Joy Division etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Joy Division etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.08.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Acı diyorum efendim, O da evrensel olmalı; Bir çocuğun eline diken batsa; İnsanoğlu yanmalı... 

"Farid Farjad"

Yine acı, yine kan, yine ölüm. İçimiz yanmaya devam ediyor. İnsanlar ölüyor, çocuklar ölüyor, insanlık ölüyor. İnsan olmayı beceremeyen, tasması kimin elinde belli olmayan varlıklar yüzünden ülkemiz zorlu günler yaşıyor. Oysa herşeyin başı sevgi sadece. Birbirimizi sevmek, farklılıklarımızı kabul edip, tek yürek olabilmek. Ayrışmak yerine bir bütün olmak. Sevgi kalbimizden eksik olmasın, müzik hiç susmasın...

Bugün 5 şarkılık listemizin teması biraz hüzünlü şarkılar...

Herşeye rağmen Mutlu Pazartesiler...


Terry Jacks - Seasons In The Sun



Seha Okuş - Hasretinle Yandı Gönlüm



Joy Division - Atmosphere



Sigur Ros - Untitled #8



The Cure - Charlotte Sometimes

16.06.2016

Martin Hannett


70'lerin sonunda, Joy Division kayıtlarındaki başarısından dolayı bir Manchester kahramanı haline gelen Martin Hannett 1948 Manchester doğumlu. Eczacılık eğitimi gördü, ama eğitimini uyuşturucu deneyleri dışında kullanmadı. Asıl takıntısı elektronikti. Gençliğinden itibaren tuhaf olduğunu düşündüğü sesleri kaydetmeye başladı. 60'ların sonunda Manchester'da amatör bir rock grubunda bas çalmaya başladı. Mahalli gruplara ses tesisatı kurarak geçimini sağlıyordu. 1976'da Buzzcocks ve John Cooper-Clarke'ın kayıtlarını yaptı. 70'lerin sonunda Tony Wilson tarafından kurulan Factory Record'un kadrolu prodüktörü oldu. Durutti Column, A Certain Radio, OMD gibi grupların yanısıra, Joy Division'ın "Unknown Pleasures" albümünün prodüktörlüğünü üstlendi. New wave ekolüne endüstriyel bir yaklaşım getirdi. Bu yüzden ona New wave'in Phil Spector'u lakabını taktılar.



Hannett klasik rock düzenlemelerine tuhaf makine gürültülerini ustalıkla entegre etmeyi başarıyordu. Özellikle Joy Division'ın ikinci plağı "Closer"ın arka yüzünde kullandığı efektler çok ilham vericiydi. Yine o dönemde U2, Psychedelic Furs gibi grupların ilk 45'lik kayıtlarında onun imzası vardı. Ian Curtis'in intiharından sonra, New Order'ın ilk 45'liği "Ceremony"de yine onun parmağı vardı. Daha sonra Tony Wilson'la arası bozulunca 80'lerin büyük bir kısmını uyuşturucu bağımlısı olarak geçirdi. Tony Wilson'la tekrar barışınca, Happy Mondays, Stone Roses gibi efsane isimlerle çalışmaya devam etti. Son olarak 1990'da The High isimli bir grubun kayıtlarıyla meşgul oldu. 1991 Nisan'ında bir akciğer enfeksiyonu sonucu 43 yaşında hayatını kaybetti. Çalıştığı gruplarla yaptığı kayıtların bir derlemesi niteliğindeki "Hannett" albümü 1992'de yayınlandı. 24 Hour Party People filminin önemli karakterlerinden biri olarak dikkat çekti. Bu filmde onu Andy Serkis canlandırdı.

18.05.2016

Yokuş Yukarı Giden Bir Gece


Bugün tarih 18 Mayıs. 1980 yılının bugününde Ian Curtis intihar ederek hayatına son verdi.

Ian Curtis'in son gecesi karanlığa yolculuk misali yokuş yukarı giden bir geceydi. Mekan, ekonomik çöküntü eşiğinde olan bir Britanya. Yabancılaşma, yalıtılmışlık, yoksullaşma ve varoluşsal sorunlar. O gece kullandığı ağır ilaçlar alkole yavaş yavaş karışıyor, zihni bulanıyordu. İki aşk arasında kalmış bir adamın çırpınışları yankılanıyordu karanlık bir gecede. Karısıyla boşanma noktasına gelmişti, çok gerilimli günler yaşıyordu. Ufukta bir çıkış yolu gözükmüyordu. Çok tehlikeli bir ruh hali geceye hakim olmaya başlamıştı.

O gece önce telefonda Genesis P. Orridge'i aradı. Orridge'in "Weeping" şarkısını ona baştan sona söyledi. Sonra Iggy Pop'un "Idiot" albümünü dinledi. Her halinden öfkeli olduğu belli oluyordu. Hayata karşı tarifsiz bir öfke. Bir varoluş sorgulaması. Kendi hayatıyla paralellik taşıyan Werner Herzog'un "Stroszek" adlı filmini seyretti. Bu film, hapisten çıkıp Amerika'ya giden bir müzisyenin hikayesi. Kendisine yeni bir hayat kurmak isteyen ama sonuçta ihtihar eden bir kişinin trajik sonu. Ian da Amerika'ya gitmeye hazırlanıyordu, ertesi gece yola çıkacaktı. 1980'lerin başında büyük bir hadiseydi Amerika'da konser vermek.

Sonrası mı? Sonrası boyna geçirilen bir ip ve sadece karanlık... Karanlığa karışan siyah bir tohum... Ne zaman Love Will Tear Us Apart çalmaya başlarsa, kalbimin bir köşesinde Ian Curtis’in ızdıraplarına ortak olurum… Ne diyordu Jacquel Brel My Death şarkısında: Ölümüm bir gerçek gibi beni bekler gençliğimin cenazesinde… Huzur içinde yat Ian Curtis...


21.03.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI

Bana böylesi garip duygular
Bilmem niye gelir, nereye gider?
Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
Bu gün de ölmedim anne.

"Ahmet Erhan"

Aslında bu listeyi geçen hafta hazırlamıştım. Geçen pazar akşamı, Ankara'da evimde sakince sevdiğim şarkıları seçerken, tam The Undertones grubunun "Wednesday Week" şarkısına geldiğimde büyük bir gürültü. Sonrası malum tarifsiz acılar, yıkılan umutlar, yitirilen canlar. Ardından bir hafta geçmeden başka bir acı. İnanın elim artık klavyeye gitmiyor, içim içimi parçalıyor. Bize neler oluyor, neden bu hale geldik. Acı ama gerçek insanoğlu insanoğlunun cehennemi olmaya devam ediyor.

Bugün 5 şarkılık listemizin konusu seviyeli 80'ler. Yıl olarak 1980'de çıkmış benim için özel albümlerden seçtiğim kıymetli şarkılar. Mutlu Pazartesiler diyeceğim ama ne mümkün...

Merak etme, bu gün de ölmedim anne....


Joy Division - Heart and Soul

Joy Divion'ın Closer albümü 1980 tarihli. 1979 yılında çıkan ilk albüm Unknow Pleasures kadar kadar soğuk ve uçuruma bakan bir albüm olmasa da Ian Curtis'in can alıcı şarkı sözleri insanın içine çifte dikiş atıyor. Özellikle kapakta yer alan Bernard-Pierre Wolff'un İtalya'daki Staglieno Mezarlığı'nda çektiği mezar taşı talihsiz bir tesadüf olarak dikkat çekiyor. Curtis'in ölümünden önce kararlaştırılan bu kapak bir intihar notu gibi can yakıyor.




The Cure- A Forest

Birçok The Cure hayranına göre 1980 tarihli "Seventeen Seconds"albümü en iyi Cure albümüdür. Bu albüm grubun kasvetli, minimalist pop döneminin habercisidir. Özellikle bu albümde yer alan 'A Forest' mükemmel ve özgün bas riffleri ile modern bir klasik olarak müzik tarihindeki yerini aldı. 



The Jam - That's Entertainment

Öfkeli, aşık ve şehir ozanı müthiş müzisyen Paul Weller önderliğindeki The Jam grubunun bence en iyi albümü 1980 tarihli "Sound Affects" hazinesidir.  The Jam şarkı sözlerinde genelde sıradan İngilizlerin hayal kırıklıklarına odaklanmıştır. Albüm tüketim toplumuna sert bir bakış atan Pretty Green ile açılır ve şiir gibi akıp gider. 




The Undertones - Wednesday Week

Kuzey İrlanda'nın Derry kendinden çıkan The Undertones artık bir klasik haline gelmiş 'Teenage Kicks' şarkısı ile bilinse de asla tek şarkılık bir grup olmamıştır. Öyle ki BBC Radio 1'in kırk yıllık diskjokeyi 2004 yılında kaybettiğimiz John Peel, 2001 yılında "Teenage Kicks" şarkısının sözlerinin mezar taşına yazılmasını istemişti. Grubun 1980 tarihli "Hypnotised" albümünde yer alan "Wednesday Week" şarkısı gelmiş geçmiş en hüzünlü pop şarkılarından biri olarak dikkat çekiyor. Ve ne acıdır ki benim de artık hayatım boyunca unutamayacağım bir anı olarak...



Talking Heads - Crosseyed And Painless 

Talking Heads ve Brian Eno ortaklığının en son halkası, belki de en başarılı çalışması 1980 tarihli "Remain In Light" albümüdür. Grubun lideri David Byrne'ın muazzam yaratıcılığı ile Brain Eno arasında yaşanan ego savaşlarının en güzel meyvesi.



BONUS: Tom Waits - Jersey Girl

Tom Waits'in hep yuvam dediği Los Angeles varoluşlarında çıktığı bir gezintinin yansıması 1980 tarihli "Heartattack And Wine" albümü...



1.02.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Zaman ne çabuk ilerliyor. Günler, haftalar, aylar ve yıllar derken bir bakmışız yolun sonundayız! Bugün yine günlerden yeni bir pazartesi. Bugün beş şarkılık listemizin konusu müzik tarihinin en güzel ilk albümlerinden seçmiş olduğum şarkılar. O zaman şimdi kendimizi melodilerin büyülü sonsuzluğuna bırakalım.

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Joy Division - She's Lost Control 

Joy Division için daha ne söyleyebilirim ki. Burada Joy Division ve Ian Curtis için onlarca yazı yazdım.  Belki de müzik tarihini en çok etkileyen gruplardan bir tanesi Joy Division'dır. 1979 tarihli Unknown Pleasures içine girilmesi zor bir albüm, ama tıpkı bir kara delik misali kendinizi kaptırdıktan sonra kurtulması ise imkansız. Bu albümden seçtiğim şarkı; Rivayete göre Ian Curtis iş bulma kurumunda çalışırken kendisi gibi epilepsi hastası bir kızın geçirdiği krizden çok etkilenip yazdığı She's Lost Control. 




Stone Roses - I Wanna Be Adored

Demir Lady'nin İngiltere'de 1979'da iktidara gelince ortaya koyduğu ekonomik-politik kararlar toplumun büyük bir kesiminde özellikle gençler arasında umutsuzluk, karamsarlık, yoksulluk ve yalnızlık tohumları ekti. Bu toplumsal travma punk müziğin doğuşunda büyük bir rol oynadı. Punk, post-punk derken 80'li yılların sonlarına doğru club ve uyuşturucu modası, Manchester Sound denen bir akımın doğmasına neden oldu. Brit pop sürecine giden bu yolda neo-psychedelia ritimler eşliğinde rave ve acid house kültürü gelişti. Bu dönemin tartışmasız en cool ve özgün grubu Stone Roses idi. Bu beton gibi ilk albüm Maymun Kral Ian Brown'ın kayıtsız ve kendine özgü vokaliyle devleşiyordu.



Tindersticks - City Sickness

Bazı gruplar vardır ve yaptıkları müziğin net bir tarifi yoktur. Açıkçası tarif edilmek, önüne bir sıfat konmak gibi bir gereksinime de ihtiyaç duymazlar. İşte Tindersticks bu tarifin içini eksiksiz dolduran kusursuz bir hazinedir. Tinderstick’in kendi adını taşıyan debut albümü yayınlandığı 1993 senesinde tabiri yerindeyse her şeyi ezdi geçti. Melody Maker’da Nirvana ve Pearl Jam’i geride bırakıp yılın albümü seçildi. İngiliz basınından büyük övgü gören albüm tarifsiz ve boyutsuz sıfatlarıyla baş tacı edildi. Grubun beyni Stuart Staples, gerek solo, gerekse Tindersticks ile hala acıklı şarkılar söyleyerek, insanların canını yakmaya! devam ediyor. Bu arada 10. Tindersticks albümü 'The Waiting Room' 22 Ocak'ta taze taze çıktı.


Violent Femmes – Blister In The Sun

Müzik tarihinin en özgün işlerinden biri olan Violent Femmes'in kendi adını taşıyan debut albümleri; sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde zamanın ötesinde ruh bulmuş hali sanki. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali albümün özünü oluşturuyor. Gergin fakat eğlenceli bir atmosfer eşliğinde su gibi akıp giden bir kayıt. Yine güzel bir müjde verelim. Geçtiğimiz sene uzun bir sürenin ardından 'Happy New Year' isimli bir EP ile karşımıza çıkan Violent Femmes, yeni albümlerini Mart ayı gibi yayınlamayı planlıyor. Albümün ismi ise We Can Do Anything.




Jeff Buckley - Last Goodbye

Rock efsaneler ile beslenir. Ölüm, intiharlarla hayranlık yaratır, nedeni meçhul ise sonsuza kadar kutsanır. Erken ölüm ise imrenilecek bir tat bırakır hafızalarda. Henüz 30’undayken yaşamını yitiren Jeff Buckley kariyeri boyunca sadece tek bir albüm yayınlamış olsa da, müzik tarihinin en ilham verici müzisyenlerinden biri olmayı başardı. Son konserini 29 Mayıs 1997 yılında veren Buckley, aynı gece aniden Mississippi nehrinde yüzmeye karar vererek kıyafetleriyle suya girdi ve dalgalar arasında kaybolarak boğuldu. Cesedi 4 Haziran’da bulundu. Babasını hiç tanımayan bu genç ozanın tıpkı babası gibi genç yaşta hayata gözlerini yumması, hayatın o tuhaf ironilerinden biriydi.

5.10.2015

New Order - Music Complete


Müzik tarihine damgasını vurmuş ve post punk denince ilk akla gelen efsanevi grup Joy Division, Ian Curtis'in intiharıyla dağılmıştı. Bu trajik olayın ardından eski Joy Division elemanları; Bernard Sumner, Peter Hook ve Stephen Morris yanlarına Morris'in kız arkadaşı Gillian Gilbert'i alarak yine Factory Record ve Tony Wilson'ın kanatları altında New Order'ı kurdu. Grubun vokalistliğini Sumner üstlendi. New Order; yeraltı club kültürünün elektronik tabanlı disco ritmleriyle new wave ve dans müziğini bir potata eritmeyi başardı. Aslında New Order için erken dönem house-house-disco türleriyle, 80'lerin new-wave ruhunu birleştiren bir köprü kurdu diyebiliriz. 

1983 yılında yayınlanan "Blue Monday" İngiltere'de tüm zamanların en çok satan 12 inçlik single'ı oldu. 35 senedir hayatımızda olan New Order zaman zaman grup elemanlarının yan projeleriylede dikkat çekti. Peter Hook "Revenge"i, Morris ve Gilbert "The Other Two"yu, Bernard Sumner ise eski Smiths gitaristi Johnny Marr'la birlikte Electronic'i kurdu.

Grubun 10. stüdyo albümü “Music Complete” 25 Eylül tarihinde yayınladı. 11 şarkılık albümde gruba Iggy Pop, Brandon Flowers ve La Roux gibi önemli isimler eşlik ediyor. La Roux, albümde “Tutti Frutti” ve “People On The High Line” şarkılarında, The Killers vokalisti Brandon Flowers, “Superheated” ile ve büyük efsane Iggy Pop ise “Stray Dog” şarkısında gruba eşlik ediyor. Dönem dönem değişik denemeler içine giren ve müzikal anlamda başarı sağlayamayan New Order bu albümle özüne dönmüş gözüküyor. Kesinlikle beton gibi  ve New Order diskografisinde üst sıralarda yer alacak bir albüm...


21.10.2014

5 SONBAHAR ŞARKISI


Mevsimin kışa döndüğü bu günlerde 5 şarkımızı zamanın ruhuna uygun seçiyoruz. Bugünkü şarkılarımız; kırık kaplerin dilinden anlayan, hem yağmurlu, hem güneşli ama her daim bulutlu. Senkronize bir yalnızlığın müziğe yansımış melodileri. Sözü fazla uzatmadan müzik diyoruz.

Elliott Smith – Waltz#2

Müzik hayatına 1992 yılında Heatmiser grubu ile başlayan Elliott Smith, grubun yayınladığı 3 albümün ardından tek tabanca takılmaya başladı. Bu modern çağ ozanı kadife ses rengi ve eşsiz beste yeteneği ile Nick Drake ekolünün en önemli temsilcilerinden birisiydi. Yaşadığı acılar her zaman müziğine yansıyan Elliott Smith, 21 Ekim 2003 tarihinde 34 yaşında kendisini 2 kez göğsünden bıçaklayarak intihar etti. Ne diyordu, Cesare Pavese ‘Yaşama Uğraşı’ kitabında:

Gizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda…”




Tindersticks – Dying Slowly

Tindersticks sonbahara en çok yakışan gruplardan bir tanesi. Hani bazı gruplar vardır ve yaptıkları müziğin net bir tarifi yoktur. Açıkçası tarif edilmek, önüne bir sıfat konmak gibi bir gereksinime de ihtiyaç duymazlar. İşte Tindersticks bu tarifin içini eksiksiz dolduran kusursuz bir hazinedir. Tindersticks klasikliği, özgünlüğü, besteleri ile müzik tarihinde yanına yaklaşılamayan benzersiz bir müzik harikası. Hayranlarının körü körüne sevdiği, mainstream sularında dolaşmayan eşsiz bir sonbahar senfonisi.




Morphine – You Look Like Rain

Morhine 90′lı yılların başında Boston çıkışlı Mark Sandman önderliğinde kurulan ve kolej radyolarında sıkça çalınan parçaları sayesinde sıkı bir hayran kitlesi kazanan müziğinde gitar kullanmayan ender gruplardan biridir. Kasvetli, ürkütücü ve mutsuz kavramları rock-jazz karışımı, iki telli basit bir bas ve yoğun bir saksafon kullanımı Morphine müziğinin yapı taşlarını oluşturur. Sandman’ın eski grubu Treat Her Right’ın dağılmasının ardından Sandman’a ek olarak Dana Colley (bariton saksafon) ve Jerome Deupree’nin (davul) yer aldığı ekip deneme niteliğindeki birkaç konserin ardından ilk albümleri Good’u 1991 yılında çıkardı. Büyük bir şaşkınlık yaratan bu albüm özellikle yöre takipçilerinin gruba olan sevgileri sayesinde o yıl Boston Music Awards’ta yılın en iyi bağımsız ilk albüm ödülünü kazandı. Rykodisc Record ile imzanan anlaşma ve sırasıyla yayınlanan Cure For Pain, Yes ve Like Swimming grubun kalitesini ve ününü gerek dinleyiciler, gerekse müzik eleştirmenleri yönünden perçinlemiştir.

Kült olma yolunda ilerleyen Morphine, Temmuz 1999 yılında İtalya’da verdiği bir konser sırasında Mark Sandman’ın geçirdiği kalp krizi sonrası 46 yaşında hayata gözlerini yummasıyla bir efsane olarak müzik tarihindeki yerini aldı.





Joy Division – She’s Lost Control


Bir umutsuzluk son haddine geldiğinde, kendinizi öldürebilirsiniz ya da ani bir yaşama arzusu uyandıran yazgısal bir sevinç kaplar her yanınızı. Ian Curtis hakkını ilk tercihten yana kullandı.  18 Mayıs 1980′de kendini asarak intihar etti. Müzik tarihini en çok etkileyen gruplardan biri şüphe yoktur ki Joy Division’dır. İzole bir hayat yaşayan Ian Curtis’in okuma hevesinin sonucu ortaya çıkan can yakıcı sözler, sabit bas ritimleri, fazla ses oyunlarına girmeden akıp giden gitarlar ve düşük bir enerji Joy Division müziğinin temel hatlarını oluşturuyordu. İçe kapanık, minimal ve dünyanın en karanlık şarkılarından birisidir She’s Lost Control. Hikayeye göre Ian Curtis iş bulma kurumunda çalışırken kendisi gibi epilepsi hastası bir kızın geçirdiği krizden çok etkilenip bu şarkıyı yazmıştır.





Mazzy Star – Fade Into You

Mazzy Star’ın kökleri Rain Parade grubuna uzanır. Gitarist David Robback Rain Parade grubuyla bir albüm yapıp ayrılır. Daha sonra Opal diye başka bir gruba katılan Robback burada Hope Sandoval ile tanışır. Bir Avrupa turnesi sonrası Opal dağılırken, bu ikili Mazzy Star’ı kurmaya karar veriyorlar ve böylece Mazzy Star efsanesi başlıyor. Mazzy Star günümüzde pek benzeri olmayan bir müzik yapıyor. Post-punk’ın karanlık sularından The Velvet Underground’un hipnotik gitarlarına uzanan bir yolculuk. Akımlardan fazla etkilenmeden kırılganlıkların notalara dökülmüş saf hali. Modern bir Nico yansıması gibi duran vokaller, çok sağlam melodiler ve husuzsuz distortion örnekleri ve donmuş zamanda tek başına dinlenecek albümler. Kanın akışını yavaşlatan müzik nedir? sorusunun cevabıdır Mazzy Star. Mazzy Star’ı günyüzüne çıkaran ve daha çok insan tarafından tanınmasını sağlayan olay ise  “So Tonight That I Might See” isimli ikinci albümlerinde yer alan “Fade Into You” parçası oldu. Amerika listelerinde tırmanışa geçen bu parça hayalci, melodik, atmosferik en güzel Mazzy Star parçalarından birisidir.


19.05.2014

Varlık, Yokluk ve Hiçlik Üzerine Aforizmalar


Albert Camus, Sisifos Söyleni’ne şu cümleyle başlıyordu: “Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır, intihar.  İntihar bir sonuç mudur yoksa neden mi?! İntihar sadece insanın kendi yaşamına son vermesi midir? Ya intihar ettiğinin farkında olmadan sürekli ölü olanlar. İçindeki hoşgörüyü ve şefkat tohumlarını öldürmüş, yaşayan ölüler. Birinin kalemini kırmak için, toprağın bir ölüyü beklediği gibi bekleyenler. Hep haklı, hep güçlü olup, Marx’a mezarında takla attıranlar.

İnsanlığın en büyük sorunu” buldum” demekle başlıyordu.  Evreka, evreka diye bağırıp ortalığı birbirine katan Arşimet ilk olarak bu günah tohumunu ekti.  Oysa çok mu zordu iki şişe köpek öldüren şarap içip susmak. Yine Kolomb, Amerika'yı bulduktan sonra değil, onu bulurken mutluydu. Mutluluğun doruk anı, belki Yeni Dünya'yı bulmadan üç gün öncesiydi; ayaklanan mürettebatın umutsuzluk içinde geminin burnunu gerisin geri Avrupa'ya çevirmek üzere oldukları an! Burada sorun elbette Yeni Dünya değil, yerin dibine batsın Yeni Dünya! Kolomb zaten onu görmeden, hatta bir şey bulup bulmadığını bile anlamadan öldü. Sorun, hayattır; yalnızca hayat. Hayatın kendisi, hayatı sürekli ve sonsuz biçimde bulma süreci... Onu bulup sonra da buldum diye noktayı koymak değil...


Alamut Kalesi’nde afyon içip, Mezopotamya’da gün batımını izleyen bir haşhaşi, Sirius Yıldızı’ndan medet uman bir Mısırlı, Trepanasyon yoluyla kafasına bir delik açılmış bir büyücü, Kaz Dağı’nın tepesinde hayatın anlamını arayan bir filozof, Woodstock çayırında bir gitar çığlığıyla kendinden geçen bir hippi, modernistlere söven bir Zerduş. Mississippi nehrinde Jeff Buckley’e el sallayan bir fani. Hepsi sadece “buldum” demek için bir ömür harcıyordu. Bulmak ve sonra kaybetmek 


Oysa her insanın düşlerinin gerisinde yaşadığı dönemin kargaşaları gizlidir. İçimiz bölünmeler, yabancılaşmalar, savaşlar, boş sözler ve ölülerle dolu. Bir an önce bulup ve kaybetmek için amansız bir yarış içindeyiz. Acımız nereden, yaşamımızın hangi kısmından kaynaklanıyor, bilmiyoruz. Tek bildiğimiz şu: İnsanlar, insana yaraşır şekilde yaşamak istemiyor. İçimizdeki yorgun kalabalıklar hiç geçmeyen doğum sancılarıyla kıvranıyor. 

O yüzden; düz yoldan çık, kayıp bir kentin denize açılan sokağında kaybol, gazoz kapağından tabutlar yap, nükleer santrallerin duvarlarına işe, çocuklara tütün içmeyi öğret, devrik cümlelerin ölümcül gücüne inan, arkandan sen de mi Brutus diye bağırsınlar, Pandora’nın kutusunu aç, saklı taşra faşizminin içine tükür, otostopla Tibet’e doğru yol al, Hindistan’a giden bir trenin kuyruğundan yakala, Tanrılardan ateş çalarak sonsuza kadar lanetlen, kendi kalemini kendin kır, iki şişe ucuz şarap iç ve tarihi yeniden yaz, sigortalı bir işe girmeden aşık ol, sonra uzun sürmüş bir günün akşamında bir zeytin ağacı dik ve

“BENİ SEVME ARTIK!“

 
Joy Division - Love Will Tear Us Apart

4.04.2014

EN iYi DEBUT ALBüMLER PART 1



JOY DIVISION - UNKNOWN PLEASURES

Müzik tarihini en çok etkileyen gruplardan biri şüphe yoktur ki Joy Division'dır. izole bir hayat yaşayan Ian Curtis'in okuma hevesinin sonucu ortaya çıkan can yakıcı sözler, sabit bas ritimleri, fazla ses oyunlarına girmeden akıp giden gitarlar ve düşük bir enerji Joy Division müziğinin temel hatlarını oluşturuyordu. 1979 tarihli Unknown Pleasures içine girilmesi zor bir albüm, ama tıpki bir kara delik misali kendinizi kaptırdıktan sonra kurtuluşunuz çok zor. Albümde en çok beğendiğim parça ise Ian Curtis'in tıpki kendisi gibi sara hastası bir kızın ani bir nöbetinden etkilenip yazdığı She's Lost Control. Genç yaşta boynunu ipe geçirip aramızdan ayrılan Ian Curtis keşke geriye post-punk diye bir hazine bıraktığını anlayacak kadar çok yaşasaydı.

Joy Division - She's Lost Control





PORTISHEAD - DUMMY

Çıktığı yıl birçok dergi tarafından yılın albümü seçilen Dummy klostrofobik karanlık temposu ile Beth Gibbons'ın sesi eşliğinde insanı can alıcı yerinden vurmayı başarıyor. Çok başarılı kullanılan sample'ları hip-hop kültürüne göndermeleri, tuhaf melankolik atmosferi ile Dummy indie müzik dinleyen kitleyi etkileyi başarıyor. Albüm genelinde bir çok parça öne çıksa da elbet Roads parçasının yeri kalplerde bir başkadır.

Portishead - Roads





STONE ROSES - STONE ROSES

Malum 80'li yıllarda punk yıllarının hemen sonunda Manchester Sound denen bir akım adayı etkisi altına almıştı. Brit pop sürecine giden bu yolda neo-psychedelia ritimler eşliğinde rave ve acid house kültürü gelişti. Bu dönemin tartışmasız en cool ve özgün grubu Stone Roses idi. Bu beton gibi ilk albüm Maymun Kral Ian Brown'ın kayıtsız ve kendine özgü vokaliyle devleşiyordu. Birçok hitin arasında benim tercihim her zaman I Wanna Be Be Adored olmuştur.

Stone Roses - I Wanna Be Adored





TINDERSTICKS - 1ST ALBUM

Çıktığı yıl müzik eleştirmenlerinin ağzının açık kalmasına neden olan bu ilk albüm mainstream akımlardan bağımsız olarak kendine özgü tarzıyla çok konuşuldu. Stuart Staples'in benzeri olmayan vokali eşliğinde piyano, keman, violensel sesleri eşliğinde akıp giden gitar tonları, kimi zaman sakin kimi zaman öfkeyler parıldayan ritimler ve benzersiz bir melankoli. İnsanın içine işleyen ve can yakan müzik nedir sorusunun cevabıdır; Tindersticks.

Tindersticks - City Sickness


3.04.2014

En İyi 10 Joy Division şarkısı


Müzik tarihini en çok etkileyen gruplardan biri şüphe yoktur ki Joy Division'dır. İzole bir hayat yaşayan Ian Curtis'in okuma hevesinin sonucu ortaya çıkan can yakıcı pas rengi sözler, sabit bas ritimleri, fazla ses oyunlarına girmeden akıp giden gitarlar ve düşük bir enerji Joy Division müziğinin temel hatlarını oluşturuyordu. Punk'ın kendine has "yüksek karakteri"ni inşa eden, post-punk dönemine bu müzikal karakteri, bilgeliği ve karanlığı taşıyan bir isimdi Joy Division.

1977 Manchester'ında, Bowie'nin "Low" albümündeki "Warszawa" adlı parçadan yola çıkarak Warsaw ismiyle bir araya geldi Ian Curtis, Peter Cook, Bernard Sumner, Stephen Morris. Bir süre sonra, Karol Cetinsky'nin "The House Of Dolls" adlı kitabında geçen, Nazi toplama kamplarındaki personele hizmet veren fahişelerin barınakları için kullanılan "Joy Division" terimini isim bellediler. Nazi yanlısı ithamlarıyla karşı karşıya kaldılar. Ama böyle bir tutumları söz konusu değildi. Lafı fazla uzatmadan en sevdiğim 10 Joy Division şarkısı şu şekilde sıralıyorum.


10. "Disorder" (Unknown Pleasures, 1979)



9. "Twenty Four Hours" (Closer, 1980)



8. "Shadowplay" (Unknown Pleasures, 1979)



7. "Atmosphere" (Substance, 1988)



6. "Passover" (Closer, 1980)




5. "New Dawn Fades" (Unknow Pleasures, 1979)



4. "Dead Souls" (Substance, 1988)



3. "Transmission" (Substance, 1988)

Punk kırıntıları ve post punk evrimi. Yalnızca iki seçenek vardı; Pal sokağında çocuk olmak yada Araf'ta kaderini beklemek.



2. "She's Lost Control"(Unknown Pleasures, 1979)

Confusion in her eyes that says it all...

İçe kapanık, minimal ve dünyanın en karanlık şarkılarından birisidir She's Lost Control. Rivayet odur ki Ian Curtis iş bulma kurumunda çalışırken kendisi gibi epilepsi hastası bir kızın geçirdiği krizden çok etkilenip bu şarkıyı yazmıştır.



1. "Love Will Tear Us Apart" (Substance, 1988)

Tekdüzelik acı vermeye başlayınca
ve arzular azalınca
dargınlıklar çoğalıp
duygular yeşermez olunca
yönlerimizi değiştirecek ve farklı yollara gideceğiz
o zaman aşk,
aşk yine ayıracak bizi...

Ian Curtis’in bu şarkıyı yazdığı andaki ruh halini düşünmek bile ürkütücü. Severek ayrılalım diyor ama bunu yapmak o kadar kolay mı? İki aşk arasında kalmış bir adamın çırpınışları yankılanıyordu karanlık bir gecede.



Joy Division bir kuşağın ve o karanlık girdabının kapanma noktası...

29.03.2014

Bal Porsukları Partisi geliyor


Bal Porsukları Partisi yerel seçimlere çok iddialı hazırlandı. Gerek Ankara için çıkardıkları Belediye Başkanı adayı (Cemal Süreya) ve müdürlüklerde yer alacak isimler çok sağlam. Şaka bir yana gerçekten Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever gibi isimlerin aday olduğunu düşünün. Gerçekten öyle bir Türkiye ne kadar renkli olurdu. Şiirler, kitaplar, aşklar, sevda sözleri, yağmurlu günlere yakışan mitingler... Ama siyaset işte. Olmuyor. Siyaset kirli, siyaset zehirli, siyaset göz karartıcı...










Joy Division - Love Will Tear Us Apart

28.03.2014

Cover: She's Lost Control



Confusion in her eyes that says it all...

İçe kapanık, minimal ve dünyanın en karanlık şarkılarından birisidir She's Lost Control. Rivayet odur ki Ian Curtis iş bulma kurumunda çalışırken kendisi gibi epilepsi hastası bir kızın geçirdiği krizden çok etkilenip bu şarkıyı yazmıştır.

Biliyor musun Ian şimdi aramızda değilsin ama değişen bir şey yok. "İki yanlış bir doğru etmiyor ve dünya kirlenmeye devam ediyor."

Girls Against Boys - She's Lost Control

27.03.2014

Efsane grupların LEGO'ları


Danimarka'nın bağrından kopup gelen LEGO efsanesini bilirsiniz. LEGO sadece bir oyuncak değildir. Kimileri için hayata bir anlam katmaktır. İşte Adly Syairi Ramly isimli bir dünya vatandaşı, müzik tarihinde önemli yere sahip bazı grupları LEGO'lamış. İşte bu özel çalışmadan bazı kareler.










The Smiths - The Boy With The Thorn In His Side

24.03.2014

An Ideal For Living




Punk'ın kendine has "yüksek karakteri"ni inşa eden, post-punk dönemine bu müzikal karakteri, bilgeliği ve karanlığı taşıyan bir isimdi Joy Division. Evet bir döneme damgasını vurmuş, pas rengi sözler ve donuk ritimler eşliğinde karanlık tarafın mesihliğini yapmış Joy Division'ın ilk EP'si An Ideal For Living, 19 Nisan'da Record Store Day etiketiyle yeniden yayınlanıyor.


Son olarak Çetin Cem Yılmaz'ın Ian Curtis hakkında söylediği iki kelam ile kapanışı yapalım.

"Ian Curtis, müziğin Che Guevera'sı. Curtis belki de anti-rockstardı ve bu yüzden en özel rockstar'lardan birisi. Çok kısa hayatına iki mükemmel albüm, bolca acı ve çözemediği sorular sığdırdı. Kendisini canlı izlemek çok az şanslı kula nasip oldu ama kendisinden önceki kimseye benzemiyordu, kendisinden sonraki herkesi de etkiledi."


Joy Division - An Ideal For Living [Full EP]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...