Post-punk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Post-punk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.06.2015

Throbbing Gristle


1975'te Londra'da kurulan Throbbing Gristle, müziğin ve müstehcenliğin sınırlarında dolaşan bir performans ekibiydi. Genesis P-Orridge, Cosey Fanni Tutti, Peter Christopherson ve Chris Carter'dan oluşan dörtlü punk'ın uyanışa geçtiği bir dönemde yaptıkları müzikle bir kült statüsüne dönüştü. Kendi plak firmalarının varlığına rağmen ilk dönem kayıtlarını sadece birkaç yüz kopyayla sınırlandırdırlar. Genellikle belli bir biçime hapsedilmeyen müzikal yaklaşımları her çalışmalarında belli oluyordu. Örneğin ikinci albümlerine sığması için single'larından birini sadece 16 saniye sürecek kadar hızlandırmak, ilk albümlerini tersten çalarak tekrar kaydetmek gibi. Müzik basınının hep mesafeli yaklaştığı Throbbing Gristle, başta Cabaret Voltaire olmak üzere kendinden sonra gelen birçok gruba ilham kaynağı oldu. Onlar için Post-punk'ın öncülüğünü yapan grup dersek yanlış olmaz sanırım. Grup 1981 yılında şu mesajı yayınladıktan sonra dağıldıklarını açıkladı. "Throbbing Gristle bir projeydi, yoksa hayatın kendisi değil, grubun nektarını posasını çıkarana kadar emdik. Artık söyleyecek bir şeyimiz kalmadı."

Grubun dağılmasından sonra Orridge ve Christopherson Psychic TV, diğer iki grup üyesi ise Chris And Cosey oluşumları altında müzikal yaşantılarına devam ettiler. 2000'li yıllarda yeniden toplanan ve yeni albüm çalışmaları yapan Throbbing Gristle üyeleri Christopherson'un ani ölümüyle bu defteri tekrar kapattılar.


9.10.2013

Motorama - Eyes


Motorama 70'lerin sonu, 80'lerin başı new wave ve post punk damarından beslenen Rusya'lı bir grup. Parlak gitar tonları, keskin vuruşlar, şarkıların içine özenle işlenmiş synth ritimleri ve özellikle vokalist Vladislav Parshindark'ın Ian Curtis'i andıran karanlık ses rengi ile o dönemlerde kaydedilmiş bir albüm nostaljisi yaşatıyor bizlere. 2008 yılında yayınlanan Horse EP'leri ardından 2010 yılında çıkan 'Alps' albümünü 2012 tarihli 'Calendar' takip etti. Son olarak bu sene yayınladıklarını 'Eyes' şarkısı ile onları konuk ediyoruz. Motorama gizli bir hazine olarak müzikal yaşantısına devam ediyor. Bu gruba kayıtsız kalmayın isterim.

20.09.2013

Ustalara Saygı : Suicide



Suicide punk ekseninde müzik yapan bir oluşum olarak nitelenmesine rağmen onları diğer punk gruplarından ayıran birçok özellik var. En başta iki kişiden oluşuyorlar ve bas, gitar, davul gibi temel düzenekleri kullanmıyorlar. Zaten bu konuda en güzel cevabı yaptıkları müziğin punk yada avangart müziğin ekseninde olmadığını, bunların çevresinden dolanarak New-York blues yaptıklarını belirterek veriyorlar sanırım.

Brookklyn’li Alan Vega ve Bronx’lu Martin Rev ikilisinden oluşan Suicide ucuz aletlerle rockabilly ve elecktronik müziği muhteşem bir şekilde harmanlayarak kaotik deneysel seslere ulaşıyorlar. Bu kaotik ses harmonikasını Alan Vega’nın karanlık vokali ve nihilist bir sahne şovu bütünlüyor. 1977 tarihli bu ilk albüm Dadaist akımın etkisi altında hipnotik bir sound sunuyor bizlere. Bu bağlamda geniş anlamda punk sınırları, dar anlamda tanımsız çizgi ötesi bir galaksiden yaşam hakkında kısa hikayeler anlatıyorlar. Albüm Alan Vega’nın kontrolsüz vokaliyle "America is Killing its Youth" diye haykırdığı “Ghost Rider” ile kışkırtıcı drum machine destekli tekin olmayan bir giriş yapıyor.”Rocket U.S.A” punk’ın en yaratıcı ve nihilist haline gösteriyor. 10 dakikalık süresi ile sınırları zorlayan “Frankie Teardrop” bize frankie adli beş parasız kalmıs, bundan dolayı delirip karısını ve çocuğunu öldüren ve kendisi de intihar eden bir fabrika işçisinin hikayesini anlatıyor.


İnsanda soğuk duş etkisi yapan bu şarkıda Alan Vega zaman zaman öyle çığlıklar atıyor ki,tabiri yerindeyse kanımız donuyor. Martin Rev’in minimal ritimleri ve yükselip alçalan synth sesleri özellikle bu şarkıda kendini açıkça gösteriyor. Albümün en rahat dinlenebilen parçası olan “Keep your dreams” 80’ler new wave ve synth pop müziğinin haberciliğini yapıyor. Suicide’ın en bilinen parçası olan “Cheree” ise tekinsiz erotik bir kabare sunuyor sanki. Suicide’ın beyni Alan Vega 1986 yılında New York’ta tek kişilik bir heykel sergisi açmış, David Bowie ve Philip Glass ile David Van Teighem’ın “Fair Accompli” balesi için hazırladığı kolaja yardım ederek asıl ilham kaynağının sanat olduğunu göstermiştir.

Suicide’ın boyutsuz elektronikası Birthday Party,Soft Cell, Sigue Sigue Sputnik, Spacemen 3, Royal Trux, Jesus ve Mary Chain ve hatta 2008 yılının en debutlarından birini yapan MGMT’ye kadar o kadar çok grubu etkilemiştir. Suicide bize Throbbing Gristle, Cabaret Voltaire gibi müziği sanatla iç içe sokmuş avangard oluşumları hatırlatsa bile kendine özgü kimliği ile ayrı bir boyutta duruyor. Grubun hayranları arasında Joy Division, R.E.M, Bruce Springsteen, The Sister Of Mercy, Black Flag gibi isimlerin olduğunu söylersek sanırım anlatmak istediğimiz daha net anlaşılabilir. Günümüzün popüler soundları olan no-wave, electroclash, electropunk özünde Suicide müziğinden izler taşıyor. Evet zeka geliştiren müzik nedir? sorusunun cevabıdır Suicide. Ve bu cevap 30 yıldır bir tokat gibi yüzümüze çarpmaya devam ediyor.

Suicide - Ghost Rider

3.09.2013

Wire - Ahead


Babylon'un yeni sezon programında izleyeceğimiz isimler arasında post-punk'un efsane isimlerinden The Wire grubuda bulunuyor. Londra çıkışlı Wire grubunun özellikle çıkış albümleri olan 1977 tarihli Pink Flag hala punk'ın demirbaş albümlerinden biri kabul edilir. 21 şarkıyı 30 dakika gibi bir süreye sığdıran bu albüm kısa ve öz müzik nasıl yapılır sorusunun cevabı gibidir. Daha sonraki albümlerinde post-punk'ın etkisi daha fazla hissedilen Wire zaman zaman tekrar bir araya gelip sessiz sedasız albümler yayınlamaya devam ediyorlar. İsterseniz grubun yıllara meydan okuyan 'Ahead' şarkısına bir göz atalım.

Wire - Ahead
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...