Jeff Buckley etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jeff Buckley etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.02.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Zaman ne çabuk ilerliyor. Günler, haftalar, aylar ve yıllar derken bir bakmışız yolun sonundayız! Bugün yine günlerden yeni bir pazartesi. Bugün beş şarkılık listemizin konusu müzik tarihinin en güzel ilk albümlerinden seçmiş olduğum şarkılar. O zaman şimdi kendimizi melodilerin büyülü sonsuzluğuna bırakalım.

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Joy Division - She's Lost Control 

Joy Division için daha ne söyleyebilirim ki. Burada Joy Division ve Ian Curtis için onlarca yazı yazdım.  Belki de müzik tarihini en çok etkileyen gruplardan bir tanesi Joy Division'dır. 1979 tarihli Unknown Pleasures içine girilmesi zor bir albüm, ama tıpkı bir kara delik misali kendinizi kaptırdıktan sonra kurtulması ise imkansız. Bu albümden seçtiğim şarkı; Rivayete göre Ian Curtis iş bulma kurumunda çalışırken kendisi gibi epilepsi hastası bir kızın geçirdiği krizden çok etkilenip yazdığı She's Lost Control. 




Stone Roses - I Wanna Be Adored

Demir Lady'nin İngiltere'de 1979'da iktidara gelince ortaya koyduğu ekonomik-politik kararlar toplumun büyük bir kesiminde özellikle gençler arasında umutsuzluk, karamsarlık, yoksulluk ve yalnızlık tohumları ekti. Bu toplumsal travma punk müziğin doğuşunda büyük bir rol oynadı. Punk, post-punk derken 80'li yılların sonlarına doğru club ve uyuşturucu modası, Manchester Sound denen bir akımın doğmasına neden oldu. Brit pop sürecine giden bu yolda neo-psychedelia ritimler eşliğinde rave ve acid house kültürü gelişti. Bu dönemin tartışmasız en cool ve özgün grubu Stone Roses idi. Bu beton gibi ilk albüm Maymun Kral Ian Brown'ın kayıtsız ve kendine özgü vokaliyle devleşiyordu.



Tindersticks - City Sickness

Bazı gruplar vardır ve yaptıkları müziğin net bir tarifi yoktur. Açıkçası tarif edilmek, önüne bir sıfat konmak gibi bir gereksinime de ihtiyaç duymazlar. İşte Tindersticks bu tarifin içini eksiksiz dolduran kusursuz bir hazinedir. Tinderstick’in kendi adını taşıyan debut albümü yayınlandığı 1993 senesinde tabiri yerindeyse her şeyi ezdi geçti. Melody Maker’da Nirvana ve Pearl Jam’i geride bırakıp yılın albümü seçildi. İngiliz basınından büyük övgü gören albüm tarifsiz ve boyutsuz sıfatlarıyla baş tacı edildi. Grubun beyni Stuart Staples, gerek solo, gerekse Tindersticks ile hala acıklı şarkılar söyleyerek, insanların canını yakmaya! devam ediyor. Bu arada 10. Tindersticks albümü 'The Waiting Room' 22 Ocak'ta taze taze çıktı.


Violent Femmes – Blister In The Sun

Müzik tarihinin en özgün işlerinden biri olan Violent Femmes'in kendi adını taşıyan debut albümleri; sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde zamanın ötesinde ruh bulmuş hali sanki. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali albümün özünü oluşturuyor. Gergin fakat eğlenceli bir atmosfer eşliğinde su gibi akıp giden bir kayıt. Yine güzel bir müjde verelim. Geçtiğimiz sene uzun bir sürenin ardından 'Happy New Year' isimli bir EP ile karşımıza çıkan Violent Femmes, yeni albümlerini Mart ayı gibi yayınlamayı planlıyor. Albümün ismi ise We Can Do Anything.




Jeff Buckley - Last Goodbye

Rock efsaneler ile beslenir. Ölüm, intiharlarla hayranlık yaratır, nedeni meçhul ise sonsuza kadar kutsanır. Erken ölüm ise imrenilecek bir tat bırakır hafızalarda. Henüz 30’undayken yaşamını yitiren Jeff Buckley kariyeri boyunca sadece tek bir albüm yayınlamış olsa da, müzik tarihinin en ilham verici müzisyenlerinden biri olmayı başardı. Son konserini 29 Mayıs 1997 yılında veren Buckley, aynı gece aniden Mississippi nehrinde yüzmeye karar vererek kıyafetleriyle suya girdi ve dalgalar arasında kaybolarak boğuldu. Cesedi 4 Haziran’da bulundu. Babasını hiç tanımayan bu genç ozanın tıpkı babası gibi genç yaşta hayata gözlerini yumması, hayatın o tuhaf ironilerinden biriydi.

25.08.2015

Birbirinden Güzel 5 Cover Şarkı


Bugün biraz daha müzik diyerek, müzik tarihinde yer almış birbirinden güzel 5 Cover şarkısına doğru yol alıyoruz. Bu şarkılar kimi müzik otoriteleri tarafından orjinalinden daha güzel bulunmaya devam etmektedir.

Johnny Cash - 'Hurt'

Orjinali  Nine Inch Nails'ın 'Downward Spiral' albümünde yer alan bu şarkı Johnny Cash tarafından farklı bir evrene taşınmıştır. Ama çoğu fanatik Johnny Cash hayranı bu yorumu fazla Müslüm Gürses ayarında, ağlak bulup burun kıvırmaktadırlar. Şarkının klibi için ise söylenecek çok şey yok. Müzik tarihinin en güzel video kliplerinden biri.





Jeff Buckley - 'Hallelujah'

Bu büyüleyici eser ilk defa 1984 yılında büyük ozan Leonard Cohen tarafından okunmuştur. Yıllar içerisinde 200'den fazla coverı yapıldı. Elbette en unutulmazı Küçük Prens Jeff Buckley yorumuydu. Özetle bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur ve geceleri gökyüzüne bakarsın. Herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. Belki böylesi daha iyi. Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. Böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin...






Nirvana - 'The Man Who Sold the World'

Aslında bu listeye Nirvana tarafından cover'ı yapılan  'Where Did You Sleep Last Night?', 'Love Buzz' gibi şarkıların tamamı girebilir. Ama David Bowie'nin o muhteşem şarkısı Kurt Cobain'in sesinde ete kemiğe bürünüp canlanır. Ve sanırım dünya üzerinde en çok izlemeyi istediğim konserlerden biri de, bu şarkının söylendiği Unplugged Nirvana konseri olurdu.




Pet Shop Boys - 'Always On My Mind'

Bir Elvis  Presley şarkısının Pet Shop Boys tarafından mutasyana uğratılması. Ortaya çıkan sonuç ise nefes kesici. Sanırım Pet Shop Boys'un bugünlere gelmesinde bu cover'ın önemi çok büyük. 




The Clash - 'I Fought the Law'

Bu şarkı aslında tavşanın suyunun suyu misali. Green Day bu şarkıyı söylediğinde çoğu yerde The Clash cover'ı olarak geçer. Ama aslında The Clash'da bu şarkıyı 60'ların ünlü rock & roll gruplarından The Bobby Fuller Four'dan emanet almıştır. Her şekilde ortaya çıkan sonuç çok güzel. Ekmeksiz götür...


6.03.2014

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı


Yalnızlıktan, başkalarıyla ancak istediği zaman görüşmekten, istemediği zaman başkalarından kaçmaktan hoşlanıyor. Ama yalnızlıktan hoşlandığı, yalnızlığı aradığı halde, asıl sevdiği, asıl aradığı, kalabalık içinde bulunduğu, kalabalıktan uzak olmadığı bir sırada, bu kalabalıktan ayrılabilmek, yalnız kalabilmek, başkalarının yanından çekilmek, istediği için tek başına durabilmek. Farkında bunun. Yalnızlık zorunlu bir durum olmadığı zaman daha çok hoşlanıyor. 

"Bilge Karasu"
 
Jeff Buckley- Lover, You Should've Come Over

15.12.2013

Şimdiki zaman



Barış Bıçakçı, Sinek Isırıklarının Müellifi

Üzerinde bulunduğumuz enlemdeki her şey Dünya'nın kendi çevresinde dönüşü nedeniyle saniyede yaklaşık 350 metrelik bir hızla hareket ediyor. Dünya, Güneş'in çevresinde saniyede yaklaşık 30 kilometrelik bir hızla, Güneş sistemi de Samanyolu galaksisinin merkezi çevresinde saniyede yaklaşık 200 kilometrelik bir hızla dönüyor. Samanyolu galaksisi, bir yandan galaksi merkezi çevresinde saniyede yaklaşık 270 kilometrelik bir hızla dönerken bir yandan da saniyede yaklaşık 600 kilometrelik bir hızla uzayda hareket ediyor.
Yaşamak ilerlemek olamaz, diye düşünüyor Cemil, ama geride bırakmak olabilir.

ayrıca;

Paulo Coelho, Elif

Şimdiki zaman, zamanın ötesindedir. Şimdiki zaman sonsuzluktur.

Jeff Buckley - Forget Her


30.05.2013

Küçük Prens "Jeff Buckley"


Dün 29 Mayıs'tı. Küçük Prense Jeff Buckley'in ölüm yıldönümü.

Son konserini 29 Mayıs 1997 yılında veren Buckley, aynı gece aniden Mississippi nehrinde yüzmeye karar vererek kıyafetleriyle suya girdi ve dalgalar arasında kaybolarak boğuldu. Cesedi 4 Haziran’da bulunan Buckley, öldüğünde 30 yaşındaydı. Babasını hiç tanımayan bu genç ozanın tıpkı babası gibi genç yaşta hayata gözlerini yumması hayranları arasında büyük bir üzüntüye neden oldu. Zaman zaman depresif olabilen Jeff, şarkılarını söylerken onların içinde kayboluyor, 4 oktavlık tenor sesi ile haykırarak kendinden geçiyordu.

Ve onun efsane albümü Grace. Büyüleyici, erişilmez, keskin, ölçülü, etkili, trajik, muazzam, ihtişamlı, çarpıcı, korkutucu. Grace bütün bu sıfatların işaret ettiği kusursuz bir albüm. Rock efsaneler ile beslenir. Ölüm, intiharlarla hayranlık yaratır, nedeni meçhul ise sonsuza kadar kutsanır. Erken ölüm ise imrenilecek bir tat bırakır hafızalarda. Tıpkı Mystery White Boy Jeff Buckley gibi. Jeffrey Scott Buckley, 17 Kasım 1966 yılında Kaliforniya’da kendisi gibi sanatçı olan Tim Buckey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Jeff Buckley müzik dünyasının en cool, gezegenin en sıkı müzisyen şairlerinden biri olarak ender rastlanan bir kişilik olduğunu gösterdi. 1990 yılında New York avangart camiasının içine girmesiyle kendini ispatlamaya başladı. New York’dan önce Los Angeles’a müzik okumaya giden Buckley, burada Shinehead başta olmak üzere bir çok funk ve jazz grubuyla çalıştı. Daha sonra yola tek başına devam etme kararı alan Buckley, 1993 yılında Colombia plak şirketiyle anlaşma imzalayarak ilk EP’si olan “Live at Sin-e”piyasaya çıkardı.

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."

Jeff Buckley – Grace

Jeff Buckley - Halleluja

20.09.2011

EN iYi DEBUT ALBüMLER PART- 2



VIOLENT FEMMES - VIOLENT FEMMES

Müzik tarihinin en özgün işlerinden biri olan Violent Femmes'in kendi adını taşıyan bu debut albüm sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde zamanın ötesinde ruh bulmuş hali sanki. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali albümün özünü oluşturuyor. Gergin fakat eğlenceli bir atmosfer eşliğinde su gibi akıp giden bir kayıt. Sanırım bu dünya üzerinde Mısır Piramitleri üzerinde kaygısızca müzik yapabilecek tek grup Violent Femmes olsa gerek.


Violent Femmes – Blister In The Sun



BELLE & SEBASTIAN - TIGERMILK

Rüyalarının peşinden koşan İskoç Stuart Murdock önderliğinde kurulan Belle and Sebastian 90'lı yılların benim açımdan masalsı bir şekilde geçmesinin en büyük etkilerinden biriydi. Bir grup gencin kolejlerinin son senesinde hazırladıkları bu albüm insana yaşama sevinci veren, melodik, keyifli ve huzur dolu bir albüm. Müzik endüstrisinin çarkları altında ezilmeyen ve izole bir hayat yaşayan Belle And Sebastian grubu bu dünyayı hala anlamlı kılan en güzel şeylerden bir tanesi.


Belle And Sebastien - The State I Am In



VELVET UNDERGROUND & NICO

Müzik tarihini en fazla etkileyen albüm namı diğer bu muzlu albüm olsa gerek. 60'lı yılların sonunda hippilerin cirit attığı bir dönemde vokal ve gitarda Lou Reed, bas ve klavyede John Cale, gitarda Morrison, davulda M.Tucker , tefi ve vokaliyle dünyalar güzeli Nico ve beyin takımında Andy Warhol içten içe çürüyen Amerikan yaşamının ipliğini pazara çıkarmak amacıyla manifesto niteliğinde bir albüm yapıyorlar. Karanlık tınılar, başıbozuk vokaller, esrarlı besteler barındıran bu albüm için müzik tarihinin kilometre taşı diyerek fazla söze gerek olmadığını belirtelim.


The Velvet Underground and Nico – Heroin



JEFF BUCKLEY - GRACE

Büyüleyici, erişilmez, keskin, ölçülü, etkili, trajik, muazzam, ihtişamlı, çarpıcı, korkutucu. Grace bütün bu sıfatların işaret ettiği kusursuz bir albüm. Rock efsaneler ile beslenir. Ölüm, intiharlarla hayranlık yaratır, nedeni meçhul ise sonsuza kadar kutsanır. Erken ölüm ise imrenilecek bir tat bırakır hafızalarda. Tıpkı Mystery White Boy Jeff Buckley gibi. Jeffrey Scott Buckley, 17 Kasım 1966 yılında Kaliforniya’da kendisi gibi sanatçı olan Tim Buckey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Jeff Buckley müzik dünyasının en cool, gezegenin en sıkı müzisyen şairlerinden biri olarak ender rastlanan bir kişilik olduğunu gösterdi. 1990 yılında New York avangart camiasının içine girmesiyle kendini ispatlamaya başladı. New York’dan önce Los Angeles’a müzik okumaya giden Buckley, burada Shinehead başta olmak üzere bir çok funk ve jazz grubuyla çalıştı. Daha sonra yola tek başına devam etme kararı alan Buckley, 1993 yılında Colombia plak şirketiyle anlaşma imzalayarak ilk EP’si olan “Live at Sin-e”piyasaya çıkardı.
Son konserini 29 Mayıs 1997 yılında veren Buckley, aynı gece aniden Mississippi nehrinde yüzmeye karar vererek kıyafetleriyle suya girdi ve dalgalar arasında kaybolarak boğuldu. Cesedi 4 Haziran’da bulunan Buckley, öldüğünde 30 yaşındaydı. Babasını hiç tanımayan bu genç ozanın tıpkı babası gibi genç yaşta hayata gözlerini yumması hayranları arasında büyük bir üzüntüye neden oldu. Zaman zaman depresif olabilen Jeff, şarkılarını söylerken onların içinde kayboluyor, 4 oktavlık tenor sesi ile haykırarak kendinden geçiyordu. 13 Nisan 1995’de Fransa’nın prestijli ödüllerinden olan ve her sanatçıyı imrendiren, bugüne kadar “Edith Piaf, Jacques Brel, Yves Montand, Bruce Springsteen, Leonard Cohen, Bob Dylan” gibi efsanelerin aldığı “Gran Prix International Du Disque-Academie Charles CROS” ödülünü aldı. Ayrıca “Grace” albümü Fransa tarafından altın sertifikaya layık görüldü.


Jeff Buckley – Grace
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...