James Blake etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
James Blake etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.06.2016

Günün Şarkısı: James Blake - Radio Silence


Şehrin ruhu ve akşamları, kaldırımlara çöker, eski merdivenlerden koklar denizi...


1.07.2013

Factory Records


Manchester müzik haritasında önemli bir rol oynayan Factory Records bir nevi Malcolm Mclaren rolüne soyunmuş dahi karakter Tony Wilson ve Alan Erasmus önderliğinde 1978 yılında Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? diyerek yola koyuldu. Öykü basit post-punk'ın karanlık köşelerinden yola çıkıp, gittikçe önem kazanan acid house etkili dans müziğine geçiş. Şirketin felsefesi şu cümlelerle özetleniyor aslında. Our artist own all the music and we own nothing. Daha az cümle daha fazla müzik diyerek sizi o dönemde Factory Record etiketiyle basılmış kayıtlarla başbaşa bırakıyorum.




The Space Monkeys - Sugar Cane



James - Hymn From A Village



Durutti Column - Madeleine



New Order - Ceremony (7'' Version)



Joy Division - Transmission



Stockholm Monsters - All at Once



A Certain Ratio - Life's a Scream



Revenge - Jesus ... I Love You (7" Edit)



Electronic - Getting Away With It (Full Length Version)



Section 25 - Girls Don't Count



Crawling Chaos - Sex Machine



Happy Mondays - Kinky Afro (Radio Mix)

28.12.2011

2011 Karnesi


Bir yıl daha şimdi bir rüzgar gibi geçiyor. Normal şartlarda bir çok günün hayatın akışına bir etkisi yoktur derler. Başlar ve biter. Bir yıl daha başladı ve bitti. Bu sene içimde şehirler çarpa çarpa büyüdü. Birçok ülke ve şehir gördüm. Her bir şehrin sokaklarında sadece sen ve ben vardık. Ve bir gün sabah sabah kapını çalsam ve desem ki yeniden başlayalım usul usul, gürül gürül. Sadece bir yer beğen rüzgarın estiği yönden.

Geçtiğimiz yıldan acısıyla tatlısıyla akılda kalan güzel şarkılar.




Lana Del Rey - Video Games




The Weeknd - Wicked Games



Cults - You Know What I Mean



James Blake - Wilhelms Scream



Fleet Foxes - Helplessness Blues



Panda Bear - Alsatian Darn



tUnE-yArDs - Gangsta



Nerves Junior - As Bright As Your Night Light



The Antlers - I Don't Want Love



Holy Ghost - I Will Come Back



Yuck - Shook Down



Toro Y Moi - New Beat



Tennis - Tell Her No (Zombie's Cover)



Youth Lagoon - Afternoon



Future Islands - Balance



Korallreven - Honey Mine



Nicolas Jaar - I Got A Woman



Destroyer - Kaputt



Gang Gang Dance - Adult Goth



Clams Casino - I'm God



Real Estate - It's Real

17.05.2011

Video: James Blake – Lindesfarne


...Ve bir söz, o senin korkarak yaklaştığın.


13.04.2011

Blog’lar iyi müziği öldürebilir mi?


Dünya müzik basınının tipik tavrıdır: dergiler gündem yaratmak için önlerine gelen ortalama gruplardan dahi çok büyük bir şey yakalamışçasına bahsedeler. Rolling Stone, Q, Spin kimi koymak isterseniz koyun listeye. En ağır eleştiriyi de kapağına her hafta yeni yetme bir grubu “müziğin kurtarıcısı” olarak taşıyan İngiliz müzik dergisi NME alır. Bir senede karşımıza çıkan ve çok iyi olduklarını duyduğumuz için dinlemeye haftalarımızı ayırdığımız yüzlerce gruptan da, olsa olsa üç beş tanesi iş yapar o kadar. Bu, klasik anlamıyla basılı medyanın bizlere dayattığı bir sistemdi. Plak şirketleri, reklam verenler ve albüm satma güdüsü ise tetikleyicilerden birkaçı. Adam basmış binlerce doları arka kapağınıza reklamı girmiş, siz tabii ki içeride üç beş sayfa o grubu öveceksiniz.

Şimdi işler değişti. Dergiler aynı sistemi uygulamaya devam etseler de, artık daha büyük, yaygın ve etkili bir oyuncu müzik piyasasına çeki düzen veriyor, eleştirel bir dille de yer yer kirletiyor: Blog’lar. Yanlış anlaşılmasın, henüz Türkiye’de çok az müzik blog’u var ve bunların sayısı katlansa ortam daha da keyifli olur. Ben daha çok, son haftalarda karşıma sıklıkla çıkan ve küresel çapta tartışılmaya başlanan bir konudan bahsediyorum. Blog’ların dinleyiciler ve müzisyenler üstündeki etkisi. Tartışmayı Amerikan müzik dergisi Under The Radar Mag başlatmıştı. Ben size durumu özetleyeyim.

Basılı medyanın aksine, blog’ların ulaşabileceği alan neredeyse sınırsız. Under The Radar, Rollo & Grady, Pretty Much Amazing gibi bu yeni nesil medya kanalları, standart dinleyici/izleyici tarafından alışılageldik kanallardan çok daha güvenilir kabul ediliyor. Bunda bağımsız oluşları en önemli etkenlerden bir tanesi. Yani sözleri ciddiye alınıyor. İşte kritik nokta burada başlıyor. Dünyada tek başına milyonlarca takipçisi olan –ki bunların en klişesi Pitchfork’tur- müzik blog’ları mevcut. İyi satan bir gazetenin bile çoğu zaman kat ve kat üstünde bir rakamdan bahsediyoruz. Üstelik insanlar da size güveniyor. Sadece tek bir parçası olan müzisyenler bile bu blog’larda iyi bir eleştiri aldıklarında dünya çapında yıldız haline geliyorlar. Tapes ‘n Tapes, Voxtrot, She Wants Revenge gibi isimler bu blog’lar sayesinde tek günde şöhreti yakalayanlar arasında. Yakın örnek: James Blake’in Limit To Your Love şarkısı Pitchfork’ta bir numaraya oturunca, sadece birkaç günde yüzbinlerce kez dinlendi. Henüz ortada albüm dahi yokken. Sonra ne mi oluyor? Eğer iddia edildiği kadar iyiyse, o tek şarkısını dinlediğimiz ismin üç-beş ay sonra çıkan albümü de bizi hayal kırıklığına uğratmıyor. Tahmin doğru, her şey kontrol altında. Peki ya denildiği kadar iyi değilse ve durum abartıldıysa? İşte o zaman yukarıdaki isimlerin birçoğunda olduğu gibi, bir süre sonra kim olduklarını dahi hatırlamakta güçlük çekiyorsunuz.

Internet’te yeni bir şeyler öneriyor olmanın psikolojisi: “en iyiyi ilk siz önerirseniz kazanırsınız” da beden buluyor. Dolayısıyla, blog’lar ortalama şeyleri dahi abartarak karşımıza çıkartabiliyorlar. Her gün yeni birisi dünyayı kurtarıyor, yapılmamışı yapıyor. Blog’lar kahinliğe soyunarak geleceğin müzisyenlerini, yeni The Beatles’ları, The Velvet Underground’ları sunmaya bayılıyorlar. Tutmazsa sorun yok, kimse giyotinle başlarını uçurmuyor ama olan dinleyiciye ve müzisyenlere oluyor. Dinleyiciler seçimlerini yapmakta ciddi şekilde zorlanıyorlar ve bir albümü derinlemesine dinlemekten fazlasıyla uzaklaşıyorlar. Malum; dün yeni olan bugün eskidir. Müzisyenlerse henüz tam da hazır olmadıkları bir dönemde karşılaştıkları büyük beklenti ve ilgi karşısında ezilip gidiyorlar. Under The Radar Mag’de Amerikalı Tapes ‘n Tapes tam olarak bundan bahsediyor: “Her şey o kadar hızlı oldu ki, iyi bir konser grubu olacak vakti bulamadan Avustralya’da turneydik” diyorlar. Tabii ki aradan geçen yılların ardından kimse onları umursamıyor, yeni albümleri listelere dahi giremiyor ve o zaman onlara kucak açan blog’lar (en başta Pitchfork) şimdi onlara sırtlarını dönüyorlar.

Bir düşünün; çok iyi olduklarını okuduğunuz için indirdiğiniz ama o kadar da iyi çıkmadıkları için, kaderi bilgisayarınızın bir köşesinde sadece yer kaplamak olan kaç albüm var? Kaçının adını hatırlıyorsunuz? Hatırlasanız şöyle bir internet’te adını arayın. Emin olun üç-beş blog o albüm hakkında “yılın en iyisi” yazmıştır, muhtemelen daha yılın ortasındayken. Sözün özü: benim bazen “Blog’a inanma ama blog’suz da kalma” diyesim geliyor. Sizi bilmem.

"Alper Bahçekapılı"26 Mart 2011 - Sabah Gazetesi



James Blake - Limit To Your Love

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...