11.01.2016

David Bowie Hiç Ölür mü?


Karanlık bir pazartesi sabahı bir haber yayıldı. David Bowie öldü dediler... İnsan inanmakta güçlük çekiyor, koskoca David Bowie hiç ölür mü?

David Bowie hiç şüphesiz müzik tarihinin en nev-i şahsına münhasır kişiliğiydi. O başka bir gezegenden dünyaya düşen, kaçak yolcuydu. Öteki dünyanın yaratıcılığının sesi, hayatla ölüm arasında ufak bir mesafede erken doğum yapan tüm müzik türlerinin arkasında olan isim. Her dönem isyan edenlerin, memnuniyetsiz gençlerin ve hayatla bir şekilde meselesi olanların Arka Sokak Peygamber'i David Bowie... Çok değil, 8 Ocak'ta 69. doğum gününü kutladığımız ve yeni albümü Blackstar’ı bağrımıza bastığımız David Bowie hayata gözlerini yumdu.

Tanıdığım en büyük David Bowie hayranlarından biri olan sevgili Hande Demirel yıllar önce şöyle demişti; David Bowie olmasaydı müzik, moda, sanat… Berbat dünyamızı güzelleştiren ne varsa bugünkü gibi olmazdı. Hunky Dory’deki Andy Warhol’u duymasaydık hiç, Warhol’u daha çok sevebilir miydik? Ya da Godzilla, Godzilla olur muydu Heroes olmasaydı? Starman öncü olmasaydı, Morrissey sahnede o kadar rahat, Björk bu kadar tiyatral olabilir miydi? Mesela Kurt Cobain “The Man Who Sold The World”ü söylemeseydi? Nine Inch Nails’den “I’m Afraid Of Americans”ı, Duran Duran’dan “Fame”i ya da Alice In Chains’den “Suffragette City”yi dinlemeseydik? Brett Anderson ya da PJ Harvey, Bowie’yi ya hiç sevmeseydi? Herşey aynı olur muydu? 

Sanırım dünya biraz daha ıssız ve çokca anlamsız artık...


5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün yine bir başka pazartesi. Oysa her şey ne kadar da tanıdık. Dünden kalan puslu bir pazar, ufukta beliren yarım yamalak bir salı. Medeniyetin ve insanların arasında kayıp geçen günler, aylar ve yıllar. Medeniyet dedikleri icatların, hayatımıza giren keşiflerin sınırı yok artık. Mahremiyet sadece romanların konusu olmaya aday. Amaç sözde insanları daha mutlu, daha özgür ve daha mükemmel kılmak. Peki bu ilerlemeye inat aksi yönde koşar adım giden yalnızlığımız ne olacak? İnsanlar çevrelerindeki kalabalıklara rağmen o kadar yalnız ki? Birazcık tatlı muhabbet, başını yaslamak için sağlam bir omuz, dudaklarını dayayıp içeceğin billur ve bereketli bir yudum su... Hepsi bu aslında... Bazen en çok aradıklarımız en yakınımızda oluyor. Nereden baktığımıza bağlı.

Sözü uzatmadan şarkılara geçelim. Mutlu Pazartesiler...

Chromaticks - Girls Just Wanna Have Fun

Italians Do It Better son yılların en özgün müzik firmalarından bir tanesi. Italians Do It Better oluşumu ise Johnny Jewel ve Mike Simonetti ikilisinin dark-wave, synth pop ve disko türünde müzik üreten bağımsız grupları bünyesinde toplayarak oluşturdukları kollektif bir yapı. Johnny Lewel önderliğinde kurulan Glass Candy ve Chromatics projeleri down-tempo bir elektronik altyapısı altında dark-wave ve synth pop türünün en güzel tınılarını sunuyor.  Orjinali Cyndi Lauper tarafından seslendirilen ve 80'lerin unutulmaz şarkıları arasında yer alan Girls Just Wanna Have Fun, Chromatics tarafından farklı bir evrene taşınmış. 





MGMT - Kids

MGMT Andrew VanWyngarden ve Ben Goldwaaser'dan oluşan iki kişilik bir proje. Yolları Connecticut'taki Wesleyan Üniversitesi'nin çimlerinde kesişmiş. 2008 yılında yayınladıkları debut albümleri "Oracular Spectacular" müzik tarihinin en güzel ilk albümlerinden bir tanesi. Bu albümde yer alan Kids ise; ütopik gençliğin masumiyeti, tam büyümemek, içimizdeki çocuk üzerine hayalperest bir parça.




Talk Talk - Life's What You Make It

80'li yılların en kötü yanı, gelişen teknolojiye pararelel, synthesizer batağında boğulmuş her şeyin müzik diye yutturulmaya çalışılmasıydı. İşte Talk Talk bunu ilk reddenlerden biri oldu. Özellikle 1986 yılında yayınladıkları "The Colour Of Spring" narin melodileriyle, o karanlık günleri ışıl ışıl aydınlatıyordu. 




Jonathan Richman - I Was Dancing in the Lesbian Bar

Size bir sır vereyim mi? 2000'li yılların ortalarında  Jonathan Richman, Ankara'da benim de aralarında olduğum yaklaşık 20 kişinin izlediği bir konser verdi. Rock müziğin gizli hazinelerinden biri olan Jonathan Richman, hem melankolik, hem de komik olmayı beceren güzel bir insan. 





Peter Sarstedt - Where Do You Go to My Lovely

Wes Anderson sayesinde ikinci baharını yaşayan, İngiltere'de 1969 yılının bir numarası Peter Sarstedt hiti. Hani bazı şarkılar insanı alıp götürür ya. İşte bu şarkı onlardan biri.

7.01.2016

Trent Parke


Bugün hayata dair fotoğraf karelerinin arkasındaki ismimiz, 1971 Avustralya doğumlu fotoğrafçı Trent Parke..












6.01.2016

The Beatles


Liverpool'da elbette sayısız deri giysili kötü çocuk vardı. İtiş kakış bir liman kenti olan Liverpool, İkinci Dünya Savaşı'nın etkisinden henüz kurtulamamıştı. Alman istilasının hatırası olarak çevre moloz yığınlarıyla kaplıydı. İşsizlik seviyesi yüksekti ve çok sayıda gencin öldürecek bol zamanı vardı. Belki de kentin bu kadar çok rock and roll grubu çıkarmasının sebeplerinden biri de budur. 1961 sonbaharında, barlarda ve kafelerde düzenli sahne alan yüzlerce grup bulunuyordu. Mersey Beat adında on beş günde bir yayınlanan, kulüplerin reklamını yapıp grupların hikayelerini anlatan bir gazete çıkıyordu. 

Beatles'ın hikayesinin başında Liverpool'un kenar mahallerinden işçi anne ve babanın oğlu olarak dünyaya gelen John Lennon adında Livepoool caz ve blues kulüplerinin müdavimi olan 17 yaşında bir genç vardır. Bir süredir gitar çalan Lennon, The Quarrymen adındaki grubuyla bazı besteler yapmaktadır. Grupta eleman değişikliğinin yaşandığı bir süreçte kendisi gibi müzikle çok ilgili olan Paul McCartney adındaki İrlanda kökenli bir aileden gelen, kendisinden iki yaş küçük bir gitaristle tanışmıştır. Bir süre sonra Lennon'un ilk başlarda yaşı küçük olduğu gerekçesiyle istemediği George Harrison adlı bir gitarist daha kadroya katılacaktır. Pete Best'in davulun başına oturmasıyla grup önce Johnny and The Moondogs, ardından Johnny and The Silver Beetles adını alacaktır. Ancak grup elemanları bu isimden ilham alarak bir sözcük oyunuyla, hem cazdaki vuruşlara bir gönderme yapmak hem de beat edebiyatına bir selam çakmak amacıyla adlarını The Beatles olarak değiştirmişlerdir.

İşte bazı hikayeler çok basit başlar ama etkisi müthiş olur...


2015 Reuters Fotoğrafları


2015 yılı geride kaldı. Reuters Haber Ajansı'nın geride kalan yıla ait karelerine baktığımız zaman dünyada çok değişen birşey yok gibi. Yine yıkım, yine ölüm, yine kan, yine savaş... 

Ve şimdi bazı rakamlar dünyanın en zengin %1'inin varlıklarının toplamı geri kalan dünya nüfusunun yüzde 90'ının toplam varlığından daha fazla. Bir diğer rakam ABD’de aşırı yemek ve kilo nedeniyle oluşan obezite için harcanan para yıllık kırk milyar dolar ve resmin diğer tarafı; bütün dünyada saatte üç yüz, yılda iki milyon çocuk ve sadece Afrika’da her yıl on üç milyon insan açlıktan ölüyor. Sanırım sözün bittiği yer.










4.01.2016

Sevmek!


Büyük usta Sait Faik 'Alemdağ'da Var Yılan' kitabında, "bir insanı sevmekle başlar her şey" der, sonra da ironik bir şekilde "burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor" diyerek noktayı koyar. Ne tuhaf başlayan her şey bitiyor ve biten her şey unutulmaya yüz tutuyor. Hayata baktığın pencere ne kadar büyükse ruhun o kadar ışık alıyor sadece. Yaşam kimi zaman bir düş, kimi zaman bir gerçek. Bir elmanın iki yarısı. Algılar, sezgiler, kurgular, gerçekler arasında gelip giden bir takım umutlar. Asıl sorun ise bu umut kaybolduğu zaman ortaya çıkan trajedi. Ruhun ve bedenin o zaman ikiye bölünüyor. Ve bu asla bir elmanın iki yarısı gibi olmuyor. Ağır basan taraf diğerine bir azınlık gibi işkence çektiriyor. Katıksız mutluluk mu? Cüneyt Arkın abimizin dediği gibi; "Canımın içi böyle şeyler sadece romanlarda olur." Ve ne yazık ki her roman da biter. Tıpkı senin gibi, benim gibi...


İçimizdeki Şeytan


İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir suçlusunu bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, suçunu üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış biz mazlum gibi nefsimi şefkat ve iltimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması. İçimizdeki şeytan pek te kurnazca olmayan bir kaçamak yolu. İçimizde şeytan yok. İçimizde aciz var. Tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Gerçekleri görmezden gelmek huyu...


Türkiye'de Caz


Jazz in Turkey yönetmenliğini Batu Akyol'un yaptığı 2013 yapımı güzel bir belgesel. Keyifli seyirler...



Meleklerin Düştüğü Yer



Modern toplum güdüleri sınırlar, bireyin özgürlüğünü baskı altına alır. Artık inanç çağı yıkılmış, kuşku çağının kapıları aralanmıştır. Bir kez kapıdan içeri girildiğinde karanlık sizi yutacaktır.

Gecenin bilincine vardığında, yalnızlığı daha da koyulaştı. Hayattan kaçıp geceye, düşlere sığındı. Ruhun karanlık gecesinde yabancıyle buluştu. Karanlığa gömüldü ve giderek artan dozlarda afyon kullanmaya başladı. Dolu bir tabancayı cebinden eksik etmeden, Avrupa'yı baştan başa dolaştı. Çok yalın bir törenle Marsilya'da bir krematoryumda yakıldı. Bütün yataklar birer mayın tarlasıydı çünkü. Çünkü sarhoştu sanat; kendisi için yapılmış yatakta uyumaz, adıyla çağrıldığında da derhal kaçıp uzaklaşırdı.

Yasa açıktır:
"Cazibesiyle büyülemeyen hiçbir şeyin bilgisini edinme
Açık sınırlarda asla durma."


5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bir yıl daha tarihe gömüldü. Değişen sadece takvim yaprakları mı yoksa bizler miyiz? Hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey hayat denen bu yolculuğun, tuhaf bir yol hikayesi olduğu ve insan denen kibirli varlığın kendine yakışır bir şekilde yaşamadığı. Bugün 5 Pazartesi şarkısında 2015 yılında yayımlanmış en beğendiğim albümlerden seçtiğim şarkılar yer alıyor. Yeni yılda da bu yalnız gezegende ve yaşadığımız savaş coğrafyasında çok şeyin değişeceğini düşünmüyorum . Ama her şeye rağmen umutlu olmak ve gülümsemeye devam etmek gerek. Mutlu yıllar....

Sufjan Stevens - Carrie & Lowell

 2015 yılının en beğendiğim albümü modern folk ozanı Sufjan Stevens’ın Carrie & Lowell isimli albümü. Sanatçının annesinin ölümü sonrasında hazırladığı albüm özetle samimi, içten ve kırılgan. Müziğin ve hislerin müthiş bir kimyası.



Tame Impala - Currents

Müzik dünyasında son on yılın, en heyecan verici isimlerinden biri kim soracak olursanız; birçok müzik otoritesi Tame Impala cevabını verecektir. Canlı izleme şansına da sahip olduğum Tame Impala, son albümleriyle saykodelik dünyadan, ses zenginliğinin doruk noktasına ulaştığı daha farklı bir evrene çıkılan bir rüya tadında. Yıllar geçtikçe kıymeti artacak modern bir klasik.





Curtis Harding - Soul Power

Soul müziğin zirve yaptığı yıllarda yayımlanmış hissi veren retro tat, bir o kadar da gümbür gümbür tınlayan modern ve lezzetli bir sound. Curtis Harding yeni nesil soul müziğin en heyecan verici isimlerinden. Yılın en büyük süprizlerinden.





Everything Everything - Get To Heaven

İngiliz ekip, Get To Heaven albümüyle mainstream sularında gezinip, bir o kadar da nasıl güzel ve keyifli bir albüm yapılabilir dersine iyi cevap veriyor. Eğlenceli, yormuyor, akılda kalıcı ve en önemlisi kaliteli. 




New Order - Music Complete

Grubun 10. stüdyo albümü “Music Complete” 25 Eylül tarihinde yayınladı. 11 şarkılık albümde gruba Iggy Pop, Brandon Flowers ve La Roux gibi önemli isimler eşlik ediyor. Dönem dönem değişik denemeler içine giren ve müzikal anlamda başarı sağlayamayan New Order bu albümle özüne dönmüş gözüküyor. 




Bunların haricinde Jamie xx, Unknown Mortal Orchestra, Alabama Shakes, Battles, The Arcs, Father John Misty, Blur, Belle and Sebastian, Courtney Barnett, Ezra Furman gibi isimler bu yıl çıkarmış oldukları albümlerle dikkat çektiler. 

Senenin en ilginç yapımlarından biri olan "A Girl Walks Home Alone at Night" filminin soundtrack albümü es geçilmeyecek kadar renkli ve zengin bir müzik ziyafetiydi. 





Senenin son süprizi tanıdık iki isimden geldi. The Strokes grubunun beyni ve çok yönlü projeleri ile tanınan Julian Casablancas abimiz ile Savages grubuyla tanıyıp bağrımıza bastığımız Jehnny Beth ablamız, bir Sort Sol/Lydia Lunch şarkısı olan Boy/Girl'e yeniden hayat verdiler. 

Bir bilgenin dediği gibi; "Müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanırlar..."

O zaman karlı bir Ankara sabahından hepinize Mutlu Pazartesiler....


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...