Birazda Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Birazda Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.09.2015

Düttürü Dünya


Zeki Ökten'in yönettiği 1988 yapımı "Düttürü Dünya" filmi, Kemal Sunal'ın sıra dışı rolüyle akıllara kazınır. İnsanları güldürmeye alıştığımız bu insanın film boyunca pek yüzünün gülmediğini görürüz. Zaten bu rolü, usta oyuncuya 2. Ankara Film Şenliği'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandırmıştır. 

Film hakkında Ankara'nın o kömür kokulu yılları, pavyon hayatı, Özal dönemine yapılan ince dokundurmalar başta olmak üzere çok şey söylenebilir. Ama asıl bahsetmek istediğim filme damgasını vuran bir fantastik! bir sahne. Türk Sineması açısından eşi benzeri olmayan o sahne de emektar oyuncu Ayberk Çölok, Pehlivan Recep rolünde  pavyonda bir sandalyeyle güreş tutuyor.


2.09.2015

Tarantino'nun yeni filmi "'The Hateful Eight"


Günün diğer sinema haberi Tarantino cephesinden. Ünlü yönetmenin üç yıl aradan sonra çektiği The Hateful Eight'in fragmanı yayınlandı. Tarantino'nun sekizinci yapımı olan film, Amerika iç savaşından sonra bir araya gelen sekiz kelle avcısı haydutun bir kar fırtınasında yaşadıklarına odaklanıyor. Filmin kadrosunda Samuel L. Jackson, Kurt Russell, Bruce Dern, Jennifer Jason Leigh, Tim Roth, Demian Bichir gibi isimler yer alıyor. Filmin ülkemizdeki vizyon tarihi ise 2016 Ocak.


8.07.2015

Jules And Jim


Her ne kadar sayısız okumaya tabi tutulmak istenmişse de Truffaut'nun derdi kabaca bir aşk hikayesini anlatmak. Yönetmenin geldiği yerde "menage-a-trois" tabir edilen bizde ise "aşk üçgeni" denip geçilen, muhatabı iki değil, üç olan... Ve giderek bu modelin imkansızlığını dile getirmek; üç insanın her biri, diğerini ölesiye sevse de mutlu son ne mümkün !

Ve insan talihi? Bütün bir yazgının küçük bir tesadüf karşısındaki edilgenliği, ya bilinen en zeki yaşam formu olan insanın göz göre gelen hazin sonu, kendi sonunu geri çeviremeyişi, yetmezmiş gibi yangına körükle gidişi... Bu da olsa olsa takip eden bir tema, yönetmenin tüm filmlerinde belli ölçüde hakim olan.

Modernite eleştirisinden, toplumun gerçeklerini dışlayan bohem hayatın sorgulanması ve buradan en küçük toplum olan aile kurumuna geçişte ortaya çıkan sancılara, tek eşlilik-çok eşlilik sorunsalından, kıyıcı kıskançlık olgusuna, varoluşu sanat-aşk üzerinden tanımlama karşıtlığından, bir sanat nesnesi olarak "kadın"a, esarete dönüşen özgürlük hırsından, toplumların ve insanların kaderindeki ortaklığa, savaşa kadar dallanıp budaklanan yollar ve izledikçe açılan katlardan bahsedebiliriz. Jules ve Jim'i zenginleştiren, demode olmasını imkansızlaştıran üç unsurdan biri bu işte: metnin giriftliği, meselenin zaman aşırılığı, güncelliği.



Diğer ikisine gelince... Biri pekala kusursuz bir karakter çalışması ve dipdiri, yaşayan karakter. O günden bu güne yaşlanmayan, çok sevip, bağrımıza bastığımız. Diğeri Truffaut'nun çocuksu enerjisine ayna tutan yönetmenlik tekniği. Sessiz film dönemine ait bürlesk estetiği, sinemanın görüntüleme ve kurgulama olanaklarının neredeyse tamamını işe koşarak yenileyişi, Yeni Dalga'nın ruhunu, yaratıcılığını eşsiz bir işçilik marifetiyle "yüksek sanat" diyebileceğimiz bir şeye tahvil edişi.

Adeta mutluluğun resmini yapışı. Güzelliğin, sanata özgü güzellik duygusunun, yaşamın içinde de orada öylece durduğunun ve yok edilemeyeceğinin altını çizişi. Onu görmek bize kalmış; tıpkı Jim gibi, tıpkı Jules gibi...

"Cem Altınsaray"

Kavuşmalarımız kör topal, ayrılıklarımız koşar adım....

3.11.2014

Üç İnsan


Üç sınıf, insan gerçeğini olduğu gibi söylerler
Çocuklar, deliler ve şairler...


"İsmet Özel"


Günün Dinleme Önerileri:


- The Notwist "Consequence"
- My Morning Jacket "Dondante"
- Cocoroise "Beautiful Boyz"
- Band Of Horses "Window Blues"
- Husky Rescue "Hurricane"

Günün Filmi:


"Last Night", 1998 Yön: Don McKellar

Altı saat sonra dünyanın yok olacağını söyleseler, ne yapardınız? İşte bu soruya cevap arayan Last Nigh türler arasında gezinen tuhaf bir post apokalistik örneği...

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Husky Rescue - Hurricane

14.10.2014

148 Filmden Oluşan Video


Brutzelpretzel isimli sinema aşığı bir Vimeo kullanıcısı tam 148 filmden seçmiş olduğu sahnelerle bir video hazırlamış. 'Can't TakeMy Eyes' şarkısı eşliğinde bir sinema büyüsü. Mutlaka izleyiniz...


Looking at you - Movie Montage from Brutzelpretzel on Vimeo.

22.09.2014

Sözcükler


Sözcüklerle yaşamın derinliğini vermeye hiç olanak yok. Çünkü sözcüklerde rüzgarlar ne kadar esebilir? Sözcüklerden nasıl bir güneş doğabilir? Sözcükler açık bir pencere önüne büyük yağmur taneleri olarak yağıp, bir insanı derin uykusundan uyandırıp mutlu kılabilir mi? Sözcüklerde yağmur ıslaklığı var mı? Sözcükler insanın yanında yatan diğer bir insanın yürek çarpışlarını duyabilir mi?

"Kalanlar, Tezer Özlü"

Günün dinleme önerileri:

- White Stripes "Hotel Yorba"
- Femi Kuti "Do Your Best"
- Bronze "Deep Freeze"
- Bye Bye Bicycle "Empty Summer"
- Dead Man's Bones "Lose Your Soul"

Günün Filmi:



After Life (1998), Yön: Hirokazu Koreeda

İnsanlar ölünce bir ara bölgede görevliler tarafından karşılanır. Bir hafta konuk olarak kalacakları bu bölgede bir anı seçmeleri istenir. Bu anı bir filme alınacak ve bu filmle sonsuza kadar cenneti yaşayacaklardır. Japon sinemasının saygın isimlerinden Hirokazu Koreeda'dan fantastik bir hikaye. Peki siz hangi anıyı seçerdiniz?

Biraz Camus, biraz Nietzsche, biraz Eylül... Hepsi bu...

Hepinize Mutlu Pazartesiler....

Dead Man's Bones - Lose Your Soul

19.09.2014

20.000 Days On Earth


Iain Forsyth ve Jane Pollard imzalı “20.000 Days On Earth”, müziğin karanlık tarafı Nick Cave’in hayatına, eserlerine, ilham sürecine, müzikal yolculuğuna ve sanatçının dünyadaki 20.000′inci gününe odaklanıyor. 97 dakikalık bu belgesel 33. İstanbul Film Festivali’nden FIPRESCI Ödülünü, Sundance Film Festivali’nden de En İyi Yönetmen ve En İyi Kurgu ödüllerini kazanmıştı.  20.000 Days On Earth bugün vizyonda.

15.09.2014

Harfler ve Notalar


Kısacası, hızın değere dönüştüğü bir dünyada, devasa bir hız topu halinde, korkunç bir gürültüyle hep birlikte yuvarlanıp duruyoruz. Hayatımızı hayal edilemeyecek kadar kolaylaştıran tuşların, butonların ve düğmelerin sayısı arttıkça, metrekareye düşen insan sıcaklığı da giderek azalıyor tabii ve artık insanoğlu öteki insanların varlığından uzaklaşıp sadece kendi hızıyla arkadaş oluyor.

"Hasan Ali Toptaş"

Günün Dinleme Önerileri:

- Buck 65 "Protest"
- Allah-Las "No Werewolf"
- Cajun Dance Party "Amylase"
- Dead Disco "Automatic"
- The Birth and The Bee "Birthday"

Günün Filmi:


"Short Term 12" (2013), Yön: Destin Daniel Cretton


2013 senesinin en iyi filmlerinden biri olan Short Term 12, yönetmenin yine kendisinin yönettiği aynı isimli kısa filmden uyarlanmış. Film, "risk sınırında" olarak tanımlanan gençlerin geçici bir süreliğine gözetim altında tutulmasını üstlenen bir bakım evinde yaşananları konu alıyor. Bakım evindeki gençlerin sorunlarını çözmeye çalışırken, kahramanlarımız farkında olmadan kendi hayatlarına da dokunacak ve geçmişte çözemedikleri sorunlarıyla yüzleşmek zorunda kalacaklardır.

Bir bilgenin dediği gibi; Beklenmeyen bir etki görüldüğünde doktorunuza başvurunuz... İmza: Hayat...

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Allah-Las - No Werewolf

8.09.2014

Mecburiyet


İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.

"Sabahattin Ali"

Günün dinleme önerileri:

- Feist "When I Was A Young Girl"
- Boomtown Rats "I Don't Like Mondays"
- Caribou "Our Love"
- Home Video "Forget"
- Interpol "My Desire"

Günün filmi:


Castaway On The Moon (2009), Yön: Hae-jun Lee

Bütün işlerimi bitirdikten sonra hobime zaman ayırıyorum. Ay fotoğrafları çekmek, çünkü orada kimse yok. Kimse olmadığı zaman yalnızlık da hissedilmez...

Hepinize Mutlu Pazartesiler... 

Boomtown Rats - I Don't Like Mondays

3.09.2014

Ben Kemal Geliyorum!


Hınç 1976 yapımı Natuk Baytan'ın yönettiği vurdulu-kırdılı bir Cüneyt Arkın filmi. Komiser Kemal (Cüneyt Arkın) tuttuğunu koparan bir polistir. Birgün istemeden kız kardeşinin ölümüne sebep olur ve hapise girer. Girdiği koğus'ta ise daha önce yakaladıgı mafya babası ve adamları vardır. Kemal'le alay ederler. Mafya babası Kemal'e kendisini yakalayıp mahkum ettirdiği için intikam almak için gün sayar. Kemal hapisten çıkar. Hayır sever görünen biri Kemal'i hurdalıkta, hurda bir arabanın için de uyurken bulur. Ve iş gösterir. Aslında o kişi Mafya'ya calışmaktadır. Kemal farkında olmadan Mafya'nın eline düşmüştür. Mafya babası ise da hapisten cıkmıştır. Bunların hepsi daha önce planlanmıştır. Kemal orada alın teriyle çalışan bir işçiyle tanışır ve dost olurlar. Mafya bundan iyice rahatsız olur. Arkadaşını kaza süsü vererek arabayla ezerek öldürürler. Daha sonra ailesini de. Kemal'de ağır yaralıdır ve çabuk iyileşir. Artık intikam zamanı gelmiştir.

Ve Cüneyt abimiz intikam alacağı kişilere geleceğini bildiren o kült cümleyi kurar. "Ben Kemal Geliyorum." Film boyunca intikam almaya gittiği adamlardan türlü şekillerde intikamını alır. Örneğin elemanlardan birini minibüsün önüne baş aşağı bağlayıp duvara tam gaz toslar. Filmin sonunda yıllardır uzak olduğu, görmediği annesine telefon açar ve müjdeyi verir. "Ben Kemal Geliyorum". Filmde orada biter. Bu filmden yıllar sonra çekilen Rambo 2'de halk kahramanı Rambo esir düştüğü yerde mikrofona sarılıp Murdock'a "I'm coming to get you" der ve gider intikamını alır.


Füsun Önal - Ah Nerede

Cici Kızlar - Bak Şu Çocuğa Bana Göz Ediyor Anne

2.09.2014

Yıkılmayan Adam


Yıkılmayan Adam, Cüneyt Arkın abimizin oynadığı yönetmenliğini Remzi Jöntürk'ün yaptığı 1977 tarihli güzide bir filmimiz. Filmle ilgili ilginç bir nokta ise, 1983 yılında film hakkında komünizm propagandası iddiasıyla dava açılmıştır. Yıkılmayan adam bir yıkımla başlar ve yıkımla biter. Ezilenlerin umudu, bir halk savasçısı Çakır, ağaçlar ayakta ölür misali yıkılmadan ayakta ölür.

Ve şu nefis diyalog akıllara kazınır:

Kadın: Sen eşkiya mısın?

Çakır: Bazen. Anamı, babamı bu insanları düşündükçe. 

Kadın: Çok mu acı çektin? 

Çakır: Hem de her türlüsünü. 

Kadın: Ben hiç acı çekmedim 

Çakır: Bu dünya böyle kızım. Bir azınlık ki yer içer, bir çoğunluk ki onlar için öder ha öder! 

Kadın: Ama beş parmak...

Çakır: Parmağın beşi bir değil diyeceksin. Bunlar laf değil kızım; aldatmaca, uyutmaca! Senden daha olumlu bir şey  beklemezdim zaten. 

Çakır: Kendini Hiroşima'da bulabilir misin? Özgürlük adına kendini yakan Vietnamlının et kokusunu duyabilir misin? Okullarda vurulan gençlerin kanlı elbiselerini giyebilir misin? Filistin'deki kurtuluş savaşçısı gerillaların fişekliğini kuşanabilir misin? 

Kadın: Kafamı karıştırdın. 

Çakır: Varsa kafan, de bakalım; bu sefaletin hesabını kim verecek? Kim ödeyecek bunca günahı? Bu alınteri denizinde kimler boğulacak?



 

25.08.2014

Sözler


Konuştuğumuz zaman, ben kendimden söz ediyordum, sen de kendinden. Aptalım ben. Halbuki sen benden ben de senden söz etmeliydik.

"À bout de souffle"  

Günün dinleme önerileri:

- Broken Bells "After The Disco"
- The Knife "Heartbeats"
- Best Coast "The Only Place"
- Home Video "Forget"
- Josh Pyke "Leeward Side"

Günün filmi:


Pixote: A Lei Do Mais (1981) Yön: Hector Babenco

1980 yılların başı Brezilya, her türlü suça itilen sokak çocuklarının büyüme/büyüyememe hikayesi. Gerçek sokak çocuklarının rol aldığı tokat gibi bir film. 

Bir bilgenin dediği gibi "yatak odası takımını kız tarafı almalıdır".. 

Herkese Mutlu Pazartesiler..

 
The Knife - Heartbeats

20.07.2014

En kahraman, Kahraman




Ne çok ağlattın bizleri küçük Kahraman…

Hababam Sınıfı efsanesinin yönetmeni Ertem Eğilmez’den yürekleri burkan bir filmdir: Canım Kardeşim.  Film, babası öldükten sonra küçük kardeşine bakmak zorunda kalan fakir bir genç ile onun en yakın arkadaşının hikayesini anlatır. Kan kanserine yakalanan küçük Kahraman’ın en büyük arzusu, bir televizyona kavuşmaktır. Bu uğurda abisi ve onun en yakın arkadaşı her yolu denerler. Film bu açıdan sadece ölmek üzere olan bir çocuğun hayatına odaklanmaz. Yoksulluktan, sefaletten perişan olmuş insanların hikayesi, küçük Kahraman’ın acıklı öyküsüne paralel  ilerler. Ölümü bekleyenler ve yaşarken ölenler. Ama bunu yaparken bir çocuğu kullanarak ucuz ajitasyon yapmaktan kaçınır. 


Oysa film boyunca Adile Naşit, Kemal Sunal, Metin Akpınar gibi diğer filmlerinde komik yüzlerle hatırladığımız birçok karakter görünüp kaybolur. Ama bu sefer bu karakterler bizi güldürmek için orada değildirler. Herkesin birbirini kazıklamak ve hayatta kalmak için çırpındığı bir dönemin karanlık yüzü. 

Tarık Akan ve Halit Akçatepe’nin muhteşem oyunculuğunun yanında, filmin asıl yıldızı küçük Kahraman’a hayat veren Kahraman Kıral’dır. Sevimli yüzü, hüzünlü bakışları ile bir çocuk yıldızdan beklenen her şeyi sonuna kadar başarır. Ne yazık ki Kahraman Kıral bu parlak kariyere rağmen, dönemindeki diğer çocuk yıldızlar gibi pek başarılı olamamış, birkaç yıl sonra sinemadan kopmuştur. Hakkında ölüm haberleri çıkmış olmasına rağmen, bildiğim kadarıyla günümüzde bir mobilya şirketinin ortaklarından biri olarak hayatına devam etmektedir. 


Canım Kardeşim’in Cahit Oben imzalı yürek dağlayıcı müziği kadar Sadık Şendil imzalı senaryosu da filmin başarısında önemli bir rol oynamıştır. Sadık Şendil, Bizim Aile, Neşeli Günler gibi filmler başta olmak üzere 1953-1990 yılları arasında tam 190 tane senaryoya imza atmıştır. Zaten Şendil için “Bizi biz gibi anlatan usta” yakıştırması yapılır. 

Canım Kardeşim, Türk sinemasının mendil ıslatan klasiklerinden  biri olarak her izleyişte insanın yüreğini burkan filmlerden birisidir.

Canım Kardeşim Film Müziği

16.07.2014

Biraz da Sinema: Paradise Now



- Ya sonra ne olacak?
- İki melek gelip sizi alacak.
- Emin misin?
- Kesinlikle.

2005 yapımı bol ödüllü, Hollanda-Almanya-Fransa-Filistin ortak yapımı Paradise Now (Vaat Edilen Cennet) İsrail ve Filistin arasında o hiç bitmeyen kirli savaşa odaklanıyor. Hani arada sürekli masum çocukların öldüğü, Ortadoğu’nun kanayan yarası.

2002 yılında büyük ilgi gören Rana’s Wedding filmiyle tanınan Nasıra doğumlu  Hany Abu-Assad’dan Ortadoğu sorununa farklı bir bakış açısı. İntihar bombacılarını masum gösterdiği gerekçesiyle gösterildiği her yerde tartışmalar yaratan film, aslında bir savaşın kazananı olamayacağını anlatıyor. Çocukluk arkadaşı olan Gazze’li Halid ve Sait, Tel Aviv’de bir intihar saldırısı gerçekleştirmek üzere seçilirler. Aileleriyle son bir gece geçirdikten sonra sınıra götürülürler ve vücutlarına bombalar bağlanır. Fakat, operasyon planlandığı gibi ilerlemez ve birbirlerinden ayrı düşerler. Artık bundan sonraki kaderlerini tek başlarına çizmeleri gerekecektir. Paradise Now, bir yandan işgale karşı çıkmanın gerekçelerini anlatmaya çalışırken, diğer yandan canlı bombaları bu yola iten nedenleri ve bu kişilerin iç hesaplaşmalarına odaklanıyor. Bunu yaparken yanlış ve doğru arasındaki sınırı insanın gözüne sokmadan anlatmaya çalışırken filmin karakterlerini birer kahramana dönüştürmüyor. Özetle bu savaşta tek kazananın aslında ölüm olduğunu göstermeye çalışıyor.

Chava Alberstein - Had Gadia

25.06.2014

On The Bride’s Side


Abdullah, 30 yaşında, Suriye'deki  İç Savaşın kurbanlarından biri. 2013’te yaklaşık 400 kişilik bir grup ile birlikte bir balıkçı teknesinde yola çıkar. Ertesi gün İtalya’nın Lampedusa Adası’na ayak bastığında bu ölümcül yolculuktan sağ kurtulmayı başaran 140 kişiden biri olur. Trapani şehrinde bir mülteci kampına yerleştirilen Abdullah, buradan da kaçarak Milan’a ulaşır ve burada kaderin bir cilvesi olarak mülteci hakları aktivist ve gazeteci olan Gabriele Del Grande ile tanışır.

Abdullah’ın öyküsünü dinleyen Del Grande, genç adamın hedefinin İsveç’e varmak olduğunu öğrenince ona yardım etmek için elinden geleni yapmaya karar verir. İtalyan film yönetmeni Antonio Augugliaro ve Filistinli şair Khaled Soliman Al Nassiry de gazetecinin yakın arkadaşları olarak maceraya dahil olur ve hep birlikte Abdullah’ın Avrupa’da kalabilmesini sağlamanın yollarını aramaya başlarlar ve çok ilginç bir fikir ortaya çıkar: Sınırlardaki kontrol noktalarını bir düğün konvoyu maskesi altında geçmek. Del Grande bu çılgın yolculuk için gerekli lojistik çalışmalara başlarken Augugliaro da bu serüvenin tamamını bir belgesel filme dökmeye karar verir. Projenin ismini bulmak da zor olmaz: On The Bride’s Side yani Gelin Tarafı’nda.

Ortaya çıkan düğün konvoyu çok renkli olur. Abdullah damat olacaktır. 25 yaşındaki Filistinli Tasneem (ki kendisi de Suriye’deki Yarmouk Mülteci Kampı’ndan Avrupa’ya ulaşmayı başarmış) de gelin olmayı kabul eder. İskenderiye’den kalkan bir gemi ile İtalya’ya ulaşmayı başarmış 12 yaşındaki Filistinli Manar ve babası da ‘akraba’ kontenjanından konvoya dahil olur. Gene Yarmouk Kampı’ndan kaçmış olan Mona ve Ahmed çifti de konvoya eklenen son yolcular olurlar.

Niyet elbette çok güzeldir ama tehlikelidir de. Ekibe işin yasal sonuçlarını değerlendirebilecek bir uzman gerekmektedir. Milan Üniversitesi’nde hukuk alanında öğretim görevlisi olan 32 yaşındaki Valeria ekibe davet edildiğinde önce tereddüt eder. İtalyan yasalarında göre kanun dışı mülteci yolculuklarına yardım etmek suçu 15 yıla kadar hapis ile cezalandırılabilir. Fakat riskler Valeria’yı bu maceradan alıkoymaya yetmez.

Toplamda 23 kişilik düğün konvoyu 14 Kasım 2013’te yolculuğuna başlar. Damatlığı, gelinliği, süslenmiş arabaları ve neşeli müzikleri ile gerçeğinden ayırt edilemez bir şenliktir bu. Fransa, Avusturya, İsviçre, Danimarka derken ciddi hiçbir engele uğramadan aşarlar yolları. Gerçek hukuki dokümanların bulunduğu tek araba önlem olarak hep yarım saat öncesinden varır kontrol noktalarına. Gümrük görevlileri ise sadece “Tebrikler” demekle yetinir.

3 günde 2900 km yapan konvoy nihayet Danimarka’ya ulaştığında artık veda vakti gelmiştir. İsveç’e giden bir trene binen mülteciler kameraların da yardımı ile etraftan bir düğün seremonisinin son karesi gibi görünürler. Bu maceraya girişen çılgın grup filmin montajı ve dağıtımı için gerekli 100.000 dolarlık meblağı toplayabilirlerse Eylül 2014’teki Venedik Film Festivali çok ilham verici bir ‘düğün kasetine’ sahne olacak. Şimdilik ihtiyaç olan paranın büyük bir kısmı bağışlar ile toplanmış durumda.

"Sevgi Özpehlivan, Radikal Blog" 

9.06.2014

Derinler

bu hep böyledir
aşk gururu yok eder
eskiden masum olan şey
taraf değiştirir
beynimin içinde bir bulut dolaşıyor
her hareketimi gözleyen
aşkın ne olduğuna dair anılarımsa çok derinlerde kaldı...

Günün dinleme önerileri:

- Jeremy Jay "Gallop"
- Band Of Horses "The Funeral"
- Future Islands "Like the Moon"
- Grandaddy "Elevate Myself"
- Bombay Bicycle Club "Flaws"

Günün Filmi:



Flandersui Gae (Havlayan Köpekler Asla Isırmazlar), 2000 Yön: Joon-Ho Bong.

Kent yaşantısının birbirinden kopardığı insanların iç dünyalarını anlatan film, iki ana karakteri köpekler sayesinde bir araya getiriyor. Küçük ama insanın içine işleyen bir ilk film...

İnsan gazozuna maç yaptığı çocukluğunu asla terketmemeli...

Mutlu Pazartesiler...

The Shins - Know Your Onion

8.06.2014

Kış Uykusu Vizyona Giriyor


Nuri Bilge Ceylan’ın 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan son filmi Kış Uykusu 13 Haziran 2014’te vizyona giriyor.

 Kış Uykusu eski bir tiyatro oyuncusu olan Aydın'ın Anadolu bozkırlarının ortasında, yalnızlığın kol gezdiği zamansız bir mekânda, kendisiyle, hayalleriyle, sevdikleri ve taşrayla kurduğu karmaşık ilişkilerine odaklanıyor. İnsana dair her türlü duygunun sınırlarda yaşandığı bir iç dünya savaşı....

 

5.06.2014

25. Ankara Film Festivali başlıyor


Ankara kültür ikliminin en önemli parçalarından biri olan Ankara Film Festivali bu akşam başlıyor. Festivalde dünya sinemasının ilgi çekici örnekleri kadar, Ulusal Yarışma bölümünde Türk Sineması'nın en yeni yapımlarına yer veriyor. Festivalde; Richard Linklater imzalı 'Boyhood', Andrzej Wajda filmi 'Walesa', Kanada'nın dahi çocuğu Xavier Dolan'ın 'Tom at the Farm'ı, Polonya sinemasının dikkat çeken yönetmenlerinden Pawel Pawlikowski'nin çeşitli festivallerde toplam 16 ödül kazanmış filmi 'Ida' ilk aşamada dikkat çeken yapımlar.

Elbette Festival sadece bunlarla sınırlı değil. Belgesel ve kısa film yarışması, Tanıklar, En Kısa Festival, Romanya Belgeselleri, Ulusal Belgesel Forumu, Romen Sineması, Avustralya Genç Sineması, Çocukların Festivali gibi bölümler meraklılarını bekliyor.

Ne diyelim "Bir mucizedir sinema...."


25. Ankara Uluslararası Film Festivali Uzun Teaser from Ankara Film Festivali on Vimeo.

12.05.2014

Dünyanın Geri Kalanı


Her aynaya baktığında kendinden sıkıldığında, ne yediğinden, ne içtiğinden bir şey anlamadığında, her saplantılı düşünce için, kendi kendine bırakıldığında belki de güçten düşecek her aşk için, ona karşı duran ve ona layık olmayan fevkalade kuvvetli bir uyarıcı vardır: Dünyanın Geri Kalanı...

O zaman Dünyanın geri kalanı için durma Gülümse....

Günün Dinleme Önerileri:

- Nick Drake "Fly"
- Slowdive "Alison"
- Puressence "How Does It Feel"
- Mojave 3 "Love Songs On The Radio"
- The Books "Classy Penguin"

Günün Filmi:


Reconstruction (2003) Yön: Christoffer Bee

Aşkın başladığı an aynı zamanda bittiği an olabilir mi? Birini tıpatıp aynı bir diğeri için terk ediyor olabilir miyiz? Aşkın bir türlü kabullenemediğimiz, yıllarca atlatamadığımız o haşin kurgusu.

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Nick Drake - Fly
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...