Cemal Süreya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cemal Süreya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.11.2016

White Roses


Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tren oluyor biraz
Ben bazen istasyonu bulamayan bir adamım

"Cemal Süreya"

22.03.2015

Kahvaltı


Cemal Süreya kahvaltıyla ilgili olarak: 

"Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı" der. 

Burak Aksak ise konuyu bir adım öteye taşıyarak 

"Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olabilmesi için masada en az iki çay bardağı olmalı." diyerek noktayı koyar....

Mutlu Pazarlar..

Eugenius - Breakfast

16.01.2015

Sokağın Dili


"Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk
Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş
Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel
Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel..."

'Cemal Süreya'

Hayatın atardamarı sokaklardan duvarlara yansıyan yaratıcı sanat eserleri.















18.12.2014

KAHVALTI


Yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı...

"Cemal Süreya"

Dünyada yapılan kahvaltılardan 50 adet seçki. İçinde Türkiye'de bulunuyor...


13.09.2014

Tren'li Şarkılar


Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni 
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni..

"Cemal Süreya" 

Tren yolculukları, insanın en çok kendiyle başbaşa kaldığı, uzayan giden tren rayları eşliğinde ruhsal bir yolculuk. Tren camına yaslanarak hayallere dalmak, yemekli vagonda yapılan bir kahvaltı. İnsan hayatındaki en görkemli kavuşmalar ve vedalar o yolculuklarda yaşanmaz mı? İşte trenli, demiryollu, demiryolculu şarkılar listesi...

- The Notwist "Off The Rail"
- Soul Asylum "Runaway Train"
- Boney M "One Way Ticket"
- Teoman "İstasyon İnsanları"
- Sakin "Denek Hayatım"
- Doobie Brothers "Long Train Running"
- Stereophonics "Graffiti On The Train"
- Jethro Tull "Locomotive Breath"
- The Smiths "The Draize Train"
- Nazan Öncel "Geceler Kara Tren"
- Bruce Springsteen "Downbound Train"
- R.E.M. "Driver 8"
- The Cure "Jumping Someone Else's Train"
- Joan Baez "The Night They Drove Old Dixie Down"
- Lynyrd Skynyrd "Railroad Song"
- Bob Marley "Zion Train"
- David Bowie "Station to Station"
- Felt "Train Above The City"
- 17 Hippies "The Train"
- Wolfmother "Love Train"
- Levellers "Dog Train"
- No Blues "Last Train to Haifa"
- Gülden Karaböcek "Kara Tren"
- Lee Hazlewood "Long Black Train"
- Arif Sağ "Gurbet Treni"
- Cat Stevens "Peace Train"
- Shocking Blue "Never Marry A Railroad Man"
- Guillemots "Trains To Brazil"
- Buzzcocks "Late For The Train"
- Gun Club "Black Train"
- Delta 5 "Train Song"
- The Hollow Man "White Train"
- The Farm "Groovy Train"

No Blues - Last Train To Haifa

4.05.2014

Her Mevsimin Bir Sonu Vardır


İlk defa okuldan kaçtığımda 16 yaşındaydım. Eskişehir'in gerçekten eski olduğu yatılı okul yıllarıydı. Devlet ciddiyetinin içimize işlendiği ama boyumuzdan büyük hayallerimizin olduğu bir dönem. Soğuk bir kış günüydü. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Bir bayram öncesi bir grup arkadaş okuldan kaçmak için plan yaptık. Salinger ile yeni tanıştığım bir dönemdi. Ona dair ne bulursam okuyordum. İçimde gizliden gizliye bir Holden Caulfield hayranlığı vardı. Okulun parmaklıklarından kaçış ve Enveriye İstasyonu'ndan trene kaçak biniş. Hiç unutmam o gece tren, nazi kamplarına ölüm taşıyan o karanlık katarlar gibi kalabalıktı. Dışarısı gece olmasına rağmen lapa lapa yağan kardan dolayı bembeyazdı. Ve o Eskişehir'in içine işleyen ayazı. O zaman hızlı trenler yoktu. Mavi Tren'in boş koridorlarının birinde Sümerbank bavulumun üzerine uzanmıştım. Aklıma Cemal Süreya dizeleri geldi; 

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni 
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni..

Kompartımanlarından birinden Ahmet Kaya'nın 'Kum Gibi' şarkısı yükseliyordu. 

Martılar ağlardı çöplüklerde
Biz seninle gülüşürdük
Şehirlere bombalar yağardı her gece
Biz durmadan sevişirdik 


Hayatımda bir şarkının bu kadar tesirli olabileceğini bir daha hissetmemiştim. Üşüyorsun ama içinde bir yanardağ alev püskürtüyor. Kokusunu, hacmini, cismini bilmediğin bir duygu. Tuhaf bir tat; ekşi ve acı arasında ama lezzetli. Hayat o an kum saatinden dökülürcesine damla damla ilerliyor. Bavuluma sarılmışım, boşta kalan elimle buharlanan camı siliyorum. Mavi Tren'in o raylara vuran tıkırtısı eşliğinde gökyüzüne bakıyorum. Şehirlerden uzaklaştıkça yıldızlar daha parlak oluyor. O zaman "işte bu benim yıldızım" demek daha kolay oluyor. Şehirler sahte ışıklarıyla duygular gibi çoğu şeyi gizliyorlar. 



Sonunda eve varış. Elbette arkadan oğlunuz okuldan kaçtı temalı bir telefon ve okula dönüşte alınan bir ton ceza. Ama içimdeki coşkuyu hatırlıyorumda, her şeye değmişti bence. Bazen bir anlığına yaptığın bir çılgınlık ömre bedel oluyor. Değiyor mu peki? Değiyor arkadaş. İliklerine kadar değiyor.

Ve babalarımız. Bizim kuşağımızın babaları biraz sertti. Onların hiç bir zaman ruh halinin mevsimi bilinmezdi. İçlerindeki sevgiyi hep ikinci plana atıp doya doya sarılmaya korktular. Ama belkide haklıydılar. Onlar bu çoğrafyada iki tane darbe gördü. Hapislerde yattılar, işkence gördüler. Sonuçta hapishanelere her dönem mevcut düzene karşı çıkan sistem muhaliflerini sindirme ve teslim almak gibi bir misyon verilmişti. Özellikle darbe dönemlerinde her şey işkence nedeniydi. Nedene de gerek yoktu aslında. Boyun eğdirme ve mutlak itaati sağlama adına dizginsiz bir politika izlendi babalarımız üzerinde. Buralarda onlara özellikle herkesin asker olduğu söylendi.  Askeri bir disiplin eşliğinde askeri sayım düzeni, tekmil zorunlu spor, yat-kalk saatleri, askeri marşlar gibi zorunlu dayatmalar tam bir itaat düzeni eşliğinde sayısız kere yapıldı. Belki bu yüzden babam sürekli rüyasında aynı marşı sayıklıyordu dolunaylı gecelerde. Ve sonra bir gün babalarımız eve döndü. Küskün ve umudunu yitirmiş bir vaziyette. Her zaman sert görünmek zorunda kaldılar. Belki o yüzden bizlerde sevdiklerimize sıkı sıkı sarılıp gitme diyemedik.

Sonrası mı? Geriye sadece kırık bir “Pinokyo” bisiklet ve ekmek almaya giderken aşık olduğumuz kızlar.

O günden sonra, “Babalar hep perşembe, anneler hep cuma oluyordu...” Ve çavdar tarlalarına özgürlük geldiği gün biz tekrar aşık olacağız....

 
Ahmet Kaya - Kum Gibi

9.04.2014

Sevda Sözleri


Tanrı bin birinci gece şairi yarattı, bin ikinci gece Cemal'i, 
bin üçüncü gece şiir okudu tanrı, 
başa döndü sonra, 
kadını yeniden yarattı....

"Ülkü Tamer"
 
Sambassadeur - Memories

Uçurumda Açan


belki de biraz geç rastladım sana
ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza
1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi
eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa...

"Cemal Süreya"

PaloAlto - Some Things Must Go This Way

8.04.2014

Beklemek


Öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya.
Manzaraysa ayrılığa sıfır! İşte her şey hazır.
Acılarımla iki lafın belini kırdık.
Yokluğunda bir kuş sütü eksik.
Yalnızlığım ve ben; seni çok bekledik..

"Cemal Süreya"

The Divine Comedy - Perfect Lovesong


29.03.2014

Bal Porsukları Partisi geliyor


Bal Porsukları Partisi yerel seçimlere çok iddialı hazırlandı. Gerek Ankara için çıkardıkları Belediye Başkanı adayı (Cemal Süreya) ve müdürlüklerde yer alacak isimler çok sağlam. Şaka bir yana gerçekten Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever gibi isimlerin aday olduğunu düşünün. Gerçekten öyle bir Türkiye ne kadar renkli olurdu. Şiirler, kitaplar, aşklar, sevda sözleri, yağmurlu günlere yakışan mitingler... Ama siyaset işte. Olmuyor. Siyaset kirli, siyaset zehirli, siyaset göz karartıcı...










Joy Division - Love Will Tear Us Apart

25.03.2014

Bal Porsukları Partisi


Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.

"Cemal SÜREYA"

Peace - World Pleasure

17.01.2014

Güzel Günler


Biz kırıldık daha da kırılırız
Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü
Hırsız da bilmiyor çaldığını
Biz yeni bir hayatın acemileriyiz
Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
Şiirimiz, aşkımız yeniden
Son kötü günleri yaşıyoruz belki
İlk güzel günleri de yaşarız belki…

"Cemal Süreya"

The Cure - Friday Im In Love

17.12.2013

Yalnızlık


Bir gün Turgut, Cemal, Edip ve ben içinden sokaklar geçen virane bir çay evinde oturmuş yalnızlığı konuşuyoruz. Cemal diyor ki:

"Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni…"


Sonra Turgut söze giriyor:

"İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını"
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstüleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sanılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımpara taşı gibi acımasız...



 Sonra Edip sazı eline alıyor ve diyor ki:

"Dağınık, renksiz bir mozayik gibiysem
Üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
Her şey o kadar dokunaklı ki
Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar..."

Ben de diyorum ki:

"Beyler anladık çok yalnızız, ama şuradan dört çay söylesek en azından...."

Tame Impala - Solitude is Bliss

13.09.2013

Taçsız Kral


Ensesiyle bile top alır, baldırıyla, oyluğuyla, hatta bademciğiyle.

Metin Oktay adsızlığın büyük şiirini yaratarak en büyük ad oldu. Hiçbir büyük futbolcu bu kadar ekip adamı olamaz. Yaratıcı, büyük, kulübünün tarihinde çıkardığı bir beden zekasını her an ayağının önünde bulan adam. Reha'nın kopuşlarını, Bülent'in uzak şut güvencesini, Gündüz'ün yönetsel serinkanlılığını da bulabilirsiniz onda. Ama, daha önemlisi, bir İsfendiyar'ın, bir Çoşkun'un ikincil katkılarını da dışlamadı. Böylece Galatasaray futbolcusunun portresi ortaya çıkıyor: Ekip oyunu, ikinciliğin zaferi.

Sanırım asıl niteliği topla buluşması. İnatçıdır bu konuda. Sevecendir. Şemsiyesini ne mi yaptı? Fenerbahçe'ye attığı çok ünlü bir gol vardır. "Uçan manda" olarak anılan Özcan'ın beklediği kalenin ağlarını yırttı. Ayıp olmasın diye ve rakip takıma bir cemile olarak şemsiyesiyle örttü orayı. Şemsiyenin bugün hala orada durduğu söylenir.

"Cemal Süreya, 99 Yüz"

Finali Cemal Süreya'nın yirmiye yakın şirinde geçen "keşke yalnız bunun için sevseydim seni" cümlesinin geçtiği en etkileyici şiirlerinden birinden bir alıntıyla bitirelim...

"yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni".

Semiramis Pekkan - Olmaz, Olmaz Bu İş Olamaz

Nazan Şoray - Hal Hal

22.08.2013

Bir insan ne zaman ölür?


Türk Edebiyatı'nın gamlı prensesi Tezer Özlü "Kasım ayı, ölüm ayı" derdi. Ama Azrail diğer aylarda da boş durmuyor. 22 Ağustos 1985 tarihinde aramızdan aldığı isim ise; büyük usta Turgut Uyar'dı. Turgut Uyar İkinci Yeni'nin en büyük isimlerinden birisiydi. İkinci Yeni dönemi şiir kadar birçok aşka da ev sahipliği yapmıştı. Bu aşkların baş kahramanı ise Tomris Uyar'dır. Tomris Uyar, Ülkü Tamer ile evlidir. O dönem bu genç kadının ismi Tomris Tamer'dir. Bu evliği sırasında Tomris Uyar, Cemal Süreya'ya aşık olur. İkisi de evlidirler, ancak aşkları için boşanırlar. Birlikte aşk ve şiir dolu üç yıl geçirirler. Aşkın ömrü üç yıl dedikleri için midir? bilinmez, bu aşk üç yılın sonunda biter. Aslında aşk bir araçtır, çünkü Tomris Uyar sahip olunamayacak kadar özgür bir ruha sahiptir. Geriye Cemal Süreya ve Tomris Uyar arasında güzel bir dostluk kalır.


Daha sonra Turgut Uyar ve Tomris Uyar arasında bir mektuplaşma başlar. O dönem Turgut Uyar eşinden ayrılmış, Tomris Uyar ise Cemal Süreya ile uzatmaları oynuyordu. Elbette bu şiir ve edebiyat üzerine mektuplaşmaların 'aşk' denen bir meyvesi olacaktı. Başlarda Tomris Uyar, aralarındaki 15 yaş farkını önemsememişti. Sonra anne olur. Fakat tükenen herşey gibi bu aşkta tükenir zamanla. Bu tükeniş Turgut Uyar'ın tükenişini hızlandırır. 22 Ağustos 1985 tarihinin Perşembe gününe kadar bu tükeniş devam eder. Bu şiir ve aşk dolu süreçte, Türk şiirinin bu önemli üç isminin ortak noktası Tomris Uyar olacaktı. Geriye en yorucu aşklar ve en can yakıcı şiirler kalır.

Turgut Uyar, Türk şiirinin en yalnız, en mutsuz, en umutsuz, bir o kadar en umutlu ve en görkemli şairlerinden biriydi. Turgut Uyar, romantik bir Anadolu delikanlısıydı. Doğuştan yakışıklı yani doğuştan şanslı olanlardandır. Ancak buna aldırmaz, dibine kadar mutsuzdur. Hayata bakış açısı karamsarlıktır. İçli, kırılgan masum bir çocuktur. Bütün fotoğraflarında ‘ben sıkıntılıyım’ der gibi huzursuz bakar. Uzanıp kendi yanaklarından öpebilecek bir ruh haline sahiptir. Turgut Uyar’ın hayat tanımı biraz acı üzerine yoğunlaşmıştır. Hani “Güllerin bedeninden dikenleri teker teker koparırsın, dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar.” Öyle bir şey. Zaten insanlardan tek bir şey istemişti “Benim dengemi bozmayınız.”


'Bir insan ne zaman ölür?' sorusuna Romalılar, şöyle yanıt vermişler: Onu en son anan insan öldüğü zaman. O zaman Turgut Uyar hala yaşıyor ve yaşamaya devam edecek....

Ve son sözü Turgut Uyar'a bırakalım..

Doğru mu değil mi bilmiyorum
kentler büyüyüp gidiyor ya aldırma
başka bir yaşama tutturmalı diyorum
köprü korkuluklarına
ufak buluşmalara yaslanan
yani tuzun amcası, sevincin
öz kardeşi olan
en küçük bir kuşun gözleriyle
dünyaya baktığın zaman her şey benim kalbimdir

Her şey benim kalbimdir ki bilirim
kimsenin olmadığı bir yerde
ölümü denemek isterdin
hiç değilse bir defa
nisansız bir serçe gibi
herkesin gözlerine saçlarına
avuçlarına dolanan
ama nisan olsa da olmasa da
serçeler benim kalbimdir...
 

15.01.2013

23 yıldır aşk yok memlekette


9 Ocak'ta BirinciBlog'da yayınladığım Cemal Süreya yazım...

Bugün takvim yaprakları 9 Ocak tarihini gösteriyor. Aşk’ın ve hüznün şairi Cemal Süreya’nın aramızdan ayrılışının yirmi üçüncü yılı.

Cemal Süreya bu topraklarda aşkın tarifini en güzel yapan şairlerden biriydi. Sözle, yazıyla, resimle ya da susarak yalanlar söylenen yeryüzünde aşka inanan nadir “Adam”lardan biriydi. Bu yüzden ki, yirmiye yakın şirinde keşke yalnız bunun için sevseydim seni” cümlesinin geçmesi tesadüf değildir. Cemal Süreya’ya göre, aşk da şiir gibi yasadışıdır. Yasallaşınca biter.

“İki çay söylemiştik orada, birisi açık
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni
Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni…”


İlk aşkı annesiydi. Cemal Süreya’nın annesi Gülbeyaz Erzincan’ın Karatuş Köyü’nden, karakaşlı, karagözlü biz Zaza kızıydı. Öylesine beyaz tenliydi ki, nüfusta Güllü olarak kayıtlı olduğu halde yakın çevresinde adı, Beyaz idi. Annesini çok küçük yaşta kaybetti. Annesinin arkasından şu satırları bıraktı;

“Annem çok küçükken öldü
Beni öp, sonra doğur beni..”

Hayatta aşk acısı dahil bir çok acı çekti. Daha çocukluğunda yaşadığı topraklardan sürgün edildi. O hayatı boyunca kendince sürgün yaşadı. Tıpkı şu dizlerinde dediği gibi;

“Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil…”

O İstanbul’u, İstanbul onu seviyordu. Sonbaharda yapraklarla konuşuyor, İstanbul’un baş döndürücü güzelliğine koşulsuz teslim oluyordu. Lodoslu İstanbul denizine bakıp, bir vahanın ortasındaki bu şehre hayranlığını gizlemiyordu. Tramvaylar ve vapurlar sadece bir şehri değil, onun duygularını da taşıyordu.

Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
Vapurdaydık vapur kıyıdan gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu…




Yalnız olmayı ve yalnızlığı seviyordu. Yalnızlığı sorduklarında şöyle cevap veriyordu;

Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni…


Ölürken bile şaka yapabilirim diyen Cemal Süreya’nın şiirinde ölüm düşüncesi son dönemlere kadar öne çıkmaz. Arada bir görünüp kaybolur. Arkadaşlarının, tanıdıklarının peş peşe gelen ölüm haberleriyle, hele Edip Cansever’in, Turgut Uyar’ın ölümüyle büyük bir sarsıntı geçirir. Ve üstü kalsın der;

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte…
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrum…
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…

Can Yücel’in dediği gibi 23 yıldır aşk yok memlekette…

Twins – Hang Around

Beak – Yatton
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...