Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.10.2016

Hangi Romanı Kim Çeksin


Malum geçtiğimiz günlerde Sabahattin Ali'nin o muhteşem eseri "Kürk Mantolu Madonna" üzerine bir cahil sohbeti ve bunun sonuçlarını izledik. Aslında bilmemek ayıp değil, ama bilmeyip bildiğini ısrarla vurgulamak sanırım kör cehaleti. Yıllar önce Radikal Gazetesi sinema yazarı Şenay Aydemir, Türk edebiyat tarihinde hepsi birer başyapıt sayılacak on kitabı günümüzün en iyi yönetmenleriyle eşleştirmişti ve ortaya "Hangi Romanı Kim Çeksin" temalı çok güzel bir yazı çıkmıştı. İşte o güzel yazı.

İNCE MEMED: Nuri Bilge Ceylan

"İnce Memed"in yoğun tasvirlerini, epik sinemaya aktarmak gerçekten zor. Bu nedenle bu işi Türkiye'de en iyi beceren kişiyi yönetmen koltuğuna oturttuk. Nuri Bilge Ceylan, taşra ve kasaba duygusuna fazlasıyla hakim bir isim. Ercan Kesal'ın senaryo desteği ve Gökhan Tiryaki'nin görüntüleriyle İnce Memed'i perde de ölümsüzleştirebilir. İhtiyacı olan tek şey biraz isyan duygusu.

HUZUR: Semih Kaplanoğlu

"Huzur" Osmanlı ile Cumhuriyet arasına sıkışmış; bir yandan yüzlerce yıllık Osmanlı geleneğinden kopuşun öte yandan da yeni Cumhuriyetin getirdiklerinin ikilemini yaşayan insanların hikayesini anlatır. Semih Kaplanoğlu sinemasının görsel gücüyle birleştiğinde ise, bu muhteşem eseri, aynı kalitede beyazperdeye aktaracak tek isim olarak onun adı öne çıkıyor.

BENİM ADIM KIRMIZI: Derviş Zaim

Derviş Zaim'in Orhan Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" romanı için biçilmiş kaftan olduğu kesin. Çünkü roman 16. yüzyıl İstanbul'unda saray hattatları ve nakkaşlarının padişahın emriyle resimler yapışının öyküsünü anlatır. Pamuk'un betimleme zenginliği ile Zaim'in görsel dünyasının birleşiminden ortaya çıkacak filmin seyrine doyum olmayacağı söyleyebiliriz.

TUTUNAMAYANLAR: Reha Erdem


Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"da Türkiye romanında yepyeni bir dilin kapılarını araladığını, hem içerik hemde biçimsel olarak yeni bir yol açtığını söylemek ne kadar doğru ise Reha Erdem sineması için de aynı şeyleri söylemeliyiz. Erdem, zorlayıcı kelime oyunlarıyla dolu; fizik, kimya, matematik gibi bilim dallarına, felsefi disiplinlere saygı duruşunda bulunan bu zor hikayenin altından kalkabilecek sayılı isimlerden birisi.

AYLAK ADAM: Onur Ünlü

Yusuf Atılgan'ın kült kitabı "Aylak Adam"ın kahramanının bir isminin dahi olmaması, yalnızca C. olarak anılması bile onu tek başına Onur Ünlü karakteri yapmaya yetmez mi? Baba parası yiyen, gezen, tozan, sinemadan çıkmış insan olmaktan son derece memnun bu karakterin hayattaki her şeye teğet geçmiş olmasında komik bir yan da var üstelik.

SUSKUNLAR: Tayfun Pirselimoğlu

İhsan Oktay Anar'ın "Suskunlar" ın yönetmen koltuğuna Tayfun Pirselimoğlu'nu oturtmamızın son üçlemesi Rıza, Pus ve Saç'taki karakterlerin suskunluklarıyla bir ilgisi yok. Ama susarken anlattıklarıyla çok ilgili. Üstelik, iyi bir yöentmen olmanın yanında iyi bir ressam olması "Suskunlar"ın dünyasını daha iyi anlatmak için büyük avantajlar sunuyor.

KÜRK MANTOLU MADONNA: Zeki Demirkubuz

Bir kadının aşkıyla helak olmuş adamların hikayesi söz konusu olduğunda aklımıza Zeki Demirkubuz'dan başka kimse gelmiyor nedense? Demirkubuz, Masumiyet, Kader ve İtiraf'ta "aşk' ın etrafında örmüştü hikayelerini. "Kürk Mantolu Madonna"nın kahramanı Raif Efendi'nin Maria'ya duyduğu "masumiyet" dolu aşkını, o aşkın ve hayatının dayattığı "kader"i sessizce kabullenişini ve günlüğünden saçılan donunaklı "itiraf"larını en iyi Demikubuz anlatabilir. Üstelik, romanın bügüne de rahatlıkla uyarlanabilecek evrensel bir öyküsü var.

ACIMAK: Çağan Irmak

Reşat Nuri Gültekin'in "Acımak"ı, acıma duygusunu kaybetmiş Zehra'nın babasının ölümü üzerine hayatına yön veren gerçeklerle tanışması ve yeniden "acıma" duygusunu kazanmasını anlatır. Acımak'ı sinemaya aktarmak söz konusu olduğunda en dikkat çekici özelliğinin Yeşilçam filmlerini aratmayan melodramı olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Hal böyle olunca Çağdaş sinema unsurlarıyla Yeşilçam duygusunu birleştirmeyi başaran en başarılı isim olarak Çağan Irmak bu kitap için biçilmiş kaftan gibi duruyor. Acımak'ın Irmak tarafından çağdaş bir yorumunun acıma duygusu dışında, işin içine vicdanı da katacağından tabii ki şüphemiz yok.

GÜVEN: Özcan Alper

Vedat Türkali deyince akla ilk önce "Bir Gün Tek Başına" gelir belki ama "Güven"inde ondan aşağı kalır yanı yoktur. Üstelik oğlu Barış Pirhasan ve torunu Yusuf, Bir Gün Tek Başına'yı sinemaya aktarmak için yakında motor diyecekler. Türkiye sosyalist hareketinin en önemli figürlerinden birisi olan Türkiye Komünist Partisi'ne üye bir grup antifaşist gencin İkinci Dünya Savaşı yılları İstanbul'unda yaşadıklarını anlatan "Güven" için en iyi isim içeriden birisi olurdu hiç kuşku yok ki. Sonbahar ve Gelecek Uzun Sürer ile politik sinema'da rüştünü ispatlayan Özcan Alper'in sıkı bir ekip çalışmasıyla kendisine "Güven"enleri mahçup etmeyeceğini söyleyebiliriz.

MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI


Nazım Hikmet'in "Memleketimden İnsan Manzaraları" kitabının sorumluluğunu bir yönetmene bırakmak insafsızlık olurdu. Yaklaşık 40 yıllık bir zaman dilimini onlarca insanın öyküsüyle harmanlayan bu devasa yapıtın altından ancak kollektif bir çabayla kalkmak mümkün olabilir. Seren Yüce, İnan Temelkuran, Seyfi Teoman, Orhan Eskiköy, Pelin Esmer, Hüseyin Karabey, Selim Güneş, Sedat Yılmaz, Atalay Taşdiken, Mahmut Fazıl Çoşkun ve Aslı Özge gibi günümüzün genç ve yetenekli yönetmenlerinin seçtikleri birer hikayeyi anlattıkları filmin, kitabın hakkını fazlasıyla vereceğinden hiç şüphemiz yok.

Son sözü müziğe verelim ve  Sabahattin Ali'nin o muhteşem sözleri eşliğinde Aldırma Gönül diyelim.


2.04.2015

Sabahattin Ali Şiiri 10 Şarkı


Türk edebiyat tarihinin en büyük isimlerinden biri olan  Sabahattin Ali 41 yıllık yaşamına birbirinden güzel kitaplar sığdırdı. 2 Nisan 1948 tarihinde "milli hislerini tahrik ettiği için" ordudan atılmış bir astsubay tarafından  Kırklareli'nin Sazara köyü yakınlarında öldürüldü. Aradan geçen 67 yıla rağmen cinayeti hala aydınlatılamadı.

Kızı Filiz Ali yıllar sonra şöyle diyecekti.
  
"19 Haziran 1993 günü köylülerin kırk beş yıl önce babamın ölüsünü buldukları çatağa gittim. Cesedi bulan çoban hala yaşıyordu ve olayı da kim bilir kaçıncı kez anlatıyordu. Çobanın bulduğu cesedin babamın cesedi olup olmadığı yıllar boyu tartışıldı, durdu. Her neyse, ne; ama benim asıl içimi yakan onun bir mezarının bile olmamasıydı. Madem "meskeni dağlar" dı Sabahattin Ali'nin, biz de ona dağlarda bir işaret bırakacaktık. Çatağın yakınındaki düzlükte arkasını Istıranca ormanlarına dayamış koskoca bir kayanın üzerine gömdüğümüz mermer parçasına "Başım dağ/ Saçlarım kardır / Benim meskenim dağlardır" diye yazdık. O günden beri artık babamı rüyamda görmüyorum ve inanıyorum ki artık ruhu huzura kavuştu ve dağlarda özgürce dolaşıp duruyor.."

Şimdi aslında birer Sabahattin Ali şiiri olan 10 şarkıya göz atalım.

- Sezen Aksu - Dağlar
- Zülfi Livaneli - Leylim Ley
- Edip Akbayram - Aldırma Gönül
- Nükhet Duru - Ben Sana Vurgunum
- Ahmet Kaya - Geçmiyor Günler
- Ahmet Kaya - Kara Yazı
- Nükhet Duru - Melankoli
- Sezen Aksu - Çocuklar Gibi
- Ali Kocatepe -  Benimsin Diyemediğim (Kıyamadığım)
- Grup Çağrı - Bir Yürek Kaldı Avucumda
- Volkan Konak - Göklerde Kartal Gibiydim

Nükhet Duru - Ben Sana Vurgunum

Canım Aliye Ruhum Filiz



Herkeslerden Sevgili Aliye,

İnsanların hepsi bir değildir. Ben kendim iyi insan olmak isterim, fakat kötü olanlara da hayretle bakmam. Hatta kızmam bile, ancak kötülükleri bana taalluk ederse kendimi müdafaa ederim. Şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki, insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünür. Dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir. İlk bakışta insana bir kurnazlık ve akıllılık gibi görünen bu hal hakikatte aptallıktır. Çünkü dünyada bir insanın yardım ve alakasına muhtaç olmadan yaşaması mümkün olmayacağına, hatta en kötü hayvanlarda bile birbirlerine yardım hissi mevcut bulunduğuna göre, sadece kendini düşünmek ve başkalarının da böyle yapmasını istemek kendi kendisinin kuyusunu kazmaktır. İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sevmek. Başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır. Bugün böyle düşünenlere saf, hatta enayi derler. Fakat ne derlerse desinler, biz kalbimizin ve kafamızın doğru bulduğu şeyleri etrafın ne dediğine bakmadan yapmalıyız. Hayatta en büyük vazife, en büyük saadet olarak şunu almak lazımdır: Bize yakın ve uzak bütün insanlara yardım etmek, bütün insanların iyiliğine çalışmak....

"Sabahattin Ali, Canım Aliye Ruhum Filiz"


Edip Akbayram - Aldırma Gönül

26.02.2015

Sabahattin Ali 108 yaşında


Şair, gazeteci, yazar, öğretmen Sabahattin Ali 108 yaşında (25. Şubat 1907 - 1948). Sabahattin Ali.. Kısa ömrüne büyük yapıtlar sığdıran; yazdıklarından yola çıkarak "daha fazla eser verebilseydi, kültürel yaşamımız nasıl etkilenirdi?" sorusunu sorduran edebiyatçı. En verimli çağlarında bundan tam 66 yıl önce "milli duygularını tahrik ettiği" gerekçesiyle acımasız bir şekilde başına sopayla vurularak öldürüldü. Katil, "milli duyguları tahrik edildiği" için ceza indiriminden yararlanarak 4 yıl hapis yatıp çıktı.

Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf , Aldırma Gönül ile kalbimize oturan büyük adam, büyük şair Sabahattin Ali'nin yaşam öyküsü de bize hediye ettiği romanlardan farksız değil. Kızı Filiz Ali de babasının yaşamını "Filiz Hiç Üzülmesin" adlı kitapta, babasının objektifinden fotoğraflarla toplamıştır. Ve kitap "annesine ve babaları siyasal, faili meçhul cinayetlere kurban giden bütün çocuklara.." ithaf edilmiştir..


"Babamın sözünü tuttum ve uzun zaman hiç üzülmemiş gibi yaptım. Yıllar boyu onun öldüğüne inanmadım. Geri gelecek diye bekledim. Kalabalıklarda ona benzettim insanları, yabancı ülkerlerde beyaz saçlı, kısa boylu, tombulca adamları takip ettim, odur diye. Rüyalarıma girdi sık sık, hiç konuşmadan, gözlerini hafif kısarak, gülümseyerek baktı bana rüyalarımda, ben hep peşinden koşup onu yakalamak istedim ama hiç başaramadım.

Babam için uzun yıllar hiç gözyaşı dökmedim, çünkü o "Filiz hiç üzülmesin.." demişti. Ama Denizler asıldığında, Sinanlar, Mahirler öldürüldüğünde çok ağladım, yıllarca gözpınarlarımda babam için biriken gözyaşları durmadan aktı, aktı, aktı.. Türkiye'de siyasal cinayetlere kurban giden değerli insanların ne ilki ne sonuncusuydu babam. Tanrılar kana doymayacaklar mıydı?"

diye başlar Filiz Ali kitabına..

Sabahattin Ali aynı zamanda amatör fotoğrafcıdır. Başta Ankara olmak üzere 1930'lu yılların Anadolu sokaklarının ve insanlarının yer aldığı bu fotoğraflar, usta yazarın edebi kimliğine de ışık tutuyordu. Kızı Filiz Ali; "Babam öldükten sonra uzun bir zaman onun fotoğraflarıyla yaşadım" der. Babası elinden düşürmediği Kodak Fotoğraf makinesiyle zamanı durdurup, yüklü bir görsel miras bırakmıştır. İşte o fotoğraflardan bazıları.







Sabahattin Ali - Aldırma Gönül / Kurgu: Ömer Ermiş from Ömer Ermiş on Vimeo.

7.02.2015

Benim Kalbim


Benim kalbimden her acı yerini daha kuvvetlisine terk etmek için çekildi. Demek istemiyorum ki ıztırablar beni sarsmıyor. Hayır. Acılar kalbimi nasırlaştırdı ve kalbim, her zaman üzerine basılan bir nasır gibi sızlıyor. Yalnız ben artık bağırmıyorum, bağıramıyorum. Faidesini görmedim ki.

Kederler çok mukaddes şeylerdir; insanları terbiye eder. Bilhassa benimkiler ki en vefâkâr dostlarımdır, beni hiç terk etmezler. Onları başkalarına söylemekte, haykırmakta ne mâna vardır? Şimdiye kadar söyledim de ne oldu? Bunlar öyle şeyler ki çok fecî oldukları halde bir başkasına anlatılırken gülünç oluyorlar. Saklamak, bunları kıskanç bir itinâ ile saklamak lazım. Hem kime anlatacağız. İnsanlara mı? Haydi canım! Hepsi birbirinden berbâd olan bu mahlûklara böyle ulvî şeyler açılır mı? İnsan.. Öyle bir kelime ki fenalığını anlatmak için kendisinden başka bir kelimeye ihtiyaç yoktur.

"Sabahattin Ali"

16.09.2014

Ruhani Oyun Havaları


Muhakkak ki tüm insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.

Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu… Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman tüm tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu.

"Sabahattin Ali"


Sinkane - How We Be

8.09.2014

Mecburiyet


İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.

"Sabahattin Ali"

Günün dinleme önerileri:

- Feist "When I Was A Young Girl"
- Boomtown Rats "I Don't Like Mondays"
- Caribou "Our Love"
- Home Video "Forget"
- Interpol "My Desire"

Günün filmi:


Castaway On The Moon (2009), Yön: Hae-jun Lee

Bütün işlerimi bitirdikten sonra hobime zaman ayırıyorum. Ay fotoğrafları çekmek, çünkü orada kimse yok. Kimse olmadığı zaman yalnızlık da hissedilmez...

Hepinize Mutlu Pazartesiler... 

Boomtown Rats - I Don't Like Mondays

2.04.2014

Tanrılar Kana Doymayacaklar mı?


Sabahattin Ali..Kısa ömrüne büyük yapıtlar sığdıran; yazdıklarından yola çıkarak "daha fazla eser verebilseydi, kültürel yaşamımız nasıl etkilenirdi?" sorusunu sorduran edebiyatçı. En verimli çağlarında bundan tam 66 yıl önce "milli duygularını tahrik ettiği" gerekçesiyle acımasız bir şekilde başına sopayla vurularak öldürüldü. Katil, "milli duyguları tahrik edildiği" için ceza indiriminden yararlanarak 4 yıl hapis yatıp çıktı.

Çünkü namuslu olmak, sorgulamak, düşünmek bu ülkede suçtu ..

"Bu memlekette namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. Bir gün Almanlar'ın pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizler'e takla atan, daha ertesi gün de Amerika'ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık. Han, apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Milletin derdine derman olacak yolları araştırmak istedik. Bu ne affedilmez bir suç, ne büyük bir günahmış meğer!"

Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf , Aldırma Gönül ile kalbimize oturan büyük adam, büyük şair Sabahattin Ali'nin yaşam öyküsü de bize hediye ettiği romanlardan farksız değil. Kızı Filiz Ali de babasının yaşamını "Filiz Hiç Üzülmesin" adlı kitapta, babasının objektifinden fotoğraflarla toplamıştır. Ve kitap "annesine ve babaları siyasal, faili meçhul cinayetlere kurban giden bütün çocuklara.." ithaf edilmiştir..


"Babamın sözünü tuttum ve uzun zaman hiç üzülmemiş gibi yaptım. Yıllar boyu onun öldüğüne inanmadım. Geri gelecek diye bekledim. Kalabalıklarda ona benzettim insanları, yabancı ülkerlerde beyaz saçlı, kısa boylu, tombulca adamları takip ettim, odur diye. Rüyalarıma girdi sık sık, hiç konuşmadan, gözlerini hafif kısarak, gülümseyerek baktı bana rüyalarımda, ben hep peşinden koşup onu yakalamak istedim ama hiç başaramadım.

Babam için uzun yıllar hiç gözyaşı dökmedim, çünkü o "Filiz hiç üzülmesin.." demişti. Ama Denizler asıldığında, Sinanlar, Mahirler öldürüldüğünde çok ağladım, yıllarca gözpınarlarımda babam için biriken gözyaşları durmadan aktı, aktı, aktı.. Türkiye'de siyasal cinayetlere kurban giden değerli insanların ne ilki ne sonuncusuydu babam. Tanrılar kana doymayacaklar mıydı?"

diye başlar Filiz Ali kitabına.. Sonra yaşam öyküsüne geçer ve ailelerinden başlayarak anlatmaya devam eder. Almanya seyahati, evliliği, okuma düşkünlüğü, kitapları, dostları, yazıları, mektupları, politik görüşlerini aktarır babası Sabahattin Ali'nin kendi objektifinden çektiği fotoğraflar eşliğinde..

Derken sona gelinir, ölümü halen bir sır olan babasının, kemikleri bile yok edilir. Bir mezarı bile kendilerine çok görülen babasının mezar taşını Filiz Ali'nin dağlara nasıl kaydettiğini izleriz sonunda.. Yüreklerimizde faili meçhul cinayetlerin tükenmez acısıyla...

"19 Haziran 1993 günü köylülerin kırk beş yıl önce babamın ölüsünü buldukları çatağa gittim. Cesedi bulan çoban hala yaşıyordu ve olayı da kim bilir kaçıncı kez anlatıyordu. Çobanın bulduğu cesedin babamın cesedi olup olmadığı yıllar boyu tartışıldı, durdu. Her neyse, ne; ama benim asıl içimi yakan onun bir mezarının bile olmamasıydı. Madem "meskeni dağlar" dı Sabahattin Ali'nin, biz de ona dağlarda bir işaret bırakacaktık. Çatağın yakınındaki düzlükte arkasını Istıranca ormanlarına dayamış koskoca bir kayanın üzerine gömdüğümüz mermer parçasına "Başım dağ/ Saçlarım kardır / Benim meskenim dağlardır" diye yazdık. O günden beri artık babamı rüyamda görmüyorum ve inanıyorum ki artık ruhu huzura kavuştu ve dağlarda özgürce dolaşıp duruyor.."


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...