Turgut Uyar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turgut Uyar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.08.2016

Kesiksiz Övgü


Esmer güzeli Necla'nın baktıkça 'bayıldım' dediği gökyüzü
İşte ben bunu mutlak yazmalıyım dedim
Karanlıkta dünyayı bir bir hatırlamak
Ben yeter dedikçe şehirlerin güzelleşmesi
Bir anda kendi kendime bulduğum mutlu gerçek
Bir kadın var beni onun iki eli iki gözü kurtarır yaşamamaktan
Öyle hoşlanırım ki onunla yatmaktan utanırım artık
Sabahları acıkmayı ondan öğrendim...


"Turgut Uyar"

 

11.04.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Ayrı ayrı ölmeye o derece dalmıştık ki tek bir varlık olduğumuzu, ikimizin de ötekinin yanılsaması olduğunu, kendi içimizdeyse varlığımızın basit bir yankısı olduğumuzu göremedik...

Bugün yeni bir pazartesi. 5 şarkılık listemizin konusu Turgut Uyar'ın dizeleri eşliğinde "Loser Şarkıları"...

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Blur - Out Of Time

"Ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz" 
diyor birisi, evet ama
hayatı uzatır sanki...



Furniture - Love Me

Birgün saat üçte köprüde
Üç martı insanlara bakıp imrenecek
Bir adam iri bir lüfer çıkaracak denizden
İşte o zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçecek aklımızdan...



The Smiths - I Know it's Over

Neyi söylesem bir kahramanlıktı
içinde azıcık buluştuğumuz
bir bulutla bir kağıt peçete arasında
kısacık yoğun bir akşam
şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam
bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve
kısacık yoğun bir akşam...



Puressence - Every House On Every Street

Doğru mu değil mi bilmiyorum
Kentler büyüyüp gidiyor ya aldırma...



Interpol - Hands Away

Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar...



BONUS: Mazzy Star - Flowers In December

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım...

9.09.2014

Enine Boyuna


Bir elim sağ cebimde
Bir elim sol cebimde
Bu hüznü siz de bilirsiniz
Anlat deseniz anlatamam
Enine boyuna yaşarım ancak...

"Turgut Uyar"


Girls in Hawaii - Misses

30.04.2014

Don Kişot


Bir yeldeğirmeni niye döner ki, ben Don Kişot olsam bunu merak ederdim.
Ama ben,
Yine ben olarak bir yeldeğirmeni olsam, illa bir Don Kişot'u severdim...

"Turgut Uyar"


 
Blind Guardian - The Bard's Song

29.03.2014

Bal Porsukları Partisi geliyor


Bal Porsukları Partisi yerel seçimlere çok iddialı hazırlandı. Gerek Ankara için çıkardıkları Belediye Başkanı adayı (Cemal Süreya) ve müdürlüklerde yer alacak isimler çok sağlam. Şaka bir yana gerçekten Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever gibi isimlerin aday olduğunu düşünün. Gerçekten öyle bir Türkiye ne kadar renkli olurdu. Şiirler, kitaplar, aşklar, sevda sözleri, yağmurlu günlere yakışan mitingler... Ama siyaset işte. Olmuyor. Siyaset kirli, siyaset zehirli, siyaset göz karartıcı...










Joy Division - Love Will Tear Us Apart

28.03.2014

Göğe Bakma Durağı




Metropol olmaya direnen bir şehrin cılız ışıklarını, köhne sokaklarını, sarhoşlarını, işgal evlerini, fahişelerini geride bırakarak dönüyorum. Aklımda bir mecburiyetten kurtulmuşluğun dayanılmaz hazzı, elimde kutsal kitap Büyük Saat. Göğe bakma durağında iniyorum, belkide hep ordaydım zaten. Haklısın ustam üç ev görsek hemen şehir sanıyorduk, oysaki yeni bir aşktan korkacak birşey yoktu. Dediğin gibi her şey naylondandı o kadar. Biliyorum tıpkı senin gibi iliklerimize kadar işlemiş devlet ciddiyeti ile imtihan ediliyorduk. Bırak diyorsun bir boşvermişliğe kendini sabah güneşi eşliğinde. Haklısın "Ben ne güzel işerim sabah güneşine karşı. Önümde medreseler ardımda uzun çarşı".


İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

17 Hippies - Biese Bouwe

Electrelane - To The East

Gene - We Could Be Kings

26.03.2014

Ölmeme Günü



Eski bir fotoğrafa bakarken: Ölmeme Günü

Bu yazının konusu olan bu fotoğraf, dönem ve mekan duygusuyla güçlü bir etkileşim yaratıyorsa da aslında fotoğrafı dolduran kişilerin varlığıyla bu değeri kazanıyor. Fotoğraf, bir dönem Türk edebiyatına yön veren ve günümüzde etkileri hiç eksilmeden devam eden kişilerden oluşuyor.

Turgut Uyar’ın oğlu H. Turgut Uyar’ın arşivinde yer alan bu fotoğrafta kimler yok ki? H. Turgut Uyar’ın fotoğrafın altına düştüğü notu aynen buraya alıyorum.

"Ölmeme Günü - 26 Mart 1981" Masasının öbür baştan görünümü: Sol başta oturanı tanımıyorum, sonra önden arkaya, garson Erol, Can Yücel, Salim Şengil, Edip Cansever, Tomris Uyar, Muhteşem Sünter. Sağ taraf, arkadan öne, İsa Çelik (görünmüyor), Mehmetcan Köksal, Turgut Uyar, Dürnev Tunaseli, Nezihe Meriç, Ömer Uluç, Tunga Uyar.

Fotoğrafın öyküsüne gelince;

Turgut Uyar ile Edip Cansever’in başını çektiği bir "ölmeme günü" grubu oluşturulmuştu ve her yılın 26 Mart’ında Rumeli Hisarı üstünde bir meyhanede toplanıp edebiyatın, siyasetin ve gündelik yaşamın üzerine bol içkili sohbetler edilirdi. Sloganları ise: Rakı içtiğin gün ölemezsin!

Bu grubun ve sloganın oluşma nedeni de şöyle anlatılır:

İlk toplandıkları akşam, tam da sohbetin ortasındayken bir kadın gelir masalarına. Vücudunda bir iğne olduğundan söz eder ve bu iğnenin her an kalbine gitmesinden korktuğunu anlatır. Çok yakında ölebilirmiş bu yüzden masadakilerden kendisinde bir hatıra kalmasını ister. Bunun üzerine Turgut Uyar, Erol’dan dolu bir rakı şişesi ister. Masadakilerin hepsi şişeyi imzalar ve gelecek yıl aynı tarihte aynı mekânda ölmemek üzere yeniden toplanıp rakı içileceğinin sözünü vererek kadını gönderirler. Böylelikle geleneksel hale gelen bu toplantılar en son 26 Mart 1985’de yapılır. Çünkü aynı yılın Ağustos ayında Turgut Uyar verdiği sözü tutamaz ve sonsuzluğa doğru yürür.

Grubun müdavimleri arasında olup ancak şimdiki kuşaklar tarafından çok bilinmeyen bazı isimler de vardır. Kısaca anımsatmakta yarar görüyorum.

Dürnev Tunaseli, o dönemin unutulmaz seslerinden, radyo ve reklam programları spikeridir. Ahmet Oktay'ın deyimiyle, "Atkuyruğu saçlı, hep pantolonlu, dal gibi bir kadındı. Gövdesine bakan balerin sanabilirdi, ince uzun ellerine bakan piyanist."

Muhteşem Sunter, 1985 yılında kaybettiğimiz "Gerilere Bırakmak", "Sen ile Sen", "Polonya'dan Kadınlar", "Omçalar" gibi kitapların da sahibi olan şairimiz.

Salim Şengil, Nezihe Meriç’in kocası aynı zamanda öykücü, gazeteci ve tiyatro sanatçısıdır."Perşembe Yağmurları" adlı öykü antolojisi en bilinen eseridir.

İsa Çelik, yine dönemin en önemli fotoğraf sanatçılarındandır. Özellikle kitapların arka kapağındaki yazar fotoğraflarının çoğunu o çekmiştir.

Ömer Uluç, kendini sadece tuval resmi ile sınırlandırmayan değişik malzemeler kullanmak suretiyle birçok sanat yapıtı üreterek Türk sanatına farklı katkıda bulunan bir ressamdı.

Bu fotoğrafın dönem ve mekan açısından güçlü bir etkileşim yarattığını söylemiştim. Çünkü çekildiği yıl askeri cuntanın ülke üzerindeki ağırlığı ve yıkımı devam etmektedir. Sosyal ve kültürel yaşamın altüst olduğu, tutuklamalar, sürgünler, işkenceler ve ölümlerin hüküm sürdüğü bir dönem. Hiçbir şeyin artık eskisi gibi olamayacağının, bütün dengelerin bozulup yenidünya düzenine geçişin ayak seslerinin duyulduğu yıllar. Fotoğrafa bakarken tüm bu konuların konuşulduğunu duyar gibiyim. Edebiyatta da yeni bir yola girilmiştir. Birkaç yıl sonra 12 Eylül, yeni yazarlarını ve şairlerini yaratmaya başlayacaktır. Küresel sermayenin etkisiyle sosyal yaşam bilinci farklılaşırken çıkarcı ve kısa yoldan köşe dönmeciliğin önü açılacak ve bu edebiyata kadar sıçrayacaktır. Belki de bu fotoğraf; dostluk, paylaşım ve düşünce alışverişinin en güçlü olduğu dönemlerin son tanığıdır.

Mekanın kahveden bozma bir restoran görüntüsü vermesi ise, orayı her yıl seçip toplananların mütevaziliğiyle açıklanabilir ancak. Sohbetin ve rakının hayata değer kattığı her alan onların mekanı aslında. Saatlerce tahta sandalyelerde oturmanın mutluluğunu hiçbir şeye değişmeyecek yüz ifadelerine sahipler. Günümüz gösteriş budalası bazı yazar ve çizerleri düşündüğümde bu fotoğrafın sıcaklığı ölene dek kalbime ve belleğime kazınmıştır artık. Bu fotoğraf, hayatı basit yaşayıp güçlü hissedebilmenin en güzel örneğidir.

Garson Erol, son rakı şişesini de masaya koyup tam uzaklaşırken onu da yanlarına çağırırlar.

Şimdi herkes eşittir bu masada..


24.12.2013

Bir yılın en soğuk akşamında aşk övgüsü




nasıl yadsınabilir yüreklerde gezinmesi
tozlu bir gümüş tabağın, çiçeksiz bir sardunyanın
bir kadifenin avuçları kamaştıran anısı
ıpışık caddelerden, armağanlık çiçeklerden
kanı çekilir gibidir eski dünyanın
kalabalıkta, yarışsız bir hipodrom ıssızlığında
bir suyun durmadan durmadan aktığı sanısı
geceyi, egemen geceyi hazırlayan akşamı
bir altın yüzük gibi sıyırmak taşbebeklerden
köşebaşları acımasız bir yüzdürler sunarlar kendilerini
dünyada, bir güneş yılının en soğuk akşamı.

iki kişinin birbirine baktığı akşam saatinde
uzakta bir ırmak bir tomruğu taşıyordur elbette
bir yer sızlıyor belleğimde seni bir yerden tanıyorum
işte ellerin birini öldürenin elleri
bir merdiven taşıyan birinin elleri
belki biçimli ama ağzın ilgilendirmiyor beni
sen su mu içerdin süte ekmek mi batırırdın
o büyük nehir sürerken kütükleri
seni tanıyorum elbet ama neye yarar
uzun zamandır buluşmamıştık
hem insan ne kadar taşıyabilir şuncacık yüreğinde
bunca gemiler bunca trenler gazeteler
oradan oraya taşırken en kötü haberleri.

yemin ederim aşk değildir bu
dünyada, bir güneş yılının en soğuk akşamı
soğuğun kertesinde gözlerdeki bu buğu
yemin ederim aşk değildir, aşk değildir
daha başka bir şeydir ki, göz yumulur.

"Turgut Uyar"

17.12.2013

Yalnızlık


Bir gün Turgut, Cemal, Edip ve ben içinden sokaklar geçen virane bir çay evinde oturmuş yalnızlığı konuşuyoruz. Cemal diyor ki:

"Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni…"


Sonra Turgut söze giriyor:

"İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını"
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstüleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sanılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımpara taşı gibi acımasız...



 Sonra Edip sazı eline alıyor ve diyor ki:

"Dağınık, renksiz bir mozayik gibiysem
Üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
Her şey o kadar dokunaklı ki
Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar..."

Ben de diyorum ki:

"Beyler anladık çok yalnızız, ama şuradan dört çay söylesek en azından...."

Tame Impala - Solitude is Bliss

11.12.2013

Anlatamam


Bir elim sağ cebimde
Bir elim sol cebimde
Bu hüznü siz de bilirsiniz
Anlat deseniz anlatamam...

"Turgut Uyar"

Autoheart - The Sailor Song

27.09.2013

Eylül toparlandı gitti işte


Turgut Uyar'ın dediği gibi ;

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar...

Parmaklarının ucuyla dünyaya dokunmak ve hayatın sadece o dokunuşa, yer ve gök arasındaki ufkun her zaman ertelenmiş olan ve her an ayırmaya çalışılan yara izine bağlı olduğunu bilmek. Ekim ayında görüşmek üzere.

Billy Ocean - Love Really Hurts Without You

24.09.2013

Seninle ben kalırız


Şimdi tutalım bu diriliği artık. Zamanıdır.
Zamanıdır. Nerdeyse kar başlar. Küçük kuşlar ölür.
Semerciler ve dilsizler ölür.
Seninle ben kalırız. Yeni bir yaşamaya.
Gökler ve kentler ufalır. Seninle ben kalırız.
O şarkı sanılan bir kavga halini alır...

"Turgut Uyar" 
 
Telepopmusik - Love Can Damage Your Health

22.08.2013

Bir insan ne zaman ölür?


Türk Edebiyatı'nın gamlı prensesi Tezer Özlü "Kasım ayı, ölüm ayı" derdi. Ama Azrail diğer aylarda da boş durmuyor. 22 Ağustos 1985 tarihinde aramızdan aldığı isim ise; büyük usta Turgut Uyar'dı. Turgut Uyar İkinci Yeni'nin en büyük isimlerinden birisiydi. İkinci Yeni dönemi şiir kadar birçok aşka da ev sahipliği yapmıştı. Bu aşkların baş kahramanı ise Tomris Uyar'dır. Tomris Uyar, Ülkü Tamer ile evlidir. O dönem bu genç kadının ismi Tomris Tamer'dir. Bu evliği sırasında Tomris Uyar, Cemal Süreya'ya aşık olur. İkisi de evlidirler, ancak aşkları için boşanırlar. Birlikte aşk ve şiir dolu üç yıl geçirirler. Aşkın ömrü üç yıl dedikleri için midir? bilinmez, bu aşk üç yılın sonunda biter. Aslında aşk bir araçtır, çünkü Tomris Uyar sahip olunamayacak kadar özgür bir ruha sahiptir. Geriye Cemal Süreya ve Tomris Uyar arasında güzel bir dostluk kalır.


Daha sonra Turgut Uyar ve Tomris Uyar arasında bir mektuplaşma başlar. O dönem Turgut Uyar eşinden ayrılmış, Tomris Uyar ise Cemal Süreya ile uzatmaları oynuyordu. Elbette bu şiir ve edebiyat üzerine mektuplaşmaların 'aşk' denen bir meyvesi olacaktı. Başlarda Tomris Uyar, aralarındaki 15 yaş farkını önemsememişti. Sonra anne olur. Fakat tükenen herşey gibi bu aşkta tükenir zamanla. Bu tükeniş Turgut Uyar'ın tükenişini hızlandırır. 22 Ağustos 1985 tarihinin Perşembe gününe kadar bu tükeniş devam eder. Bu şiir ve aşk dolu süreçte, Türk şiirinin bu önemli üç isminin ortak noktası Tomris Uyar olacaktı. Geriye en yorucu aşklar ve en can yakıcı şiirler kalır.

Turgut Uyar, Türk şiirinin en yalnız, en mutsuz, en umutsuz, bir o kadar en umutlu ve en görkemli şairlerinden biriydi. Turgut Uyar, romantik bir Anadolu delikanlısıydı. Doğuştan yakışıklı yani doğuştan şanslı olanlardandır. Ancak buna aldırmaz, dibine kadar mutsuzdur. Hayata bakış açısı karamsarlıktır. İçli, kırılgan masum bir çocuktur. Bütün fotoğraflarında ‘ben sıkıntılıyım’ der gibi huzursuz bakar. Uzanıp kendi yanaklarından öpebilecek bir ruh haline sahiptir. Turgut Uyar’ın hayat tanımı biraz acı üzerine yoğunlaşmıştır. Hani “Güllerin bedeninden dikenleri teker teker koparırsın, dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar.” Öyle bir şey. Zaten insanlardan tek bir şey istemişti “Benim dengemi bozmayınız.”


'Bir insan ne zaman ölür?' sorusuna Romalılar, şöyle yanıt vermişler: Onu en son anan insan öldüğü zaman. O zaman Turgut Uyar hala yaşıyor ve yaşamaya devam edecek....

Ve son sözü Turgut Uyar'a bırakalım..

Doğru mu değil mi bilmiyorum
kentler büyüyüp gidiyor ya aldırma
başka bir yaşama tutturmalı diyorum
köprü korkuluklarına
ufak buluşmalara yaslanan
yani tuzun amcası, sevincin
öz kardeşi olan
en küçük bir kuşun gözleriyle
dünyaya baktığın zaman her şey benim kalbimdir

Her şey benim kalbimdir ki bilirim
kimsenin olmadığı bir yerde
ölümü denemek isterdin
hiç değilse bir defa
nisansız bir serçe gibi
herkesin gözlerine saçlarına
avuçlarına dolanan
ama nisan olsa da olmasa da
serçeler benim kalbimdir...
 

4.08.2013

Bir doğum, bir ölüm


Bugün takvim yaprakları 4 Ağustos tarihini gösteriyor. Sıcak ve karamsar bir yaz günü. Bir yılın sıradan bir günü gözükse de benim için çok önemli olan iki isim bu gün doğdu ve hayata veda etti. Hayat denen bu yolculukta her insanın değişik bir hikayesi vardır ve her hikaye görkemli bir son arar kendine. Aslında hayat Paul Bowles’ın ifadesiyle daha çok sigara içmeye benzer. İlk birkaç nefesin tadı harika. Sonuna doğru eskiyeceğini, kötüleşeceği insanın aklına bile gelmez. Sonra onu olağan kabul etmeye başlarsın. Birdenbire bakarsın ki, neredeyse filtresine kadar gelmişsin. İşte acılığını o zaman hissedersin.


Türk şiirinin büyük ustası Turgut Uyar 4 Ağustos 1927 yılında gözlerini bu dünyaya açarken, bir diğer taraftan kendine özgü bir sinema dili yaratmış olan Türk Sineması'nın öncü yönetmenlerinden Metin Erksan 4 Ağustos 2012 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Hayatın değişmeyen kuralı: Birileri doğar, birileri ölür. Turgut Uyar Türk şiirinin en yalnız, en mutsuz, en umutsuz, bir o kadar en umutlu ve en görkemli şairlerinden biriydi. Turgut Uyar, romantik bir bozkır delikanlısıydı. Doğuştan yakışıklı yani doğuştan şanslı olanlardandır. Ancak buna aldırmaz, dibine kadar mutsuzdur. Hayata bakış açısı karamsarlıktır. İçli, kırılgan masum bir çocuktur. Bütün fotoğraflarında ‘ben sıkıntılıyım’ der gibi bakar. Uzun yolculuları seven ‘Nisansız bir serçe’gibidir. Uzanıp kendi yanaklarından öpebilecek bir ruh haline sahiptir. Turgut Uyar’ın hayat tanımı biraz acı üzerine yoğunlaşmıştır. Hani “Güllerin bedeninden dikenleri teker teker koparırsın, dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar.” Öyle bir şey. Turgut Uyar insanlardan tek bir şey istemişti zaten. “Benim dengemi bozmayınız.”


Metin Erksan'ın kişisel olarak Susuz Yaz ve Sevmek Zamanı filmlerini çok severdim. Özellikle Sevmek Zamanı çekildiği dönemin ötesinde çok kişisel bir çalışmaydı. Büyük usta bu filmi yapmak için evindeki eşyaları satmıştı. Üstelik bu filmin iş yapmayacağını bile bile. "Sana dünyada hiç bir erkeğin bir kadına aşık olamayacağı kadar aşığım. Sana aşık kalmak istiyorum..." repliği etrafında dönen film hiç bir zaman gerçek olmayacak bir aşkın anatomisi gibiydi. Film aşkın nasılda bir delilik, nasıl bir ruhsal hayal dünyası olduğunun, nasıl da kişinin kendi bencilliğinde olabildiğinin güzel bir ifadesiydi. Zaten aşk öyle bir şey değil midir bazen bir resme, bir söze, bir gülüşe aşık olmak. Ve bu acı çekme fetişizmini kendi içinde yaşamaya çalışmak. Belki de insanların istediği başka türlü bir şey; uzunluğu ve tutkusu mesafelerden bağımsız.

Ve son sözü Turgut Uyar'a bırakalım..

"Kısacık serin bir akşam
kelebeklerin atlarla yarıştığı
yoğun bir akşam
bazı mektuplar damgalandı postanelerde
oturuldu bir takım şarkılar söylendi
bir adam bir kadının kapısını vurdu
kısacık bir akşam..."

Chris Isaak - Wicked Game

5.10.2012

Babalar hep perşembe anneler cuma olur


Ne zaman bir şehre sonbahar gelse Turgut Uyar yanımdan ayrılmaz. Onun hüznü, dalından düşen bir yaprağa karışır gider. Serin bir sonbahar akşamında aşağıdaki dizeler aklıma takıldı kaldı...

........

her akşam nerden baksan yine de bir eksiği doldurur
babalar geri çekilir, anneler onlara teslim olur


saçlarımı hep kestim tutacak kadar kalmasın dedim
çünkü bir başkaldırma ancak saçlarından tutulur

gölleri bölümlediler ve sonra suya gittiler çoğu
babalar hep perşembe, anneler hep cuma olur...


Deadbeat Synesthete – Megalove

Circa Tapes – We Go Off

3.10.2012

Boşaltılmış şehirler kadar yalnızdık


Caddeleri ve aynaları hep aynı olan bu şehirde yağmurlu bir güne uyanmak ve oyalanmak ıssız sokak içlerinde. Ben senin gelme ihtimalin olan yola gözlerimi dikmişim. Diğerleri hesaplarını yapmış, sahte bir dünyayı seyrediyorlar. Benim ise umrumda değil. Çünkü söyleyeceklerimi söyletmiyorlar. Aklıma Lütfi Akad'ın Vesikalı Yarim filmi geliyor. Repliklerin biri şöyleydi: Sevgi de yetmiyormuş. Çok eskiden rastlaşacaktık. Birbirimizi seviyoruz, ama zamanlama yanlış oldu, çok geç oldu diyordu Sabiha, evli olduğunu öğrendiği, ama bunu bir türlü söyletmediği Halil'i kendisinden uzaklaştırmaya çalışırken. Başka bir zaman; her şey çok farklı olabilirdi. Olabilir miydi gerçekten?

Eylül ayıda bitti. Aklıma yine Turgut Uyar dizeleri geldi.

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar...

Ne diyordum ben? Evet çoğumuz boşaltılmış şehirler kadar yalnızdık....


Helvetia – A Mirror



Ex-Vivian – Big Planes and Sharks

8.05.2012

12 Reasons Why I Love You Her


My Life Story aslında tek bir kişiden, nevi şahsına münhasır Jake Shillingford'dan oluşan bir gruptur. Shillingford My Life Story'yi kurmasının sebebini açıklarken pop müziğine biraz eğlence katmak ve keman çalan kızlar imgesini kullanmak olduğunu belirtmiştir. 95 yılında yayınlanan "Mornington Crescent" dönemi itibariyle brit pop akımı içinde değerlendirilmiş ve eleştirmenlerin taktirini almıştır. Fakat dinleyiciler üzerinde beklenen etkiyi yapmayan bu albüm üzerine grup Parlophone Records'a transfer olmuş ve 12 Reasons Why I Love You Her parçaları kısa bir sürede bir hite dönüşmüştür. 

Mevsimin yaza yaklaştığı bu günlerde 12 sebep saymak mevsime paralel çok kolay gözükse de aşk zor iş kardeşim diyorum. Aman dikkat edin bu havalar sizi mahvetmesin.

"Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, sisler daha kalkmamıştır Haliç ten.
Vapur düdükleri ötmektedir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam..."

My Life Story - 12 Reasons Why I Love Her

My Life Story - Girl A Girl B Boy C

30.04.2012

Büyük Ev Ablukada


Dün Büyük Ev Ablukada konserindeydim. İsmini Turgut Uyar'ın aynı adı taşıyan şiirinden alan Büyük Ev Ablukada'nın kuruluş temelleri 2008 yılına kadar uzanıyor. Albümsüz, kimliksiz (takma isimler) bir şekilde başladıkları bu yolculuk, onları kelimenin tam anlamıyla bir fenomen haline getirdi diyebiliriz. Aykırı duruşları, güçlü sahne performansları ve ilginç şarkı sözleri ile günden güne hayran kitlesini katlamayı başardılar. Onların ki bir nevi müziksel komünal bir yaşam aslında. Grup içinde ünlü ünsüz birçok isim var. Elbette bu ünlü isimlerden şu sıralar en popüleri Yalan Dünya dizisinde Orçun rolünü oynayan Bartu Küçükçağlayan. Grupta Canavar Banavar takma adıyla solist ve gitaristlik yapıyor.

Şimdi ustanın o güzel şiirinin final bölümü ile devam edelim.

Ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim
Sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
Sen bir onu yap yeter bak göreceksin...

Ama Modern Zamanlarda! gördüm ki sadece bunlar yetmiyormuş büyük usta...

Günün dinleme önerileri

- Karate "Autobahn"
- Black Box Recorder "Swinging"
- Elbow "Red"
- Seha Okuş "Hasretinle Yandı Gönlüm"
- New Model Army "Here Comes The War"

Günün Filmi


Reha Erdem "Kosmos"

Hepinize Mutlu Pazartesiler...



Seha Okuş - Hasretinle Yandı Gönlüm

Black Box Recorder - Swinging

Büyük Ev Ablukada - Havadar

22.08.2011

Bir Tel Cambazının Batıl İnancı



"Bir güvercin, aynı diğer canlılar gibi kutuya konulup, kutunun içinde bulunan düğmeye bastığında ona bir parça yem veren kapak açılırsa, düğmeye bastığı için ona bir ödül verildiğini zamanla öğrenir.

Düğmeye basar, yem kapağı açılır ve gidip ödülünü alır.

Ancak bu aşamadan sonra yem kapağı 30 saniyede bir açılacak şekilde ayarlanırsa düğmeye basmamasına rağmen kapağın açılmasına güvercin şaşırır. Ödül almak için ne yaptığını düşünür ve kapak her açıldığında ne yaptığına bakar, eğer kanat çırpıyorsa kanatlarını çırptığı için ödül verildiğini zanneder ve sürekli olarak kanatlarını çırpmaya başlar. Eğer yürüyorsa, yürüdüğü için ödül verildiğini zanneder ve sürekli olarak ödül için yürümeye başlar.

Oysa kapak zaman ayarlı olduğu için açılmaktadır.

İşte bu duruma Güvercinin Batıl İnancı deniyor."




Ne zaman aklıma esse bir Haymatlos misali daha Haliç'deki sisler kalkmadan alıp başımı batıl inançlarımın peşinden gidiyorum. Hafta sonu değerli dostlarımla geleneksel İstanbul buluşmamızı yaptık. Anlamlı anlamsız sohbetler, belli belirsiz mekanlar eşliğinde saatler su gibi akıp geçti. Her İstanbul'a gelişimde garip bir ruh haline bürünüyorum. Sanki yıllardır burada yaşıyorum ve hiç ayrılmamışım bu şehrin bulutlu dar sokaklarından. Her A
smalımescit'in tarumar edilmiş sokaklarından geçtiğimde Fikret Adil'in bohem ruhu beni çağırıyor. Biliyorum beni bu hayallerim mahvedecek bir gün ama olsun. Turgut Uyar'ın dediği gibi Benim Dengemi bozmayınız diyerek ustanın "Tel Cambazının Rüzgarsız Aşklara Vardığını Anlatır Şiirine" kulak kabartıyoruz.


Önce istanbul vardı o yoktu
sonra birgün çıktı geldi
bütün kapılar yerini buldu
önce gözlüklerini çıkardı pencereye koydu
çantasından sigara paketini çıkardı koydu
yalnızlığını çıkardı koydu
o zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçti aklından

Adı kimseye lazım değil

İstanbul coğrafyada ışıksız bir şehir
tuttu ay ışığını parçaladı
her sokağa birer parça dağıttı
o tanrı mıydı sanki -Haşa-
ama gönlü öyle istedi öyle yaptı
o zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçti aklından

Adı kimseye lazım değil

bu macerayı durup size anlatacak
bir yanda koca istanbul
bir yanda o
bir yanda en allahsız şarkılar
bir yanda edirnekapı
vitrinsiz dükkanlar ve dut ağaçları
neden bütün insanların birbirini sevmesi gerektiğini
bir gün saat üçte köprüde anlayacak
saat üçte hepimizde gizli tanrıyı
bulup çıkaracak meydana
o zaman üç gemi İtalya'ya kalkacak
üç gemi Norveç'e
birisi pancar küsbesi götürecek
öbürü bir aşk kaçıracak gümrüksüz
bir gün saat üçte köprüde
üç martı insanlara bakıp imrenecek
bir adam iri bir lüfer çıkaracak denizden
işte o zaman bütün aşklar ve bulutlar geçecek aklından

Adı kimseye lazım değil...



Firewater - Electric City



Replikas - Gulyabani Müzik

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...