Belle And Sebastian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belle And Sebastian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.06.2015

Dünya Dönüyor


Birileri doğuyor, birileri ölüyor bu savaş meydanında. Çölde hayata merhaba diyen genç bir Sfenks'in ruhu, Ganj nehrine savrulan bir faninin küllerine karışıyor. Hayat denen yol hikayesinde kudurmuş hayvanlar gibi boğulan Adem'ler ve Havva'lar. Önce ateş icat ediliyor, sonra karanlıkta bir kibrit yakılıyor ve sonra tüm yıldızlar gökten düşmeye başlıyor. Oysa yol uzun, hatta çok kısa. Teslim olunan bir aşka varıncaya kadar, İda dağında tüm kutsal kitapların özetini çıkarmış bir zerdüşt delilerek ruhunu tanrılara kurban ediyor. Kızgın bir göğün altında, harfsiz kitapların pusulasında, uydurulmuş yalanlar atlasında, Afrika'da sessizce açlıktan ölen bir çocuğun gözlerinde dünya dönmeye devam ediyor...


Belle and Sebastian - I Want The World to Ttop

14.01.2015

Hiç Kimseler


1936 yılında sıcak bir Ağustos ayında

"Çünkü hiç kimse kalmadı ekmeği, şarabı bölüşecek
hiç kimse, fillerin yaralarına gözyaşı dökecek..."

dizelerinin sahibi ünlü şair ve oyun yazarı Fedorico Garcia Lorca 38 yaşında faşist Franco'nun adamları tarafından öldürülüyordu.

Yıllar sonra Turgut Uyar ise şöyle diyordu:

"Ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz"
diyor birisi, evet ama
hayatı uzatır sanki
sanki ama ne adına
hayatın kendi adına
sonsuz bir törenle susuyorum
sonsuz dirim için, o sonsuz adama" 

15.10.2014

Yeni Belle And Sebastian Albümü


Melankolik ve kırılgan ruhların sesi İskoç Belle And Sebastian grubunun 2015 tarihinde yeni bir albüm çıkaracağını duyurmuştuk. Albümle ilgili olarak başta kapağı olmak üzere yeni ayrıntılar belli olmaya başladı. “Girls In Peacetime Want To Dance” ismini taşıyan albüm için verilen çıkış tarihi 19 Ocak 2015. Albümde yer alacak şarkı listesi ise şu şekilde.

- Nobody’s Empire
- Allie
- The Party Line
- The Power of Three
- The Cat with the Cream
- Enter Sylvia Plath
- The Everlasting Muse
- Perfect Couples
- Ever Had a Little Faith?
- Play for Today
- The Book of You
- Today (This Army’s for Peace)

Belle & Sebastian - Get Me Away From Here, I'm Dying

1.10.2014

Belle And Sebastian dönüyor


Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? diyerek yıllarca gönlümüzü çalan efsane grup Belle And Sebastian, 2015 başında dört yıllık aranın ardından ‘Girls In Peacetime Want To Dance’  isimli  dokuzuncu albümünü çıkaracak. Prodüktörlüğünü Ben H. Allen'ın yaptığı albüm önemli plak firmalarından biri olan 'Matador Records' etiketiyle yayınlanacak.

Madame Cecile Aubry’nin kitaplarının konusu olan Belle and Sebastian, beyaz bir dağ köpeği olan Belle ile bu köpekle maceralara atılan Sebastian isimli bir çocuğun öyküsünü anlatıyordu. 60’lı yıllarda bu popüler kitap Fransız televizyonlarında çizgi film olarak yayınlanmaya başladı. İsmini bu çizgi filmden alan Belle and Sebastian 1996 yılında Glasgow’da 24 saat açık bir kafede kuruldu.

Belle And Sebastian, zaman zaman hüzünlü, bol neşeli ama her daim güneşli.

Belle & Sebastian - I'm Waking Up to Us

17.04.2014

Gabriel Garcia Marquez'i kaybettik


Gabriel García Márquez'i kaybettik.. Artık bu dünya biraz daha yalnız, biz daha çok yalnızız. Ne diyordu büyük usta "bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse..." Işıklar içinde uyu büyük usta...

 
Belle & Sebastian - I'm Waking Up to Us

5.02.2014

Gün ortası şarkıları


Haftanın tam ortasında biraz daha müzik diyen bünyeler, rüzgarlı günlerin resmini yapmak isteyenler, haydi eve gidelim diyenler ve bir konserde çılgınca tepinmek isteyen bir çift yürek için ortaya karışık bir seçki. Buyrun el ele tutuşan şarkılar için.

- Dan Croll "From Nowhere"
- Daughter "Amsterdam"
- The Careful Ones "Paper Knees"
- Patti Smith "White Rabbit"
- Gevende "Çelik Çomak"
- The Daylights "I Hope This Gets To You"
- The Phoenix Foundation "Supernatural"
- Saintseneca "Happy Alone"
- Xiu Xiu "Stupid In The Dark"
- Elif Çağlar "Eğri Eğri"
- Kolektif İstanbul "Zühtü"
- Badly Drawn Boy "Above You, Below Me"
- Beady Belle "Lose & Win"
- Rialto "Monday Morning 5.19"
- Belle And Sebastian "Get Me Away From Here I'm Dying"
- Ornette "Crazy"
- Imagine Dragons "Demons"
- Glass Towers "Jumanji"
- Mabel Matiz "Sultan Süleyman"
- Avicii Ft. Aloe Blacc "Wake Me Up"
- Arctic Monkeys "Do I Wanna Know"
- The Temper Trap "Love Lost"
- Future Islands "Balance"

Şimdilik bu kadar yeterli sanırım. Elbette devamı gelecek...


Belle And Sebastian - Get Me Away From Here I Am Dying

26.09.2013

Dünyanın Bütün Sabahları



Gidiyor işte. TCDD'nin 313 sefer sayılı Georgia trenine bindi, gidiyor. Bu şehrin yağmurlu sabahlarını, cinayete kışkırtan gecelerini, uğultusunu, başdöndürücü hızını, sersem edici trafiğini, kahredici insanlarını, evlere baskın yapan armadillolarını geride bırakarak gidiyor. Daha yalın bir hayat yaşamak üzere uzaklaşıyor bu şehirden. Hayaletler ve gece kuşları bu gece onu Haydarpaşa'dan yeni bir hayata uğurluyorlar. Vedalaşıyor, el sallıyor. "Bye bye blackbird. Sende hoşçakal baykuş, karanlığın bilge kuşu." Tren ovaların içinden, dağ geçitlerinden, deniz kıyılarındaki sessiz kasabalardan geçti. Karanlıkta yol alıyor. Son durak Georgia.

" Katiliniz Şehirlerde Dolaşıyor"

Nancy Sinatra and Lee Hazlewood - Lady Bird

Belle & Sebastian - Le Pastie de la Bourgeoisie

26.08.2013

Karaburçak Moru


Ben bir renk ressamıyım. Güneş de renkleri öldürdüğü için tabiatı havanın karardığı, bulutların biriktiği veya yağmurdan sonra toprağın, ağaçların ve binaların yıkandığı, renklerin meydana çıktığı saatlerde sevmekliğim bu yüzden olabilir. Koyu tonları da daha çok bu tonlar arasında uygun yerlere konulan ışıkların veya alttan gelen aydınlanmanın olgun cazibesi altında kaldığım için seçiyor olmalıyım. Belki de kötümser veya melankolik bir ruh veya mizaç meselesidir; kim bilir? Ama sebep ne olursa olsun beni doyuran bir netice aldığıma ve sanatı da sanat için yaptığıma göre sanatımdan, dolayısıyla da hayatımdan memnunum demektir. 

"İhsan Cemal Karaburçak, 1968"

http://www.futuristika.org

Belle and Sebastian - The Boy With The Arab Strap

21.08.2013

Büyük buluşmaya az kaldı


Evet büyük buluşmaya az kaldı. Onları daha erken bir tarihte ağırlamaya hazırlanıyorduk ama konser iptal. Şimdi sözlerinde durarak bizlerle cumartesi günü buluşuyorlar. İndie-pop sahnesinin en büyük gruplarından biri olan Belle And Sebastian ilk defa Türkiye'de sahne alıyor.

Belle And Sebastian naif pop denen bir kavramın içini tamamen dolduran nadir ekiplerden birisidir. Nasıl denir; Belle and Sebastian dinleyince insanın içini tuhaf bir neşe kaplar. Sanki bulutların üzerinde gezmek gibi. Rüyalarının peşinden koşan İskoç Stuart Murdock önderliğinde kurulan Belle and Sebastian 90'lı yılların benim açımdan masalsı bir şekilde geçmesinin en büyük etkilerinden biriydi. Bir grup gencin kolejlerinin son senesinde hazırladıkları bir albüm ile başlayan bu yolculuk insana yaşama sevinci veren, melodik, keyifli ve huzur dolu bir rüya. Müzik endüstrisinin çarkları altında ezilmeyen ve izole bir hayat yaşayan Belle And Sebastian grubu bu dünyayı hala anlamlı kılan en güzel şeylerden bir tanesi.

Belle & Sebastian - I'm Waking Up to Us

29.06.2013

Burası dünya


Burası dünya, tekin bir yer değildir
çekip gitmekle gitmemek arası
kalmanın birn yaması söküğü ve oyuğu
ve kanlı bir bulutu
giyip çıkarmaması
burası dünya, acının ucuna bucağına
varmanın yol haritası...

"Çiğdem Sezer"

Belle and Sebastian - I'm Not Living in the Real World

Empire Of The Sun - The World

21.03.2013

Belle and Sebastian geliyor


Dünya üzerinde en sevdiğim ve konserleri izlemek istediğim gruplar sıralamasının en üst noktasında bulunan Belle & Sebastian, bu yaz ülkemize geliyor. Bir aksilik olmazsa, onları 28 Haziran'da Avea sponsorluğunda gerçekleşecek olan "Escape To Music" kapsamında izleyeceğiz. Ne diyeyim uzun zamandır duyduğum en güzel müzik haberi. Önce Blur, sonra Belle and Sebastian. Bakalım sırada kimler var. Nasıl denir: Belle and Sebastian dinleyince insanın içini tuhaf bir neşe kaplar. Sanki bulutların üzerinde gezmek gibi. 28 Haziranda görüşmek üzere. Havai fişekler atılsın, kutlamalar başlasın...

"Not: Bu yazının yazılmasından sonra Belle and Sebastian, haziran ayında yapacağı tüm konserleri iptal etti. Anlayacağınız üzüntümüz büyük."

Belle & Sebastian - Write About Love

Belle & Sebastian - The Boy With the Arab Strap

2.03.2013

Haritada bir nokta


Ara Güler'in objektifinden Sait Faik Abasıyanık...

"Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

Mirrors - Write Through The Night

Belle and Sebastian - Write about Love

1.03.2013

Neşeli Günler’e ihtiyacımız var


Size “Yeşilçam ruhunu en iyi yansıtan film hangisidir?” diye bir soru yöneltsem, eminim büyük bir çoğunluğun vereceği cevap: “Neşeli Günler” olurdu. Hani bazı filmler vardır bilmem nereden ne kadar ödül almıştır. Ama bir kere izlersin, bir köşeye atarsın. Sonrasında aklına bile gelmez.

Fakat bizim buralardan başka türlü filmler vardır; kendince mütavazi, samimi, naif, insanın içini ısıtan, defalarca izlemekten bıkılmayan. İşte Neşeli Günler bu katagoriye giren ender filmlerden bir tanesidir. 1978 tarihli Neşeli Günler; o dönemin Türkiye’sinin içinde bulunduğu kavga ortamına inat çok sıcak, güldürü dozu yüksek, insan ilişkilerini çok başarılı yansıtan ve bir o kadar da hüzün veren bir yapımdır. Filmde eşlerin yaşadığı en güzel turşunun  limonla mı yoksa sirkeyle mi yapılır kavgası, bir anlamda o dönemde yaşanan sağ-sol kavgasına bir göndermedir. Zaten filmin sonunda Münir Özkul’un “Bizi artık turşu suyu değil, turşu küpü bile ayıramaz” mesajı çok manidardır.

Hikaye, altı çocuklu bir ailenin bu turşu kavgası yüzünden parçalanması ile başlar. Çocuklar anne ve baba tarafından eşit paylaşılır. Sonrasında, uzun bir zaman birbirlerini görmeyecek şekilde birbirlerinden koparlar. Çocuklar büyür, ikisi birden aynı kıza aşık olunca iki tarafın birbirinden haberi olur ve hikaye anne babayı tekrar bir araya getirmeye kadar uzanır.


Bu güzel filmin başarısında oyuncuları kadar, arkasındaki ekibinde çok sağlam isimlerden oluşması etkili olmuştur. Yapımcı koltuğunda Ertem Eğilmez, yönetmen Orhan Aksoy, müzikler Melih Kibar ve senaryo Sadık Şendil.  Evet filmin senaryosu “Bizi biz gibi anlatan usta”denilen Sadık Şendil tarafından yazılmıştır. Zaten  Şendil bir dönem Azru Film’in kadrolu senaristi haline gelmiştir. Yine aynı oyuncu kadrosu tarafından yapılan, Arzu Film imzalı “Gülen Gözler”,” Bizim Aile” filmlerinin arkasında yine Sadık Şendil imzası vardır.

Filmin oyuncularına gelirsek anne rolündeki Adile Naşit ve baba rolündeki Kazım Efendi yani Münir Özkul rollerinin hakkını sonuna kadar veriyorlar. Elbette bu filmde en dikkat çeken isimlerden birisi Kazım Efendi’nin işsiz güçsüz kardeşi Ziya rolündeki Şener Şen. Şen’in birçok sahneye damga vuran mimik ve jestleri tek kelimeyle süperdir. Ziya çıkarı neredeyse gider o eve sığınır. Yeri gelince ağabeyini yengesine, yengesini ağabeyine şikayet etmekten çekinmez. Elbette Ziya’nın kahvede cibicibis marka traş bıçağı sattığı sahnedeki şu replik yıllarca dillerden düşmemiştir. “Dünyanın bütün meşhurları bununla traş oluyorlar; İngiltere kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele, Bakenbayuer, Biricit Bardo, Nadya Gomaniçi, kaleci Mayer, Fenerbahçeli Cemil, hepsi bu bıçağı kullanıyorlar.”

Kısaca Neşeli Günler, bu topraklara ait olan değerlerin tekrar hatırlanması gerektiğini ve ihtiyacımız olan tek şeyin saf sevgi olduğunu vurguluyor. Her zaman küçük balığın, büyük balığa yem olmadığı bir dünya. Tuhaf bir çağda yaşıyoruz. Hayatlarımız sürekli kaybetmenin korkusu içinde bölünmeler, yabancılaşmalar, savaşlar ve boş sözler eşliğinde geçiyor. Acımız nereden, yaşamımızın hangi kısmından kaynaklanıyor, tam olarak bilmiyoruz. Tek bildiğimiz şu: İnsanlar, insana yaraşır şekilde yaşamıyor.

O yüzden bu dünyanın gemisi batarken gururla gülümseyebilenlere ne mutlu. Ne mutlu aşkları yüzünden haysiyetlerini kaybetmeyi göze alabilenlere. Ne mutlu üç kuruşluk dünyanın sahte yüzlerine pabuç bırakmayan gönül insanlarına. Ne mutlu “Neşeli Günler” gibi filmleri bize armağan edenlere.

Belle & Sebastian - Family Tree

Beirut - My Family's Role in the World Revolution

26.09.2012

Yazarlı Şarkılar


İsminde "yazarlar" geçen şarkılar listesi. Seç, beğen ve istediğini dinle...

- James "William Burroughs"
- Belle & Sebastian "Marx and Engels"
- Bauhaus "Antonin Artaud"
- Billy Bragg "Blake's Jerusalem"
- Fags "Blues For Albert Camus"
- Modest Mouse "Bukowski"
- The Boo Radleys "Charles Bukowski Is Dead"
- Indigo Girls "Virginia Woolf"
- Jefferson Airplane "Rejoyce"
- The Crabs "Jean Paul Sartre"
- Bob Dylan "See You Later, Allen Ginsberg"
- David Bowie "Jean Genie"
- Lou Reed "Edgar Allan Poe"
- Jean Ferrat "Frederico Garcia Lorca"
- The Go-Betweens "The House That Jack Kerouac Built"
- Indochine "Des Fleurs Pour Sallinger"
- Gong "I Am A Freud"
- 10.000 Maniacs "Hey Jack Kerouac"
- Bonnie Prince Billy "Pushkin"
- Pogues "Night Train To Lorca"
- King Crimson "Neal and Jack and Me"
- Graham Parker "Just Like Herman Hesse"
- The Dandy Warhols "Nietzsche"
- Patty Larkin "Pablo Neruda"
- Bollock Brothers "Oscar Wilde"

Belle and Sebastian - Marx and Engels

The Go-Betweens - The House That Jack Kerouac Built

18.09.2012

Belle and Sebastian



Madame Cecile Aubry’nin kitaplarının konusu olan Belle and Sebastian, beyaz bir dağ köpeği olan Belle ile bu köpekle maceralara atılan Sebastian isimli bir çocuğun öyküsünü anlatıyordu. 60’lı yıllarda bu popüler kitap Fransız televizyonlarında çizgi film olarak yayınlanmaya başladı. İsmini bu çizgi filmden alan Belle and Sebastian 1996 yılında Glasgow’da 24 saat açık bir kafede kuruldu.


İçerideki 7 genç çocukluk kahramanlarının isimlerini birleştirip müzik yapmaya karar veriyorlar. Grubun beyni Stuart Murdoch Glosgow üniversitesinde fizik okurken 3 kere sınıfta kaldığı için okuldan atılıyor ve kendi yolunu çizmeye karar veriyor. Boksörlük ve koşuculuk gibi denemelerden sonra şarkı sözü yazmaya başlıyor. Bir noktadan sonra içindeki boşluk Murdoch’u Belle and Sebastian’ın en büyük ilham kaynaklarından biri olan kült grup Felt’in kurucusu Lawrence Hayward’ı aramak için Londra’ya sürüklüyor. Fakat bu hareket ümitsiz bir hayal kırıklığı ile sonuçlanınca daha fazla şarkı sözü yazmaya başlıyor.
Murdoch işsizler için açılan bir müzik kursunda Stuart David ile tanışır. İkili daha sonraları kemancı Sarah Martin, gitarist Stevie Jackson, keyboard da Chris Geddes, davulcu Richard Colburn ve çellocu Isobell Campbell’ı aralarına katarak ekibi tamamlamış oldular. Grupta yer alan bu yedi kişinin ortak düşünceleri bu grubu sadece bir proje olarak bırakmak, müziğin hayatlarına girip onları yönlendirmesini engellemekti . Hatta grup sadece 2 albüm çıkarıp dağılmayı planlıyordu. İlk sessiz patlamasını 1996 yılında pop akımının en etkili döneminde Electric Honey etiketiyle 3 gün içinde kaydettikleri ilk albümleri Tigermilk ile yaptılar. Sadece 1000 kopya basılan bu albüm Radio 1 DJ'lerinden Mark Radcliffe tarafından keşfetildi. Albüm tekrar basılana kadar 400 pound gibi bir rakama el değiştirmeye başlamıştı bile.


Tigermilk albümü kelimelerle ifade edilmek istense sanırım kullanılacak en güzel iki sözcük kırılgan ve değerli olurdu. Nick Drake, Felt, Orange Juice, Smiths, Beach Boys etkilerinin hissedildiği albüm kendine özgü havasıyla farklı bir kulvarda ilerliyor. Albüm Murdoch’un şarkı sözü yazma becerisini gösteren, İncil referansları içeren The State I am In ile açılıyor. Ardından gelen Expectations bir insan nasıl olur bu kadar gerçekçi gözlemler yapar, kendi hayatından ve çevresinden nasıl kısa hikayeler anlatır sorusunun cevabı sanki. Yaptığımız müzikte mutlu bi hüzün mü var, yoksa hüzünlü bi mutluluk mu tezinin formülü She’s Losing It. Grubun klasik tarzından biraz uzaklaşmış görünen Electronic Renaissance, sözlerin müzikten bir adım önde gittiği I Could Be Dreaming, piyano ağırlıklı kemanlı, flütlü renkli bir cümbüşün yumuşak vokallerle desteklendiği We Rule The School, kişisel fikrimce en güzel Belle and Sebastian şarkılarından bir olan My Wandering Days Are Over, neşeliymiş gibi görünüp insana ters köşeye yatıran ironik I Don’t Love Anyone ve albümün finalini yapan Mary Jo


Albümlerinde ve basın için verilmesi gereken fotoğraflarda bile grupta yer almayan bir kız fotoğrafını kullanan grubun bir başka özelliği ise, konser mekanları olarak kendilerine kütüphaneleri, kiliseleri ve evleri de seçiyor olmalarıydı. Zaman ilerledikçe gruptan kopmalar başladı Stuart David gönlünü kaptırdığı elektronik temelli müzik için Looper projesine yöneldi. Isobel Campbell ise 2002 yılında Storytelling albümünün yayınlanmasından sonra Gentle Waves projesi ve solo kariyerine yönelmek için grupla yollarını ayırdığını açıkladı. Im Waking Up to Us parçası yarı acımasız ve yarı hüzünlü sözleriyle Isobel Campbell’a hissedilen eksikliği anlatan bir parça olarak hafızalarımızda yer edindi. Bütün bu ayrılıklara rağmen Stuart Murdoch gönlünden kopan en güzel hikayeleri anlatmaya devam ediyor bizlere.

Belle & Sebastian - The Boy With the Arab Strap

Belle & Sebastian - Le Pastie de la Bourgeoisie

17.05.2012

Mutsuzluk çubuğu: Arab Strap


İskoçya'da bir gece vakti, aynı barda aynı kızı tavlamaya çalışan iki erkeğin kesişen hikayelerinin hayata yansıması aslında Arab Strap grubunun başlangıcı. Aidan Moffat ve Malcolm Middleton ikilisinin oluşturduğu Arab Strap müziği, o yörenin yağmurlu ve kahvetli atmosferine, yaşanılan hayat tecrübeleri, sonu hüzünlü biten pembe aşk masalları eklenilerek oluşturulan bir sound aslında. Bu sound akustik ve sakin melodiler üzerine küçük hikayeler yazmak şeklinde hayat buluyor. Melankolik bünyeler ve görkemli kaybedenlerin buluştuğu Göğe Bakma Durağı.

Radyolarda büyük ilgi uyandıran ilk single "The First Big Weekend" sonrası 1996 yılında ilk albüm "The Week Never Starts Around Here" Matador Records etiketiyle çıkıyor. Elbette kendine özgü bu sound merak uyandırıyor. Bıçağın iki yüzü misali, sevenler olduğu kadar nefret edenlerde oluyor bu albümden. Dönem itibariyle grubun ruh ikizi ve aralarında sağlam bağlar olan aynı çoğrafyanın bir diğer ekibi Belle & Sebastian grubu. Bu sağlam köprüler Belle & Sebastian grubunun "The Boy With Arab Strap" albümüne net bir biçimde yansıyor. 



1998 yılında ikinci albüm "Philophobia" geliyor. Bu albüm esasında yaşanılan korkular üzerine bir manifesto tadında ve geleneksel Arap Strab sound'unun en belirgin hissedildiği çalışmalardan biri. 1999 tarihli "Elephant Shoe" beklentilerin aksine aceleye getirilmiş ve yokuş aşağı bir iniş gösteren yetersiz bir albüm olarak tarih sayfasındaki yerini alıyor. Sonrasında çıkan "The Red Thread" ve "Monday At The Hug & Pint "albümleri akılda kalan çalışmalar olarak grup diskografyasındaki yerlerini alıyorlar. 2006 yılında dağılan ikili kendilerini solo çalışmalara adamış görünüyorlar. Geçtiğimiz senelerde ufak tefek konserler için bir araya gelen ikili acaba ileriki yıllarda Arap Strap efsanesini tekrar sürdürecekler mi?

Arab Strap - The Shy Retirer

Arab Strap - Dream Sequence

Belle & Sebastian - The Boy With the Arab Strap

27.03.2012

İçten yanmalı duygular


Sevdiğim iki eski dosttan yakın zamanda yeni sesler duymak bahar coşkusu misali insanı mutlu ediyor.


Galaksinin en içten ve minimal tarzda müzik yapan isimlerinden biri olan İzlandalı Sigur Ros 28 Mayıs tarihinde Valtari isimli yeni bir albüm çıkarıyor. Bu albümden gün yüzüne çıkan ilk paylaşım ise Ekki Múkk

 ismini taşıyor.

Bir diğer isim ise, her daim gönül yaylarımı titreten ekiplerden biri olan Belle And Sebastian. Grubun Late Night Tales serisi kapsamında cover yaptıkları parça Primitives grubunun çok bilinen parçası Crash.


Sigur Rós - Ekki múkk from Sigur Rós on Vimeo.



13.12.2011

ZOOEY DESCHANEL


Zooey Deschanel ismini J.D.Salinger'ın Franny and Zooey isimli eserinden alan ismi kadar güzel kadınlardan birisi. Kocaman gözleri, donuk bakışları ve ilginç ses rengi ile bağımsız filmlerin aranan isimlerinden biri oldu. Oyunculuk kadar müziğe olan ilgi ve merakı The Go-Getter filminde tanıştığı M.Ward ile birlikte She & Him grubunu kurmasına neden oldu. 1980 doğumlu Deschanel 2009 yılında Death Cab For Cutie grubunun solisti Ben Gibbard ile evlendi. 500 Days Of Summer filminde söylendiği gibi Zooey Deschanel ortalama bir boy, ortalama bir kilo, ortalamanın üzerinde bir ayakkabı numarasına sahip olarak sıradan bir kız sayılabilir. Ama Zooey Deschanel etkisi diye bir gerçek var.
Kapanışı tıpkı filmde söylendiği gibi Belle and Sebastian grubunun The Boy With The Arab Strap şarkısında geçen şu cümlelerle bitirelim "Colour My Life With The Chaos Of Trouble".


She & Him - Gonna Get Along Without You Now

She & Him - Please, Please, Please Let Me Get What I Want (The Smiths Cover)

Pixies - Here Comes Your Man

Belle & Sebastian - The Boy With The Arab Strap

20.09.2011

EN iYi DEBUT ALBüMLER PART- 2



VIOLENT FEMMES - VIOLENT FEMMES

Müzik tarihinin en özgün işlerinden biri olan Violent Femmes'in kendi adını taşıyan bu debut albüm sokak müzisyenliğinin mainstream sularından uzak bir şekilde zamanın ötesinde ruh bulmuş hali sanki. Akustik müziğin punk havası ile buluşması ve vokalist Gordon Gano'nun sinirli konuşma tarzındaki vokali albümün özünü oluşturuyor. Gergin fakat eğlenceli bir atmosfer eşliğinde su gibi akıp giden bir kayıt. Sanırım bu dünya üzerinde Mısır Piramitleri üzerinde kaygısızca müzik yapabilecek tek grup Violent Femmes olsa gerek.


Violent Femmes – Blister In The Sun



BELLE & SEBASTIAN - TIGERMILK

Rüyalarının peşinden koşan İskoç Stuart Murdock önderliğinde kurulan Belle and Sebastian 90'lı yılların benim açımdan masalsı bir şekilde geçmesinin en büyük etkilerinden biriydi. Bir grup gencin kolejlerinin son senesinde hazırladıkları bu albüm insana yaşama sevinci veren, melodik, keyifli ve huzur dolu bir albüm. Müzik endüstrisinin çarkları altında ezilmeyen ve izole bir hayat yaşayan Belle And Sebastian grubu bu dünyayı hala anlamlı kılan en güzel şeylerden bir tanesi.


Belle And Sebastien - The State I Am In



VELVET UNDERGROUND & NICO

Müzik tarihini en fazla etkileyen albüm namı diğer bu muzlu albüm olsa gerek. 60'lı yılların sonunda hippilerin cirit attığı bir dönemde vokal ve gitarda Lou Reed, bas ve klavyede John Cale, gitarda Morrison, davulda M.Tucker , tefi ve vokaliyle dünyalar güzeli Nico ve beyin takımında Andy Warhol içten içe çürüyen Amerikan yaşamının ipliğini pazara çıkarmak amacıyla manifesto niteliğinde bir albüm yapıyorlar. Karanlık tınılar, başıbozuk vokaller, esrarlı besteler barındıran bu albüm için müzik tarihinin kilometre taşı diyerek fazla söze gerek olmadığını belirtelim.


The Velvet Underground and Nico – Heroin



JEFF BUCKLEY - GRACE

Büyüleyici, erişilmez, keskin, ölçülü, etkili, trajik, muazzam, ihtişamlı, çarpıcı, korkutucu. Grace bütün bu sıfatların işaret ettiği kusursuz bir albüm. Rock efsaneler ile beslenir. Ölüm, intiharlarla hayranlık yaratır, nedeni meçhul ise sonsuza kadar kutsanır. Erken ölüm ise imrenilecek bir tat bırakır hafızalarda. Tıpkı Mystery White Boy Jeff Buckley gibi. Jeffrey Scott Buckley, 17 Kasım 1966 yılında Kaliforniya’da kendisi gibi sanatçı olan Tim Buckey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Jeff Buckley müzik dünyasının en cool, gezegenin en sıkı müzisyen şairlerinden biri olarak ender rastlanan bir kişilik olduğunu gösterdi. 1990 yılında New York avangart camiasının içine girmesiyle kendini ispatlamaya başladı. New York’dan önce Los Angeles’a müzik okumaya giden Buckley, burada Shinehead başta olmak üzere bir çok funk ve jazz grubuyla çalıştı. Daha sonra yola tek başına devam etme kararı alan Buckley, 1993 yılında Colombia plak şirketiyle anlaşma imzalayarak ilk EP’si olan “Live at Sin-e”piyasaya çıkardı.
Son konserini 29 Mayıs 1997 yılında veren Buckley, aynı gece aniden Mississippi nehrinde yüzmeye karar vererek kıyafetleriyle suya girdi ve dalgalar arasında kaybolarak boğuldu. Cesedi 4 Haziran’da bulunan Buckley, öldüğünde 30 yaşındaydı. Babasını hiç tanımayan bu genç ozanın tıpkı babası gibi genç yaşta hayata gözlerini yumması hayranları arasında büyük bir üzüntüye neden oldu. Zaman zaman depresif olabilen Jeff, şarkılarını söylerken onların içinde kayboluyor, 4 oktavlık tenor sesi ile haykırarak kendinden geçiyordu. 13 Nisan 1995’de Fransa’nın prestijli ödüllerinden olan ve her sanatçıyı imrendiren, bugüne kadar “Edith Piaf, Jacques Brel, Yves Montand, Bruce Springsteen, Leonard Cohen, Bob Dylan” gibi efsanelerin aldığı “Gran Prix International Du Disque-Academie Charles CROS” ödülünü aldı. Ayrıca “Grace” albümü Fransa tarafından altın sertifikaya layık görüldü.


Jeff Buckley – Grace

10.11.2010

Sleep The Clock Around

Birini sevipte, ona yaklaşmaya başladığı anda iğneler kalbine daha da batar. Sevgisine acı karışır. Ne yapsındır ama, üstünde bir lanet vardır. Böyle yaşamaya alışmalı, iğneleri daha derine batırmalıdır sevgisi uğruna...


Belle & Sebastian - Sleep the Clock Around

Bookmark and Share

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...