21.06.2016
1.07.2013
Factory Records


The Space Monkeys - Sugar Cane

James - Hymn From A Village
Durutti Column - Madeleine

New Order - Ceremony (7'' Version)

Joy Division - Transmission

Stockholm Monsters - All at Once

A Certain Ratio - Life's a Scream
Revenge - Jesus ... I Love You (7" Edit)

Electronic - Getting Away With It (Full Length Version)

Section 25 - Girls Don't Count

Crawling Chaos - Sex Machine

Happy Mondays - Kinky Afro (Radio Mix)
28.12.2011
2011 Karnesi

Geçtiğimiz yıldan acısıyla tatlısıyla akılda kalan güzel şarkılar.

Lana Del Rey - Video Games

The Weeknd - Wicked Games

Cults - You Know What I Mean

James Blake - Wilhelms Scream

Fleet Foxes - Helplessness Blues

Panda Bear - Alsatian Darn

tUnE-yArDs - Gangsta

Nerves Junior - As Bright As Your Night Light

The Antlers - I Don't Want Love

Holy Ghost - I Will Come Back

Yuck - Shook Down

Toro Y Moi - New Beat

Tennis - Tell Her No (Zombie's Cover)

Youth Lagoon - Afternoon

Future Islands - Balance

Korallreven - Honey Mine

Nicolas Jaar - I Got A Woman

Destroyer - Kaputt

Gang Gang Dance - Adult Goth

Clams Casino - I'm God

Real Estate - It's Real
5.10.2011
Ortaya Karışık Çoban Salata

No Ceremony - Hurtlove
Visions of Trees - Sirens
Amateur Best - Ready For The Good Life
James Blake - Enough Thunder
Nite Jewel - She’s Always Watching You
Southern Shores - Take Me Anywhere
Body Language - Seeds of Sight
New Look - Janet
17.05.2011
13.04.2011
Blog’lar iyi müziği öldürebilir mi?

Dünya müzik basınının tipik tavrıdır: dergiler gündem yaratmak için önlerine gelen ortalama gruplardan dahi çok büyük bir şey yakalamışçasına bahsedeler. Rolling Stone, Q, Spin kimi koymak isterseniz koyun listeye. En ağır eleştiriyi de kapağına her hafta yeni yetme bir grubu “müziğin kurtarıcısı” olarak taşıyan İngiliz müzik dergisi NME alır. Bir senede karşımıza çıkan ve çok iyi olduklarını duyduğumuz için dinlemeye haftalarımızı ayırdığımız yüzlerce gruptan da, olsa olsa üç beş tanesi iş yapar o kadar. Bu, klasik anlamıyla basılı medyanın bizlere dayattığı bir sistemdi. Plak şirketleri, reklam verenler ve albüm satma güdüsü ise tetikleyicilerden birkaçı. Adam basmış binlerce doları arka kapağınıza reklamı girmiş, siz tabii ki içeride üç beş sayfa o grubu öveceksiniz.
Şimdi işler değişti. Dergiler aynı sistemi uygulamaya devam etseler de, artık daha büyük, yaygın ve etkili bir oyuncu müzik piyasasına çeki düzen veriyor, eleştirel bir dille de yer yer kirletiyor: Blog’lar. Yanlış anlaşılmasın, henüz Türkiye’de çok az müzik blog’u var ve bunların sayısı katlansa ortam daha da keyifli olur. Ben daha çok, son haftalarda karşıma sıklıkla çıkan ve küresel çapta tartışılmaya başlanan bir konudan bahsediyorum. Blog’ların dinleyiciler ve müzisyenler üstündeki etkisi. Tartışmayı Amerikan müzik dergisi Under The Radar Mag başlatmıştı. Ben size durumu özetleyeyim.
Basılı medyanın aksine, blog’ların ulaşabileceği alan neredeyse sınırsız. Under The Radar, Rollo & Grady, Pretty Much Amazing gibi bu yeni nesil medya kanalları, standart dinleyici/izleyici tarafından alışılageldik kanallardan çok daha güvenilir kabul ediliyor. Bunda bağımsız oluşları en önemli etkenlerden bir tanesi. Yani sözleri ciddiye alınıyor. İşte kritik nokta burada başlıyor. Dünyada tek başına milyonlarca takipçisi olan –ki bunların en klişesi Pitchfork’tur- müzik blog’ları mevcut. İyi satan bir gazetenin bile çoğu zaman kat ve kat üstünde bir rakamdan bahsediyoruz. Üstelik insanlar da size güveniyor. Sadece tek bir parçası olan müzisyenler bile bu blog’larda iyi bir eleştiri aldıklarında dünya çapında yıldız haline geliyorlar. Tapes ‘n Tapes, Voxtrot, She Wants Revenge gibi isimler bu blog’lar sayesinde tek günde şöhreti yakalayanlar arasında. Yakın örnek: James Blake’in Limit To Your Love şarkısı Pitchfork’ta bir numaraya oturunca, sadece birkaç günde yüzbinlerce kez dinlendi. Henüz ortada albüm dahi yokken. Sonra ne mi oluyor? Eğer iddia edildiği kadar iyiyse, o tek şarkısını dinlediğimiz ismin üç-beş ay sonra çıkan albümü de bizi hayal kırıklığına uğratmıyor. Tahmin doğru, her şey kontrol altında. Peki ya denildiği kadar iyi değilse ve durum abartıldıysa? İşte o zaman yukarıdaki isimlerin birçoğunda olduğu gibi, bir süre sonra kim olduklarını dahi hatırlamakta güçlük çekiyorsunuz.
Internet’te yeni bir şeyler öneriyor olmanın psikolojisi: “en iyiyi ilk siz önerirseniz kazanırsınız” da beden buluyor. Dolayısıyla, blog’lar ortalama şeyleri dahi abartarak karşımıza çıkartabiliyorlar. Her gün yeni birisi dünyayı kurtarıyor, yapılmamışı yapıyor. Blog’lar kahinliğe soyunarak geleceğin müzisyenlerini, yeni The Beatles’ları, The Velvet Underground’ları sunmaya bayılıyorlar. Tutmazsa sorun yok, kimse giyotinle başlarını uçurmuyor ama olan dinleyiciye ve müzisyenlere oluyor. Dinleyiciler seçimlerini yapmakta ciddi şekilde zorlanıyorlar ve bir albümü derinlemesine dinlemekten fazlasıyla uzaklaşıyorlar. Malum; dün yeni olan bugün eskidir. Müzisyenlerse henüz tam da hazır olmadıkları bir dönemde karşılaştıkları büyük beklenti ve ilgi karşısında ezilip gidiyorlar. Under The Radar Mag’de Amerikalı Tapes ‘n Tapes tam olarak bundan bahsediyor: “Her şey o kadar hızlı oldu ki, iyi bir konser grubu olacak vakti bulamadan Avustralya’da turneydik” diyorlar. Tabii ki aradan geçen yılların ardından kimse onları umursamıyor, yeni albümleri listelere dahi giremiyor ve o zaman onlara kucak açan blog’lar (en başta Pitchfork) şimdi onlara sırtlarını dönüyorlar.
Bir düşünün; çok iyi olduklarını okuduğunuz için indirdiğiniz ama o kadar da iyi çıkmadıkları için, kaderi bilgisayarınızın bir köşesinde sadece yer kaplamak olan kaç albüm var? Kaçının adını hatırlıyorsunuz? Hatırlasanız şöyle bir internet’te adını arayın. Emin olun üç-beş blog o albüm hakkında “yılın en iyisi” yazmıştır, muhtemelen daha yılın ortasındayken. Sözün özü: benim bazen “Blog’a inanma ama blog’suz da kalma” diyesim geliyor. Sizi bilmem.
"Alper Bahçekapılı"26 Mart 2011 - Sabah Gazetesi
James Blake - Limit To Your Love

