Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.06.2016

AŞK OLSUN


"Aşk" insanlık tarihinin en büyük varlık nedenlerinden biri. Kimi zaman bir yaşam kaynağı, kimi zaman bir yokoluş nedeni. Net bir cevabı olmayan çok bilinmeyenli bir denklem. Son kullanma tarihi göreceli olan garip bir duygu. O zaman müzik tarihinden bazı aşk şarkıları sizler için gelsin.

Jacques Brel “Ne Me Quitte Pas”

Sanırım dünya üzerinde aşkın ve ayrılığın bu kadar acı anlatıldığı çok az şarkı yazıldı. Evet bir Jacques Breal parçası olan “Ne me quitte pas” uçurumun dibini anlatan ender şarkılardan bir tanesi. Ve ellerinin gölgesi olayım/ Hatta köpeğinin gölgesi/ Yeter ki beni bırakma… Sözlere bak hizaya gel. Hikaye odur ki; Jacques Brel bu şarkıyı ilk defa Olympia konserinde okuduğu zaman kulisteki gazetecilerin, “bu nasıl güzel bir aşk şarkısıdır, hangi aşk yazdırdı bunu size?” sorusu üzerine, yüzlerine tükürerek “Ben aşkın bir insanı nasıl alçalttığını, küçülttüğünü anlatmaya çalıştım. Güzelliğini değil!” cevabını vermiştir.

Chris Isaak “Wicked Game”

“Aşk alçak bir oyun, gerçekten öyle” diyerek mesaj verme kaygısı olan sözleri barındıran Wicked Game aşkın karanlık tarafına odaklanıyor. Özellikle şarkıya Herb Ritts’in çektiği klipte model Helena Christensen rol almış ve klip o dönem için milyonlarca ergen erkeğin hayallerini süslemişti. İnsanın romantikleşme katsayısını yükselten bu parçanın haliyle birçok cover’ı yapılmıştı. En bilineni ise bir dönem Ankara gece hayatının da marşı olan HIM tarafından yapılan cover’ıydı. Ne diyelim “Güç” sizinle olsun.

Bülent Ortaçgil “Sensiz Olmaz”

Aşk bir dengesizlik işi/ Dengeye dönüşendir sevgi. Evet aşkın bir kimya ve denge işi olduğunu vurgulayan bir Bülent Ortaçgil klasiği. Özellikle bu şarkı karşısındakine elektrik veremeyen arkadaşlara gelsin.

Müslüm Gürses “Senden Vazgeçmem”

Arabeskin ağır abisinden ağır sözler eşliğinde bir hayat dersi. Müslüm Baba bir şey diyorsa mutlaka bir bildiği vardır. Dünya tersine dönse vazgeçmem/ Gökteki güneş sönse vazgeçmem/ Sensizlik inan ki ölümden beter/ Canımdan geçerim senden vazgeçmem. Off sözlere bak. Alo Muhittin Abi, eve gelirken bir 70’lik kap gel, başımızda bir büyük bulunsun.


Bob Marley “No Woman No Cry”

Türkiye’de tamamen yanlış anlaşılarak “bekarlık sultanlık” ekolünü başlatan şarkıdır. Bu yüzden benim gibi, bizim kuşaktan birçok erkek evde kaldı. Sahiden biri çıkıp “No Woman No Cry” ne demek açıklasın.

The Cure “Love Song”

Robert Smith aşık olduğunu kadına bu şarkıyı yazarak bir çok üniversiteli gencin hayatını kurtardığının farkında mıdır acaba? Karışık CD’de mutlaka yer almalı, es geçmeyelim. Yüzde yüz “Mutlu Son” garantili.

The Doors “Love Me Two Times”

Bir kere yetmez iki kere sev beni diyenlerin şarkısı. Aklınızda bulunsun bir kereden bir şeycik olmaz ama iki kereden maraz doğar. Bu şarkıyı “bir sevgili yetmez iki olsun” mantığıyla anlayan yurdum insanı da az değildir. Her limanda bir sevgilim olsun misali. Adama derler birader sen Ali Kaptan’mısın. Ah Ali Kaptan “böyle açaydım kollarımı, sana gitme diyeydim.”

Elvis Costello “I Want You”

Fazla laf oyunu yapmadan direk konuyu giren bir şarkı. Hızlı yaşamayı seven James Dean ruhlu arkadaşların şarkısı. Tuhaftır ülkemizde en çok sevilen Costello şarkısı. Adam sırf bu yüzden Türkiye konseri için repertuarına bu şarkıyı almıştı. Şarkıdan ilhamla çekilen Winterbottom filmi bir dönem normal sinemalar yerine erotik film oynatan sinemalarda gösterilmişti.

Fikret Kızılok “Gönül”

Fazla söze gerek yok anlatılan net ve açık. Böylesi sevdiğin için / Bir kördüğüm oldu için/ Ağlıyorsun için için Gönül…Özellikle romantik bünyeler tarafindan tok karna tüketilmesi tavsiye edilir.

Müzeyyen Senar “Geçti Sevdalarla Ömrüm”

Türk Sanat Müziğine malolmuş bir isimden kalpleri delip geçen hüseyni makamı bir şarkı. Sevdalarla geçen bir ömrün arkada çalan fon müziği. Meyhane ortamında ve rakıyla tesiri 3 kat artıyor.

Cem Karaca “Tamirci Çırağı”

Cem Karaca bu şarkı ile sınıfsal çatışma kadar, karşılıksız bir aşkın hikayesini anlatıyor. Tamirci çırağı arabasını tamire getiren zengin kıza bir bakışta vurulur. Ama bir araya gelmeleri asla mümkün değildir. Sınıfsal farklılıklar, karşılıksız aşk geriye tek bir şey kalıyor zaten. İşçisin sen işçi kal.


Neşet Ertaş “Gönül Dağı”

Aşk şarkıları demişken Kırşehir’li büyük usta Neşet Ertaş’ı es geçmemek gerek. Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez/ Gönülden gönüle gider yol gizli gizli. Sözlerin vuruculuğu insanı çarpıyor.

Nazan Öncel “Bu Havada Gidilmez”

Gitmek aşk olayının vardığı kaçınılmaz son sanırım. Biri mutlaka gider ve diğeri kalır. Bu baharda gidilmez/ Yağmurlarda gidilmez/ Aslında hiç gidilmez/ Gidilmez. Peki aşk nereye kadar: Son günüme kadar/ Kalp durana kadar. Ama öyle olmuyor işte giden gidiyor. Giden gider, kalan sağlar bizimdir demek kolay olmuyor.

Nina Simone “Ain’t Got No/I Got Life”

Dünyanın en nefis seslerinden biri olan Nina Simone yokluklar üzerine haykırıyor. Param yok, arabam yok, adım yok derken özetle bir aşkımda yok diyor. Yeşilçam’ın fakir kız, zengin oğlan filmlerine göz kırpıyor.

Rolling Stones “Angie”

Söz Jagger, müzik Richards ve listelerde bir numaraya çıkmış bir Rolling Stones klasiği. Kime yazıldığı her zaman tartışıldı. Hatta bir dönem Angela Merkel seçim kampanyasında bu şarkıyı kullandı. Vurucu bir balat arayanlar için iyi bir seçim.

Orhan Gencebay “Bir Araya Gelemeyiz”

Orhan Gencebay en başından net tavrını ortaya koyuyor. Zorlamaya gerek yok diyerek cool takılıyor. Yüce dağlar bizi bizden ayırmış/ Arkasını göremeyiz sevdiğim/ Ferhat bir zamanlar delmiş diyorlar/ Dağ bir değil, delemeyiz sevdiğim. Mesaj çok açık fazla naz aşık usandırır.


Leonard Cohen “ Dance Me To The End Of Love”

Aşk şarkılarına en çok yakışan isimlerden biri Cohen. Adam cool, romantik ve görkemli bir kaybeden. Akıp giden bir keman eşliğinde şarkı insanın içine işliyor. Ya sonunda peki; aşkın sonuna kadar dans edersin, bitince eve gidip tek başına halay çekersin.

Tanju Okan “Kadınım”

Bu şarkıyla ilgili şöyle bir hikaye vardır. Tanju Okan’ın deliler gibi aşık olduğu genç kadını, ailesi, tehlikeli gördükleri bu ilişkiden kurtarmak için Amerika’ya kaçırır. Tanju Okan iyice çöker. Yine içkinin etkisiyle sızdığı bir gece, Mehmet Teoman, Tanju Okan içeride uyurken bu şarkıyı yazar. Fazla söze gerek yok sonuç ortada.

Joy Division “Love Will Tear Us Apart”

Joy Division benim için her zaman çok özel bir grup olmuştur. Ian Curtis’in bu şarkıyı yazdığı andaki ruh halini düşünmek bile ürkütücü. Severek ayrılalım diyor ama bunu yapmak o kadar kolay mı? İki aşk arasında kalmış bir adamın çırpınışları yankılanıyordu karanlık bir gecede. Karısıyla boşanma noktasına gelmişti, çok gerilimli günler yaşıyordu. Sonrasın Ian Curtis boğazına ilmeği geçirdi ve hayatına son verdi.

Zeki Müren “Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin”

Ne çok sevmiştim seni ne çok hatırlar mısın/ Aşiyan yollarından ses versem duyar mısın/ Hala beni düşünür ve hala ağlar mısın/ Bir bahar seli gibi dalımdan akıp geçtin. Nefis bir ses, şahane bir müzisyen, öncü bir devrimci ve tarifsiz bir yorumcudur Zeki Müren. Bu ülkede askeri darbe yapmadan halkın paşası olmuş tek kişidir. Tavlada 6-4 kapısı onundur. O bir “Sanat Güneşi”dir.

29.07.2015

Maria Missakian



yine akşam oldu Attilâ İlhan
üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
belki Paris'te maria missakian
avuçlarında bir çarmıh acısı
gizlice bir sefalet gecesi
çocuğunu boğarmış gibi boğup paris'i
sana kaçmayı tasarlar her akşam...

Attila İlhan 1948 yılında Paris’e gider. Paris’te Ermeni asıllı Fransız olan Maria Missakian ile tanışır. Birlikte şehrin altını üstüne getirirler. Sanat, edebiyat, aşk... Attila İlhan Türkiye’ye dönmeye karar verir. Missakian’ı da getirmek istese de pasaportu olmadığı için getiremez. Sürekli mektuplaşırlar. Sürekli onu getirmek için uğraşsa da başaramaz. Giderek mektuplar azalmaya başlar. Daha sonra Maria’nın bir müzisyenle evlenip çocukları olduğunu ve zamanla mutsuzluktan alkolik olduğunu öğrenir. Yağmur Kaçağı şiir kitabının içindeki Maria Missakian sayfasını imzalayıp ona gönderir. Bu aslında şairin son vedasıdır.


12.02.2015

Aşkı Duvarlara Yazmak


Her ne kadar 14 Şubat bana çok yapay ve ruhsuz gelse de Kadıköy Belediyesi 14 Şubat Sevgililer Günü için “Aşk”ı duvara yazmış.  Bu billboardlarda yedi usta şairin aşk üzerine yazdığı şiirlerin yanısıra Kadıköy'de aşıkların buluştuğu mekanların fotoğrafları yer alıyor.

Peki sevmek nedir?

Bakınız Edip Cansever  ne demiş bu konuda; “Kimse kimseyi sevemez / Ama hiç kimse.” Çünkü aşk başlı başına tek bir duygu değildir. İçinde; neşe, samimiyet, hüzün, şehvet, saygı, merak, şefkat gibi birçok duyguyu barındırır. Bu duyguların miktarı, kişiden kişiye ve yaşanılan aşkın şiddetine göre değişir. Bunların içinde en önemlisi nedir sizce? Bence başta saygı ve samimiyet.

Maalesef bu özel günde dayatılan duyguların çoğu; samimiyetten uzak, zorunluluktan kaynaklanan mesafeli bir yakınlık. Ey bilinen en zeki yaşam formu olan İnsan, sevgi aşk gibi kavramlar ne zaman bu kadar ucuzladı. Farkında olmadan ucuzlayan bu seri üretim Çin malları mı yoksa senin vicdanın mı? Ama biliyoruz ki gerçek aşk emek ister ve sahici bir aşkı kutlamaya bir gün değil, bir ömür yetmez...
Şimdiden Mutlu 14 Şubat'lar...






Morrissey - You Have Killed Me

4.04.2014

Gökyüzünden leylekler geçer, biz gülüşürdük...


Baharın müjdecisi leylekler...

Ama yıllar var ki leylek görmedim! Ya siz? Hani çocukluğumda göç eden leyleklerin gökyüzünde çizdiği o eşsiz resmi özledim. Ahşap evlerin bacalarına kurdukları yuvalarda tek bacakları üzerinde durup etrafı filozofça seyreden ve ara sıra gagalarını birbirine vurarak takır takır sesler çıkaran hacıleylekler.



Leyleklerle ilgili en ilginç hikayelerden biri Bayburt'ta yaşanıyor.  Eşi 11 yıl önce elektrik akımına kapılarak telef olan leylek, göç mevsiminin tamamlanmasına rağmen geçtiğimiz yıl da göç etmedi. Tam 11 yıldır aynı yuvasında eşini bekliyor. Ve biz insanlar; her duyguyu bildiğimizi sanan, gözü doymaz varlıklar. Herşeyi sonuna kadar sömürüp, dünyanın kendileri için yaratıldığını düşünen insanlar. Yeri geldiğinde çok vefalı, çok aşık, çok duygulu, çok narin olduğumuzu söyleyip, sonra birden canavara dönüşen insanlar. Evet aşkı da böyle ayaklar altına aldık. Aşkı piyasa ekonomisinde, dolar euro paritesi karşısında çok ucuzlattık. Oysa gerçek aşk sırat köprüsü gibidir. Hepimiz tek başımıza ya geçeriz ya da geçemeyiz. Ama inadına aşk ve sevgi diyoruz. Biliyoruz ki bu dünyayı sadece aşk ve birbirini seven insanlar kurtarabilir. Birbirini boğmak için can atan, nefret kusan insanlar değil....


Aragon "Mutlu Aşk Yoktur" der ve şöyle devam eder..

Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da...

Ama neden olmasın. Mutlu aşk olmalı.. Yoksa bu dünya gerçekten çekilmez bir yer olurdu. Bahar gelsin, biz göğe bakalım, leylekler üstümüzden uçsun. Bir anda ellerimiz kavuşsun ve birbirimizin gözlerinin içine bakıp gülüşelim....

A Flock Of Seagulls - I Ran (So Far Away)

17.12.2013

Aşkın her hali


Bu günlerde internet gündeminin en çok konuşulan ismi Bob. Bob, kanser hastası olan eşini güldürebilmek için balerin kılığında fotoğraflar çektirmiş. Aşkı uğruna dünyayı karşısına almış yürekli bir adam Bob. Saygıyla önünde eğiliyoruz.





Adele - Lovesong

18.11.2013

Uzak İhtimal


Modern insanı tanımlamam istenseydi, muhtemelen, aklıyla kalbi arasında kaldığında aklının tercihlerini öne çıkaran ve kalbinin üstüne aklın örtülerini sımsıkı kapatan insan olarak tanımlardım. Bu tercih, insanın ruhuna açık olan alanları ve aşkınlığa açılan kapıları elinin terssiyle geri çevirmesi ve dünyevi bir varlık olarak kalmak istemesi demektir.. Günümüz dünya sinemasında aşkın ele alınış biçimi de tenselliğin ve cinselliğin eksenindedir çoğunlukla, oysa ki aşk, duygudan çok haldir..

Mahmut Fazıl Coşkun'un yönettiği Uzak İhtimal filmindeki aşk hikayesi gibi.. Ankara Beypazarı'ndan İstanbul'da Galata Kulesi'ne yakın bir küçük camiye müezzin olarak atanmış Musa'yla, Musa'nın kapı komşusu olan rahibe adayı Clara arasındakii bu sessiz aşk hikayesi; bunca şatafat, gösteriş ve tensellik dünyasında, aşkın sukût halini göstermesi açısından son derece samimi bir hikaye. Konusu okunduğunda dinler arası "büyük" bir konuyu anlatmayı amaçlayan geveze bir film olduğu izlenimi verebilir. Ancak bu film, büyük hikayelerin ve politikaların göz ardı ettiği küçücük hikayelerden bir hikayeyi ele alıyor.Vıcık vıcık bir duygusallık değil, sükûnet içinde ancak ruhların temasıyla dile getirilebilecek olan bir aşk anlatımı söz konusu.


Film, dindarlığı başka insanlara bir propaganda eylemi olarak dayatan değil, kendi hayatındaki incelikleriyle yaşayan mütevazi üç insanın etrafında dönüyor aslında.. Uzak İhtimal, üç ince ruhun birbiriyle temas ettiği bir hayatın ihtimalleri üzerine kafa yoruyor bir anlamda.. Filmle ilgili yorumlarda en fazla sorulacak soru, Musa'nın Clara'ya neden aşkını söyleyemediği sorusu olacaktır. Zira zaten bilinenin ve görünenin dil ile söylendiğinde değerinden çok şey kaybedeceğini hisseden iki insan söz konusu iken bu sorunun yersiz ve anlamsız olduğunu düşünenlerdenim..

Filmin dinler arası diyalog olarak anlaşılabilecek bir konu seçerek, bu yolla izleyici çekmek istediği düşünülebilir. Ancak bu tuzağa hiç düşmeden dinler arası diyaloğun kocaman sözleri değil, her yerde, herkesin başına gelebilecek ama herkesin aynı şekilde yaşamayı beceremeyeceği bir aşk hikayesinin anlatıldığı Uzak İhtimal gerçekten insan ruhunun aşkınlaşma potansiyeline de bütün hüznüyle dokunuyor. Birbirlerini çekerek çukura düşüren değil, birbirilerini, acıyla da olsa yukarıya çeken iki aşık insanın hikayesi bu..

Aşkı ele alışında modern anlayışlardan uzak duran sükûneti ve sadeliği ile oldukça güzel bir film Uzak İhtimal, sessizlik barındıran bir pazar gününe eşlik eder yanınızda..

Richard Ashcroft - A Song For The Lovers

29.07.2013

Mutlu Aşk!


Aragon "Mutlu Aşk Yoktur" diyerek ortaya evrensel bir kuram atmıştır. Belki de Aragon'un demek istediği sorunun aşkta değil, aşk olgusunu yaratan taraflarda olduğudur. Yani aşk iki tarafın kavuşmasındaki, ortak bir noktada buluşmasındaki imkazlığı mı anlatır? Bu yüzden aşka bir ömür biçip, sevgiyi sonsuz bir şekilde kutsarız. "Aslolan sevgidir" diyerek kısa ve acısız olanı tercih ederiz. Aşk tiner gibi uçucu, sevgi ise kalıcıdır demeyi tercih ederiz.

İnsanlık tarihi ile yaşıttır o zaman aşk arayışı ve bunun beraberinde getirdiği yıkım. Bu yıkım; içsel bir yolculuk, egoyu parçalayan bir deprem ve gerçeklik algısını zayıflatan bir süreçtir. Bu ruhsal dönüşüm mevsiminde ne olduğumuzun ya da ne olacağımızın çok farkına varamayız. Naif duygular eşliğinde pembe bir masalla başlayıp, gri bir hikayeye dönüşen trajik bir yol hikayesi. Sonunda ise yaşadıklarımdan öğrendiğim çok şey var diyerek, o kafamızdaki sorulara anlam yükleriz.

Böyle, öyle, şöyle tarifsiz bir şey aşk. Yaşamadan anlam yüklemek çok zor kısacası..

The Cure - Love Song

26.05.2013

Çoğala çoğala tükenenler…



Ne diyordu Osman Konuk “Şiir Savaşlarım” isimli şiirinde:

ben yine buralardayım, siz burdasınız, ötekiler burda
ötekiler
çorap, kitap, nişan yüzüğü, gözlük kullananlar
sevimli kafası çalışan iyi insanlar
benim açlığımla beslenen
hava durumuna göre din değiştiren
boş zamanlarında acı çekenler
çoğalan
çoğala çoğala tükenenler…


Terkedilmiş şehirler kadar yalnızdık diyordu şair. İkimizde vıcık vıcık insan kaynayan iki farklı şehirde yalnızlığın o tuhaf acısını yaşıyorduk. Kim bilir, farkında olmadan birbirimizi faşist duygularla özlüyorduk. Durmadan “bir şehri tanımak istiyorsan sokaklarında kaybolmak gerekir” diyorduk. Bu yüzden ikimizde fırsat buldukça sokaklara çıkıp her birinin değişik hikayesi olan yüzlerin peşinden koşuyorduk. Evet her bir yüzün değişik bir hikayesi vardır ve her hikaye görkemli bir son arar kendine. Hatırlıyor musun şehirlerarası ucuz otobüs firmalarını mesken tuttuğumuz bir dönemde, seni yine Kurtuluş Ankaray durağında bekliyordum. Şimdi ki gibi akıllı olmayan akılsız telefonlarımızda haberleşip bir saat belirlemiştik. Hani sevdiğinle kimi buluşmalar vardır, ruhun senden bir adım önde gider. Ayrılık uzun sürmüş, bu sefer bir başka özlemişsindir. Soğuk bir Ankara gecesinde gözüne uyku girmez, sürekli onu düşünürsün, cadde dolusu plan yaparsın beyninde. Buluşma anı yaklaştıkca zaman geçmek bilmez, saatler günlere, dakikalar saatlere dönüşür sanki. Ama o yıkık dökük şehir, birden Taç Mahal ihtişamına bürünür. 


Ve karşında onu görürsün aniden. Sanki renklerin acelesi vardır, en çokta kırmızının. Aniden yüzün kırarır siyah önlüklü bir ilkokul öğrencisi misali. Sarılırsın defalarca, her sarılmada dünyayı kucaklıyormuş gibi hissedersin. Artık soğuyu hissetmezsin, kalbinde başlayan sıcaklık tüm bünyene akar sıcak su misali. En bakir duyguların kabarır onun yanında. Aşkın en organik hali yaşanır. Hatırlıyor musun o gün seni Kurtuluş’ta defalarca öpmüştüm. O gün bizi öpüştüğümüz için kovalayan eli bıçaklı, kalbi sevgiden yoksun piyonlar yoktu. Bilirsin bu ülkede en kolayı kullanılıp kullanılıp bir köşeye atılan piyon olmaktır. Ama biz sıradan bir nesne olmak yerine, hep bu tarihin bir öznesi olmak istedik. Gerektiğinde yanlışa isyan eden bir kuşağın figürleri. Ne dersin o gün sokakta öpüştüğümüz için, şimdi birilerinin dediği gibi “azgın ve ahlaksız” insanlar mıydık? Ama biz kimseden bir şey çalmadık, kimsenin kul hakkını yemedik, hiçbir zaman hesabını veremeyeceğimiz çok paramız olsun istemedik. Babamın beni ve kardeşimi elimizden tutup götürdüğü o naif bayram namazlarını özledik. 


O gün, Kurtuluş Parkı'nda paylaştığımız sadece bir simitten çok fazlasıydı. Kim derdi, birgün farklı dünyalara dağılacağız diye. Şimdi sanırım köprünün altından çok sular aktı, köprüden son çıkışı hatalı sollama ile geçtik ve gece çoktan siyaha döndü. Geriye ne mi kaldı? Sanırım “hava durumuna göre din değiştiren, çoğala çoğala tükenen, kalbi sevgisiz, eli bıçaklı insanlar.”

Belki de başka türlü bir şey bizim istediğim; uzunluğu ve tutkusu mesafelerden bağımsız. Belki bir gülüş, belki bir bakış, belki de bir söz. İçinde devrik cümleleri bol, son'u olmayan bir hikaye. Farkında mısın, artık bu ülkede gece ve gündüz hiç bir zaman eşit olamayacak mevsimlere inat. Ya şu hayat denen şey, hiç bir zaman yaşanmayacak bir dünyanın yanılsamasıysa. İçim ürperiyor ve çok korkuyorum. Korkuyorum çünkü; kendi inancından olmayan herkese karşı düşmanlıkla doldurulan, sanat düşmanı, birbirini bir futbol maçı yüzünden bile öldüren, cinsiyetçi, homofobik, ırkçı, bağnaz, kadınları barbarca yok eden bir nesil yeşeriyor.

Sahi ne dersin herşey için artık çok mu geç? Ve artık gelecek bizler için sadece bir kaygıdan ibaret mi olacak?

Peki Turgut Uyar ne diyordu?

sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
tanrınız büyük amenna
şiiriniz adamakıllı şiir
dumanı da caba
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız…

Ve son olarak insanın sevdiğini sokak ortasında öpmesi ahlaksızlıksa, beni de listenize yazın...

The Cure - Love Song

2.11.2012

Aşk kaç kişilik yaşanır



Tarihin belki de çözüm bulamadığı en önemli sorularından biridir “Aşkın etiği olur mu?” önermesi. Kısaca aşkın ahlaksal boyutunun sınırları nedir? Aşk her ne kadar iki kişiliktir dense de, çoğu zaman üçüncü kişi araya girer. Aşkın yazılı olmayan kuralı gereği, genelde bu üçüncü kişiye çekip gitmek düşer. Zaten gerçekten seviyorsa onun mutluluğu için ondan vazgeçip gider.

Tarihte bu genellemenin dışında tuhaf bir hikaye vardır. Lili Brik ile Mayakovski, tutkulu bir aşkın taraflarıdır. Fakat Lili Brik, Mayakovski’ye aşık olduğunda evlidir. Bu durum onu rahatsız ettiğinden durumu kocasına itiraf eder ve boşanmak ister. Tutkulu bir aşık olan kocası Ossip Brik ise, boşanmak yerine birlikte yaşamayı teklif eder. Üçümüz birlikte ölene kadar mutlu yaşayalım der…

Peki sonuç: Mayakovski’nin hayatının son bulma şekli intihardır.

Aşkın gözü kör olduğu için bütün ilişkilerin ilk günleri harika geçer. Sonrasında bir durgunluk dönemi ve acı sonun yaklaşması. Hani Alain De Botton demiş ya “İki insan ayrılırken, şefkatli konuşan taraf aşık olmayan taraftır.” Aynen bu süreç işlemeye başlar son aşamada. Sonrasını söylemeye gerek yok. Şayet unutamıyor ya da unutmak istemiyorsanız bir umut dünyasıdır alıp başını gidiyor. Zaten bu üç kişilik ilişkilerin üçüncü tarafı bu süreçte en iyi yardımcı oyuncu dalında işin içine girer. Zaten rolü de filmin süresine göre, ya eski sevgili arayana ya da unutulana kadar devam eder. Sonrası bildiğimiz hikaye. Ne demiş şair:

Ben birini sevmiyordum. O da beni sevmiyordu
bir gün bir yerde randevulaştık
ben gitmedim. O da gelmedi...

Stanton Miranda - Love Will Tear Us Apart

The Brunettes - Lovesong

18.08.2011

When Routine Bites Hard


Hani kimi buluşmalar vardır sevdiğinle, ruhun senden bir adım önde gider. Ertesi gün onun geleceğini bilirsin. Ayrılık uzun sürmüş, bu sefer bir başka özlemişsindir. Akşamdan en güzel kıyafetlerini denersin üstünde, sonrada güzelce katlayıp bir köşeye bırakırsın. Soğuk bir Ankara gecesinde gözüne uyku girmez, sürekli onu düşünürsün, cadde dolusu plan yaparsın beyninde.

Ertesi gün günün ilk ışıklarıyla uyanırsın, o gün güneş bir başka taraftan doğmuştur senin için sanki. Saatlerce hazırlanırsın daha güzel görünmek için onun gözüne. En sevdiği kokuyu ıslak gökyüzü misali boşaltırsın üzerine. Aynaya defalarca bakıp, saatler öncesinden çıkarsın evden. En sevdiği beyaz çikolatayı alıp, tren garına koşarsın.

O gün garların safran hüznü yoktur orada. O yıkık dökük peron Taç Mahal ihtişamına bürünür birden. Zaman geçmek bilmez, saatler günlere, dakikalar saatlere dönüşür sanki. O tren düdüğü birden dünyanın en tatlı melodisi gibi gelir kulağına. Kaçıncı vagondadır bilmiyorsun ya volta atarsın peronda. Ve kapıda onu görürsün aniden. Sanki renklerin acelesi vardır, en çokta kırmızının. Yüzün kırarır birden siyah önlüklü bir ilkokul öğrencisi misali. Sarılırsın defalarca, her sarılmanda dünyayı kucaklıyormuş gibi hissedersin. Artık soğuyu hissetmezsin, kalbinde başlayan sıcaklık tüm bünyene akar sıcak su misali. En bakir duyguların kabarır onun yanında. Aşkın en organik hali yaşanır o gün. Saatlerce mutfaktan çıkmak istemezsin, sadece yemek değildir yaptığın. Biraz senden, biraz ondan içine her şeyi katarsın o yemeğe mutfakta. Ona sarılıp uyumak sanki ana rahmine geri dönüş mutluluğundadır o gece. Onu uyurken seyredersin, uyanıkken seyredersin ama yinede doyamazsın izlemeye. Saçları bir başka kokar her seferinde. Sabah beraber uyanırsın, tıpkı akşam beraber uyuduğun gibi. Ona kahvatlı hazırlamak dünyanın en zevkli işidir senin için. Bütün bunlar nedir bilirmisiniz ; bunun adına aşk diyorlar. Elbette anlayana.



Stanton Miranda - Love Will Tear Us Apart

Jose Gonzalez - Love Will Tear Us Apart

Broken Social Scene - Love Will Tear Us Apart
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...