Hrant Dink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hrant Dink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.01.2015

Ayrılık


"Sabah saat on buçukta evden ayrıldı diye hatırlıyorum. Her zamanki gibi az da olsa yaptı kahvaltısını. Ayrılırken biraz keyifsizdi. Bir şey takılmıştı kafasına. Öperek yolcu ettim. Üzülme, dedim, çok da önemli değil bu sıkıntılar. Akşama döndüğünde geçer, dedim. Önemli olan varlığımız, gibi bir şeyler söyledim. Böyle bir konuşma oldu aramızda.

Sonra o işine gitti. Benim de dua toplantım vardı, oraya gittim. (...) Telefon çaldı. Oğlum, mama nerdesin? Dua et, diyordu. Sesi titriyordu. Dedim oğlum, sen nerdesin, orada kal ki ben geleyim. Kendisine bir şey oldu sandım. Yok bir şey mama, sen dua et..

Onun telefonu kapandı, Sera aradı. Mama, babam, dedi. (...) Evdekilere de bağırıyorum. Kimse bana engel olmasın. Agos’a gideceğim. Benimle gelmek isteyen varsa gelsin diye. İki arkadaşımla bindik taksiye. O yol da bir türlü bitmek bilmedi. Gittimse Ararat’la Sera’yı orada gördüm. Orada sarıldım onlara.

İnsanoğlu çok garip! O an çocuklarımın boynu bükük artık diye düşündüm. Eziklik, babasızlık, kanatlarının kırılmış olduğu... Böyle düşünceler üşüştü zihnime. Bu düşünceler içinde sarıldım onlara.

Ben gittiğimde eşimi kaldırmışlardı. Kanını gördüm kaldırımın üstünde. Sonra hep üzüldüm, niye uzanıp oraya, yanına yatmadım diye. Sonra hep üzüldüm... Çıkarken Agos’tan, baktım orayı sabunla suyla yıkıyorlar.

Temizlemeye çalışıyorlar. Sanki temizlenirmiş gibi. Suyla sabunla temizlenir mi dökülmüş kan?"

Rakel Dink

19.01.2014

Ruh halimin güvercin tedirginliği


Bugün 19 Ocak. Takvim yaprakları 19 Ocak 2007'yi gösterirken sırtını insanlara dönmeyi sevmeyen Hrant Dink, 3 kurşunla sırtından vurularak öldürüldü. Dink, o dönem yaşadığı sıkıntıları ve içinde bulunduğu ruh halini Agos gazetesinde şu şekilde satırlara dökmüştü.

"Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.

Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü. Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçekdışı? Doğrusu, bunu bilmem elbet mümkün değil. Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşattığım psikolojik işkence. “Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor” asıl beynimi kemiren. Ne yazık ki, artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların “aa bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattıklarını daha fazla hissediyorum. Ve reflesk olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.


Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik. Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik. Tıpkı bir güvercin gibiyim… Onun kadar sağıma, soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. Başım onun ki kadar hareketli… Ve anında dönecek denli de süratli.

Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek? “Canım, 301’in bu kadar da abartılacak yanı yok. Mahkum olmuş, hapse girmiş biri var mı?” Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi… İşte size bedel.. İşte size bedel…

İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz ey bakanlar?.. Bilir misiniz?... Siz, hiç güvercin izlemezmisiniz? Kolay bir süreç değil yaşadıklarım… Ve ailece yaşadıklarımız. Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahil oldu. Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında. O noktada hep çaresiz kaldım.

“Ölüm-kalım” dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim, ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlikeye altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım. İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı. Ben nerede olursam, onlar da orada olacaktı. “Gidelim” dersem geleceklerdi, “kalalım” dersem kalacaklardı.

Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik. Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama. .. Tıpkı 1915’teki gibi çıkacaktık yola. Atalarımız gibi. Nereye gideceğimizi bilmeden. Yürüyerek yürüdükleri yollardan. Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı…


Öyle bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil ama ayaklarımızın götürdüğü yere. Her neresiyse. Dilerim, böylesi bir terk edilişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.
Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler, başlayacak. Kim bilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım. Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.

Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki, bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe, ama bir o kadar da özgürce."


Beck - Missing

MGMT - Someone's Missing
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...