Violent Femmes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Violent Femmes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.02.2017

ALTERNATİF AŞK ŞARKILARI


Bugün dersimiz "Aşk", konumuz ise; "Başka türlü aşk şarkıları". Ne demiş serseri yazarın biri; "Kalabalığa karışmak için hiçbir özellik gerekmez, ama yalnız ve dik durmak için gerçekten çok şey gerekir.." Tüm Kaybedenler Kulübü üyeleri için "Ve Odunu" politikası ile son sözü elbette müziğe bırakıyoruz.

Öyleyse Aşk olsun...  

Babyshambles – Fuck Forever

İngiliz ileri uç serseri ekolünün bir numaralı forveti Pete Doherty ebedi mutluluğun sırrını açıklıyor. Formül basit, fazla duygusallığa girmeden gole dönük atak futbol oynamak. Pete Doherty bu agresif yönünyle, bir dönem Libertines grubunun beyni olarak o dönemin bir diğer ünlü ismi The Strokes ile zengin-fakir rock'cı kavgalarını yapmıştı. Olsun arada kavga iyidir. Arayı sıcak tutar..

Ahmet Kaya – Giderim


Bir dönem ülkemizden çatal, bıçakla kovalanıp, öldükten sonra baş tacı edilen Ahmet Kaya mesajı sert ve çok net veriyor. Senden aldığım ne varsa / Yerine koyar giderim / Ezdirmem sana kendimi / Gövdemi yakar giderim / Beddua etmem üzülmem / Kafama sıkar giderim.





Özlem Tekin – Aşk Her şeyi Affeder mi?

Özlem Tekin evrensel bir konuya parmak basıyor. Cidden soru en kazık yerden geliyor. “Risk Nedir?” sorusundan bile zor bir soru. 90’lı yıllardan bu yana bu soruya şahsen ben bir cevap bulamadım. Siz buyduysanız lütfen beni arayınız. Ayrıca hatalıysam da arayabilirsiniz.

Erkin Koray – Deli Kadın

Yılların usta müzisyeni Erkin Baba; naz, kapris, huysuzluk yapıp, problem çıkarmayı seven dişi denen canlılara mesajı çok net veriyor. Deli kadın / Hiç sen beni / Anlamadın / Sopa mopa / Kar etmiyor / Taş kafana.

Violent Femmes – Fat

Özellikle Çikolata, Eti Puf ve Eti Cin seven hanım arkadaşları unutmayan Violent Femmes grubu şöyle diyor şarkıda: Umarım şişmanlarsın / Çünkü şişmanlarsan eğer / O zaman benim dönmemi istersin / Ben bakmam ne kadar şişkosun, ne kadar sıska / Bana sadece sevecek bir şey ver. Cidden çok samimi ve içten şarkı sözleri. Bu arada bir Biskrem versem döner misin?



Jane Birkin & Serge Gainsbourg – Je t’aime… moi non plus

Serge ve Jane çiftinden bir yatak odası şarkısı. Belki de dünya üzerindeki en erotik şarkı. Katıksız sevişme şarkısı. Jane Birkin “seni seviyorum” diye inlerken, Serge cevap veriyor “ben de seni hiç!”

Sezen Aksu – Git

Aşkın en zor evresi ayrılık kısmıdır. Minik Serçe, bu sarsıcı ve insanı bozguna uğratan duruma el atıyor. Mademki istiyorsun, öyleyse durma git / Beni düşünme, rahat ol, yalnız kalabilirim / Sen de bilirsin, hiçbir acı sonsuza dek sürmez / Hatta her an yeniden sevebilirim. Güzel hoş diyorsun Minik Serçe, ama her an yeniden sevebilirimle olmuyor bu iş cidden. Evet olmuyor…

Esmeray – Unutama Beni

Hatırlarsanız “Eternal Sunshine of Spotless Mind”, eski sevgiliyle ilgili tüm anıları beyninizden silmek konulu nefis bir Michel Gondry filmiydi. Hatta öyle ki Gondry Esmeray’ın bu şarkısını dinlememiş ve filmi yapmaya karar vermiş. Tamam tamam uyduruyorum yok öyle bir şey. Ne diyordu Esmeray “Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım / Unutma beni / Unutama beni. Cidden beddua gibi sözler.



Barış Manço – Lambaya Püf  De
Barış Manço’dan gaz lambalı dönemlere ait içinde derin mesajlar barındıran güzel bir eser. Sevişme tansiyonunu yükselten ateşli bir şarkı. Günümüzde şarkı “Hanım şu elektriği bir kapatıver, halvete girelim” şekline döndü, orası ayrı bir konu elbette.

Kesmeşeker – Aşk ve Para
İşte tarihin asla cevap bulamadığı en büyük soru “Aşk mı yoksa paramı” Tam bir kargaşa denklemi; aşklı fakat parasız günler ve paralı fakat aşksız günler ikilemi. Gerçi günümüzde para her kapıyı açar mantığıyla konuyu kısa kesiyorum.

Grup Vitamin – İstanbul’da

Grup vitamin’in bir yandan uzaklardaki sevgiliye mesaj verdiği, diğer yandan İSKİ’ye giydirdiği çalışma. Gittiğin yerler nasıl, bilinmez güzelim / İstanbul’da sular akmıyor / Bu sabah yine her sabah ki gibi sıkıldım İstanbul’dan / Moralim bozuk, cereyan kesik, hele bir de sen yoksun ya, çok yazık. Elbette grubun Aşkın Gözyaşları şarkısı da unutulmamalı. Dönemin meşhur şarkılarından alınan sözlerin Grup Vitamin’in nefis kolajı eşliğinde ortaya çıkan şiirsel eser. Hatırlar mısın bilmem o mahur beste çalar Müjgan ile ben fenalaşırdık. Bu arada Gökhan Semiz cidden çok büyük sanatçıydı.

Juanito – Arkadaşımın Aşkısın

En büyük dostluklar çoğunlukla araya bir kadın girdiği zaman bozulur derler. Bu bağlamda arkadaşının aşkına duyulan sevgi, tarifsiz bir huzursuzluk ve pişmanlık barındırır. Özellikle Türkiye coğrafyasında çok sakıncalı bir konu. Allah muhafaza namus davası ayağına kör kurşunlara gelirsin. O yüzden bildiğin yoldan şaşma, arkadaşının aşkına bakma.



Finali romantik cümlelerle yapalım istedim. Görkemli kaybeden, alkolik serseri Charles Bukowski TRT Ankara Radyosundan sizler için bildiriyor. Esen ve aşkla kalın dostlar.

Yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar
Ve yine yan yana yürümeyelim diye dar kafalıydı insanlar
Ve sırf dardı diye kafalar, düşünmeyi bırakıp sevmeyi denedik
Sarılmak yakar bizi deyip aşkı hep uzaktan sevdik….


2.08.2016

See My Ships


Violent Femmes, sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde, zamanın ötesinde ruh bulmuş halidir. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali grubun özünü oluşturur.

Fakat See My Ship alışılmışın dışında çok farklı bir şarkıdır. Bir anlamda Violent Femmes'in nirvanaya ulastığı kayıttır. Nerede o bildiğimiz oynak Violent Femmes havaları. Buruk, can yakıcı, hüzünlü ve soğuk gecelerin melankolisi... Aşırı dozu zararlı...
 

1.02.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Zaman ne çabuk ilerliyor. Günler, haftalar, aylar ve yıllar derken bir bakmışız yolun sonundayız! Bugün yine günlerden yeni bir pazartesi. Bugün beş şarkılık listemizin konusu müzik tarihinin en güzel ilk albümlerinden seçmiş olduğum şarkılar. O zaman şimdi kendimizi melodilerin büyülü sonsuzluğuna bırakalım.

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Joy Division - She's Lost Control 

Joy Division için daha ne söyleyebilirim ki. Burada Joy Division ve Ian Curtis için onlarca yazı yazdım.  Belki de müzik tarihini en çok etkileyen gruplardan bir tanesi Joy Division'dır. 1979 tarihli Unknown Pleasures içine girilmesi zor bir albüm, ama tıpkı bir kara delik misali kendinizi kaptırdıktan sonra kurtulması ise imkansız. Bu albümden seçtiğim şarkı; Rivayete göre Ian Curtis iş bulma kurumunda çalışırken kendisi gibi epilepsi hastası bir kızın geçirdiği krizden çok etkilenip yazdığı She's Lost Control. 




Stone Roses - I Wanna Be Adored

Demir Lady'nin İngiltere'de 1979'da iktidara gelince ortaya koyduğu ekonomik-politik kararlar toplumun büyük bir kesiminde özellikle gençler arasında umutsuzluk, karamsarlık, yoksulluk ve yalnızlık tohumları ekti. Bu toplumsal travma punk müziğin doğuşunda büyük bir rol oynadı. Punk, post-punk derken 80'li yılların sonlarına doğru club ve uyuşturucu modası, Manchester Sound denen bir akımın doğmasına neden oldu. Brit pop sürecine giden bu yolda neo-psychedelia ritimler eşliğinde rave ve acid house kültürü gelişti. Bu dönemin tartışmasız en cool ve özgün grubu Stone Roses idi. Bu beton gibi ilk albüm Maymun Kral Ian Brown'ın kayıtsız ve kendine özgü vokaliyle devleşiyordu.



Tindersticks - City Sickness

Bazı gruplar vardır ve yaptıkları müziğin net bir tarifi yoktur. Açıkçası tarif edilmek, önüne bir sıfat konmak gibi bir gereksinime de ihtiyaç duymazlar. İşte Tindersticks bu tarifin içini eksiksiz dolduran kusursuz bir hazinedir. Tinderstick’in kendi adını taşıyan debut albümü yayınlandığı 1993 senesinde tabiri yerindeyse her şeyi ezdi geçti. Melody Maker’da Nirvana ve Pearl Jam’i geride bırakıp yılın albümü seçildi. İngiliz basınından büyük övgü gören albüm tarifsiz ve boyutsuz sıfatlarıyla baş tacı edildi. Grubun beyni Stuart Staples, gerek solo, gerekse Tindersticks ile hala acıklı şarkılar söyleyerek, insanların canını yakmaya! devam ediyor. Bu arada 10. Tindersticks albümü 'The Waiting Room' 22 Ocak'ta taze taze çıktı.


Violent Femmes – Blister In The Sun

Müzik tarihinin en özgün işlerinden biri olan Violent Femmes'in kendi adını taşıyan debut albümleri; sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde zamanın ötesinde ruh bulmuş hali sanki. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali albümün özünü oluşturuyor. Gergin fakat eğlenceli bir atmosfer eşliğinde su gibi akıp giden bir kayıt. Yine güzel bir müjde verelim. Geçtiğimiz sene uzun bir sürenin ardından 'Happy New Year' isimli bir EP ile karşımıza çıkan Violent Femmes, yeni albümlerini Mart ayı gibi yayınlamayı planlıyor. Albümün ismi ise We Can Do Anything.




Jeff Buckley - Last Goodbye

Rock efsaneler ile beslenir. Ölüm, intiharlarla hayranlık yaratır, nedeni meçhul ise sonsuza kadar kutsanır. Erken ölüm ise imrenilecek bir tat bırakır hafızalarda. Henüz 30’undayken yaşamını yitiren Jeff Buckley kariyeri boyunca sadece tek bir albüm yayınlamış olsa da, müzik tarihinin en ilham verici müzisyenlerinden biri olmayı başardı. Son konserini 29 Mayıs 1997 yılında veren Buckley, aynı gece aniden Mississippi nehrinde yüzmeye karar vererek kıyafetleriyle suya girdi ve dalgalar arasında kaybolarak boğuldu. Cesedi 4 Haziran’da bulundu. Babasını hiç tanımayan bu genç ozanın tıpkı babası gibi genç yaşta hayata gözlerini yumması, hayatın o tuhaf ironilerinden biriydi.

5.03.2015

Violent Femmes Geri Döndü


Violent Femmes, sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde zamanın ötesinde ruh bulmuş halidir. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali grubun yapıtaşını oluşturur.

En son 2000 yılında 'Freak Magnet' albümünü yayınlayan Violent Femmes, 15 yıl aradan sonra dört şarkılık yeni bir EP ile geri dönüyor. 2009'da dağıldığını duyuran grup, 2013'te tekrar bir araya gelmişti. İşte bu hasreti gidermek için yepyeni şarkı 'Love Love Love Love Love' huzurlarınızda. Ama aşk elbette iyidir, bütün kıta parçalarında... Afrika dahil...



14.11.2013

Arka sayfa güzelleri


Arka sayfa güzelleri başlığı bazı takipçilerinin kalp atışlarını hızlandırmış olabilir. Ama konumuz bazı gazete ve dergilerin arka sayfalarını süsleyen birbirinden güzel hatunlar değil. Bugün sizlere okumaktan zevk aldığım bazı kitaplar ve onların arka kapaklarında yazan vurucu yazılardan bahsetmek istedim. Bu yazılar bazen o kadar etkileyici olabiliyor ki, insan içeriğini bilmeden kitabı kütüphanesine katma ihtiyacı duyuyor. O zaman beş kitaplık listemize başlayalım.

“ERKEN KAYBEDENLER” Emrah Serbes


Dizinin dizime değişi, Handan’ın annesi için bir kelebeğin kanat çırpışıysa benim için kasırgaydı. Kaç sene geçti, hala unutmam, günde en az beş sefer aklıma gelir. Biliyorum bu durumun, kökeni memeden kesildiğim güne kadar uzanan psikolojik nedenleri vardır. Ama bir kadını unutulmaz yapan şey, bir vakitler ona duyulan arzunun şiddetiyle doğru orantılı değil midir? O arzunun kıyısında, gerçekleşme olasılığının tam yanı başında, sanki arada başka hiçbir engel yokmuş gibi rahat davranabilmekle, kendini o tatlı yanılsamaya kaptırabilmekle doğru orantılı değil midir? Bu olgunun da mı sorumlusu benim mutsuz geçen çocukluğum? Cevap? Yok! Kalırsın öyle…

“YAŞAMA UĞRAŞI” Cesare Pavese

Gizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda. Yazıyorum: Ey, Sen, acı. Peki sonra? Bütün gerekli olan, biraz cesaret. Acı ne kadar ortaya çıkar ve kesinleşirse, yaşama içgüdüsü o kadar ağır basıyor ve intihar düşüncesi zayıflıyor. Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde. Zayıf kadınlar yapmıştı bu işi. Alçakgönüllülük istiyor, kendini beğenmişlik değil. Tiksiniyorum bütün bunlardan. Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım…

“AZ” Hakan Günday

Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflardan ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az. O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum. Az… Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi…

FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU “İlhami Algör”


Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün kızılderileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahış olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine…
  
“BETTY BLUE ” Philippe Djian


Hayatta birtakım hedeflere saplanmak, kendini zincire vurmaktır. Mutluluğun var olmadığını, cennetin var olmadığını, kazanacak ya da kaybedecek hiçbir şey olmadığını ve hiçbir şeyin özünün değiştirilemeyeceğini anlamak gerekir. Ve bundan sonra insana sadece ümitsizliğin kaldığına inanmak bir kere daha yanılmaktır. Çünkü ümitsizlik de bir yanılsamadır…

Violent Femmes - Kiss Off

24.04.2012

Zidane, Zinedine Yazid


23 Haziran 1972'de Marsilya'nın fakir mahallesi La Castellane'da doğdu. Berberi anne ve babası Cezayir'in Kabiliye bölgesinden Fransa'ya göç etmişti. 14 yaşında AS Cannes'da futbola başlayan Zidane, Fransa Birinci Ligi'ndeki ilk golünü 1991'de Nantes'a attı, sezon sonunda Bordeaux'ya transfer oldu. Cezayir teknik direktörünün yavaş olduğu gerekçesiyle milli takıma almadığı Zidane, 1994'te Fransa formasıyla ilk maçına çıktı. 1996'da Bordeaux'yla UEFA Kupası finali oynadı ve Juventus'la anlaştı. 98'de Fransa'nın kendi evinde kazandığı dünya kupasına özellikle final maçında attığı iki golle damga vuran Zizou, iki ülkesinde de bir halk kahramanı haline geldi. Mavilerle 2000'de Avrupa Şampiyonası'nı kazandı., 2001'de geçtiği Real Madrid'le de bir Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı. Ardından futbolu bırakacağını açıkladığı 2006 Almanya Dünya Kupası'nda Fransa'yı finale taşıyan Zidane'ın futbol hayatı, İtalyan Materazzi'ye kafa atması sonucunda gördüğü kırmızı kartla dramatik bir şekilde sona erdi.

O meşhur kafa olayı üzerine Eduardo Galeano'nun yazmış olduğu güzel bir yazıya kulak veriyoruz :

"Coca-Cola'nın neşe verdiği, Master Card'ın refah bahşettiği ve Hyundai'nin hız kattığı, futbola tapınmaya ve kurallarına saygı duymaya adanmış bir mabette Dünya Kupasının son maçının son dakikalarında bir tartışma çıkıyor.

Bu aynı zamanda en sevilen, en beğenilen, en iyi oyuncunun futbola veda ettiği maç. Dünyanın gözleri onun üzerinde. Bu partinin kralı, apansız kızgın bir boğaya dönüşüyor ve rakibine saldırarak göğsüne attığı bir kafayla onu deviriyor ve gidiyor. hakem tarafından oyundan atılıyor ve ve izleyenlerin candan alkışları yerine ıslıkları arasında sahadan ayrılıyor. Büyük kapıdan çıkmıyor, onun yerine soyunma odalarına giden hüzünlü tünelden geçerek terk ediyor sahayı.

Yolda, şampiyon ekip için ayrılmış altın kupanın yanından geçiyor. Ona bakmıyor bile. Bu Dünya Kupa'sı başladığında, uzmanlar Zinedine Zidane'ın yaşlı olduğunu söylemişti. İspanyol takımında oynayan Arjantinli Mariano Pernia şöyle demişti :

-İhtiyar, rüzgardır ve esmeye devam eder.

Fransa İspanya'yı eledi, Zidane ise hem bu maçta hem de takip eden diğer maçlarda herkesten gençti.

Sonra, şampiyonanın sonunda, her ne olduysa oldu. Bunu anlamak zordu, hala zor. Gerçekten mi?. Bu bir kabus olmasın ya da terine bir rüya? Nasıl oldu da arkadaşlarının ona en çok ihtiyaç duydukları bir anda terk etti? hakem Horacio Elizondo, kırmızı kartı çıkarmakta sonuna kadar haklıydı. Ama Zidane yaptığı şeyi neden yaptı? Öyle görünüyor ki, İtalyan bek Marco Materazzi ona stadların tribünlerinde öfkeli taraftarların çığırttığı şu ırkçı hakaretlerden etti. Müslüman, Cezayirlilerin çocuğu Zidane, ta o zamanlar, çocukluğunda Marsilya'nın yoksul gecekondu mahallelerinde ona saldırdıklarında kendini nasıl koruması gerektiğini öğrenmişti. O hakaretleri iyi tanıyor, ama her defasında ilk seferki gibi acı veriyor ve düşmanlarıda provokasyonun işe yaradığını iyi biliyor. Birçok defa, böyle adi biçimde dizginleri elden bırakmasına neden oldular ve nasıl derler, Materazzi temizliğiyle tanınan bir topçu değil.

Bu Dünya Kupası, maçlar başlarken takımların evrensel ırkçılık vebasına karşı havaya kaldırdığı pankartlarla anılacak ve Zidane bunu mümkün kılan oyunculardan biriydi. Mesele yakıcı. Karşılaşmanın arifesinde siyasal lider Jean Marie Le Pen, Fransa'nın oyuncuları tarafından temsil edilmediğini, çünkü neredeyse hepsinin siyah olduğunu ve şu Arap takım kaptanının da milli marşı söylediğini açıkladı. Bir süre önce İspanyol takımının çalıştırıcısı Luis Aragones, Fransız oyuncu Thierry Henry'ye "bok siyahı" demişti ve Güney Amerika futbolunun ölümsüz başkanı Nicolas Leoz, otobiyografisine 500 kişinin ve 3000 yerlinin yaşadığı bir kasabada doğduğunu söyleyerek başlıyordu.

Kim bilir, belki de bu deli saldırı, Zidane her ne kadar istemese de bilmese de çaresizliğinin kükremesiydi. Belki de hakaretlere, dirsek darbelerine, tükürüklere, düzenbaz tekmelere, yerden yere yuvarlanmakta usta sahtekarlara, "vay başıma gelenler"cilere ve insanın canını alıp da "ben bir şey yapmadım" ifadesiyle dolaşan artislerin tiyatro sanatına karşı bir kükremeydi.

Ya da belki çirkin futbolun ezici başarısı karşısında duyulan çaresizliğe, çeşitlilik düşmanı küreselleşmenin bize dayattığı sefalete, korkaklığa karşı bir kükremeydi. Eninde sonunda, şampiyona yol aldıkça, Zidane'ın bu sirke ait olmadığı her maçta biraz daha belli oluyordu. Sihiri, beyefendiği, melankolik zarafeti, düşkırıklığını hak etmesine neden oldu, tıpkı, başarı öykülerinin seri üretimini yapan zamane Dünya Kupasının bu vasat maçları hakettiği gibi."

İşin tuhaf yanı ne biliyormusunuz bu yazının yazılmasından yıllar sonra Materazzi o gün Zidane'a ne dediğini gazetelere açıklamıştı. Formasını çektim, O'da "çok istiyorsan maçtan sonra alabilirsin" dedi. Bunun üzerine O'na "fahişe olarak kızkardeşini tercih ederim" dediği açıkladı. Bu açıklama gösteriyor ki; yukarıda ki yazıda, tarihte bir kez daha haklı çıkıyor. Bu arada Zidane'ın yerine ben olsaydım kafayı direk suratına atardım ki bir işe yarasın. Kim ne derse desin Zidane çok büyük bir futbolcudur. Ve ona karşı sevgim hiçbir zaman azalmayacak.


Gotye - Somebody That I Used To Know (Ft. Kimbra)

The Fall - I'm Frank

Violent Femmes - See My Ships

20.09.2011

EN iYi DEBUT ALBüMLER PART- 2



VIOLENT FEMMES - VIOLENT FEMMES

Müzik tarihinin en özgün işlerinden biri olan Violent Femmes'in kendi adını taşıyan bu debut albüm sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde zamanın ötesinde ruh bulmuş hali sanki. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali albümün özünü oluşturuyor. Gergin fakat eğlenceli bir atmosfer eşliğinde su gibi akıp giden bir kayıt. Sanırım bu dünya üzerinde Mısır Piramitleri üzerinde kaygısızca müzik yapabilecek tek grup Violent Femmes olsa gerek.


Violent Femmes – Blister In The Sun



BELLE & SEBASTIAN - TIGERMILK

Rüyalarının peşinden koşan İskoç Stuart Murdock önderliğinde kurulan Belle and Sebastian 90'lı yılların benim açımdan masalsı bir şekilde geçmesinin en büyük etkilerinden biriydi. Bir grup gencin kolejlerinin son senesinde hazırladıkları bu albüm insana yaşama sevinci veren, melodik, keyifli ve huzur dolu bir albüm. Müzik endüstrisinin çarkları altında ezilmeyen ve izole bir hayat yaşayan Belle And Sebastian grubu bu dünyayı hala anlamlı kılan en güzel şeylerden bir tanesi.


Belle And Sebastien - The State I Am In



VELVET UNDERGROUND & NICO

Müzik tarihini en fazla etkileyen albüm namı diğer bu muzlu albüm olsa gerek. 60'lı yılların sonunda hippilerin cirit attığı bir dönemde vokal ve gitarda Lou Reed, bas ve klavyede John Cale, gitarda Morrison, davulda M.Tucker , tefi ve vokaliyle dünyalar güzeli Nico ve beyin takımında Andy Warhol içten içe çürüyen Amerikan yaşamının ipliğini pazara çıkarmak amacıyla manifesto niteliğinde bir albüm yapıyorlar. Karanlık tınılar, başıbozuk vokaller, esrarlı besteler barındıran bu albüm için müzik tarihinin kilometre taşı diyerek fazla söze gerek olmadığını belirtelim.


The Velvet Underground and Nico – Heroin



JEFF BUCKLEY - GRACE

Büyüleyici, erişilmez, keskin, ölçülü, etkili, trajik, muazzam, ihtişamlı, çarpıcı, korkutucu. Grace bütün bu sıfatların işaret ettiği kusursuz bir albüm. Rock efsaneler ile beslenir. Ölüm, intiharlarla hayranlık yaratır, nedeni meçhul ise sonsuza kadar kutsanır. Erken ölüm ise imrenilecek bir tat bırakır hafızalarda. Tıpkı Mystery White Boy Jeff Buckley gibi. Jeffrey Scott Buckley, 17 Kasım 1966 yılında Kaliforniya’da kendisi gibi sanatçı olan Tim Buckey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Jeff Buckley müzik dünyasının en cool, gezegenin en sıkı müzisyen şairlerinden biri olarak ender rastlanan bir kişilik olduğunu gösterdi. 1990 yılında New York avangart camiasının içine girmesiyle kendini ispatlamaya başladı. New York’dan önce Los Angeles’a müzik okumaya giden Buckley, burada Shinehead başta olmak üzere bir çok funk ve jazz grubuyla çalıştı. Daha sonra yola tek başına devam etme kararı alan Buckley, 1993 yılında Colombia plak şirketiyle anlaşma imzalayarak ilk EP’si olan “Live at Sin-e”piyasaya çıkardı.
Son konserini 29 Mayıs 1997 yılında veren Buckley, aynı gece aniden Mississippi nehrinde yüzmeye karar vererek kıyafetleriyle suya girdi ve dalgalar arasında kaybolarak boğuldu. Cesedi 4 Haziran’da bulunan Buckley, öldüğünde 30 yaşındaydı. Babasını hiç tanımayan bu genç ozanın tıpkı babası gibi genç yaşta hayata gözlerini yumması hayranları arasında büyük bir üzüntüye neden oldu. Zaman zaman depresif olabilen Jeff, şarkılarını söylerken onların içinde kayboluyor, 4 oktavlık tenor sesi ile haykırarak kendinden geçiyordu. 13 Nisan 1995’de Fransa’nın prestijli ödüllerinden olan ve her sanatçıyı imrendiren, bugüne kadar “Edith Piaf, Jacques Brel, Yves Montand, Bruce Springsteen, Leonard Cohen, Bob Dylan” gibi efsanelerin aldığı “Gran Prix International Du Disque-Academie Charles CROS” ödülünü aldı. Ayrıca “Grace” albümü Fransa tarafından altın sertifikaya layık görüldü.


Jeff Buckley – Grace
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...