Albert Camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Albert Camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.08.2016

Defterler


Yıllar boyunca herkesin ahlakına göre yaşamasını istedim. Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım. Kendimi ayrı düşmüş hissettiğim zaman bile, bütünleşmek için böyle davranmak gerektiğini söyledim. Ama bütün bunların sonunda felaket geldi. Şimdi kalıntılar arasında dolaşıyorum. Kuralsızım, tereddütler içindeyim, yalnızım ve bunu kabullenerek tek oluşuma ve kusurlarıma boyun eğdim. Tüm yaşamımı bir nevi yalan içinde yaşadıktan sonra, 'bir doğru' yaratmak zorundaydım...


"Albert Camus"

10.04.2016

Ben?


Ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir kedi olsaydım, bu yaşamın bir anlamı olurdu, daha doğrusu bu sorunun hiç anlamı olmazdı, çünkü dünyadan bir parça olurdum. Bu dünya olurdum, oysa şimdi tüm yakınlık gereksinimimle onun karşısındayım. Öylesine önemsiz olan bu us, işte beni tüm evrenin karşıtı yapan bu...

"Camus, Sisifos Söyleni"

10.12.2013

Kafası karışık insanlarız

The Dreamers
Bernardo Bertolucci

Albert Camus, Notebooks

You will never be able to experience everything. So, please, do poetical justice to your soul and simply experience yourself.

Slash - Hey joe

19.11.2013

Güle güle Nejat Abi


“Özgürlüğün olmadığı bir dünyayla başa çıkmanın tek yolu, kendi varoluşunu bir başkaldırı haline getirecek kadar özgür davranmaktır” der Camus. İşte Camus’nun tarifini yaptığı durumun içine dolduran eşsiz bir yetenekti Nejat Uygur.

Dün büyük ustayı sonsuzluğa uğurladık. Nejat Uygur hava durumuna göre din değiştiren samimiyetsiz insanlar topluluğu arasında, gözünü para hırsı bürümeden, inandığını söylemekten çekinmeyen, yeri geldiğinde yanlış gördüğünü korkusuzca eleştirebilen yürekli bir sanatçıydı.

Nejat Uygur; tiyatronun tanımının tiyatro gibi olduğu dönemlerde, sahne tozunu yutarak çekirdekten yetişmiş duayen bir ustaydı. Büyük usta; kendine özgü karakteriyle, ince esprileri ile lafı gediğine koyan, nerede, nasıl hiciv yapmasını bilen 10 kaplan gücünde bir sanatçıydı. Nejat Uygur, İsmail Dümbüllü gibi usta isimlerden orta oyunu bayrağını devralarak mizah anlayışını başka bir boyuta taşımıştır. 7’den 70’e herkesin sevdiği büyük ustalar bir bir sonsuzluğa göçmeye devam ediyor ve maalesef yerlerini dolduracak isimler artık yetişmiyor.

 
Tiyatro sanatçısı İsmail Hakkı Şen'in cenaze töreninde şöyle demişti Uygur; "Bir bakmışsınız benim cenazemde başka sanatçılarla röportaj yapmışsınız. Gün gelecek bütün tiyatro sanatçıları İsmail Hakkı Şen gibi, benim gibi ölecek. Tiyatro perdesi üstümüze üstümüze yıkılacak. Hatta seyirci üzülmesin. Ben ve benim arkadaşlarım, onların kederini alıp götürecek. Onlara sadece gülmek kalacak"

Yine bir seferinde; "Askerler cephede ölüyor, benimki de sahnede oyun oynarken olursa mutlu olurum. Ölüm beni hiç korkutmuyor. Yaratan Allah yarattığı gibi günü geldiğinde alacak. Bir gün tiyatronun ışıkları sönecek, zil sesleri susacak ve tiyatro perdesi sonsuza kadar üzerime kapanacak. İşte o zaman giderken tüm üzüntüleriniz yanımda götürerek size sadece kahkahaları bırakacağım" diyerek ölümden korkmadığını söylemişti.


Söylediği gibi oldu, an geldi ve sonsuzluğa göçüp gitti. Mirasım kahkaha dedi, geriye o unutulmaz gülüşünü bıraktı. Artık Cibali Karakol’u öksüz kaldı. Fakat üzülmeyin, fotoğraflarda kalan o muhteşem buluşma sonunda tekrar gerçekleşti. Gazanfer Özcan, Erol Günaydın ve Nejat Uygur artık bir arada. Anlayacağınız cennet tam kadro.

Atilla İlhan’ın dediği gibi;

An gelir,
önce bir insan durur
sonra bir sokak
derken bir semt
ve bir şehir…
Bir bakmışsınız
paldır küldür yıkılır bütün bulutlar...


An geldi ve bütün bulutlar yıkıldı. Güle güle Nejat Abi…

11.11.2013

Albert Camus 100 yaşında


20. yüzyılın en önemli yazarından birisi olan Albert Camus, Kasım 1913’te Cezayir’in yoksul mahallelerinden birinde, İspanyol göçmeni bir anneyle Fransız asıllı tarım işçisi bir babanın oğlu olarak doğdu. Camus, daha iki yaşına gelmeden I. Dünya Savaşı’nda babasını kaybeder. İçine kapanık, kulakları ağır işiten ve konuşma zorluğu olan annesi, Camus’yü temizlikçilik yaparak okutmaya çalışır. Üniversitede felsefe okur. Bu dönemde de okulun futbol takımında oynar. Takımın kaleciliğini yapar, ancak tüberküloz olunca futbol yaşamı sona erer. Camus’nün yazarlık serüveni Fransız Komünist Parti'sinden atılmasından sonra başlar. Önce ‘Mutlu Ölüm’ü yazar. Ardından onu dünya çapında bir yazar yapacak olan ‘Yabancı’ gelir.


Aynı zamanda çağının örnek bir filozofu olan Camus, denemeleri, tiyatro eserleri ve öyküleriyle de çok yönlü bir insan olduğunu gösterdi. 1957'de genç yaşta Nobel Edebiyat ödülünü kazandıktan sonra, 1960 tarihinde, 47 yaşında ‘ölmek için son derece aptalca bulduğu’ trafik kazasıyla hayatını kaybetti. Cebinden ise aynı gün için satın aldığı, ama sonra kullanmaktan vazgeçtiği bir tren bileti çıkacaktı. 

Özetle, Camus geriye bizim gibi 'Yabancılar' bırakıp gitti. Doğumunun 100. yılında onu tekrar saygıyla anıyoruz. Camus, edebiyatın James Dean'i olarak hep içimizdesin.

Hello Saferide - My Best Friend

24.08.2012

Kendi kalemini kıranlar


BirinciBlog için yazmış olduğum ilk yazılardan bir tanesi...

Albert Camus, Sisifos Söyleni’ne şu cümleyle başlıyordu: “Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır, intihar.” İntihar bir sonuç mudur yoksa neden midir! sorularına cevapları olan insanlar bunu çeşitli kategorilerde sıralamıştır. Psikologlara göre ağır depresyon sonucu girilen bir eylemdir. Sosyologlara göre bir toplumdan ve baskıdan bunalan bir insanın yaptığı özkıyımdır.

Tarihin her döneminde bir çok yazar ve şair bu yolu seçerek ömürlerinin sonuna üç noktayı koydular. Kaan İnce’de bu yolu 22 yaşında seçmiş gencecik bir şairdi. Nilgün Marmara‘yı andıran hisli şiirleri ile gelecek vadeden bir isimdi 1970 doğumlu Kaan İnce. Gitgide yaklaşan trajik sonu yazdığı şiirlerinde içine sinmeye başlamıştı. “Yaşama Sebebi”, Kaan İnce’nin bir şiirinin adıydı. Şiirin son üç sözcüğü ise: “umutsuzluk sapağında ölüm”dü. ” Ölümün yalnızlığı yoktur ama; ölüm bir başına yalnızlıktır” diyerek 11 Ağustos 1992 tarihinde Kadıköy’de kaldığı otelden kendini boşluğa bıraktı. Geride “mektup” isimli bir şiir bıraktı.



Şöyle diyordu “mektup”un sonunda ;
 “çatılarda kaldı gecenin gizi.
unuttum mektubun içinde boğulduğumu. Elveda.
”

Yine çok sevdiğim isimlerden biri olan Nilgün Marmara’da yaşama karşı ölüm diyenlerdi. “Hayatın neresinden dönülürse kârdır” diyordu ünlü dizesinde. Yaşamına kıydığında 29 yaşındaydı. Kendini altıncı kattaki evinin penceresinden aşağı bıraktı. Çevresindekilerin çoğu şiir yazdığını bilmezken, büyüleyici bir kadınken, tanıdığı erkeklerin çoğu ona hayranken, neydi Nilgün Marmara’yı genç yaşta yaşamaktan vazgeçiren şey. Neden son sözleri olan “Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın, hepiniz mezarınızsınız kendinizin” bu kadar sertti.



İntihar yaşamla ölüm arasındaki ince bir noktanın son durağımıydı.

Virginia Woolf “Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin ve boyun eğmeden, ey ölüm!“

Cesare Pavese “Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde, oysa alçakgönüllülük istiyor son adım, kendini beğenmişlik değil.”

V.Mayakovski “Aşkın küçük sandalı, hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi? Dayanamayıp parçalandı işte sonunda.”

Sadık Hidayet “Gözlerimi geleceğe kapayıp, geçmişi unutmak istiyorum”

Gerard De Nerval “Yazık! Herşey ölecek demek ben ölürsem”

Zafer Ekin Karabay “N.Marmara’nın 29 yaşında, S.Plath’ın Şubat’ta intihar etmesi benim de 29. yaşımın Şubat ayında intihar etmemi elbette gerektirmezdi. Ama mademki yaşamda kalmaya kendimi ikna edemiyordum, o zaman bir tarih belirtmeliydim ve 29. yaşımın 29 Şubat’ını seçtim.”

Derlerken kim bilir nasıl bir ruh halindeydiler.



Şarkıların intihar üzerine etkisine bakacak olursak, sanırım bu konuda en kötü şöhrete sahip şarkı Macaristan’ın en ünlü bestecisi ve söz yazarlarından biri olan  Rezso Seress yapmış olduğu Gloomy Sunday parçasıdır. 1933 yılının bir Pazar günü ıslık çalarak kendi kendine mırıldanan Seress, o anda kulağına çok hoş gelen bir melodi keşfetti. Macarcası Szomoru Vasamap olan (Türkçesi ile Kasvetli Pazar)  isimli bir şarkı besteledi. Şarkıda aşık, olduğu kız tarafından terk edilen bir gencin düştüğü umutsuzluk sonucunda intihar edişini anlatıyordu. Şarkıyı ilk olarak sevdiği kadına dinletti. Şarkıyı dinleyen kadın geride Gloomy Sunday isimli bir not bırakarak intihar etti. Bu sadece peşi sıra gelecek bir intihar dalgasının ilk habercisiydi. Yıllar içerinde 14-82 yaş arasında onlarca kişi geride Gloomy Sunday şarkısından etkilendiklerini belirten birer not bırakarak intihar ettiler. Bu lanetli şarkının yazarı Rezso Seress Macar söz yazarı Lazsio Javor, şarkının hüznünü daha da derinleştirmek için Gloomy Sunday’i yeni sözlerle zenginleştirdiler. Bu intihar furyası son olarak şarkının asıl sahibini vuracaktı. Rezso Seress 1968′de Budapeşte’nin en yüksek binalarından birinin çatısından kendini aşağıya bırakarak intihar etti.


Ardından yıllar geçmesine rağmen hiç bir zaman şarkının ünü sönmedi. Kimi zaman şarkının sözlerinde çeşitli değişiklikler yapıldı, kimi zaman filmleri çekildi, kimi zamanda bir çok dilde yeni versiyonları seslendirildi. Billie Holiday, Ray Charles, Elvis Costella, Sarah McLahclan, Björk ve Portishead gibi sanatçılar Gloomy Sunday’i yorumlayarak günümüze kadar yaşattılar.

Diğer bir ünlü intihar şarkısı ise Kanada’lı Terry Jacks‘in bir arkadaşının ölümü üzerine yazdığı 1974 tarihli Season In The Sun parçasıydı. Şarkı orjinalinde Jacques Brel parçası olan Le Moribond (Ölen Adam) üzerinden esinlenilerek yapılmıştı. Ülkemiz çoğrafyasında böyle bu şekilde şarkı-intihar denklemi yaşandı mı diyecek olursanız. Bir dönem Murat Kekilli‘nin Bu Akşam Ölürüm isimli parçası gazetelerde bu tür haberlerin çıkmasına neden olmuştu.

Björk - Gloomy Sunday

Black Box Recorder - Seasons In The Sun

18.09.2010

DENiA


Evet yine bir tatil dönüşü ile normal hayata ısınma turları başlamış bulunuyor. Sanırım tatilin en çok dinlenilen parçası Manu Chao'nun Proxima estacion: esperanza albümünde yer alan Cezayir'li berberi asıllı şarkıcı İdir ile beraber söyledikleri Denia oldu. Son olarak bu parça gündüz plajda Albert Camus okuyarak varoluşçu felsefenin sınırlarında dolaşan, geceleri ise Cafe Cactus Olympos'da bu felsefeyi müthiş dans ritimlerine döken meçhul şahsa gelsin.

Manu Chao - Denia



Bookmark and Share

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...