Paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.07.2015

Maria Missakian



yine akşam oldu Attilâ İlhan
üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
belki Paris'te maria missakian
avuçlarında bir çarmıh acısı
gizlice bir sefalet gecesi
çocuğunu boğarmış gibi boğup paris'i
sana kaçmayı tasarlar her akşam...

Attila İlhan 1948 yılında Paris’e gider. Paris’te Ermeni asıllı Fransız olan Maria Missakian ile tanışır. Birlikte şehrin altını üstüne getirirler. Sanat, edebiyat, aşk... Attila İlhan Türkiye’ye dönmeye karar verir. Missakian’ı da getirmek istese de pasaportu olmadığı için getiremez. Sürekli mektuplaşırlar. Sürekli onu getirmek için uğraşsa da başaramaz. Giderek mektuplar azalmaya başlar. Daha sonra Maria’nın bir müzisyenle evlenip çocukları olduğunu ve zamanla mutsuzluktan alkolik olduğunu öğrenir. Yağmur Kaçağı şiir kitabının içindeki Maria Missakian sayfasını imzalayıp ona gönderir. Bu aslında şairin son vedasıdır.


9.02.2015

1960'ların Paris'i


Bugün hayata dair kareler için 1960'ların Paris'ine uzanıyoruz. O hiç unutulmayan 1968 yılına giden yolda yaşanan bohem hayatı. Ulusların ve kültürlerin hala ayrı ve birbirinden çok farklı olduğu bir dönemde, dünyanın dört bir yanından asi ruhların bir anda alevlendiği bir süreç. 1968'i kendine özgü kılan taraf, insanların birbirinden çok ayrı meseleler için ayaklanması ve ortak bir başkaldırı arzuları, bunu nasıl yapacaklarına dair fikirleri olması, kurulu düzene yabancılaşmaları ve her türlü otoriterciliğe karşı derin bir nefret duymalarıydı. LIFE arşivinden alınan fotoğraflar eşliğinde işte 60'lı yıllarda aşkın ve devrimin şehri Paris...

















Serge Gainsbourg - Initials BB

2.12.2013

3000 Volt Aşk


Paris Sıkıntısı, Yolculuğa Çağrı :

Ancak böyle bir ortamda güzelleşirdi yaşam, evet - zamanında daha yavaş işleyip daha çok düşünce içerdiği, duvar saatlerinin daha derin ve daha anlamlı bir sesle çaldığı yerde güzelleşirdi yaşam.



An Education, Lone Scherfig, 2009 :

Paris'e gitmek,
siyah giymek,
sigara içmek'le alakalı bir yanılgı hikayesi...

Çünkü Jenny günün sonunda (!) şöyle der :

- I feel old but not very wise -

Duffy - Smoke without Fire

22.11.2013

Boy Meets Girl


"Şimdilik aşk acısı çekiyorum ve bu acıdan mahrum kalmak istemiyorum."

En sevdiğin filmler nedir sorusuna, ilk on'umda yer alan Leos Carax'ın henüz 24 yaşında çektiği "Boy Meets Girl" filmi önden koşar yanıtımda..

Aşk ile yaralanmak, gece yarısı karanlığında amacı belirsiz yürüyüşleri aklıma getirir oldum olası. Sığınmak için gecenin karanlığını seçeriz. O karanlık sırlarımıza gebedir; ama doğum yapmak için bir sonraki sırrın görünmesini bekler. Sırlarımızı açacak bir tek o vardır ve sığınarak, sırlarınızla birlikte kaybolmak istersiniz gece karanlığında. Boy Meets Girl filmindeki Paris geceleri, işte tam da bu ruh durumuyla paralellik oluşturuyor. Kaybolmuşluk ama çölün ortasında bir damla suya hasret insan gibi, bu kaybolmuşluğun keşfedilmesini bekleyen bir ruh hali bu..


Kaybetmiş olmak, kaybolmuş olmak anlamına geliyor çoğu zaman. Ve her kayboluş bir yeniden bulunuşa gebe.. Alex'in gece yarısı amaçsızca karanlık Paris Sokaklarında dolaşmasının sebebi, kaybolmuşluğuna bir ortak bulabilmek. Kendisi gibi kaybolmuş birisiyle beraberce kaybolmak! Mireille. Bir başka kaybolmuş..

Alex, kendisine, al aşkını ver beni denilerek terk edilmiş birisidir aslında. Geri aldığı aşkını, gerçek sahibine verebilmenin susuzluğu ile kaybolmuştur gecenin karanlığında. Mireille de öyle.. Aşk denen nesne, gerçek yerini buluncaya kadar mecazi nesnelerde dolaşır durur ya, Alex'in de Mireille'nin de bekledikleri, aşklarını verebilecekleri gerçekliği bulmak olsa gerek..


Wong Kar Wai'nin "In the Mood for Love" filmindekine benzer bir kavuşamama durumu var Carax'ın filminde. Yan yana gelmek yıldızların altında olmak kadar huzurludur, iki sohbet etmek hayatta en istenen şeydir ama ötesine geçebilmek adeta yasaklanmış gibidir. Bir büyü vardır, tam o sınır bölgesinde duran ve öteye geçilince yerle bir olacakmış gibi olan.. Alex ve Mireille'nin en yaralı oldukları andaki o "ilk buluşmaları" o yüzden çok değerlidir. Alex böyle yan yana gelip Mireille ile konuşmayı hayal bile edemiyordur ama itici bir güç ile gece boyunca yan yana sessizliklerini paylaşacaklardır bir mutfakta..

Alex'in Mireille'ye, Mireille'nin Alex'e anlattıkları yaşadıkları değil, yaşamayı düşledikleridir belki de. Aldatılmışlıkları, kaybolmuşlukları ve bir yerlerde birisi tarafından bulunmayı çölde susuz kalmış bir insan kadar istemeleridir onları birbirlerine hiç olmadık zamanda bu derece yakınlaştıran. İkisi de yollarda yalnız dolaşmayı seviyorlardır ve yine aynı yolda yalnız dolaşacaklardır, yan yana ama yapayalnız. Aşkın peşinde aradıkları kendileridir aslında. Kaybolan insanın ilacıdır aşk. Aşk, kaybettiklerine ulaşması için bir binektir insan için. Alex ve Mireille, birbirlerinde kendilerini, kendilerinde de derin izlerini aramaktadırlar.

Boy Meets Girl, ne kadar analiz edilmeye çalışılsa, görüntü ile yazılan bir şiir olduğundan, içsel ruh halini parçalayabilir. Ondandır ki fazla söz kalabalığı yapmamak lazım gelir bu film adına, ki herkesin ağzında pelesenk olmaması dileğimdir..

İyi seyirler..



Boy Meets Girl

1.11.2011

Durum Raporu



Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa

Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı...


Malcolm Middleton - Fight Like The Night

Future Islands - Balance

Paris - Disco Fever

Rebel Moves - Pompala
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...