Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.02.2016

Sarah Kane ve 4.48 Psychosis




Gece Evren'le boy ölçüşebilen tek şey. Gece nerede, hangi anda başlar? Ne zaman biter? Gecenin üzerimize kapanmakta olduğunu gördüğümüz an nasıl bir ruh halinde oluruz? Zımpara taşı gibidir gece. Belki bir kaçış ya da koşulsuz teslimiyet. Ölümcül şeyler en çok geceleri parıldar. Bir sigara, eski bir aşk, bayat bir hayat, bir tutam umut. Ve gecenin o anı. Dört kırk sekiz. 4.48 doğu inanışına göre algıların en açık olduğu, batı istatistiklerine göre de intiharların fazla olduğu saat.

Sarah Kane, 3 Şubat 1971’de, dindar bir ailenin çocuğu olarak Brentwood kasabasında doğdu. Protestan muhafazakarlığı içerisinde geçirdiği ergenlik döneminde dinine bağlı bir Hristiyan olarak yetişti. Ancak daha sonra, bir delilik olarak gördüğü dinsel geçmişini reddetti. Jeremy Weller’in Mad adlı oyununu seyrettikten sonra deneysel tiyatroya yöneldi ve Bristol Üniversitesi’nde Tiyatro okudu. Üniversite yıllarında uyumsuz ve sevilmeyen biri olarak damgalandı. Bir gün eğitmenleri tarafından verilen bir ödevi teslim etti. Fakat hocası tarafından pornografik bir ödev yazmakla suçlandığında, bir sonraki derste aynı eğitmenin suratına pornografik dergiler fırlattı. Kane, Howard Baker’ın karanlık dünyasından etkilenerek “Jakoben” akımını benimsemişti. Dili çok sertti. Buna karşın ruhunun bir tarafı Sylvia Plath yalnızlığını taşıyordu. Oyunlarında; aşkın kurtarıcılığı, cinsel arzu, acı, fiziksel ve psikolojik şiddet temalarını işledi. Aslında Sarah Kane’in yazdıklarıyla yaşamı arasında sıkı bir paralellik vardı.

1999 yılında, 28 yaşında yaklaşık yüz elli adet antidepresan, elli adet uyku ilacı alarak intihara teşebbüs etti. Hastaneye kaldırıldı. İki gün sonra ayağa kalktı. Gece ikide sessizce hastanenin köhne tuvaletinde bulabildiği tek şey olan ayakkabı bağcıklarıyla kendini asarak bu sahte hayata veda etti. Geriye beş tiyatro oyunu ile bir film senaryosu bıraktı. 1998 yılında Sarah Kane’in şiddetlenen depresyonu nedeniyle her sabah 4.48’de uyanmaya başlaması ve bu oyunu kaleme almasıyla son oyunun ismi böyle ortaya çıktı. “4.48 Psychosis” bir yazarın herhangi eseri olma özelliğinden çok, Kane’in ölümünden birkaç ay önce yazdığı bir İntihar Mektubu niteliği taşımaktaydı. 4.48 Psychosis, bildiğimiz tiyatro kalıplarının ötesinde bir yapıttır. Karakter veya karakterlere dair hiçbir bilgi, oyunun ne şekilde sahnelenebileceğine ilişkin hiçbir ipucu yoktur. Kane bu oyunda dünya’nın kaotik sorunlarını kendi iç sorunlarıyla bütünleştirmiş çıldırma noktasında bir kadını, aslında kendini anlatır. Kane’in yaşadığı ruhsal çöküntünün metne dökülmüş halidir 4:48...


19.11.2013

Güle güle Nejat Abi


“Özgürlüğün olmadığı bir dünyayla başa çıkmanın tek yolu, kendi varoluşunu bir başkaldırı haline getirecek kadar özgür davranmaktır” der Camus. İşte Camus’nun tarifini yaptığı durumun içine dolduran eşsiz bir yetenekti Nejat Uygur.

Dün büyük ustayı sonsuzluğa uğurladık. Nejat Uygur hava durumuna göre din değiştiren samimiyetsiz insanlar topluluğu arasında, gözünü para hırsı bürümeden, inandığını söylemekten çekinmeyen, yeri geldiğinde yanlış gördüğünü korkusuzca eleştirebilen yürekli bir sanatçıydı.

Nejat Uygur; tiyatronun tanımının tiyatro gibi olduğu dönemlerde, sahne tozunu yutarak çekirdekten yetişmiş duayen bir ustaydı. Büyük usta; kendine özgü karakteriyle, ince esprileri ile lafı gediğine koyan, nerede, nasıl hiciv yapmasını bilen 10 kaplan gücünde bir sanatçıydı. Nejat Uygur, İsmail Dümbüllü gibi usta isimlerden orta oyunu bayrağını devralarak mizah anlayışını başka bir boyuta taşımıştır. 7’den 70’e herkesin sevdiği büyük ustalar bir bir sonsuzluğa göçmeye devam ediyor ve maalesef yerlerini dolduracak isimler artık yetişmiyor.

 
Tiyatro sanatçısı İsmail Hakkı Şen'in cenaze töreninde şöyle demişti Uygur; "Bir bakmışsınız benim cenazemde başka sanatçılarla röportaj yapmışsınız. Gün gelecek bütün tiyatro sanatçıları İsmail Hakkı Şen gibi, benim gibi ölecek. Tiyatro perdesi üstümüze üstümüze yıkılacak. Hatta seyirci üzülmesin. Ben ve benim arkadaşlarım, onların kederini alıp götürecek. Onlara sadece gülmek kalacak"

Yine bir seferinde; "Askerler cephede ölüyor, benimki de sahnede oyun oynarken olursa mutlu olurum. Ölüm beni hiç korkutmuyor. Yaratan Allah yarattığı gibi günü geldiğinde alacak. Bir gün tiyatronun ışıkları sönecek, zil sesleri susacak ve tiyatro perdesi sonsuza kadar üzerime kapanacak. İşte o zaman giderken tüm üzüntüleriniz yanımda götürerek size sadece kahkahaları bırakacağım" diyerek ölümden korkmadığını söylemişti.


Söylediği gibi oldu, an geldi ve sonsuzluğa göçüp gitti. Mirasım kahkaha dedi, geriye o unutulmaz gülüşünü bıraktı. Artık Cibali Karakol’u öksüz kaldı. Fakat üzülmeyin, fotoğraflarda kalan o muhteşem buluşma sonunda tekrar gerçekleşti. Gazanfer Özcan, Erol Günaydın ve Nejat Uygur artık bir arada. Anlayacağınız cennet tam kadro.

Atilla İlhan’ın dediği gibi;

An gelir,
önce bir insan durur
sonra bir sokak
derken bir semt
ve bir şehir…
Bir bakmışsınız
paldır küldür yıkılır bütün bulutlar...


An geldi ve bütün bulutlar yıkıldı. Güle güle Nejat Abi…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...