11.02.2013

Zaman zaman


Kişinin, evinde gidip geldiği, alışıldık hareketleri, her günkü hareketleri yaptığı, yüz çizgilerinin yalnızca kendisi için gerildiği, sonra ansızın, başını kaldırınca, perdelerin açık kaldığının, sokaktan gelip geçenlerin kendisini seyrettiğinin farkına vardığı zamanlar olur...

"Georges Simenon"

Günün dinleme önerileri:

- Ed Harcourt "The Last Cigarette"
- Beck "Lost Cause"
- Beirut "A Sunday Smile"
- Brazzaville "Baby Blue"
- Feist "Graveyard"

Günün filmi:


"170 Hz" Yön: Joost van Ginkel (2011)

İkisi de sağır olan Nick ve Evy birbirlerine aşıktırlar ve sessizlik içinde mutlu bir birliktelik hayali kurmaktadırlar. Evy’nin ailesi ilişkilerini onaylamayınca gençler birlikte kaçıp terkedilmiş bir Sovyet denizaltısına sığınırlar. Filmi MUBİ'den izleyebilirsiniz...

Dünyaya gelirken kimse bize sormadı, ama üzerinde yaşarken, bize de sorulmasını istiyoruz..

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Patrick Wolf - Time of Year

Lamb - Happenings Ten Years Time Ago

8.02.2013

Müslüm Baba’ya açık mektubumdur!


Tarık Tufan yazdı: "Müslüm Baba'ya açık mektubumdur!"

Değerli Müslüm Baba,

Evvela selam eder, hürmetle ellerinden öperim. Cenab-ı Hak’tan acil şifalar dilerim. Bizleri soracak olursan şükürler olsun iyiyiz. Şu vefasız âlemin seyrine daldık.

Kendimi tanıtmak isterim ama muhtemelen tanımazsın. Aslında aynı mekânlarda bulunduk ama yüz yüze gelip sohbet etme imkânımız olmadı. Ben uzaktan sana baktım.

Bizim mahalleye gelmişliğin de var. Fatih Haydar semtine. O zamanlar Haydar sineması vardı. Yazlık sinema. Semtte iki tane yazlık sinema vardı; Yavuz ve Haydar sinemaları. Sen konsere Haydar sinemasına geldin. Haydar, Haydar olalı o günkü coşkuyu görmedi desem yeri var. Belki bir iki Haydarspor maçı öncesi, sonrası olabilir.

Sinemaya giden yolun iki yanına dizilip senin gelmeni bekliyorduk. Askerî yönetim henüz çekiliyordu ve biz bir sivil lideri bekler gibi heyecanla bekliyorduk senin gelmeni. Bunları bugünkü kafamla söylüyorum aslına bakarsan. Yoksa o vakit böyle şeyler nedir bilmiyordum. Bir süre sonra ortalık hareketlendi. Ben küçüktüm, ağabeylerin arasından kafamı uzatıyordum. Bir Reno geldi. İçinde sen, Muhterem yenge ve bir adam daha vardı. İzdiham oldu bir anda. Güç bela seni sinemaya aldılar. Sen şarkılarını daha söylemeye başlamadan Topizik kendini kesmeye başladı. Topizik jilete davranıp göğsünde çentikler atınca, gençler de başladılar kollarını, göğüslerini jiletlemeye.

İnsanlar sorup duruyorlar; “millet neden Müslüm konserlerinde kendini jiletliyor?” Nedenini sen biliyorsun Baba, ben de biliyorum. Kanını akıtan gerçeği söyler. Kanını akıtan inandırıcı olur. Kanını akıtan kurban olur. Kanını akıtanın derdi derinden gelir. Kanını akıtmanın bütün gerekçeleri senin şarkılarını bilenlerin malumu. Gerisini boş verelim.

Biz mahallenin Müslümcüleriydik. Orhancılar vardı ve az biraz Ferdiciler. Öz babam seni sever sayar ama kendisi Gönül Akkor hayranıdır. Evimizde Gönül hanımın bir posteri duruyordu ve annem “evde namaz kılınmaz!” deyip posteri indirmenin derdindeydi. Namaz mı, yoksa Gönül Akkor’a babamın bakarken gözlerinde büyüyen duygu mu bilmiyorum. O poster indi.


Seninle tanışmam o zamanlara denk geliyor.

İlkokul üçüncü sınıfı bitirince çalışmak lüzumu ortaya çıktı. Sağa sola iş bakarken Fatma ablanın oğlu Kürt Metin, Gedikpaşa’da kunduracıda çalışıyordu. “Neden Fatma ablanın oğlu? Babası yok mu?” diyeceksin. Rahmetli Nuri abi o zamanlar Almanya’da çalışıyordu. Çok gelemezdi ondan. Neyse biz kalktık Unkapanı tarafından bastık gittik Gedikpaşa’ya ve ben ilk işime başladım. Usta sorunca, Meto’nun da tembihlemesiyle “beşi bitirdim artık okumayacağım…” deyip işe başladım. Meto da kunduracıydı, Ali, Ercan, Cemil filan pazara çıkıyorlardı, Apo oto tamircisi oldu.

Kunduracı, konfeksiyoncu, oto tamircisi, pazarcı olmasaydık, çocuk olacaktık.

“Bütün ümitlerim bitmiş
Bütün sevdiklerim gitmiş
Yaşamak hevesim bitmiş
Olmuşum bir bağrıyanık”

Senden ilk dinlediğim şarkı bu. “Lan oğlum ilkokul üçü bitirmiş adam on yaşında bağrıyanık mı olurmuş!” diyeceksen, burada susayım.

Sonrasında ne yaşadıysak, fonda senin şarkın çalıyordu.

O zamanlar Gülhane parkında halk konserleri veriliyordu. Dediler ki Müslüm Baba da gelecek. Biz Haydarlılar bir hafta senin konserine hazırlandık Baba. Allah seni inandırsın bir gün öncesinde uyumadan Cumartesi akşamki konsere sabahtan gittik. Bir iki mevzu oldu ama önemli değil. Konser geldi çattı. Biz sana orada olduğumuzu bir şekilde göstermeye çalışıyorduk. Gırtlaklarımız patlarcasına bağırıyorduk; “Bağrıyanık! Vefasız Âlem!”

Biz böyle kendimizi paralarken sen Kasımpaşa tayfasını gördün. Elemanlar bir pankart hazırlamış; “Ne Orhan ne Ferdi, Müslüm Baba sen söyle Vefasız Âlem’i”.

Ben kunduracılıktan konfeksiyona kaydım. Atölyede senin babalığına sığınmış çocukların olarak orada da ne dediysen dinledik.

Dediler ki; “Müslüm Baba Tepebaşı’nda Ceylan Aile gazinosunda şarkı söylüyor.” Atladık gittik. Üstte başta kuruş yok ve içeri giremedik. Gazinonun hemen karşısında yüksekçe bir duvar vardı. Çıkabilir miyiz filan derken harbiden de duvara tırmanıp seni beklemeye başladık. Baba, beyaz takım elbisenle sahneye çıkışın hâlâ aklımda. Beyaz takım elbiseyi bu âlemde iki kişiye yakıştırıyorum. Biri sen, diğeri Yılmaz Güney.

Biz o duvarın üzerindeydik Müslüm Baba. Bilesin istedim. Biz Gülhane parkında bağırıyorduk, o duvarın üzerinde seni dinliyorduk. Gerekirse o jileti vücudumuzun üzerinde gezdirmeye gözümüz kesiyordu.
Bir gün bizim Apo mahalleye geldi heyecanla. Dedi ki; “Oğlum Müslüm Baba’nın kemancısı İlyas Tetik arabasını tamirhaneye getirdi.” Eee? “Beni Müslüm’ün evine götürecek.” “Siktir lan oğlum. Kafa yapma!” “Ekmek, Kur’an hakkı için.”

Aradan biraz zaman geçti Apo yine geldi; “Yarın Müslüm Baba’nın evine gidiyorum.”

Ertesi gün Apo’nun yıllarca anlatacağı mevzu oldu.

“İlyas abi beni arabayla aldı. Müslüm’ün evine gittik. Muhterem yenge de oradaydı. Oturduk, sohbet ettik. Müslüm Baba eliyle kahve ikram etti.”

Doğru mu söylüyor hâlâ bilmiyorum. Ama biz Apo’ya bu hikâyeyi yüzlerce kere anlattırdık. Meselenin ağlattığı yer, senin elinle kahve ikram etmendi. Müslüm Baba’nın yoksulun halinden anlaması meselesini hep buradan anladık. Anlattık da.

Şunu biliyorum Müslüm Baba. Sen bir kaset hazırlamışsın. İçinde acayip damar şarkılar varmış. Dinleyenler intihar edebilirmiş. Devlet kasetin çıkmasını yasaklamış. Sen de kaseti yapımcına vermişsin ve Allah gecinden versin vefat edince piyasaya çıkacakmış. Bunu ben de biliyorum, arkadaşlarım da biliyor.

Senin kararına saygımız var. Ama bu mektubu bir rica için yazıyorum. Acaba o kaseti çıkartabilir misin? Hayattayken, beyaz takım elbiseli bir kaset kapağıyla. Elinde sigara. Dumanı yükselirken…

Eğer mümkünse, biz seni sevenler hasretle kasetini bekliyoruz.

Bu vesileyle ellerinden öper, acil şifalar dilerim...

 http://buyukkeyif.com

Mezarlık



Her ilişkinin gizli bir mezarlığı vardır. Eğer iki kişiden biri bu mezarlığı yalnız ziyaret etmeye başlamışsa pek yakında o mezarlık ilişkinin de ebedi istirahatgahı olacak demektir.

Sakın o mezarlığı yalnız ziyaret etme. Ne olursa olsun yanındaki adamı da sürükle. Yoksa….

Ece Temelkuran ‘Muz Sesleri’

Miranda Warning - Cemetry Gates

Veronica Falls - Found Love In A Graveyard

Bir Hayatın Çözümlemesi



Gülmek; "Saf" denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise; "Duygusal" görünme riskini.
Birine yakınlaşmak; "Kendini kaptırma" riskini,
Duygularını açmak; "Kendini ortaya koyma" riskini,
Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;
"Onları başkalarına kaptırma" riskini göze almaktır.
Sevmek; "Karşılık görememe" riskini...
Yaşamak ise; "Ölme" riskini göze almaktır.
Umutlanmak; "Hayal kırıklığına uğrama" riskini
Çabalamak ise; "Başarısız olma" riskini göze almaktır...
Ama riskler yaşanmalıdır.
Çünkü hayatımızın en büyük riski, hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir;
Ama Büyüyemez, Sevemez, Değişemez, Hissedemez, Öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,
Bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür...

" Leo Buscaglia"

Var mısın benimle HÜR olmaya....

Princess Chelsea - The Cigarette Duet

Amadou & Mariam - Dougou Badia (feat. Santigold)

7.02.2013

Bir oyuncak hikayesi: Toy Story


Ülkemiz büyükleri tarafından her zaman ekonomisine imrenilen Çin'de oyuncak üreten bir fabrikadan fotograf kareleri. Bazı insanların yaşam standartlarını yükseltmek için, hiçe indirilen insani yaşam standartları. Standartların dünyasında insan gibi yaşamak için verilen yaşama uğraşı. 

Nasıl olsa kapitalist düzenin vicdan sahibi beyin takımı sizin yerinize en doğrusunu düşünür. Bu ucuz işgücü cennetinde günde 11 saat, haftada 6 gün çalış, yemek molan sadece 30 dakika olsun. Ne diyelim alalım, verelim ekonomiye güç katalım!







Bu post için http://blackpearlscurse.blogspot.com/ bloguna teşekkürler. Fotoğraf kaynağı: photomichaelwolf.com

La Roux - I'm Not Your Toy

Honeyhoney - Little Toy Gun

Love will tear us apart


When routine bites hard,
And ambitions are low,
And resentment rides high,
But emotions won't grow,
And we're changing our ways,
Taking different roads.

Then love, love will tear us apart again.
Love, love will tear us apart again...

"Oysa seni sevmem toplumu meşru kılar mı acaba..."


Swans - Love Will Tear Us Apart

Worm is Green - Love Will Tear Us Apart

Stanton Miranda - Love Will Tear Us Apart

Moneypenny - Love Will Tear Us Apart

Evelyn Evelyn - Love Will Tear Us Apart

Squarepusher - Love Will Tear Us Apart

Hişt hişt


Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten.
Gelsin de nereden gelirse gelsin!
Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena.
Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.
Hişt hişt....

"Sait Faik"

Nouvelle Vague Feat. Julie Delpy - Lalala

Beach Fossils - Plastic Flowers

6.02.2013

Rüzgar bizi sürükleyecek


İki kişi buluşabilir, birbiriyle konuşabilir, birlikte olabilir; ama ruhları çiçekler gibidir, her biri kendi bulunduğu yere kök salmıştır, hiçbiri öbürüne varamaz; varmak isterse kökünden kopması gerekir. Bunu da yapamaz. Çiçekler kokularını ve tohumlarını çevreye saçarlar; çünkü birbirlerine ulaşmak isterler; ama bir tohumun konması gereken yere varması için çiçek bir şey yapamaz, bu rüzgarın işidir, o nasıl isterse, nereden isterse öylece gelir, eser, gider…

“Hermann Hesse”

The Sleepy Jackson - Rain Falls For Wind

Arcade Fire - Cold Wind

Umut sokağı


Pek çok umut kaynağı var. Eğer umudun içecek suyu olmasa susuzluktan ölürdü. Neyse ki, büyük kalabalık insan grupları var; Zapatistalar gibi, topraksız köylüler gibi... Tek olası dünya bu değil. Gerçeklik her sabah yeniden bir çarpışma. Kim 1 Ocak 1994'te ormanın içlerinden Zapatistaların çıkacağını söyleyebilirdi ki? Kimse bunu örgörmedi ve şapkadan tavşan çıktı. Bu şu demek: Hala hayat var, uslu uslu boyun eğmeyi reddedenlerin arzusu... Bu dünya tepetaklak ve bakalım onu ters çevirebilecek miyiz, onu deniyoruz!

"Eduardo Galeano"

Future Bible Heroes - Hopeless

jj - My Hopes And Dreams

5.02.2013

My Bloody Valentine 20 yıl sonra ses verdi


80′li yılların ikinci yarısında müzik yapmaya başlayan ve yayınladıkları bağımsız albümler ve iki stüdyo albümle shoegazing denen müziğin peygamgerliğini yapan efsane grup My Bloody Valentine, onca yıl aradan sonra yeni kayıtları “m b v” ile karşımızdalar. Ne diyelim çok özlemişiz.  

My Bloody Valentine - She Found Now
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...