Jay Jay Johanson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jay Jay Johanson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.07.2016

Adına Radyo Denen Şey


Adına radyo denen bu bir avuçluk metal yığını, bana çocukluğumun o soğuk ve ıssız gecelerinde kanlı canlı bir insan gibi arkadaşlık etti bir bakıma. Hatta, ruhumda gezinip duran boşlukların karanlığından tuttu da, beni kendisine bir daha kopmamacasına sıksıkı bağladı.

Öyle ki, o yıllarda, elimdeki çantayla birlikte okuldan döndüğümde annemin hazırladığı yemeğe bile bakmadan soluğu hemen onun yanımda alıyordum artık. Alınca da, yatağın üzerine boylu boyunca uzanıp bir çırpıda düğmesini çeviriyor ve ölçülemeyecek kadar küçük adımlarla, istasyonlar arasında yavaş yavaş gezinmeye başlıyordum. Şurası Budapeşte, burası Şam, orası Tiran, ötesi Sofya, berisi Moskova demeden bir süre ortalıkta gelişigüzel cirit atıyordum açıkcası. Kimi zamanda, işte böyle yeryüzünün çeşitli köşelerinde avare avare geznirken, büyüklüğü ve gücü akla hayale sığmayan meçhul bir şey tarafından kovalanıyormuşum gibi birdenbire hızlanıyordum. Budapeşte'deyken hiç beklenmedik bir anda koşup Şam'da soluklanmak, Sofya'ya varmışken hala Tiran'daki konuşmaları duymak, ya da birbirine karışan uzak sinyal sesleriyle metalik cızırtıların karanlığında döne döne Ankara'yı ararken birdenbire Tahran'la karşılaşmak bir hayli hoşuma gidiyordu çünkü. Hatta, bana o anda bütün bu şehirleri sihirli bir kutunun içine doldurmuşum da, ağzımı kulaklarıma doğru yayarak, inanılmaz bir keyifle sürekli çalkalıyormuşum gibi geliyordu.



Ben çalkaladıkça, onlar da ister istemez birbirleriyle yer değiştiriyorlardı tabii. Başka bir deyişle, dünyanın düzeni dediğimiz düzen benim odamda, insanın başını döndüren korkunç bir hızla altüst oluyordu. Şam, hurmaların gölgesinden kalkarak, sarı sarı yankılanan tef ve zil sesleri eşliğinde Bulgaristan'a gidiyordu sözgelimi; Sofya gürültüyle doğrulup parklarından yükselen ıhlamur kokularını döke saça çöllere iniyor, Budapeşte kartpostallarda gördüğüm hareketli heykelleriyle birlikte İstanbul semalarından geçip Ortadoğu'ya yerleşiyor, Kahire piramitlerini kucaklayıp Moskova'ya taşınıyor, Tahran'da asasına yaslanarak ayağa kalkıp siyah peçeli devasa bir karanlık halinde, dağların ve vadilerin arasından anlaşılmaz bir telaşla Ankara'nın ışıklarına doğru yürüyordu.

Şehirler böyle yer değiştirip diller ve mevsimler birbirine karıştıkça, dünyaya hükmediyormuşum gibi, benim ellerime de sanki karıncalanmaya benzeyen, tanrısal bir tat bulaşıyordu o sırada. Dahası, çok geçmeden bu tat bütün gövdeme yayılıyor, yayılınca doygun bir titremeye dönüşüyor, dönüşünce de beni alıp benim sınırlarımın içinde her biri birbirinden keyifli, uzun yolculuklara çıkarıyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse, insanı bir tüy kadar hafifleten bu yolculukların sonunda ben her defasında çok, ama çok yoruluyordum. Yorulunca da, odanın içini dolduran onca sese rağmen, geceyarısına doğru gözlerin yavaş yavaş küçülmeye başlıyordu. Bana, şayet radyoyu kapatıp uyuyacak olursam, dünya hiç beklenmedik bir şekilde birdenbire duracakmış gibi geliyordu işte o zaman.

Hasan Ali Toptaş "Uykuların Doğusu"

1.02.2015

Şehir Rehberi


Günümüzden yaklaşık bin altı yüz yıl önce, bir Roma imparatorunun şehrimizi ziyaret etmesi vesilesiyle dikilen sütunun üzerinde bugün bir leylek yuvası var. O sütunu görünce insan ister istemez bazı yapılara bin yıl sonra üzerine leyleklerin yuva yapacağı beton yığınları gözüyle bakıyor. Hangisine yuva yapacak acaba leylekler? Baştan aşağı camla kaplı cephesinde gökyüzünü ve güneşi soğuk dikdörtgenler halinde yansıtan şu gökdelene mi? Yoksa, dev bir fabrikayı andıran şu alışveriş merkezine mi? Böyle düşüncelere de fazla kapılmaya gelmez! En iyisi ucuz marketlerin birinden alışveriş yapmak ve kendini ikramiye veya yakacak yardımı verilen ayların düzgün salınımına bırakmak..

"Barış Bıçakçı"


10.04.2014

Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şöförü


Şimdi bir meleğim galiba. Yani kanatlarım var, başımın üzerinde de bir hale. Benim gibi yüzlerce insan var burada. İlk geldiğimde herkes yere çömelmiş benim bir kaç hafta önce boruya yuvarladığım misketlerle oynuyordu.
 
Cennet'in hayatlarını iyilik yapmaya adamışların yeri olduğunu sanırdım, ama öyle değilmiş. Tanrı böyle bir karar vermeyecek kadar merhametli ve müşfik. Cennet dünyada gerçekten mutlu olamayanların yeri. Bana buraya kendilerini öldürerek gelenlerin hayatlarını tekrar yaşamaları için dünyaya geri gönderildiklerini söylediler, çünkü ilk seferinden hoşnut kalmamaları ikinci seferinde uyum sağlayamayacakları anlamına gelmiyor. Ama gerçekten uyum sağlayamayanların sonunda geldikleri yer burası. Hepsi değişik yollardan gelmişler cennete.

Buraya Bermuda Şeytan Üçgeni'nin belli bir noktasında uçağa takla attırarak gelen pilotlar var. Mutfaklarındaki dolaplara girerek gelen ev kadınları var. Sırf içlerine girip buraya gelmek için uzayda topolojik bükülümler keşfeden matematikçiler var. Şayet orada çok mutsuzsanız ve birileri size ciddi bir algı sorununuz olduğunu söylüyorsa, buraya gelmek için kendi yolunuzu bulmak zorundasınız. Bulursanız lütfen bir deste iskambil kağıdı getirin, çünkü misketten gına geldi.

"Etgar Keret"

Jay-Jay Johanson - So Tell The Girls That I Am Back In Town

13.02.2014

Bir öğretmen


İran'ın batısındaki Merivan'da 23 yıldır öğretmenlik yapan bir ilkokul öğretmeni, kanser olduğu için saçları dökülen hasta bir öğrencisine destek olmak için kafasını kazıttı. Ali Muhammediyan isimli öğretmen, sınıf arkadaşlarının hasta öğrenciyle dalga geçtiğini fark edince sekiz yaşındaki Mahan Rahimi'ye moral vermek için saçlarını sıfıra vurdurdu. İran basınında "haftanın kahramanı" ilan edilen duyarlı öğretmenin bu davranışından sonra 23 öğrencisi de saçlarını kazıttı.


Biliyor musunuz, bu dünyada dinin, dilin ırkın, soyun, sopun ne olursa olsun, önce insan olmayı becerebilmek çok önemli. Neye inanırsa inan, insan olmadıktan sonra herşey boş. O yüzden hoca, cenaze namazı sonrası hakkınızı helal ediyor musunuz? diye soruyor? Çünkü kul hakkı bu; alınıp, satılmıyor.

Jay Jay Johanson - Teachers

17.05.2013

Bir yer var... Biliyorum...


Bir şarap festivaliydi. Herkes içmeden önce biraz toprağa döküyordu. Para Pachamama, toprak ana için diyordu. Lama kesmişlerdi yemek için. Kendi yetiştirdikleri evcil lamalardan. Özgür lamalara dokunmuyorlardı. Eğer özgür lama öldürürseniz Lama Tanrısı sizi öldürür. Bu efsane değildi. Tabii ki doğruydu. Özgür lamalar yükseklerdeki çöllerde yaşıyorlardı. Bir tohumu yiyerek başka tarafa taşıyorlar, onları gübreliyorlar, dengeyi sağlıyorlardı. Büyümemiş bir bitkiyi kesinlikle yemezdi. Eğer özgür lamaları öldürseler bütün florayı yani kendilerini öldürüyorlardı."

Bolivya anayasası masal gibi başlıyordu. "Evvel zaman içinde, dağlar yükseldi, ırmaklar yatağını buldu, göller oluştu. Amazon bölgemiz, Chacomuz, platomuz, yaylalarımız, ovalarımız yeşilliklerle ve çiçeklerle kaplandı. Bu kutsal Toprak Ana'yı çeşitli yüzlerle donattık ve o günden bu yana, her şeyin çoğulluğunu ve varlık ve kültürler olarak çeşitliliğimizi taşıyoruz. Halklarımız böylece mutluluk içindeydi ve uğursuz sömürgecilik günlerine dek ırkçılığı asla bilmedik.

"Metin Yeğin"

Jay-Jay Johanson - So Tell The Girls That I Am Back in Town

Camera Obscura - Let's Get Out Of This Country

29.12.2011

Nellie The Elephant


Bu hikayedeki tüm kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür.

Nellie
küçük ve sevimli bir fildi. Çalıştığı sirkin neşe kaynağı haylaz bir ufaklıktı. Küçük prens misali kendi dünyasında insanları ve diğer hayvanları çok severek yaşıyordu. Ve bir gün bir gecelik sarhoşluk misali aşık oldu. Artık gözü hiç birşey görmüyordu ondan başka. Sonunda sevdiğine açıldı ve aşkına karşılık buldu. Dünyalar onunda artık. Mutlu mesut su gibi geçen günler sonunda bir gün sevdiği onu bıraktı. Onun için o gün dünyanın sonu gibiydi. Sonunda dayanamadı, bu son gecedir artık ağladığım diyerek ölmek istedi. Ona göre herkes kendi hürlüğünde ölmeliydi. Ama beceremedi. Oysaki bu dünyada herşeyden ve herkesten çok onu seviyordu. Onu ne bok yerse yesin her geri döndüğünde ilk günkü gibi seveceğini ve sımsıkı kucaklayacağını biliyordu. Ama bilmek anlamaya ve mutlu olmaya yetmiyordu.
Günler günleri kovaladı yeni yıllar birbirini takip etti ve o bir gün çıktı geldi. Artık herşey için o kadar geçti ki. Nellie'nin aklına Küçük İskender'in sözleri geldi. Onun gözlerinin içine bakarak şöyle dedi.

"Yılbaşı, bir hindiye ne ifade ederse, sende benim için aynı şeyi ifade ediyorsun."dedim. Rıhtıma doğru yürüdüm; bir gemiye dönüşebilsem açılacaktım. Yolcu alır mıydım: Hayır! Kalbimin filikaları delikti.

Bu hikayenin ana fikrini size bırakarak Şimdiden Mutlu Seneler diliyorum...


Toy Dolls - Nellie The Elephant

New Model Army - Vagabonds

Minor Majority - Supergirl

Jay-Jay Johanson - She Doesn't Live Here Anymore

Tindersticks - Sometimes It Hurts

25.09.2011

So Tell The Girls That I Am Back in Town


Herşey sadece bir rüzgara bakıyormuş. Let's Get Out Of This Country diyerek bir şarkının peşinden düştük yollara. Herşeyin bittiğini düşündüğün bir anda, başını gömdüğün çukurdan çıkarıp sadece etrafına bakmak yeterli oluyor yeni bir başlangıç için. Dışarda gürül gürül akan bir dünya içinde: şarkılar var, siyah beyaz sokaklar var, içinden aşk geçen şehirler var, en önemlisi seni sadece sen olduğun için seven insanlar var. Yaşadığım o tatlı kültür şokunun etkisi altında mutsuzluğun şantiyesi gri şehir Ankara'ya tekrar alışmaya çalışıyorum. İnsan sormadan edemiyor burada yıllarını geçiren Peter Murphy ne buluyordu acaba bu şehirde? Yolculuk demişken kendini Latin Amerika'nın kesik damarlarına adamış Metin Yeğin'in yolculuk yazılarını herkese tavsiye ediyorum. Şimdi sözü Metin Yeğin'e bırakıyorum.

"Bir şarap festivaliydi. Herkes içmeden önce biraz toprağa döküyordu. Para Pachamama, toprak ana için diyordu. Lama kesmişlerdi yemek için. Kendi yetiştirdikleri evcil lamalardan. Özgür lamalara dokunmuyorlardı. Eğer özgür lama öldürürseniz Lama Tanrısı sizi öldürür. Bu efsane değildi. Tabii ki doğruydu. Özgür lamalar yükseklerdeki çöllerde yaşıyorlardı. Bir tohumu yiyerek başka tarafa taşıyorlar, onları gübreliyorlar, dengeyi sağlıyorlardı. Büyümemiş bir bitkiyi kesinlikle yemezdi. Eğer özgür lamaları öldürseler bütün florayı yani kendilerini öldürüyorlardı."

Bolivya anayasası masal gibi başlıyordu. "Evvel zaman içinde, dağlar yükseldi, ırmaklar yatağını buldu, göller oluştu. Amazon bölgemiz, Chacomuz, platomuz, yaylalarımız, ovalarımız yeşilliklerle ve çiçeklerle kaplandı. Bu kutsal Toprak Ana'yı çeşitli yüzlerle donattık ve o günden bu yana, her şeyin çoğulluğunu ve varlık ve kültürler olarak çeşitliliğimizi taşıyoruz. Halklarımız böylece mutluluk içindeydi ve uğursuz sömürgecilik günlerine dek ırkçılığı asla bilmedik" diyordu.


Jay-Jay Johanson - So Tell The Girls That I Am Back in Town

Camera Obscura - Let's Get Out Of This Country
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...