Cesare Pavese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cesare Pavese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.07.2016

Zaman


Aylaklık saatlerin yavaş, yılların ise hızlı geçmesine yol açar. Çalışmak saatlerin kısa, yılların ise uzun olmasını sağlar. En dolu yıllar çocukluk yıllarıdır, çünkü bu dönemde zaman dünyanın ne olduğunu anlamak ve ona alışmakla geçer.

"Cesare Pavese"


6.05.2014

Elliott Smith


Müzik hayatına 1992 yılında Heatmiser grubu ile başlayan Elliott Smith, grubun yayınladığı 3 albümün ardından tek tabanca takılmaya başladı. Bu modern çağ ozanı kadife ses rengi ve eşsiz beste yeteneği ile Nick Drake ekolünün en önemli temsilcilerinden birisiydi. Yaşadığı acılar her zaman müziğine yansıyan Elliott Smith mevsimin kışa döndüğü 21 Ekim 2003 tarihinde 34 yaşında kendisini 2 kez göğsünden bıçaklayarak intihar etti. Akşam güneş batar, sokak lambalarının titreyen ışığı eşliğinde fonda Elliott Smith çalmaya başlar ve o an kemiğe dayanan bıçak daha çok acıtmaya başlar.



Ne diyordu, Cesare Pavese 'Yaşama Uğraşı' kitabında:

'Gizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda...'

Onun için, yaşamak mı istiyorsun, o zaman hayatın hakkını vererek yaşa. Adam gibi yaşa, yavşakça değil. Acı veren tedirginlikleri saplanıp kalma. Çünkü onlar bir bataklığa benzer. Ne kadar çok çırpınırsan o kadar derine batarsın.

Elliott Smith - Waltz#2 
 
Elliott Smith - Let's Get Lost

14.11.2013

Arka sayfa güzelleri


Arka sayfa güzelleri başlığı bazı takipçilerinin kalp atışlarını hızlandırmış olabilir. Ama konumuz bazı gazete ve dergilerin arka sayfalarını süsleyen birbirinden güzel hatunlar değil. Bugün sizlere okumaktan zevk aldığım bazı kitaplar ve onların arka kapaklarında yazan vurucu yazılardan bahsetmek istedim. Bu yazılar bazen o kadar etkileyici olabiliyor ki, insan içeriğini bilmeden kitabı kütüphanesine katma ihtiyacı duyuyor. O zaman beş kitaplık listemize başlayalım.

“ERKEN KAYBEDENLER” Emrah Serbes


Dizinin dizime değişi, Handan’ın annesi için bir kelebeğin kanat çırpışıysa benim için kasırgaydı. Kaç sene geçti, hala unutmam, günde en az beş sefer aklıma gelir. Biliyorum bu durumun, kökeni memeden kesildiğim güne kadar uzanan psikolojik nedenleri vardır. Ama bir kadını unutulmaz yapan şey, bir vakitler ona duyulan arzunun şiddetiyle doğru orantılı değil midir? O arzunun kıyısında, gerçekleşme olasılığının tam yanı başında, sanki arada başka hiçbir engel yokmuş gibi rahat davranabilmekle, kendini o tatlı yanılsamaya kaptırabilmekle doğru orantılı değil midir? Bu olgunun da mı sorumlusu benim mutsuz geçen çocukluğum? Cevap? Yok! Kalırsın öyle…

“YAŞAMA UĞRAŞI” Cesare Pavese

Gizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda. Yazıyorum: Ey, Sen, acı. Peki sonra? Bütün gerekli olan, biraz cesaret. Acı ne kadar ortaya çıkar ve kesinleşirse, yaşama içgüdüsü o kadar ağır basıyor ve intihar düşüncesi zayıflıyor. Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde. Zayıf kadınlar yapmıştı bu işi. Alçakgönüllülük istiyor, kendini beğenmişlik değil. Tiksiniyorum bütün bunlardan. Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım…

“AZ” Hakan Günday

Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflardan ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az. O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum. Az… Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi…

FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU “İlhami Algör”


Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün kızılderileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahış olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine…
  
“BETTY BLUE ” Philippe Djian


Hayatta birtakım hedeflere saplanmak, kendini zincire vurmaktır. Mutluluğun var olmadığını, cennetin var olmadığını, kazanacak ya da kaybedecek hiçbir şey olmadığını ve hiçbir şeyin özünün değiştirilemeyeceğini anlamak gerekir. Ve bundan sonra insana sadece ümitsizliğin kaldığına inanmak bir kere daha yanılmaktır. Çünkü ümitsizlik de bir yanılsamadır…

Violent Femmes - Kiss Off

7.08.2013

Ay ve Şenlik Ateşi



Berlin'in en ünlü caddesi Unter der Linden Marlene Dietrich'in Mavi Melek şarkısı ile çınlarken İtalya'nın Torino kırsallarında Pavese trajik hayatını kadınları anlamaya adamıştı. Ay ve Şenlik ateşli bir gecede artık yazmayacağım eylem vakit diyerek 40 yıllık hayatının anlam arayışına son noktayı koyarak bilmediği bir yolculuğa ilk adımını atmıştı. 



Evden kaçmak için yolu geçmeyi
yapsa yapsa bir çocuk yapar.
çocuk değil ki artık
bütün gün sokaklarda sürten bu adam
üstelik evden de kaçmıyor.

Hani yaz ikindileri vardır
meydanlar bomboş uzanır batan güneş altında,
geçip gereksiz bitkilerle bir bulvardan
durur yalnız adam.
Değer mi bunca yalnızlık, gittikçe daha yalnız olmak için?
Boştur yollar meydanlar yalnız gezildiğinde.
Oysa bir kadın durdurmalı
konuşup da birlikte yaşamaya inandırmalı,
yoksa hep kendisiyle konuşur insan. bunun için de
kimi vakit körkütük olur geceleri
ve anlatır durmadan, anlatır yapıp edeceklerini.

Böyle ıssız meydanda bekleyerek
rastlanmaz elbette kimseye, ama dolaşırken sokakları
durduğu olur insanın şöyle bir.
Olsalardı iki kişi, başka olurdu ev
sokaklarda bile. Kadın olurdu, değerdi dolaşmaya.
Gece kimsecikler kalmaz meydanda
Oradan geçen bu adam görmez
yararsız ışıklar içinden evleri
kaldırmaz artık gözlerini.
Kaldırımları dinler yalnızca
kendininkiler gibi nasırlı ellerin döşediği.
Doğru değil ıssız meydanlarda kalmak.
Mutlaka yolda olmalı o kadın
yalvarsan eve çeki düzen verecek.

Midlake - Roscoe



24.08.2012

Kendi kalemini kıranlar


BirinciBlog için yazmış olduğum ilk yazılardan bir tanesi...

Albert Camus, Sisifos Söyleni’ne şu cümleyle başlıyordu: “Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır, intihar.” İntihar bir sonuç mudur yoksa neden midir! sorularına cevapları olan insanlar bunu çeşitli kategorilerde sıralamıştır. Psikologlara göre ağır depresyon sonucu girilen bir eylemdir. Sosyologlara göre bir toplumdan ve baskıdan bunalan bir insanın yaptığı özkıyımdır.

Tarihin her döneminde bir çok yazar ve şair bu yolu seçerek ömürlerinin sonuna üç noktayı koydular. Kaan İnce’de bu yolu 22 yaşında seçmiş gencecik bir şairdi. Nilgün Marmara‘yı andıran hisli şiirleri ile gelecek vadeden bir isimdi 1970 doğumlu Kaan İnce. Gitgide yaklaşan trajik sonu yazdığı şiirlerinde içine sinmeye başlamıştı. “Yaşama Sebebi”, Kaan İnce’nin bir şiirinin adıydı. Şiirin son üç sözcüğü ise: “umutsuzluk sapağında ölüm”dü. ” Ölümün yalnızlığı yoktur ama; ölüm bir başına yalnızlıktır” diyerek 11 Ağustos 1992 tarihinde Kadıköy’de kaldığı otelden kendini boşluğa bıraktı. Geride “mektup” isimli bir şiir bıraktı.



Şöyle diyordu “mektup”un sonunda ;
 “çatılarda kaldı gecenin gizi.
unuttum mektubun içinde boğulduğumu. Elveda.

Yine çok sevdiğim isimlerden biri olan Nilgün Marmara’da yaşama karşı ölüm diyenlerdi. “Hayatın neresinden dönülürse kârdır” diyordu ünlü dizesinde. Yaşamına kıydığında 29 yaşındaydı. Kendini altıncı kattaki evinin penceresinden aşağı bıraktı. Çevresindekilerin çoğu şiir yazdığını bilmezken, büyüleyici bir kadınken, tanıdığı erkeklerin çoğu ona hayranken, neydi Nilgün Marmara’yı genç yaşta yaşamaktan vazgeçiren şey. Neden son sözleri olan “Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın, hepiniz mezarınızsınız kendinizin” bu kadar sertti.



İntihar yaşamla ölüm arasındaki ince bir noktanın son durağımıydı.

Virginia Woolf “Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin ve boyun eğmeden, ey ölüm!

Cesare Pavese “Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde, oysa alçakgönüllülük istiyor son adım, kendini beğenmişlik değil.”

V.Mayakovski “Aşkın küçük sandalı, hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi? Dayanamayıp parçalandı işte sonunda.”

Sadık Hidayet “Gözlerimi geleceğe kapayıp, geçmişi unutmak istiyorum”

Gerard De Nerval “Yazık! Herşey ölecek demek ben ölürsem”

Zafer Ekin Karabay “N.Marmara’nın 29 yaşında, S.Plath’ın Şubat’ta intihar etmesi benim de 29. yaşımın Şubat ayında intihar etmemi elbette gerektirmezdi. Ama mademki yaşamda kalmaya kendimi ikna edemiyordum, o zaman bir tarih belirtmeliydim ve 29. yaşımın 29 Şubat’ını seçtim.”

Derlerken kim bilir nasıl bir ruh halindeydiler.



Şarkıların intihar üzerine etkisine bakacak olursak, sanırım bu konuda en kötü şöhrete sahip şarkı Macaristan’ın en ünlü bestecisi ve söz yazarlarından biri olan  Rezso Seress yapmış olduğu Gloomy Sunday parçasıdır. 1933 yılının bir Pazar günü ıslık çalarak kendi kendine mırıldanan Seress, o anda kulağına çok hoş gelen bir melodi keşfetti. Macarcası Szomoru Vasamap olan (Türkçesi ile Kasvetli Pazar)  isimli bir şarkı besteledi. Şarkıda aşık, olduğu kız tarafından terk edilen bir gencin düştüğü umutsuzluk sonucunda intihar edişini anlatıyordu. Şarkıyı ilk olarak sevdiği kadına dinletti. Şarkıyı dinleyen kadın geride Gloomy Sunday isimli bir not bırakarak intihar etti. Bu sadece peşi sıra gelecek bir intihar dalgasının ilk habercisiydi. Yıllar içerinde 14-82 yaş arasında onlarca kişi geride Gloomy Sunday şarkısından etkilendiklerini belirten birer not bırakarak intihar ettiler. Bu lanetli şarkının yazarı Rezso Seress Macar söz yazarı Lazsio Javor, şarkının hüznünü daha da derinleştirmek için Gloomy Sunday’i yeni sözlerle zenginleştirdiler. Bu intihar furyası son olarak şarkının asıl sahibini vuracaktı. Rezso Seress 1968′de Budapeşte’nin en yüksek binalarından birinin çatısından kendini aşağıya bırakarak intihar etti.


Ardından yıllar geçmesine rağmen hiç bir zaman şarkının ünü sönmedi. Kimi zaman şarkının sözlerinde çeşitli değişiklikler yapıldı, kimi zaman filmleri çekildi, kimi zamanda bir çok dilde yeni versiyonları seslendirildi. Billie Holiday, Ray Charles, Elvis Costella, Sarah McLahclan, Björk ve Portishead gibi sanatçılar Gloomy Sunday’i yorumlayarak günümüze kadar yaşattılar.

Diğer bir ünlü intihar şarkısı ise Kanada’lı Terry Jacks‘in bir arkadaşının ölümü üzerine yazdığı 1974 tarihli Season In The Sun parçasıydı. Şarkı orjinalinde Jacques Brel parçası olan Le Moribond (Ölen Adam) üzerinden esinlenilerek yapılmıştı. Ülkemiz çoğrafyasında böyle bu şekilde şarkı-intihar denklemi yaşandı mı diyecek olursanız. Bir dönem Murat Kekilli‘nin Bu Akşam Ölürüm isimli parçası gazetelerde bu tür haberlerin çıkmasına neden olmuştu.

Björk - Gloomy Sunday

Black Box Recorder - Seasons In The Sun

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...