Eskişehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eskişehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.11.2014

Bir Eskişehir Masalı: Amigo Orhan



Fitil 1963'te ateşlenmişti. O yıl Türkiye Akademiler Arası Futbol Şampiyonası'nda Eskişehir İktisadi Ticari İlimler Akademisi finalde Ege Üniversitesi'ni 6-0 yenince şehirde ortalık ayağa kalktı. Şampiyon olan kadro olduğu gibi Eskişehirspor'a transfer edildi. Kırmızı-Siyah formasıyla sahalarda şimşek gibi parlayan Eskişehirspor, 1698-1969 futbol sezonunda Glatasaray'ın ardından ligi ikinci bitirerek şampiyonluğu az farkla elinden kaçırdı. O sezon Eskişehirspor'un başarısına taraftarı  bir orkestra şefi gibi idare edip coşturan Amigo Orhan'ın da büyük katkısı olmuştu.

Eskişehirspor'un parlak çıkışında her şey güzel gidiyordu ama trübünler şefi olmayan oskestra gibi başıbozuktu. Kimi maç boyu çekirdek çitliyor, kimisi maçı sinema gibi seyrediyordu. Bir grup ise ana avrat düz gidiyordu. Onları bir nakarat altında toplayıp yönlendirecek biri gerekti. Bu görevi üstlenecek kişi tayinle seçimle değil kendiliğinden ortaya çıkmalıydı.

Bu kahraman, Bursa'da Bursaspor'u 3-1 yendikleri deplasman maçında ortaya çıktı. Bir ay önce kendi sahalarında 3-0 yenildikleri Bursaspor'u onlar da kendi sahalarında yenerek rövanşı almışlardı. O gün, bugün için düşünülmeyecek bir şey oldu: Maç başlamadan önce sahaya üstü başı düzgün, traşlı, temiz yüzlü genç bir adam girdi, santra yuvarlağına kadar yürüdü. Orada önce heykel gibi dikilerek Eskişehirsporlu taraftarları süzdü. Sonra efeler gibi diz kırıp çöktü. Bir anda tüm stad sus-pus olmuştu. Ardında iki kolunu açarak yerden kalkınca taraftar Es Es Es Ki Ki Ki Eski Eski Es! diye adeta kükredi. Çöktü mü seyirci susuyor, kalktı mı coşuyordu. Gazeteler ona hemen güzel yakıştırma uydurmuştu: "Yeşil sahaların Toscaninisi" (meşhur bir orkestra şefinden kinaye)



1938 doğumlu Orhan Erpek, Bursa deplasmanına kadar sıradan bir futbolseverken, bir anda Amigo Orhan olmuştu. O aslında Eskişehir DSİ'de çalışan bir topoğraftı, öte yandan kardeşleriyle beraber Spor Toto bayii ve meşhur Amigolar Kahvehanesi'ni işletiyordu.

Onu diğer amigolardan ayıran başlıca özelliği, taraftar üzerindeki mutlak otoritesiydi. 10 bin, 20 bin kişiyi kuzu gibi idare edebiliyordu. Ona göre, maçta amigo varsa polise yer yoktu. Çünkü "kumandanı" olan taraftar olay çıkarmazdı.

Amigo Orhan'ın şöhreti o sezon Eskişehirspor'un bile önüne geçmişti. Devrin futbol federasyon başkanı Orhan Şeref Apak onu Milli Takım'ın Kuzey İrlanda ile oynayacağı maçta trübünleri idare etmekle görevlendirdi. Yine o yıl, bu gün için düşünülemeyecek bir şey daha oldu: Fenerbahçe, Ajax ve Manchester City ile yapacağı maçlar için Amigo Orhan'ı iki maçlığına Fenerbahçe'ye transfer etti!

Eskişehirspor ne yazık ki yakaladığı başarıyı devam ettiremedi. Hatta sonra küme bile düştü. Mümin Özkasap, İlhan Çolak, İsmail Arca, Kamuran Yavuz, Ayhan Aşut, Fethi Heper, Vahap Özbayer, Nuri Toygün, Burhan İpek, Ender Konca, Emin Ülper, Nihat Ataman'dan oluşan efsane kadro dağıldı. Eskişehirspor'la parlayan Amigo Orhan, Eskişehirsporla söndü, tarih oldu.

"Mehmet Durupınar'ın arşivinden"


Haydar Ergülen'in dizeleri ise efsane bir dönemin düşüşünü şöyle dile getiriyor:


"yine çarpıştırsak kelimeleri
aşk yenildi hayal kimle beraber
aşk gibi düşüyor kümeleri de
şu benim efsanem eski es ki
Eskişehirspor es be birader!
ben ondan öğrendim düşe kalka
amatör kümede aşkla gezmeyi
Eskişehir-Vefa maçlarını görseniz
vefalı olurdunuz Eskişehir'e karşı
nerde vefa, Eskişehir düşüyor
ellerim donuyor, alkış üşüyor.."


4.05.2014

Her Mevsimin Bir Sonu Vardır


İlk defa okuldan kaçtığımda 16 yaşındaydım. Eskişehir'in gerçekten eski olduğu yatılı okul yıllarıydı. Devlet ciddiyetinin içimize işlendiği ama boyumuzdan büyük hayallerimizin olduğu bir dönem. Soğuk bir kış günüydü. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Bir bayram öncesi bir grup arkadaş okuldan kaçmak için plan yaptık. Salinger ile yeni tanıştığım bir dönemdi. Ona dair ne bulursam okuyordum. İçimde gizliden gizliye bir Holden Caulfield hayranlığı vardı. Okulun parmaklıklarından kaçış ve Enveriye İstasyonu'ndan trene kaçak biniş. Hiç unutmam o gece tren, nazi kamplarına ölüm taşıyan o karanlık katarlar gibi kalabalıktı. Dışarısı gece olmasına rağmen lapa lapa yağan kardan dolayı bembeyazdı. Ve o Eskişehir'in içine işleyen ayazı. O zaman hızlı trenler yoktu. Mavi Tren'in boş koridorlarının birinde Sümerbank bavulumun üzerine uzanmıştım. Aklıma Cemal Süreya dizeleri geldi; 

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni 
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni..

Kompartımanlarından birinden Ahmet Kaya'nın 'Kum Gibi' şarkısı yükseliyordu. 

Martılar ağlardı çöplüklerde
Biz seninle gülüşürdük
Şehirlere bombalar yağardı her gece
Biz durmadan sevişirdik 


Hayatımda bir şarkının bu kadar tesirli olabileceğini bir daha hissetmemiştim. Üşüyorsun ama içinde bir yanardağ alev püskürtüyor. Kokusunu, hacmini, cismini bilmediğin bir duygu. Tuhaf bir tat; ekşi ve acı arasında ama lezzetli. Hayat o an kum saatinden dökülürcesine damla damla ilerliyor. Bavuluma sarılmışım, boşta kalan elimle buharlanan camı siliyorum. Mavi Tren'in o raylara vuran tıkırtısı eşliğinde gökyüzüne bakıyorum. Şehirlerden uzaklaştıkça yıldızlar daha parlak oluyor. O zaman "işte bu benim yıldızım" demek daha kolay oluyor. Şehirler sahte ışıklarıyla duygular gibi çoğu şeyi gizliyorlar. 



Sonunda eve varış. Elbette arkadan oğlunuz okuldan kaçtı temalı bir telefon ve okula dönüşte alınan bir ton ceza. Ama içimdeki coşkuyu hatırlıyorumda, her şeye değmişti bence. Bazen bir anlığına yaptığın bir çılgınlık ömre bedel oluyor. Değiyor mu peki? Değiyor arkadaş. İliklerine kadar değiyor.

Ve babalarımız. Bizim kuşağımızın babaları biraz sertti. Onların hiç bir zaman ruh halinin mevsimi bilinmezdi. İçlerindeki sevgiyi hep ikinci plana atıp doya doya sarılmaya korktular. Ama belkide haklıydılar. Onlar bu çoğrafyada iki tane darbe gördü. Hapislerde yattılar, işkence gördüler. Sonuçta hapishanelere her dönem mevcut düzene karşı çıkan sistem muhaliflerini sindirme ve teslim almak gibi bir misyon verilmişti. Özellikle darbe dönemlerinde her şey işkence nedeniydi. Nedene de gerek yoktu aslında. Boyun eğdirme ve mutlak itaati sağlama adına dizginsiz bir politika izlendi babalarımız üzerinde. Buralarda onlara özellikle herkesin asker olduğu söylendi.  Askeri bir disiplin eşliğinde askeri sayım düzeni, tekmil zorunlu spor, yat-kalk saatleri, askeri marşlar gibi zorunlu dayatmalar tam bir itaat düzeni eşliğinde sayısız kere yapıldı. Belki bu yüzden babam sürekli rüyasında aynı marşı sayıklıyordu dolunaylı gecelerde. Ve sonra bir gün babalarımız eve döndü. Küskün ve umudunu yitirmiş bir vaziyette. Her zaman sert görünmek zorunda kaldılar. Belki o yüzden bizlerde sevdiklerimize sıkı sıkı sarılıp gitme diyemedik.

Sonrası mı? Geriye sadece kırık bir “Pinokyo” bisiklet ve ekmek almaya giderken aşık olduğumuz kızlar.

O günden sonra, “Babalar hep perşembe, anneler hep cuma oluyordu...” Ve çavdar tarlalarına özgürlük geldiği gün biz tekrar aşık olacağız....

 
Ahmet Kaya - Kum Gibi

3.07.2012

Eskişehir'de yaşamak


BirinciBlog'da yazmış olduğum Eskişehir hakkındaki yazım..

Eskişehir en sevdiğim şehirler sıralamasında en üst sıralardadır. Lise yıllarım bu şehirde geçmişti. Doksanlı yılların ortasındaki bu dönemde bu şehir gerçekten ‘eski’ydi. Özellikle Yılmaz Büyükerşen hocanın belediye başkanı olmasıyla şehir tam anlamıyla bir Avrupa kenti suretine büründü. Eskişehir hayatımda silinemeyecek derecede birçok anıya ve duyguya ev sahipliği yaptı desem benim için bu şehrin önemini vurgulamış olurum sanırım. Kışı çok soğuk olan bu şehrin havasında bu soğuğa inat ayrı bir sıcaklık vardır. Şimdi Türkiye’de yaşanabilir şehirler sıralamasında 3. sırada olan Eskişehir’de yaşamak için nedenleri sıralamaya başlayalım.

BİR AVRUPA KENTİ HAVASI

Eskişehir’de bir Kuzey Avrupa kentinin dinginliği ve huzuru vardır. Trafik çok fazla değildir. İstediğiniz her yere yürüyerek gitme olanağınız vardır. Bisiklet kullanarak bu şehirde rahatça gezebilirsiniz. İnsanlar birbirine saygılıdır. Buranın halkı öğrencileri sever ve değer verir. Sevgi ve hoşgörü o kadar önemli ki bu hayatta. Bunun farkına varmak bile büyük bir erdem insan için.



PORSUK NEHRİ

Ortasından nehirler geçen şehirler her zaman insana bir huzur vermiştir. Bir şekilde beton yığınları arasında bir su birikintisinin varlığı insanı rahatlatır. Tuna Nehrinin böldüğü Budapeşte, Arno nehrinin olduğu Floransa, Neckar nehrini barındıran romantik kent Heidelberg, Seine nehri üzerine kurulmuş Paris ya da bir Venedik ne güzel şehirlerdir. Porsuk kenarında oturup bir kahvaltı yapmak, arkadaşlarla muhabbete dalıp zamanı unutmak, Sevdiğin insanı düşünmek ne güzel şeylerdir. Şairin dediği gibi:

hâlâ porsuk kenarında türer dumanım
al sevgilim anne ol bununla
kapılar gıcırdıyor öfkesi geriliyor kınımın
das kapital kadar incesin
görüyorum ellerini…

Oysa ki ben Eskişehir’de Porsuk kenarında seni düşünürken ne çok hayallere dalmış, şemsiyesiz ne kadar çok ıslanmıştım.

ESKİŞEHİR’DE ÖĞRENCİ OLMAK

Bu ülkede öğrenci olunabilecek en güzel şehir kesinlikle Eskişehir’dir. Bir kere gerçekten ucuz bir şehirdir. Değişik alternatifleriyle aradığın çoğu şeyi bulabilirsin. Her şey öğrencilere göre düzenlenmiştir. Anadolu ve Osmangazi Üniversitelerinin kampüsleri çok güzeldir. Öğrenciler arasındaki arkadaşlık bilinci çok gelişmiştir. Eskişehir’de öğrenci evlerinin ayrı bir tadı vardır. Çok güzel ev partileri yapabilirsin. Ve kış ayrı bir güzel yakışır Eskişehir’e. Kış mevsiminde sosyal medya yoluyla binlerce öğrenci toplanıp kartopu oynayabilir. Bu yüzden Eskişehir’de aşık olmak, birini sevmek çok güzeldir. Artık yolda tanıdık görmekten bıkmıyorsanız bu şehir tam size göredir.



ESKİŞEHİRSPOR

Eskişehirspor şehir takımı olmanın en güzel örneklerinden birisidir. Şehriyle bütünlenmiş bir takım olmanın her hali yaşanır Eskişehir’de. Bütün maçlar bir bayram havasında geçer. Bandosuyla stadyumda neşeli ezgiler eşliğinde maç izlemenin keyfine varabilirsiniz. Özellikle galip gelinen maçlardan sonraki ruh hali inanılmazdır. Eskişehirspor taraftarı olmak demek popüler kültüre isyan etmek, dekoder tüccarlığına hayır demek, bir gol sevinci yaşayabilme ihtimali için 90 dakika beklemek demektir özünde. Ayrıca Eskişehir’de siz siz olun başka takımın formasını giymeyin derim. Her şeye rağmen bir Türkiye gerçeği olarak fanatizm olayları burada da yaşanmakta olup, özellikle kaybedilen maçlardan sonra dayak yeme ihtimaliniz mevcuttur. Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevmiştim misali. Bu kadar kusur kadı kızında da olur diyerek Es-es-es-ki-ki-ki-eski-eski-es nidaları ile bu konuyu kapatalım.

YILMAZ BÜYÜKERŞEN

Bir şehrin belediyecilik anlayışının temelinde insanlara göre yaşanabilir bir kent yaratmak olmalıdır. Maalesef Türkiye’de belediyecilik anlayışının çoğunda sırtını siyasi hükümete yaslayıp Twitter’dan insanlara laf sokma, resmi bayramlarda bilmem kaç bin top dağıtma anlayışı hakim olmuş durumda. Oysaki sanatçı ruhlu Yılmaz Büyükerşen hoca siyasi iktidarın nimetlerinden faydalanmadan Eskişehir’i yaşanabilir kent haline getirmiştir. Sanatı ve sanatçıyı seven bir insanın hayata bakışı her zaman farklıdır. İnsana dayalı belediyecilik anlayışının en güzel örneklerinden birisidir Eskişehir. 1999’da Büyükşehir belediye başkanı olan Profesör Yılmaz Büyükerşen 2009 yerel seçimlerinde %50 üzeri bir oyla yine belediye başkanı olmuştur. O Eskişehir’i, Eskişehirlide onu sevmeye devam etmektedir.



DEMİRYOLU KÜLTÜRÜ

Eskişehir demiryolu kültürünün en geliştiği şehirlerden bir tanesidir. Burada tren deyince insanların aklına konserve kutuları gelmez. Eskişehir’de demiryollarında çalışmayanlar bile Sabo nedir bilirler. Sabo kokusunu özleyen insanlar vardır. 1998 yılında kapanıncaya kadar demiryollarına nitelikli personel yetiştiren Demiryolu Meslek Liseli bu şehirdeydi. Üç büyük şehre ulaşım genelde tren ile yapılır. Eskişehir’in o küçük ama melankolik garı 24 saat cıvıl cıvıldır. Birileri uğurlanır, birileri karşılanır, sıcak kucaklaşmalar yaşanır, gözyaşları akar, sevda sözleri söylenir mutluluk ya da ayrılıklar üstüne. Ayrıca Eskişehir’in çok gelişmiş bir Tramvay ağı mevcuttur. Şehrin içinden yılan gibi süzülen tramvay’da seyahat etmek keyiflidir. Kadın vatmanlara selam verirseniz, onlarda size sıcak bir gülümseme ile karşılık verirler.

MİTHAT KÖRLER

Eskişehir denilince akla gelen en önemli şarkıcı Mithat Körler’dir. Her ne kadar yaptığı müziği pek beğenmiyor olsam da sanatçımız hafif müzik başlığı altında memleket temalı eserler üretmeye devam etmektedir. Özellikle parklarda, bahçelerde, çiçekler arasında, trenlerde klip çeken unutulmaya yüz tutmuş bir ekolün zamana direnen son kalesi gibidir kendisi. Unutulmamalıdır ki içinde Eskişehir olan her türlü etkinliğin içinde mutlaka Mithat Körler’in olması bir fizik kanunu gibi geçerliliğini korumaktadır.



YEME-İÇME

Eskişehir’de her türlü damak tadına hitap eden çok geniş yemek kültürü vardır. Mesela hamburger yemek için illa dünyaca ünlü bir fast food restaurant’ına gitmenize gerek yoktur. İtalyancada ‘küçük çam ağacı’ anlamına gelen Pino gidilmesi gereken bir lezzet durağıdır. Meşhur Çibörek için Alpuda’ki Sülayman Abi bir numaradır. Bunun için 40 km yol gidemem diyorsanız şehir merkezindeki Kırım ve Papağan en önemli adreslerdir. Meşhur Eskişehir köftesi için alternatif çok fazla olsa da Rodop Köftecisi, Tuna köftecisi, Kocausta ve Köfteci Ali önereceğim isimler. Ayrıca köftenin yanında mutlaka Şıra içilmelidir. Eskişehir’e gelirseniz Balaban’ı tatmanızı öneririm. Bunun için en güzel adresler Hüsmen ve Abdüsselam’dır. Kahvaltı için “Acıktım” güzel bir yerdir. Fiyatlar biraz tuzlu olsa da insana keyif verir. Çorba için Sıcaksular’daki Mahir’i ve Hamamyolu’ndaki pasaj içerisindeki Orhan’ı öneririm ama sadece öğlenleri açıktır. Şayet sabaha karsı bir yerde çorba içeceğim diyorsanız Onur İşkembe tek adrestir. Erkek erkeğe meyhane yapılacaksa Kör Kamil veya Su Boyundaki Gaziantep favorimdir. Kızlı erkekli gideceğiz diyorsanız ise Bomanti’yi tavsiye ederim. Ama gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırın derim. Eskişehir-Bursa-Kütahya yolu üzerinde Eskişehir’e çok yakın mesafede ünlü Ayten Usta’nın çok hoş yöresel yemekleri vardır. Yolu buradan geçenlerle şiddetle tavsiye ederim. Fiyatlarda uygundur ayrıca. Görüldüğü gibi Eskişehir’de yemek için çok fazla seçenek mevcuttur.


 
GEZELİM GÖRELİM

Eskişehir’e geldiniz diyelim. Nereleri gezelim diye bir soru sorabilirsiniz. Şöyle bir liste çıkaralım o zaman. Sazova Bilim Sanat ve Kültür Parkı, Kent Park, Japon Bahçesi, Şelale Park, Odunpazarı Evleri, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Porsukta bot ve gondol gezisi, Devrim Arabası Müzesi, Şehri- Aşk Adası, Karikatür Müzesi, Hava Müzesi, Yazılıkaya, Seyit Battalgazi Türbesi, Sivrihisar Pesinus Antik Şehri, Yunus Emre Türbesi, Nasrettin Hoca Türbesi. Özellikle ilk yerli arabamız olan Devrim’in acıklı hikayesi mutlaka bilinmelidir.

KAFELER VE BARLAR

Eskişehir’in en güzel yönlerinden biri çok gelişmiş bir kafe ve bar kültürünün olmasıdır. Genelde hepsinin birbirine yakın olmasından dolayı bir gecede bir çok mekanda değişik alternatifleri denemek mümkündür. İster istemez bazı mekanlar artan popülerliğine paralel olarak öğrenciyi nasıl soyarım mantığı gütmeye başlamıştır. Eski ismiyle Vural Sokak olan Barlar Sokağı genelde öğrenciye hitap eder. İstanbul’un önemli alternatif müzik mekanlarından Peyote bu sene içerisinde bir şubesini de bu sokakta açmıştır.

İşte kısaca Eskişehir böyledir. Bir şehri sevmek için basit neden yeterlidir. Bazen bir şehri bir insan gibi seversiniz, bazen de bir insanı bir şehir gibi. Anahtar kelime çok basit ‘Sevmek”.  Bir dönem sırf bu yüzden kalbimin yarısını Eskişehir’de bırakmıştım
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...