanan atmosfere paralel olarak işgal evi fazla mesai yapıyordu. Gösteriler, eylemler, konserler. Bu nedenle kaldıkları bina sık sık polis tarafından kuşatılıyordu. O kuşatmalarda kim hangi enstrümanı bulursa pencerelerden polise karşı ses'li bir tepki veriyordu. Bizimkilerde bu tür kuşatmalarda davul ve zurna ile Alman polise karşılık veriyormuş.




Frank Zappa - Montana

Şimdi sözü Frank Zappa'ya veriyoruz:

1971 kışıydı, Stockholm'deydik. İki konser vermiştik. Salondan çıkarken iki oğlan durdurdu beni. Çılgın bir fikirleri olduğunu, onlara katılıp katılmayacağımı sordular. Küçük kardeşleri Hannes, ertesi gün okulu olduğu için konsere gelememişti. Birlikte eve gitseymişiz, ben Hannes'in odasına girip 'sen bana gelmeyince ben sana geldim' diyerek onu uyandırsaymışım. Peki dedim, şehrin 20 kilometre dışındaki evlerine gittik. Hannes'i uyandırdım. Tahmin edilebileceği gibi, çok şaşırdı. Annesiyle babası da yataktan kalkıp geldiler. Çok hoş insanlardı. Sabah 5.30'a kadar mutfakta oturup politika konuştuk.




Kesmeşeker - Metin Kurt Yalnızlığı

Metin Kurt. Türk futbolunun aykırı ismi. 1971-73 yılları arasında üç kez üst üste şampiyon olmuş Galatasaray takımının sağ kanattaki yıldızıydı Metin Kurt. Aynı zamanda altı yıl boyunca aralıksız olmak üzere 26 kez de milli formayı sırtından çıkarmamıştı. Bir zaman Türkiye Kupası’nda Galatasaray finale çıkıp da futbolcu primleri ödenmeyince, Metin Kurt dört arkadaşıyla beraber idmana yarım saat geç çıktı. Kulübün menajeri tarafından futbola anarşi sokmakla suçlandı, sonra da futbolun patronlarıyla yıldızı hiç barışmadı. Bir sonraki sezon sözleşmesi kendisine sorulmadan, normalden düşük bir paraya uzatıldı. Çoğunlukla kadro dışı bırakıldı, pirimleri ödenmedi. Oynadığı maçlardaysa iki devreyi iki ayrı kanatta, kendi ifadesiyle “sahanın yöneticilere uzak, halka yakın bölgelerinde” oynayarak doldurdu. Sonraki süreçtede Kayserispor’a satıldı. 2.Lig’deki Kayserispor’da da göze batmaya devam etti. Maden-İş grevinde sendikaya destek olmak için halktan para topladı, hatta metal fabrikasında işe girdi. Bir dönem basına demeç verme yasağına çarptırıldı. Yasağa uymayınca da kadro dışı kaldı. Fakat işçiler o kadar baskı yaptı ki, yönetim cezayı geri almak zorunda kaldı. İşte o Metin Kurt bir anısı şöyle anlatıyordu:

İzmir'de Polonya'yla milli maçımız vardı. Bu maç yöneticiler için de halk için de çok önemli bir maçtı. Çünkü o maçta kazanırsak bir moral kaynağı olacaktı halka. Ve o maçı biz 1-0 kazandık. Maçtan sonra halk bindiğimiz otobüsü neredeyse omzuna alacak, öylesine çoşkulu. O sırada pencereden dışarı bakıyorum ben, bir baktım bir çocuk kalabalığın arasından fırlayıp geldi. Zıplaya zıplaya otobüse vuruyor, Metin Abi! Metin Abi! diyor bana, diyor ayakkabının bağını verir misin. Şimdi ben ne yapayım napayım derken bizim otobüs hareket etti. O sırada baktım ki çocuğun ayakları çıplak. Ya çıplak bir çocuk bizden ayakkabı bağı istiyor. Ondan sonra düşündüm. Dedim ki; abi biz ne işe yarıyoruz acaba? Biz bu işi yapıyoruz da kimin için yapıyoruz, kimin yararına yapıyoruz?




BONUS: Captain Fantastic - Sweet Child O' Mine

Finali yazımda bahsi geçen Captain Fantastic filminin o muhteşem sahnesi ile yapalım. Film yaşadığımız çağa, bize dayatılan dünya düzenine dair o kadar güzel mesajlar veriyordu ki. Geleceğimiz olan çocukların eğitimi ve bilinçli olarak yetiştirilmesi ne kadar önemli bir konu aslında. Özetle fikri hür, vicdanı hür, kula kulluk etmeyen yeni nesillere ihtiyacımız var.  Müziğin, sanatın, edebiyatın, vicdanın, özgürlüğün, aklın, zekanın ve bilim ışığının hiç sönmemesi umuduyla...


25.09.2017

5 PAZARTESİ ŞARKISI


*Yukarıdaki fotoğraf Bob Dylan'ın 1963 tarihli "The Freewheeling'Bob Dylan" albümüne ait. Fotoğrafta Dylan o zamanki kız arkadaşı Ruze Rotolo'yla meşhur olduğu Greenwich Village'da yürürken görülüyor.

Mevsim değişiyor, günler kısalıyor. Hazan mevsiminden kışa doğru bir yolculuğa başladık. Geride bırakılan bir yılın muhasebesi eşliğinde elbette yine müzik diyoruz. Bugün 5 şarkılık listemizin konusu birbirinden ünlü müzisyenlerin hayata, kendilerine ve insanlığa dair söylemiş olduğu sözler eşliğinde, o müzik insanlarından seçmiş olduğu şarkılar.

Müziğin hiç susmaması umuduyla: "Hepinize Mutlu Pazartesiler." 

Bob Dylan - Blowin'In Wind

"Bir kurtarıcı ya da peygamber olmayı hiç istemedim."

Bob Dylan



Nick Drake - River Man

"Müzik yapmakla başka bir şey arasında  gayet doğal bir bağ olduğunu bulabilseydim, o zaman başka bir şey yapmaya başlayabilirdim."

Nick Drake




Leonard Cohen - Lover, Lover, Lover

"Şarkı sözü yazmak özünde bir kur yapma sürecidir, kadın avlamak gibi bir şeydir. Çoğu zaman zor bir mücadeledir."

Leonard Cohen



David Bowie - Heroes

"21.yüzyılın başlangıcı yetmişlerdeydi."

David Bowie



The Cure - One Hundred Years

"Ben pop müzik değil, Mahler'in senfonileriyle eşdeğer müzik yapmamız gerektiğini düşünüyorum."

Robert Smith



BONUS: Fikret Kızılok - Leylim Leylim

"1960'lı ve 70'li yıllar bizler için dünyayı değiştirebiliriz umuduyla geçen gençlik yıllarıydı. Kendimizi ifade etmemizin dışa vurumu şarkılarımız, türkülerimiz, öykülerimizdi. İlericiydik, haklıydık, aceleciydik. İklimi uymadı çağımızın, başka bahara kaldı işimiz. Aldandık, anlattık. Doğal ki usanmadık ama uslandık. Elleriyle tutmasın ateşi diye dingin şarkılar yeğledik çocuklarımıza."

Fikret Kızılok


31.07.2017

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün beş şarkılık listemiz için tam 40 yıl öncesine 1977 yılına gidiyoruz. Punk'ın 1976 yılında müzik hayatımıza girmesiyle, birçok grup bir yıl sonra adeta punk sahnesini işgal etmişti. Zaten punk basit bir çözüm yolu sunuyordu: "Bir gitar kap ve kendini ifade et." O zaman 1977 yılında çıkan albümlerden seçtiğim şarkılar ile müzik yolculuğuna başlayalım.

Müziğin hiç susmaması umuduyla, hepinize Mutlu Pazartesiler..

The Clash - White Riot

Punk denince isimleri hep haksızca hep Sex Pistols'ın ardından anılan The Clash, punk'ın yıkılıcılığından ziyade, sivri dilli şarkıları ve akılda kalıcı müzikal yapısıyla dikkatleri çekmiştir. Joe Strummer, Mick Jones ve Paul Simonon bu 14 şarkılık çıkış albümlerini sadece üç haftada kaydetmişti. Albümün en özel yanlarından biri kuru gürültü slogan çığırıcılığı yerine farklı müzik türlerini, kendi sound'larında birleştirmesiydi. Özetle bu albüm sadece punk etiketi altında ezilmeyen bir grubun doğuşunu müjdeliyordu.




Wire - Three Girl Rhumba

Pink Flag hala punk'ın demirbaş albümlerinden biri kabul edilir. 21 şarkıyı 30 dakika gibi bir süreye sığdıran bu albüm kısa ve öz müzik nasıl yapılır sorusunun cevabı gibidir. Pink Flag bu albümle punk rock şablonunu aşırı uçlara taşıyordu. Daha sonraki albümlerinde post-punk'ın etkisi daha fazla hissedilen Wire zaman zaman tekrar bir araya gelip sessiz sedasız albümler yayınlamaya devam ediyorlar. Ayrıca Elastica grubunun 1994 tarihli Connection şarkısında Three Girl Rhumba'yı kullandığını dip not olarak belirtelim. Serdar Ortaç kardeşimizinde 1997 tarihinde yaptığı! Nereye şarkısında Elastica'nın 2:1 şarkısını arakladığını başka bir dip not olarak belirtelim.



Talking Heads - Psycho Killer

New York'ta İskoç kökenli David Byrne önderliğinde kurulan Talking Heads, özellikle canlı performansları sayesinde CBGB camiasının en çok seyirci toplayan gruplarından biriydi. 1977 yılında yayınlanan Talking Heads:77 albümü funk, punk ve disko müzik unsurlarını çok başarılı bir şekilde aynı potada eriyordu. Zaten ünlü müzik dergisi Rolling Stones onları Peter Gabriel'la birlikte 1977'nin en umut verici yeni grubu seçmişti. Psycho Killer şarkısı bir rivayete göre ünlü seri katil Ted Bundy'den ilham alınarak yazılmıştır. 




Suicide - Ghost Rider

İşte müzik tarihinin iki kişilik dev kaotik orkestrası. İlkel bir davul makinası, Martin Rev'in fuzz efektli orgu ve Alan Vega'nın blues haykırışları. Brookklyn’li Alan Vega ve Bronx’lu Martin Rev ikilisinden oluşan Suicide ucuz aletlerle rockabilly ve elecktronik müziği muhteşem bir şekilde harmanlayarak kaotik deneysel seslere ulaşıyorlardı. Bu kaotik ses harmonikasını Alan Vega’nın karanlık vokali ve nihilist bir sahne şovu bütünlüyordu. 1977 tarihli bu ilk albüm Dadaist akımın etkisi altında hipnotik bir sound sunuyor bizlere. Bu bağlamda dar anlamda punk sınırları, geniş anlamda tanımsız çizgi ötesi bir galaksiden yaşam hakkında kısa hikayeler anlatıyordu. Bütün bunlara kanlı bıçaklı imgelerle dolu bir albüm kapağını eklediğiniz zaman ortaya zamansız bir müzik çıkıyordu. Yıllar sonra MIA'nın Ghost Rider'ı Born Free isimli şarkısında kullandığını hatırlatalım. 




Television - Marquee Moon

Television CBGB camiasının ticari anlamda an başarısız grubuydu. 1977 tarihli  Marquee Moon kısa bir tanımla benzersiz bir gitar albümüydü. 1960'lara sırtını dayamış bu albüm özellikle eleştirmenler tarafından çok beğenildi. Albüme ismini veren 11 dakikalık Marquee Moon şarkısı ise bu herifler neler yapmış diyenler için uzun bir özet tadında. Müzik tarihinin yeterince hakkı verilmemiş gizli hazinelerinden biri Television olurdu diyerek konuyu kapatıyoruz.




BONUS: Sex Pistols - God Save The Queen

Her ne kadar müzikal anlamda doyurucu bir zenginliğe ulaşamamış olsalarda punk tarihinin özeti tek bir şarkı olsa sanırım God Save The Queen olurdu.  Ülkenin yaşadığı on yıllık huzursuzluk içinde, gri sokaklarda dolaşan işsizler ordusu, gülmeyi unutmuş bir toplum ve Sex Pistols'un bacak arasına attığı sert bir tekme. Sözlerinden, klibine, piyasaya sürülme zamanına kadar tek kelimeyle punk. 1976 sonbaharında 'No Future' adıyla yazılan şarkının ilk demosu Ocak 1977'de yapılmış ve God Save The Queen adıyla kraliçenin tahta çıkışının 25.yıl kutlamalarının arifesinde , 'alternatif milli marş' olarak piyasaya çıkarılmıştır. Şarkı gördüğü tepkiler üzerine plak şirketi tarafından toplatılmış, grupla yapılan sözleşme de feshedilmiştir. Fakat Mayıs 1977'de kraliçenin gümüş yılı kutlamalarından bir ay önce tekrar piyasaya sürülen şarkı, BBC ve medyanın sansürüne rağmen listelerde birinci sıraya oturmuştu. Bir ulusun gençliğinin öfke ve acı dolu yıllarının özeti...


19.06.2017

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

"Can Yücel"

Bugün günlerden yeni bir Pazartesi. Beş listelik şarkımızın konusu Babalar Günü'ne ithafen babalı şarkılar. Müziğin hiç susmaması umuduyla;

Hepinize Mutlu Pazartesiler.


Cat Stevens - Father and Son



Fikret Kızılok - Ama Babacığım



Mogwai - My Father, My King



Cem Karaca - Baba



Nekropsi - Baba



BONUS: Son şarkımız bir başka babadan. Arabeskin babası Müslüm Gürses söylüyor. "Hangimiz Sevmedik"

22.05.2017

Hüzün ve Şiddet


Gitar parçalama rutini kaza eseri başladı. Kopenhag’da çalarken beni sahneden aşağı çektiler. Her şey harika gidiyordu. Gitarımı sahneye fırlatıp sahneye geri atladım. Gitarımı yerden aldığımda ortasında bir çatlak oluşmuştu. Tepem attı ve lanet şeyi parçaladım. Seyirci çıldırdı -’kayıp akort’u bulmuştum sanki. Bu sadece gösteri amaçlı değil, izah edemeyeceğim bir duygu. Annen baban seni izlemediğinde içinden geleni yapmak gibi…


İçimdeki kötü parçaların dışavurumu belki. Yani ne kadar tatlı ve sevimli olursan ol, derinde bir yerde kara ve çirkin şeyler var. Ben benimkileri sahnede dışavuruyorum, böylece kimsenin canı yanmıyor. Bu, seyircinin de yararına. Sistemlerindeki bütün o şiddeti açığa çıkarıyoruz. Biz şiddet içeren müzik çaldığımızda onların içindeki şiddet de açığa çıkar. Bunu birbirimizin kafasını patlatarak yapmayız, ipeksi bir şiddettir bu daha çok. Yani, hüzün de şiddet içerebilir...

Sıfırdan Başlamak: Benim Hikayem "Jimi Hendrix"

16.05.2017

Postmodern hayatın fon müziği: Boards Of Canada


İskoçya'nın kuzey sahillerinden pastoral bir yaşam formunun modern hayata yansımış muğlak hallerinden biri Boards Of Canada müziği. Marcus Eoin ve Michael Sandison ikilisinden oluşan Boards Of Canada'nın yapmış olduğu müziğin net bir tarifi olmasada şöyle tanımlamayı deneyelim: Brian Enovari ambiant melodilerin, deneysel down tempo ritimlerle süslenerek IDM müziğin hippie hali. Post-apocalyptic düşler.

Eoin ve Sandison ikilisi henüz çocukken müziğe ilgi duymaya başlamışlar. Hatta Sandison henüz dokuz yaşında bir grup kurup kendince sintisayzırlar ve davulla deneysel müzik yapmaya girişmiş. Grup ismini ise National Film Boards Of Canada isimli bir film yapımcısı bir şirketin yaptığı belgesel ve film müziklerinden etkilenerek almış. BOC'nın ilk resmi çalışması kendi plak şirketleri olan Music 70'ten çıkan "Twoism" isimli albüm. Özellikle İngiltere'de Phoenix Festivali'inde Autechre öncesinde yaptıkları açılış elektronik müziğin kutsal mekanı Warp Records'ın dikkatini çekmişti.



Warp etiketiyle yayınladıkları "Music Has The Right To Children" akıllara durgunluk veren bir çalışmaydı. Albümü ilk dinlediğim anı hatırlıyorum da. Bu eşsiz müziği tarif etmeye bir tanım bulamamıştım. İskoçya'nın rüzgarlı kıyılarında yankılanan o sesler ruhuma işlemişti.

Bir şehir efsanesine göre BOC müziklerinin içinde işleyen gizli bir algoritma ile dinleyicilere bir takım mesajlar veriyorlarmış. Kimbilir belki de o harika albümlerin büyüsüne kapıldığımıza göre bunda bir gerçeklik payı olabilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...