The Knife etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Knife etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.08.2014

Sözler


Konuştuğumuz zaman, ben kendimden söz ediyordum, sen de kendinden. Aptalım ben. Halbuki sen benden ben de senden söz etmeliydik.

"À bout de souffle"  

Günün dinleme önerileri:

- Broken Bells "After The Disco"
- The Knife "Heartbeats"
- Best Coast "The Only Place"
- Home Video "Forget"
- Josh Pyke "Leeward Side"

Günün filmi:


Pixote: A Lei Do Mais (1981) Yön: Hector Babenco

1980 yılların başı Brezilya, her türlü suça itilen sokak çocuklarının büyüme/büyüyememe hikayesi. Gerçek sokak çocuklarının rol aldığı tokat gibi bir film. 

Bir bilgenin dediği gibi "yatak odası takımını kız tarafı almalıdır".. 

Herkese Mutlu Pazartesiler..

 
The Knife - Heartbeats

21.08.2014

The Knife dağılıyor


The Knife, kuzey ışıklarının müzikal anlamda parlayan ikilisi. 1999 yılında Stockholm'de başlayan bu yolculuk 2014 yılında sona eriyor. Karin Dreijer Andersson ve Olof Dreijer kardeşlerden oluşan elektonik müzik ikilisi, 15 yıla dört stüdyo albümü, bir opera, birçok şahane sahne şovu ve onlarca güzel şarkı sığdırdı. İkilinin özellikle törensel bir ayine dönüşen sahne şovları dillere destandı. 2003 yılında çıkardıkları Deep Cuts albümünde yer alan Heartbeats şarkısının 2006 yılında  Jose Gonzalez tarafından akustik olarak yeniden yorumlanması ve Sony reklamlarında kullanılması, ikilinin uluslararası alanda tanınmasını perçinledi.


The Knife, Kasım ayında bitecek turneleri sonrasında bizden bu kadar diyerek The Knife defterini kapatacaklar. Ne diyelim çok özleyeceğiz...

The Knife - Pass This On

9.07.2013

Xavier Dolan sineması


1989 doğumlu Xavier Dolan, henüz 20 yaşında ilk filmi "Annemi Öldümdüm"le kendine özgü bir sinema dili olduğunu ispat etmiş ve insanları şaşkına çevirmişti. Çünkü bu genç Kanadalı'nın sinema dili yaşı ile oranlanınca alışılmışın dışındaydı. Cannes festivalinde ödül alan 2010 tarihli Les Amours Imaginaires, Xavier Dolan'ın kendisinin canlandırdığı Francis adında bir gay ile Monia Chokri'nin canlandırdığı Marie adında iki yakın arkadaşın, Nicolas adında yeni tanıştıkları bir adama aşık olma öyküsünü anlatıyordu. Çok net bir mesaj verme kaygısı içermeyen filmin temel referans noktası insani bir duygu ve ihtiyaç olan aşk kavramını iki farklı insanın görüş açısından irdelemekti.


Dolan'ın son filmi 2012 tarihli Laurence Anyways, 169 dakikalık uzun bir süreye rağmen tutku denen kavramın acıklı bir tarifini yapan ve Dolan'ın kendine özgü sinema anlayışının gittikçe daha keskinleşmeye başladığını ispat eden bir film. Otuzuncu yaş gününde hayat arkadaşı Fred'e içinde bir kadın yattığını ve içinden gelen dürtülere engel olamadığını söyleyen Laurence'ın hikayesini izliyoruz bu filmde. Laurence'ın asıl kimliğini yaşamak istemesi ve bunun için verdiği mücadele Dolan'ın mizanselleri ve kendine özgü anlatım tekniği arasında akıp gidiyor. Aşkın beden ve toplum dinleyemeyen ruha sıkışmış haline bu genç yönetmenin gözünden aykırı bir bakış. Bu filmle ilgili tek eleştirim insanı boğan uzun süresi. Şayet Dolan filmi normal bir sürede bitirmiş olsaydı, vurucu etkisi daha kalıcı olurdu diye düşünüyorum.


Xavier Dolan'ın en güçlü yönlerinden biri tanesi bütün filmlerinde özenle seçmiş olduğu müzikler. Hani bazı müzikler için film yapılır. Mesela benim gözümde 'Drive' filminin önce müzikleri seçilmiş, sonra bu şarkılar üzerine film yapılmıştır. Dolan filmlerinde de tıpkı bu tadı alıyorum. Örneğin, Les Amours Imaginaires filminde slow motion seanslar eşliğinde kulakların pasını alan Bang Bang, yine aynı filmde Pass This On şarkısının çaldığı sahne, yine Laurence Anyways'de  Fade To Grey'in eşlik ettiği o müthiş anlar unutulacak gibi değil.

Sonuç olarak eşcinsel sinemanın alışılmış kalıpları kullanması kadar, kendine özgü geliştirdiği sinema dili de Dolan'ı şimdiden Pedro Almodovar'ın varisi yapıyor.

The Knife - Pass This On



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...