29.12.2016

Kuşlar


"Hayat kısa kuşlar uçuyor."

Cemal Süreya

"Bir kuş olsa mavilik derdi buna"

Edip Cansever

"Belki bütün kuşlar uçar, belki değil mutlaka"

Turgut Uyar

"Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla"

Füruğ Ferruhzad

26.12.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Gün geçmiyor ki kötü bir güne uyanmayalım. Dün Rusya Savunma Bakanlığı'na ait, 92 kişiyi taşıyan bir uçak, havalandıktan sonra kısa bir süre sonra Karadeniz'e düştü ve maalesef kurtulan olmadı. Uçakta dünyaca ünlü Kızıl Ordu Korosu'nun 64 üyesi de bulunuyordu.

1928 yılında Kızılordu Merkez Evi’nde kurulan, “Red Army Chorus” (Rus Kızılordu Korosu), amatör sanatı geliştirmek, askerlere moral vermek ve ilgilerini kaliteli müziğe çekmek amacı ile 1933 yılına kadar 300’e yakın etkinlik düzenledi. II. Dünya Savaşı sıralarında, askerlere ve halka moral vermek için 1500’ün üzerinde konser verdi. 1946 yılında, Berlin’de düzenlenen konserde A.V. Aleksandrov’un aniden vefat etmesi üzerine konserler bir süre durduruldu. Daha sonra tekrar faaliyete geçen koronun adı SSCB Hükümeti’nin kararıyla “Aleksandrov  Red Army Chorus” olarak değiştirildi. SSCB’nin dağılmasından sonra ise Koro, Rusya ve diğer ülkelerde konser vermeye devam etti. Dünyanın en büyük korosu olan Kızıl Ordu Korosu'nun repartuvarında 2000'den fazla şarkı yer alıyordu. 1991 yılında koro Berlin Duvarı'nın yıkılması üzerine Roger Waters'ın The Wall konserinde savaş karşıtı şarkılarından biri olan 'Bring the Boys Back Home'a eşlik etmişti. Ülkemizde geçtiğimiz yıl İstanbul ve Ankara'da konserler veren koronun türkçe şarkılara yapmış olduğu yorumlar oldukça keyifliydi.

Bugün 5 şarkılık listemizde akıllardan çıkmayan Kızıl Ordu Korosu'nun şarkıları yer alıyor. Müziğin hiç susmaması umuduyla;

Mutlu Pazartesiler...

Get Lucky



We Will Rock You



Cheri Cheri Lady



Happy



Show Must Go On



BONUS: Yaylalar

21.12.2016

Umut


"Sıkıntı var, boğuntu var, tedirginlik var, çirkinlik, yalan, her şey var. Ama hep umut var her şeyin içinde. Kısacası, yaşamanın gereği, umutlu olmak zorunda insan."

Edip Cansever

5.12.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


"Müzik, nesneleri doğrudan doğruya temsil etmez; ama insanın ruhunda onları gördüğümüz zaman hissettiğimiz duyguların aynını uyandırır."

Jean-Jacques Rousseau

Bugün günlerden yeni bir Pazartesi. Hayat denen yolculuğun kısır döngüsünde, yeni haftaya sıradan bir başlangıç daha. Kendinden başka kimseyi umursamayan, sevgi isimli duygunun hastalık olduğunu düşünmeye başlayan toplum denen kalabalıklar içinde geçip giden Pazartesiler. Ne güzel demiş Sait Faik: "Korku geliyor insana. Kalabalıkların verdiği bir duygu bu. Dolaşıyorsun sokakta, yüzler geçiyor birbiri ardına. Tek bir tanıdık yok, bildik yok, şöyle sana bir şeyler hatırlatan bir bakış, bir gülüş yok. Hep yabancı, herkes birbirine yabancı. Nerdeyse herkes birbirine kayıtsız, acımasız, neredeyse düşman."

Bugün 5 şarkılık listemizin konusu eskilerden, gerçekten "sanatçı" olan değerli isimlerin, bizim bu topraklara ait sevdiğim şarkıları diyelim.

Bulutlu günlere, asık suratlara inat yaşasın müzik diyelim. Mutlu Pazartesiler..

Fikret Kızılok - Koyverdin Gittin Beni



Barış Manço - Ham Meyvayı Kopardılar Dalından



İlhan İrem - Anlasana



Ersen - Derman Bulunmaz



Kamuran Akkor - İkimiz Bir Fidanın



BONUS: Cem Karaca - Askaros Deresi



28.11.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün günlerden yeni bir pazartesi. 5 Şarkılık listemizin ana teması Ortadoğu kökenli sanatçıların seslendirmiş olduğu şarkılar. Medeniyetin beşiği, tarihi kanla ve petrolle yazılmış olan bir garip coğrafya Ortadoğu. Savaşların gölgesinde, kirli silah tüccarlarının mezarlığında, çocukların büyüyemeden öldüğü, gizli hesapların başkenti Ortadoğu. Ama bir gün dünyayı müzik ve sevginin kurtarması umuduyla hepinize Mutlu Pazartesiler...


Kulna Sawa - Wayn A Ramallah (Suriye)



Blend - Belong (Lübnan)



Take It Easy Hospital - Human Jungle (İran)



Ilham Al Madfai - Chal Chal Alayea El Rumma (Irak)



Junoon - No More (Pakistan)



BONUS: The Yellow Dogs

Bu listede hikayesi en acıklı isim İranlı punk grubu The Yellow Dogs. 2010 yılında Tahran'dan New York'a kaçan grup üyeleri Brooklyn Williamsburg'da yaşamaya başladı. Grubun kaldığı ev kısa sürede kentteki İranlı müzisyenlerin buluşma noktası haline geldi. Maalesef hayallerinin peşinden koşan bu gençler bir intikamın kurbanı oldu.

2013 yılında yaşanan olayda. Bir dönem grupta yer alan fakat grubun eşyalarını çaldığı için gruptan attılan arkadaşları Ali Ekber Muhammed Rafi kanlı bir eyleme imza attı. Rafi, bir gece vakti 3 katlı eve gelerek gitar çantasına sakladığı yarı-otomatik tüfeğini çıkardı. Önce evde bulunan, Yellow Dogs ile turnelere çıkan 35 yaşındaki besteci-müzisyen Ali İskenderiyan'ı alnından tek kurşunla vurdu. Ardından grubun davulcusu, 28 yaşındaki Arash Farazmand'ı yatak odasında öldürdü. Saldırgan hemen bir kat aşağı inerek Arash'ın kardeşi ve aynı zamanda grubun gitaristi olan 27 yaşındaki Soroush'u, ardından da salonda bulunan 25 yaşındaki İranlı müzisyen Sasan Sadeghpourosko'ya ateş etti. Geride 4 ceset bırakan Rafi, tetiğe basarken bir yandan da, "Neden beni İran'dan buraya getirip aranızdan attınız?" diye bağırıyordu.

Gözü dönmüş saldırgan, üçüncü kattaki yatak odasında saklanan bir başka İranlı rock grubu Free Keys'in üyesi Pooya Hüseyni ile yüzyüze geldi. Hüseyni, Rafi'ye silahını indirmesini söyleyerek karşı koydu. Rafi de beklenmedik bir şekilde Hüseyni'yi vurmadı. Onun yerine çatı katına çıkıp kalan tek kurşunu kendi kafasına sıktı ve intihar etti. Grubun diğer iki üyesi, saldırı esnasında evde olmadıkları için hayatta kaldı. Grubun İstanbul'da konser vermek gibi bir hayali daha vardı...

14.11.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Ölüm hakkında pek düşünmüyorum, ama hayatın belli evresinde zamanının sonsuz olmadığını idrak ediyorsun. Tennessee Williams, "hayat fena yazılmamış bir piyestir, üçüncü perdeyi saymazsak" demişti. Ben üçüncü perdedeyim, ilk iki perdedeki tecrübenin faydasını görüyorum. Nasıl sona erdiği kimseyi alakadar etmez ve bu son genellikle pek münasip olmayan şartlarda vuku bulur.

"Leonard Cohen"

Müzik tarihinin en ilham verici sanatçılarından biri olan Leonard Cohen'i 82 yaşında sonsuzluğa uğurladık. Bugün 5 şarkılık listemizde büyük ozanın şarkılarına yer veriyoruz. Şiirler, şarkılar, aşklar ve şehirler... Yaşanmışlıkların şarkılarda hayat bulması. Işıklar içinde uyu üstat....

Suzanne



Hallelujah



Famous Blue Raincoat



Dance Me to the End of Love



So Long Marianne



BONUS - The Future

2.11.2016

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği


Seninle sabah ayazının o dayanılmaz hissiyatını yaşadığımız bir Prag gün doğumunda duvardaki Henri Cartier-Bresson'un Diderot Bulvarı fotoğrafına bakarak Aragon'un "Mutlu aşk yoktur" sözünün yazgısını tartışıyoruz ve finalde Rougemont'un söylediği "Mutlu Aşk'ın yazılı tarihi yoktur" ve William Blake'in "Ancak söylenmemiş aşklar aşktır" cümlelerinde karar kılıyoruz.

Belkide dediğin gibi çok fazla sorgulamadan, herkesin kendine özgü karanlığına dokunmadan kendimizi "Varolmanın dayanılmaz hafifliğine" teslim etmeliyiz.

Sonbahar


Biliyor musun, sen şimdiki zamanda
yaşamıyor sanki...
Rus romanlardan kaçmış gibisin.
Yusuf...
Ne düşünüyorum biliyor musun?
Keşke her şeyi geride bırakıp
uzun bir yolculuğa çıkabilseydik seninle...


1.11.2016

White Roses


Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tren oluyor biraz
Ben bazen istasyonu bulamayan bir adamım

"Cemal Süreya"

Mülksüzler


Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, hep güzelmiş gibi görünür. Gezegenler, yaşamlar.. Ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. Günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. Uzaklığı ararsın, ara vermeyi… Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. Yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.

"Ursula K. Le Guin"

30.10.2016

Günün Şarkısı: Ariel Pink - Lipstick


Kafka karabasanlarında gördü belki seni, ama adlandıramadı (ya da girmedin onun düşlerine). Bilseydi, senin gibi bir yer var yeryüzünde. En korkunç kitabın konusu sen olurdun..

"Ferit Edgü/Hakkari'de Bir Mevsim"

Uyan!


Plastik zevkler, Plastik düşler. Televizyonun herkese vaat ettiği, ama çok az kişiye bahşettiği bu cennet, plastik. Onun hizmetindeyiz. Eşyalarımız giderek daha çok, insanlarınsa giderek daha az önemli olduğu bu uygarlıkta amaçlar, araçlar tarafından ele geçirilmiş. Sen eşyaları değil, eşyalar seni satın alıyor. Otomobiller seni kullanıyor, bilgisayarlar seni programlıyor, televizyon seni seyrediyor.

Uyan!

Everyday Is Like Sunday


Cumartesiden sonra, pazartesiden hemen önce, arafta olmak misali grinin tam ortasında...

Morrissey'in en sevdiğin şarkılarından biri olan "Everyday Is Like Sunday"in nefis sözleri Hakan Bıçakcı'nın çevirisiyle...

"Islak kumun üzerinde kendi adımlarınla boğuşurken
Vaktiyle kıyafetlerinin çalındığı o bankın arka tarafında
Burası bir sahil kasabası
Kapatıp gitmeyi unuttukları
Armagedon, gel armagedon!
Gel hadi armagedon, gel!


Sanırsın her gün Pazar
Her gün sessiz ve her gün gri 


Piyasa yapılan o caddede gizlenirken
Kartpostal üzerine kazınmış yazı
“Nasıl isterdim burada olmamayı ”
Bu sahil kasabasında
Şu bombalamayı unutup gittikleri
Gel, gel, gel nükleer bomba


Sanırsın her gün Pazar
Her gün sessiz ve her gün gri 


Çakıl taşlarının ve kumun üzerinde dönüş yolunda
Garip bir toz ellerinde
Ve yüzünde (gözünde, ağzında, burnunda)… 


Sanırsın her gün Pazar
Haydi, ucuz bir çay tepsisi kazan kendine
Şu yağlı çayından bir yudum versene
Her gün sessiz ve her gün gri"

Paranoid Android


Robin, İsveçli Magnus Carlsson tarafından 1994 yılında yapılmış bir çizgi film. Çizgi filmin her bölümü yaklaşık 5 küsur dakika sürüyor ve olaylar 21 yaşındaki işsiz Robin'in etrafında dönüyordu. En yakın arkadaşı Benjamin ile birlikte Robin kafasından hiç çıkarmadığı beresiyle maceradan maceraya koşuyor, her gün içki içerek değişik insan profillerini keşfetmeye çalışıyorlardı.

Radiohead elemanları Robin'i keşfettikten sonra çizgi filmin fanı olarak hemen Magnus Carlsson'dan OK Computer albümündeki bir şarkıya klip çekmelerini rica ettiler. Magnus albümü dinleyerek ilk tercihinin No Suprises olduğunu söyledi, fakat grup üyelerinin ricasını kırmayarak Paranoid Android üzerinde karar kılındı. Carlsson şarkıyı ilk aldığında bütün gün ofisinde şarkıyı dinleyerek ve sokak lambalarıyla donatılmış bir köprüyü seyrederek geçirdi. Ve sonrasında ortaya çıkan ilham ve klibin oluşturulma aşaması hem grubu hemde Magnus'u tatmin etmiş oldu.

Sanırım Magnus'un dediği gibi Thom Yorke kendi benliğini Robin'le çözüyor; nükleer silahlar, mutsuz sevgiler ve plastik bir dünya içinde hayatı anlamaya çalışan yabancı bir birey. Belkide gün gelecek hepimiz bir Robin olacağız, şapkasıyla duş alarak yaşadığı korkunç dünyayı çözmeye çalışan yabancılaşmış birer birey..

"Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta, her şey naylondandı o kadar..."


23.10.2016

Hangi Romanı Kim Çeksin


Malum geçtiğimiz günlerde Sabahattin Ali'nin o muhteşem eseri "Kürk Mantolu Madonna" üzerine bir cahil sohbeti ve bunun sonuçlarını izledik. Aslında bilmemek ayıp değil, ama bilmeyip bildiğini ısrarla vurgulamak sanırım kör cehaleti. Yıllar önce Radikal Gazetesi sinema yazarı Şenay Aydemir, Türk edebiyat tarihinde hepsi birer başyapıt sayılacak on kitabı günümüzün en iyi yönetmenleriyle eşleştirmişti ve ortaya "Hangi Romanı Kim Çeksin" temalı çok güzel bir yazı çıkmıştı. İşte o güzel yazı.

İNCE MEMED: Nuri Bilge Ceylan

"İnce Memed"in yoğun tasvirlerini, epik sinemaya aktarmak gerçekten zor. Bu nedenle bu işi Türkiye'de en iyi beceren kişiyi yönetmen koltuğuna oturttuk. Nuri Bilge Ceylan, taşra ve kasaba duygusuna fazlasıyla hakim bir isim. Ercan Kesal'ın senaryo desteği ve Gökhan Tiryaki'nin görüntüleriyle İnce Memed'i perde de ölümsüzleştirebilir. İhtiyacı olan tek şey biraz isyan duygusu.

HUZUR: Semih Kaplanoğlu

"Huzur" Osmanlı ile Cumhuriyet arasına sıkışmış; bir yandan yüzlerce yıllık Osmanlı geleneğinden kopuşun öte yandan da yeni Cumhuriyetin getirdiklerinin ikilemini yaşayan insanların hikayesini anlatır. Semih Kaplanoğlu sinemasının görsel gücüyle birleştiğinde ise, bu muhteşem eseri, aynı kalitede beyazperdeye aktaracak tek isim olarak onun adı öne çıkıyor.

BENİM ADIM KIRMIZI: Derviş Zaim

Derviş Zaim'in Orhan Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" romanı için biçilmiş kaftan olduğu kesin. Çünkü roman 16. yüzyıl İstanbul'unda saray hattatları ve nakkaşlarının padişahın emriyle resimler yapışının öyküsünü anlatır. Pamuk'un betimleme zenginliği ile Zaim'in görsel dünyasının birleşiminden ortaya çıkacak filmin seyrine doyum olmayacağı söyleyebiliriz.

TUTUNAMAYANLAR: Reha Erdem


Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"da Türkiye romanında yepyeni bir dilin kapılarını araladığını, hem içerik hemde biçimsel olarak yeni bir yol açtığını söylemek ne kadar doğru ise Reha Erdem sineması için de aynı şeyleri söylemeliyiz. Erdem, zorlayıcı kelime oyunlarıyla dolu; fizik, kimya, matematik gibi bilim dallarına, felsefi disiplinlere saygı duruşunda bulunan bu zor hikayenin altından kalkabilecek sayılı isimlerden birisi.

AYLAK ADAM: Onur Ünlü

Yusuf Atılgan'ın kült kitabı "Aylak Adam"ın kahramanının bir isminin dahi olmaması, yalnızca C. olarak anılması bile onu tek başına Onur Ünlü karakteri yapmaya yetmez mi? Baba parası yiyen, gezen, tozan, sinemadan çıkmış insan olmaktan son derece memnun bu karakterin hayattaki her şeye teğet geçmiş olmasında komik bir yan da var üstelik.

SUSKUNLAR: Tayfun Pirselimoğlu

İhsan Oktay Anar'ın "Suskunlar" ın yönetmen koltuğuna Tayfun Pirselimoğlu'nu oturtmamızın son üçlemesi Rıza, Pus ve Saç'taki karakterlerin suskunluklarıyla bir ilgisi yok. Ama susarken anlattıklarıyla çok ilgili. Üstelik, iyi bir yöentmen olmanın yanında iyi bir ressam olması "Suskunlar"ın dünyasını daha iyi anlatmak için büyük avantajlar sunuyor.

KÜRK MANTOLU MADONNA: Zeki Demirkubuz

Bir kadının aşkıyla helak olmuş adamların hikayesi söz konusu olduğunda aklımıza Zeki Demirkubuz'dan başka kimse gelmiyor nedense? Demirkubuz, Masumiyet, Kader ve İtiraf'ta "aşk' ın etrafında örmüştü hikayelerini. "Kürk Mantolu Madonna"nın kahramanı Raif Efendi'nin Maria'ya duyduğu "masumiyet" dolu aşkını, o aşkın ve hayatının dayattığı "kader"i sessizce kabullenişini ve günlüğünden saçılan donunaklı "itiraf"larını en iyi Demikubuz anlatabilir. Üstelik, romanın bügüne de rahatlıkla uyarlanabilecek evrensel bir öyküsü var.

ACIMAK: Çağan Irmak

Reşat Nuri Gültekin'in "Acımak"ı, acıma duygusunu kaybetmiş Zehra'nın babasının ölümü üzerine hayatına yön veren gerçeklerle tanışması ve yeniden "acıma" duygusunu kazanmasını anlatır. Acımak'ı sinemaya aktarmak söz konusu olduğunda en dikkat çekici özelliğinin Yeşilçam filmlerini aratmayan melodramı olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Hal böyle olunca Çağdaş sinema unsurlarıyla Yeşilçam duygusunu birleştirmeyi başaran en başarılı isim olarak Çağan Irmak bu kitap için biçilmiş kaftan gibi duruyor. Acımak'ın Irmak tarafından çağdaş bir yorumunun acıma duygusu dışında, işin içine vicdanı da katacağından tabii ki şüphemiz yok.

GÜVEN: Özcan Alper

Vedat Türkali deyince akla ilk önce "Bir Gün Tek Başına" gelir belki ama "Güven"inde ondan aşağı kalır yanı yoktur. Üstelik oğlu Barış Pirhasan ve torunu Yusuf, Bir Gün Tek Başına'yı sinemaya aktarmak için yakında motor diyecekler. Türkiye sosyalist hareketinin en önemli figürlerinden birisi olan Türkiye Komünist Partisi'ne üye bir grup antifaşist gencin İkinci Dünya Savaşı yılları İstanbul'unda yaşadıklarını anlatan "Güven" için en iyi isim içeriden birisi olurdu hiç kuşku yok ki. Sonbahar ve Gelecek Uzun Sürer ile politik sinema'da rüştünü ispatlayan Özcan Alper'in sıkı bir ekip çalışmasıyla kendisine "Güven"enleri mahçup etmeyeceğini söyleyebiliriz.

MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI


Nazım Hikmet'in "Memleketimden İnsan Manzaraları" kitabının sorumluluğunu bir yönetmene bırakmak insafsızlık olurdu. Yaklaşık 40 yıllık bir zaman dilimini onlarca insanın öyküsüyle harmanlayan bu devasa yapıtın altından ancak kollektif bir çabayla kalkmak mümkün olabilir. Seren Yüce, İnan Temelkuran, Seyfi Teoman, Orhan Eskiköy, Pelin Esmer, Hüseyin Karabey, Selim Güneş, Sedat Yılmaz, Atalay Taşdiken, Mahmut Fazıl Çoşkun ve Aslı Özge gibi günümüzün genç ve yetenekli yönetmenlerinin seçtikleri birer hikayeyi anlattıkları filmin, kitabın hakkını fazlasıyla vereceğinden hiç şüphemiz yok.

Son sözü müziğe verelim ve  Sabahattin Ali'nin o muhteşem sözleri eşliğinde Aldırma Gönül diyelim.


Moğollar - Anadolu Pop


Bugün tozlanmayan albümler köşesinde 70'li yıllara uzanıyoruz. Ülkemizin önemli seslerinden biri olan Moğollar'ın Fransa'da La Guilde Internationale Du Disquez isimli firma için yaptıkları Anadolu Pop albümü, 1971 yılında Academie Charles Cros "Grand Prix Du Disque" yani "Büyük Plak Ödülü"ni kazanmıştı. 

Charles Cros Akademi'si her sene çeşitli müzik dallarında senenin en iyi albümlerini seçerdi. Yani bir anlamda bir çeşit müzik oskarları. 1969'da Pink Floyd "Ummagumma" albümü ile, 1970'de Jimi Hendrix Electric Ladyland" albümü ile bu ödülü kazanmışlardı.

Albüm Paris'te onaltı kanallı bir stüdyada bir haftada doldurulmuştu. Moğollar'ın 1967'den beri yaptıkları çalışmaların bir yansıması olan albümde, Türk Halk Müziği çalgıları Jazz, Blues, Klasik ve Rock müziği temaları muhteşem bir kimya ile bir araya gelmiştir. Albümün birinci yüzünde normal Anadolu Pop denemeleri, ikinci yüzünde Moğolların'ın bir Anadolu gezisinde dolaştıkları yerlerden esinlenerek yaptıkları parçalar yer alıyor.


20.10.2016

The Space Lady


Müziğin her zaman gizli kahramanları ve nev-i şahsına münhasır isimleri vardır. Yaklaşık 30 yıl önce sokaklarda doğmuş ve mutluluğu orada bulmuş melek sesli bir kadının Susan Dietrich yada herkesin bildiği ismiyle The Space Lady'nin hikayesi onlardan bir tanesi. Şehir San Francisco. Sadece keyboard ya da akordeon kullanarak klasik Amerikan şarkılarını yorumlayan bir kadın. Müziğin evrensel gücüne bir kez daha şahit oluyoruz. Onu canlı görmek için gelen turistlerin sayısı, Özgürlük Heykeli'ni görmek için gelenler kadar çok. İnternet sayesinde büyüyen hayranlarından gelen mail ve mektupların sayısını o bile bilmiyor. Hayranlarının ısrarı üzerine yıllar önce şu ana kadar sokakta her zaman çalıp söylediği şarkılarından oluşan bir amatörce bir kaset hazırlamış. Bildiğim kadarıyla aradan geçen onca seneye rağmen herhangi bir plak şirketiyle bir albüm yapmadı. Sadece birkaç toplama albüme onunla özdeşleşen şarkılarıyla katıldı. Hatta internet üzerinden bir EP yayınladı.


Başından hiç çıkarmadığı melek kanatlı demir kaskı sayesinde onu tanımak çok kolay. Şimdi Space Lady'nin hikayesine gelirsek. Kocası ve küçük kızıyla sakin bir hayat süren Susan Dietrich'in hayatı bit pazarında gezerken bir akordeon satın alması ile değişir. Hikayenin diğer kısmına bakarsak tarih 70'lerin başı. Amerika'da karmaşık bir hava hakim. Yaşam felsefesi olarak aktivist bir hayatı benimsemiş olan ailesiyle kendi ülkelerinde bir sürgün hayatı yaşıyorlar. Her an hapse atılma korkusuyla geçen günler ailece San Francisco'dan Boston'a taşınmalarına neden olmuş. Bu süreç Susan'ın hayata karşı direnişini artık müzikle yapma noktasına getirmiş. Metro istasyonlarında başlayan ve bugünlere gelen bu süreç aileye ek olarak bir maddi getiri de sağlamış.

Peki Space Lady nasıl bir müzik yapıyor dersek. Öncelikle onun kullandığı bir mini Casio MT-40 klavyaden bahsetmeden olmaz. Özellikle bu alet Space Lady'nin büyülü sesine bir lo-fi bir hava katıyor. İkisi sanki bütünleşmiş. Susan bu oyuncak vari Casio 'yu çeşitli pedallara bağlayıp, orjinal bir sound yaratmayı başarmış. 

Aradan geçen onca yıla rağmen reklamını yapma konusunda bilinçli olarak hep geri planda durması, sade bir ekipmanla inandığı müziği hayata geçirme çabası aslında lo-fi müzik estetiğini bir hayat biçimi olarak benimsediğini çok açık bir şekilde gösteriyor.

Yaşam


Yaşam bir düştür, uyanmak bizi öldürür...

"Virginia Woolf"

17.10.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Soğuk olan hava değil Mahsun. İnsanlar soğuk. hayat çok soğuk. keşke bu kadar soğuk olmasaydı da dünya, sen de bu kadar üşümeseydin… Çok değil, bir iki aya kadar da kış biter zaten. İdare et. Üşümezsin...

"Tabutta Rövaşata"

Bugün günlerden yeni bir Pazartesi. Bugün 5 şarkılık listemizin konusu kış şarkıları. Mevsim artık kış yolculuğuna başladı. Yolcu yolunda gerek diyerek güzel şarkılar ile bu yolculuğa eşlik ediyoruz.

Hepinize Mutlu Pazartesiler...


Elf Power - The Winter is Coming



Fleet Foxes - White Winter Hymnal



Glass Candy - Warm In The Winter



Yeasayer - Wait For The Wintertime



Vashti Bunyan - Winter is Blue



BONUS: Sezen Aksu - Kış Masalı

11.10.2016

ALBÜM KAPAĞINDAKİ YABANCI


Müzik tarihindeki bazı gruplar ve onların efsane albümleri asla unutulmaz. İşte o albümlerden bir tanesi Beatles grubunun 1969 yılında piyasaya sürdükleri onbirinci resmi albümleri Abbey Road. Albüm, Beatles'ın en başarılı albümlerinden birisi oldu. İngiltere'de albüm listelere 1. sıradan girdi ve 11 hafta birinci sırada kaldı. Albümün en dikkat çeken yönlerinden bir tanesi de tarihin en çok bilinen o efsane kapağı oldu. 


Kapakta Beatles üyeleri kadar dikkat çeken bir başka kişi daha var. 1969'da gezmek için karısıyla Londra'ya giden ve yanlışlıkla dünyanın en popüler fotoğrafına giren kişi Paul Cole. Paul Cole, 2008 yılında 96 yaşında hayatını kaybetti. Yıllarca meşhur olduğunu bilmeden yaşayan ve tesadüfen karısına düğünlerde çalınması için verilen plakların birinin üstünde fotoğrafını gören yaşlı adam, 2004 yılında verdiği bir röportajda, o anları anlatırken şunları söyledi. "Önümdeki caddeden defalarca karşıya geçen 'Bir Avuç Serseme' bir anlam veremedim.


Paul Amca, Beatles'in tarzı olmadığını söylemiş ve eklemiş "Beatles'i televizyonda gördüm ve birkaç şarkılarını duymuşluğum var. Yaptıkları müzik bana göre değil, ben klasik müzik dinlemeyi seviyorum."


Bakış


- Neden böyle hüzünlü görünüyorsun?

- Çünkü sen bana kelimelerle konuşuyorsun, ama ben sana hislerimle bakıyorum...


 "Pierrot le Fou (1965), Jean-Luc Godard"
  

8.10.2016

5 ANKARA ŞARKISI


- Üşüyeceksen ya Ankara'da, yada vapurun üst katında üşüyeceksin derim hep.
- Vaaay, Ankara demek. Orada okumuştum ben de bi süre.
- Ankara'da ya okunur, ya da aşık olunur zaten...

Memleketin baş şehri Ankara bu ülke coğrafyasının en tuhaf şehirlerinden biridir. Bir kere devlet ciddiyetinin sokaklara kadar sinsice işlediği gri bir şehirdir. Bu nedenle çok fazla renk değiştirmez. Kışı çok soğuk, yazı ise çok sıcaktır. Karasal iklimin temel özelliklerini sonuna kadar kullanır. Ankara başka şehirlere benzemez. Ankara’nın gri sokaklarıyla anılabilecek tek kelime yabancılaşmadır. Bir anlamda senkronize yalnızlığın başkentidir Ankara. Bu yüzden başka şehirlerde yaşayan insanların en çok eleştirdiği kenttir. Bir İstanbullu için çoğu zaman sıkıcıdır, birçok İzmirli içinse tutucu ve muhafazakar.

Aslında bir şehri sevmekte temel mesele tutunabileceğin bir dal bulmaktır çoğu zaman. Şairin dediği gibi “Bir şehri sevmek aşka bahane aramaktır.”O zaman akıllarda yer etmiş 5 Ankara şarkısı ile son sözü müziğe bırakalım.

Erkin Koray - Ankara Sokakları




Zuhal Olcay - Ankara'da Aşık Olmak



Nesrin Sipahi - Ankara Rüzgarı



Alpay - Güven Parkı



Grup Gündoğarken - Ankara'dan Abim Geldi



BONUS: The Clash - Sould i Stay or Should i Go

Finali Ankara doğumlu The Clash grubunun beyni Joe Strummer ile yapalım.  Joe Strummer yakışıklıydı, cool'du ve sigarasını imrenilecek derecede bir başka içerdi. Bu efsane müzisyen koca bir nesil için bambaşka bir müzik devriminin arkasında yer alan romantik bir isyancı ve ateşli bir ilham kaynağıydı. 2002 yılında “Sould i Stay or Should i Go” dedi ve zamansız bir şekilde aramızdan ayrıldı. Oysa ki ihtişamını yitiren rock’n roll sahnesinin Strummer gibi romantik asilere ihtiyacı vardı. Bu yüzden Ankara’nın en güzel yanı İstanbul'a dönmesi değil, Joe Strummer’ın bu şehirde doğmuş olmasıdır. Şimdi sessizce dağılabiliriz. 


Björk - Debut


Bugün tozlanmayan albümler köşemiz için 1993 yılına uzanıyoruz. İzlanda Reykjavik'te doğan Björk Gudmundsdottir tıpkı ülkenin nefes kesen doğası gibi başına buyruk bir çocukluk geçirdi. Rüzğarlı mağaralarda başlayan şarkı söyleme sevdası onu daha 11 yaşında kendi albümümünü kaydetmesine itti. Daha sonra çeşitli grupların içinde yer aldı. Bunların içinde en bilineni elbette The Sugarcubes oldu. Grubun yavaş yavaş tanınmaya başladığı bir dönemde 1991 yılında grubu dağıtarak Londra'nın yolunu tuttu. 

808 State grubundan tanıdığımız Graham Massey ve prodüktör Nelle Hooper'ın desteğini alarak Debut albümünü çıkardı. Albüm kapağında yer alan o utangaç kız profili, albümün içine girildikçe tüyler ürperten bir sesle tüm dünyaya haykırıyordu: "Ben geldim." 52 dakikalık albüm inişleri-çıkışlarıyla buzlu coğrafyalardan, yağmurlu şehirlere tek yön bir yolculuk biletiydi. Sonrası bildiğiniz gibi; Björk söyledi, dünya onu alkışladı...


3.10.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Şairin dediği gibi;

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar...

Bugün günlerden güneşli bir Ekim Pazartesi'si ama artık iyiden iyiye mevsim değişiyor ve kış geliyor. Geçen bir yılın muhasebesinin yapılacağı uzun kış geceleri ve hüzünlü şarkılar. Bugün beş şarkılık listemizin konusu önümüzdeki günlerde yeni albümlerini çıkaracak olan eski dostlar. O zaman son söz şarkıların olsun.

Hepinize mutlu Pazartesiler...

The Radio Dept. – Running Out of Love



Kings Of Leon - Walls



Jagwar Ma - O B 1



Empire Of The Sun - Two Vines



Goat - Try My Robe



BONUS: Leonard Cohen - You Want It Darker

1.09.2016

Eylül'dü


Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin...

"Cemal Süreya" 

Eylül ayına girdik ve mevsim değişiyor.  Eylül aslında bir tür ruhsal döngü ve içsel hesaplaşmalar ayı oluyor. En güzel mevsimin, en güzel ayı. Bir bilgenin dediği gibi; "aslında hepimiz deli olarak doğuyoruz. Yalnız içimizden birkaçı sonuna kadar deli kalıyor." Bir süre uzaklarda olacağım. Umarım tekrar karşılaşırız.

Sevgiyle, barışla, aşkla....


31.08.2016

Savaş Karşıtı Şarkılar



Gidin sevişin, biraz sanat yapın, müzik dinleyin, yemek yiyin sonra tekrar sevişin bir bebek yapın, yiyin, çalışın, yiyin ve çalışın… Sevin, sevin, birbirinizi sevin… Hepimiz aynı bokuz, o zaman ne için savaşıyoruz? Bu rezalete şu an son verin! Aldığınız vergilerle yaptığınız işkenceye son verin, şimdi!

"Eddie Vedder"

Savaş karşıtı şarkılardan bir demet. Savaşlarda ölen tüm küskün çocukların laneti üzerinize olsun...

- Dire Straits "Brothers In Arms"
- Pink Floyd "Southampton Dock"
- Bob Dylan "Masters Of War"
- John Lennon "Imagine"
- Bruce Springsteen "Born in The U.S.A"
- Sting "Russians"
- Saxon "Dogs of War"
- Iron Maiden "The Aftermath"
- Pink Ployd "Us and Them"
- Cranberries "Zombie"
- John Lennon "Working Class Hero"
- U2 "Bullet The Blue Sky"
- Yaşar Kurt "Anne"
- Billy Bragg "Rumours Of War"
- Elvis Costello "Oliver's Army"
- Edwin Starr "War"
- The Doors "The Unknown Soldier"
- The Clash "Spanish Bombs"
- Rise Against "Hero Of War"
- Guns N' Roses "Civil War"
- Black  Sabbath "War Pigs"
- Barış Manço "Günaydın Çocuklar"
- Pink Floyd "Goodbye Blue Sky"
- Bulutsuzluk Özlemi "Bağdat Kafe"

Tantana'nın Kahvesi


İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Rami’de ‘Tantana Mustafa’, nam-ı diğer Mustafa Kurtuluş'un, 70’li yılların başından 80’li yılların ortalarına kadar işlettiği ‘Tantana’ isimli Türkiye’nin ilk rock cafesi. Bir anlamda İngilizlerle özdeşleşen "pub" geleneğinin Rami'deki "rock" versiyonu. Rock cafelerin daha isminin geçmediği bir zamanda, bir semt kahvesini rock kültürünün filizlendiği ve yoğrulduğu bir mekana çeviren Tantana Mustafa, müdavimlere pikaptan Led Zeppelin ve Deep Purple gibi gruplar dinletirmiş. Ayrıca kendisininde Türkiye’nin en iyi gitaristlerinden birisi olduğu söylenir.

Hardal grubunun hikayelerinde de adı geçen 'Rami Sound'un efsane kahvesinde öncelikli unsur müzik; sonra çay, kahve, tavla, satranç olarak sıralanıyormuş. Bir dönemin kurtarılmış bölgesi için Mustafa Kurtuluş, "Hiç kimse aç kalmadı, hiç kimse zengin olmadı," diyor.

Yol Şarkısı


En iyi müzik arabada giderken dinlenir. İster yanınızda birileriyle, ister yalnız, ister dandik bir ototeybinde, ister son teknoloji streo bir alette. Araba müziğin içine dalıp gitmek için mükemmel bir ortamdır. Güzel bir JJ Cale albümüyle hiç farkına varmadan bir saat yol alırsın. Sonra, eğer vakit geçse ve çok yorgunsan, önünde de zorlu bir yüz küsur kilometre varsa, AC/DC koyarsın, "Powerage" iyi gider. Biliyormusunuz, ilk defa Amadou & Mariam'ı dinlediğimde bir otoyolda gidiyordum. Birden vurulmuşa döndüm.

Kendi parçalarımın mikslerini de yolda dinlemeyi severim. Akıp gidiyorlar mı yoksa tutuklar mı en iyi yolda anlarsın, stüdyoda değil. Arabayla şarkılara bir tur attırırım. Bugün artık bir adet oldu, herkes klip yapmak zorunda. Ama arabanın dikiz aynasından akıp giden görüntülerden daha iyi bir klip olabilir mi?

"Manu Chao"


22.08.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Acı diyorum efendim, O da evrensel olmalı; Bir çocuğun eline diken batsa; İnsanoğlu yanmalı... 

"Farid Farjad"

Yine acı, yine kan, yine ölüm. İçimiz yanmaya devam ediyor. İnsanlar ölüyor, çocuklar ölüyor, insanlık ölüyor. İnsan olmayı beceremeyen, tasması kimin elinde belli olmayan varlıklar yüzünden ülkemiz zorlu günler yaşıyor. Oysa herşeyin başı sevgi sadece. Birbirimizi sevmek, farklılıklarımızı kabul edip, tek yürek olabilmek. Ayrışmak yerine bir bütün olmak. Sevgi kalbimizden eksik olmasın, müzik hiç susmasın...

Bugün 5 şarkılık listemizin teması biraz hüzünlü şarkılar...

Herşeye rağmen Mutlu Pazartesiler...


Terry Jacks - Seasons In The Sun



Seha Okuş - Hasretinle Yandı Gönlüm



Joy Division - Atmosphere



Sigur Ros - Untitled #8



The Cure - Charlotte Sometimes

19.08.2016

Küskün Çocuklar


Ağlamaktan bile mahrum bırakılan tüm küskün çocukların laneti üzerinize olsun...

Bir insan


Sayısız insan yaşar içimizde,
hissetsem de düşünsem de bilemem
kim düşünür içimde kim hisseder.
Düşünceler ya da hisler için
yalnızca sahneyim ben.
Ruhsa, birden fazla var bende.
Ben’se benden daha fazlası.
Herkes kayıtsız oysa
yaşadığım hayata:
Susturuyorum onları,
kendim konuşurken.
Hislerim, hissetmediklerim
onlardan doğup da birbiriyle
çelişenler. Farkına varmıyorum
hiçbir şeyin yalnızca yaşıyorum ben,
olmak istediğime kimsenin bir sözü yok..

"Fernando Pessoa"

17.08.2016

Günün Şarkısı: Unknown Mortal Orchestra - Shakedown Street


Son dönemlerin en eğlenceli ekiplerinden Unknown Mortal Orchestra, Grateful Dead tribute albümü için "Shakedown Street" şarkısını seslendirmişler. Haliyle ortaya güzel bir iş çıkmış.


The Book Lovers


Kanadalı ressam ve heykeltraş Guy Laramee'nin kitaplar üzerinde yaptığı sanat eserleri...Kitapların her hali güzel...













Sinek Isırıklarının Müellifi


Cemil’in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı. Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil’in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil’in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz...

Defterler


Yıllar boyunca herkesin ahlakına göre yaşamasını istedim. Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım. Kendimi ayrı düşmüş hissettiğim zaman bile, bütünleşmek için böyle davranmak gerektiğini söyledim. Ama bütün bunların sonunda felaket geldi. Şimdi kalıntılar arasında dolaşıyorum. Kuralsızım, tereddütler içindeyim, yalnızım ve bunu kabullenerek tek oluşuma ve kusurlarıma boyun eğdim. Tüm yaşamımı bir nevi yalan içinde yaşadıktan sonra, 'bir doğru' yaratmak zorundaydım...


"Albert Camus"

16.08.2016

Üşümek


Ben sana hep üşüyordum,
çünkü kıştım.
Nakıştım, bakıştım...
İnkar etmiyorum da bunu
Seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım.
Ve lütfen inkar etme;
Sana en çok ben yakıştım....

"Özdemir Asaf"

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...