Ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın: duygusal olarak "unutulmaz bir an" denen yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak, tam kendisiyle yüzyüze geldiğin bir başka kişiyle birlikte, birşey yaşadığında (bir sevinç, bir acı...) -- o zaman gerçekten yaşarsın.
Ama bu "an"ları son derece seyrek yaşarsın (kimi insanlar --çoğunluk?-- bunları hiç yaşamaz belki); son derece de kısa... gene de, bunların sağladığı anlam yoğunluğu, yaşamının bütün geriye kalan çölünü yeşertmeye yetecek."
"Aşk" insanlık tarihinin en büyük varlık nedenlerinden biri. Kimi zaman bir yaşam kaynağı, kimi zaman bir yokoluş nedeni. Net bir cevabı olmayan çok bilinmeyenli bir denklem. Son kullanma tarihi göreceli olan garip bir duygu. O zaman müzik tarihinden bazı aşk şarkıları sizler için gelsin.
Jacques Brel “Ne Me Quitte Pas”
Sanırım dünya üzerinde aşkın ve ayrılığın bu kadar acı anlatıldığı çok az şarkı yazıldı. Evet bir Jacques Breal parçası olan “Ne me quitte pas” uçurumun dibini anlatan ender şarkılardan bir tanesi. Ve ellerinin gölgesi olayım/ Hatta köpeğinin gölgesi/ Yeter ki beni bırakma… Sözlere bak hizaya gel. Hikaye odur ki; Jacques Brel bu şarkıyı ilk defa Olympia konserinde okuduğu zaman kulisteki gazetecilerin, “bu nasıl güzel bir aşk şarkısıdır, hangi aşk yazdırdı bunu size?” sorusu üzerine, yüzlerine tükürerek “Ben aşkın bir insanı nasıl alçalttığını, küçülttüğünü anlatmaya çalıştım. Güzelliğini değil!” cevabını vermiştir.
Chris Isaak “Wicked Game”
“Aşk alçak bir oyun, gerçekten öyle” diyerek mesaj verme kaygısı olan sözleri barındıran Wicked Game aşkın karanlık tarafına odaklanıyor. Özellikle şarkıya Herb Ritts’in çektiği klipte model Helena Christensen rol almış ve klip o dönem için milyonlarca ergen erkeğin hayallerini süslemişti. İnsanın romantikleşme katsayısını yükselten bu parçanın haliyle birçok cover’ı yapılmıştı. En bilineni ise bir dönem Ankara gece hayatının da marşı olan HIM tarafından yapılan cover’ıydı. Ne diyelim “Güç” sizinle olsun.
Bülent Ortaçgil “Sensiz Olmaz”
Aşk bir dengesizlik işi/ Dengeye dönüşendir sevgi. Evetaşkın bir kimya ve denge işi olduğunu vurgulayan bir Bülent Ortaçgil klasiği. Özellikle bu şarkı karşısındakine elektrik veremeyen arkadaşlara gelsin.
Müslüm Gürses “Senden Vazgeçmem”
Arabeskin ağır abisinden ağır sözler eşliğinde bir hayat dersi. Müslüm Baba bir şey diyorsa mutlaka bir bildiği vardır. Dünya tersine dönse vazgeçmem/ Gökteki güneş sönse vazgeçmem/ Sensizlik inan ki ölümden beter/ Canımdan geçerim senden vazgeçmem. Off sözlere bak. Alo Muhittin Abi, eve gelirken bir 70’lik kap gel, başımızda bir büyük bulunsun.
Bob Marley “No Woman No Cry”
Türkiye’de tamamen yanlış anlaşılarak “bekarlık sultanlık” ekolünü başlatan şarkıdır. Bu yüzden benim gibi, bizim kuşaktan birçok erkek evde kaldı. Sahiden biri çıkıp “No Woman No Cry” ne demek açıklasın.
The Cure “Love Song”
Robert Smith aşık olduğunu kadına bu şarkıyı yazarak bir çok üniversiteli gencin hayatını kurtardığının farkında mıdır acaba? Karışık CD’de mutlaka yer almalı, es geçmeyelim. Yüzde yüz “Mutlu Son” garantili.
The Doors “Love Me Two Times”
Bir kere yetmez iki kere sev beni diyenlerin şarkısı. Aklınızda bulunsun bir kereden bir şeycik olmaz ama iki kereden maraz doğar. Bu şarkıyı “bir sevgili yetmez iki olsun” mantığıyla anlayan yurdum insanı da az değildir. Her limanda bir sevgilim olsun misali. Adama derler birader sen Ali Kaptan’mısın. Ah Ali Kaptan “böyle açaydım kollarımı, sana gitme diyeydim.”
Elvis Costello “I Want You”
Fazla laf oyunu yapmadan direk konuyu giren bir şarkı. Hızlı yaşamayı seven James Dean ruhlu arkadaşların şarkısı. Tuhaftır ülkemizde en çok sevilen Costello şarkısı. Adam sırf bu yüzden Türkiye konseri için repertuarına bu şarkıyı almıştı. Şarkıdan ilhamla çekilen Winterbottom filmi bir dönem normal sinemalar yerine erotik film oynatan sinemalarda gösterilmişti.
Fikret Kızılok “Gönül”
Fazla söze gerek yok anlatılan net ve açık. Böylesi sevdiğin için / Bir kördüğüm oldu için/ Ağlıyorsun için için Gönül…Özellikle romantik bünyeler tarafindan tok karna tüketilmesi tavsiye edilir.
Müzeyyen Senar “Geçti Sevdalarla Ömrüm”
Türk Sanat Müziğine malolmuş bir isimden kalpleri delip geçen hüseyni makamı bir şarkı. Sevdalarla geçen bir ömrün arkada çalan fon müziği. Meyhane ortamında ve rakıyla tesiri 3 kat artıyor.
Cem Karaca “Tamirci Çırağı”
Cem Karaca bu şarkı ile sınıfsal çatışma kadar, karşılıksız bir aşkın hikayesini anlatıyor. Tamirci çırağı arabasını tamire getiren zengin kıza bir bakışta vurulur. Ama bir araya gelmeleri asla mümkün değildir. Sınıfsal farklılıklar, karşılıksız aşk geriye tek bir şey kalıyor zaten. İşçisin sen işçi kal.
Neşet Ertaş “Gönül Dağı”
Aşk şarkıları demişken Kırşehir’li büyük usta Neşet Ertaş’ı es geçmemek gerek. Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez/ Gönülden gönüle gider yol gizli gizli. Sözlerin vuruculuğu insanı çarpıyor.
Nazan Öncel “Bu Havada Gidilmez”
Gitmek aşk olayının vardığı kaçınılmaz son sanırım. Biri mutlaka gider ve diğeri kalır. Bu baharda gidilmez/ Yağmurlarda gidilmez/ Aslında hiç gidilmez/ Gidilmez. Peki aşk nereye kadar: Son günüme kadar/ Kalp durana kadar. Ama öyle olmuyor işte giden gidiyor. Giden gider, kalan sağlar bizimdir demek kolay olmuyor.
Nina Simone “Ain’t Got No/I Got Life”
Dünyanın en nefis seslerinden biri olan Nina Simone yokluklar üzerine haykırıyor. Param yok, arabam yok, adım yok derken özetle bir aşkımda yok diyor. Yeşilçam’ın fakir kız, zengin oğlan filmlerine göz kırpıyor.
Rolling Stones “Angie”
Söz Jagger, müzik Richards ve listelerde bir numaraya çıkmış bir Rolling Stones klasiği. Kime yazıldığı her zaman tartışıldı. Hatta bir dönem Angela Merkel seçim kampanyasında bu şarkıyı kullandı. Vurucu bir balat arayanlar için iyi bir seçim.
Orhan Gencebay “Bir Araya Gelemeyiz”
Orhan Gencebay en başından net tavrını ortaya koyuyor. Zorlamaya gerek yok diyerek cool takılıyor. Yüce dağlar bizi bizden ayırmış/ Arkasını göremeyiz sevdiğim/ Ferhat bir zamanlar delmiş diyorlar/ Dağ bir değil, delemeyiz sevdiğim. Mesaj çok açık fazla naz aşık usandırır.
Leonard Cohen “ Dance Me To The End Of Love”
Aşk şarkılarına en çok yakışan isimlerden biri Cohen. Adam cool, romantik ve görkemli bir kaybeden. Akıp giden bir keman eşliğinde şarkı insanın içine işliyor. Ya sonunda peki; aşkın sonuna kadar dans edersin, bitince eve gidip tek başına halay çekersin.
Tanju Okan “Kadınım”
Bu şarkıyla ilgili şöyle bir hikaye vardır. Tanju Okan’ın deliler gibi aşık olduğu genç kadını, ailesi, tehlikeli gördükleri bu ilişkiden kurtarmak için Amerika’ya kaçırır. Tanju Okan iyice çöker. Yine içkinin etkisiyle sızdığı bir gece, Mehmet Teoman, Tanju Okan içeride uyurken bu şarkıyı yazar. Fazla söze gerek yok sonuç ortada.
Joy Division “Love Will Tear Us Apart”
Joy Division benim için her zaman çok özel bir grup olmuştur. Ian Curtis’in bu şarkıyı yazdığı andaki ruh halini düşünmek bile ürkütücü. Severek ayrılalım diyor ama bunu yapmak o kadar kolay mı? İki aşk arasında kalmış bir adamın çırpınışları yankılanıyordu karanlık bir gecede. Karısıyla boşanma noktasına gelmişti, çok gerilimli günler yaşıyordu. Sonrasın Ian Curtis boğazına ilmeği geçirdi ve hayatına son verdi.
Zeki Müren “Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin”
Ne çok sevmiştim seni ne çok hatırlar mısın/ Aşiyan yollarından ses versem duyar mısın/ Hala beni düşünür ve hala ağlar mısın/ Bir bahar seli gibi dalımdan akıp geçtin. Nefis bir ses, şahane bir müzisyen, öncü bir devrimci ve tarifsiz bir yorumcudur Zeki Müren. Bu ülkede askeri darbe yapmadan halkın paşası olmuş tek kişidir. Tavlada 6-4 kapısı onundur. O bir “Sanat Güneşi”dir.
Bugün günlerden Pazartesi. 5 şarkılık listemiz için 1960′lı yıllara
uzanıyoruz. O yıllarda çıkmış albümlerden seçtiğimiz işte o şarkılar.
The Doors – Soul Kitchen
The Doors’un rock müziğin evrimi üzerindeki etkisi inkar edilemez.
Her anlamda grubun yüzü olan (bakınız albüm kapakları) Jim Morrison,
güçlü sesi, karanlık şarkı sözlerinden öte kişisel karizmasıyla tam bir
rock star’dı. Buna ilave olarak Ray Manzarek’in klavyesi, Robby
Krieger’in gitarı ve John Densmore’un davulu muhteşem bir kimya
tutturarak The Doors efsanesini doğurdu. Grubun ismi ise; Aldous
Huxley’in meskalin adlı uyuşturucu bir maddeyle yaşadığı gerçek
deneyimlerini anlattığı Algı kapıları (Doors of Perception)
isimli kitaptan esinlenerek konulmuştu. The Doors bir isyanın
cisimleşmiş haliydi. Elbette bu isyanın başkahramanı Jim Morrison’du.
Kertenkele Kral’ın otoriteyle başı her zaman dertte oldu. Hızlı yaşadı
ve genç öldü. 1971 yılında geçirdiği bir uyuşturucu koması sonucunda
Paris’te hayatını kaybetti. Müzik her zaman kendi kahramanlarını
yaratır. Bazıları tıpkı Jim Morrison gibi en ön safta yer alır, yaşarken
kendi mitsel figürünü medyaya ve kitlelere yem olarak verir. Sevilecek
ve hayran olunacak bir figür, bütün bir gençliğin özdeşleşebileceği kült
bir imaj olur. Listemizde yer alan şarkı ise onların 1967 tarihli kendi
isimlerini taşıyan muhteşem ilk albümlerinden geliyor.
The Velvet Underground – All Tomorrow’s Parties
Velvet Underground için müzik tarihinin kilometre taşlarından biri dersek abartı yapmamış oluruz sanırım. Özellikle meşhur muzlu albüm; karanlık tınılar, başıbozuk vokaller, esrarlı besteler eşliğinde içten içe çürüyen Amerikan yaşamının ipliğini pazara çıkarmak amacıyla yapılmış manifesto niteliğinde bir çalışmaydı. 60′lı yılların sonunda hippilerin cirit attığı bir dönemde vokal ve gitarda Lou Reed, bas ve klavyede John Cale, gitarda Morrison, davulda M.Tucker , tefi ve vokaliyle dünyalar güzeli Nico ve beyin takımında Andy Warhol. Uyuşturucu ve seksten bu kadar açık açık bahseden albüm New York radyosunda yasaklanmıştı. Üstelik müzik eleştirmenleri bu albümü sevmemiş, Rolling Stone dergisi albüm hakkında bir eleştiri bile yazmamıştı.
The Jimi Hendrix Experience – Manic Depression
Müzik tarihinin en önemli ilk albümlerinden biri olan ‘Are You Experienced’ 1967 yılında yayınlandı. Artık tüm dünya James Marshall Hendrix kısaca Jimi Hendrix diye bir gitarist ile tanışacaktı. Saykodelia, blues ve funk karışımı bir tarzı, mükemmel şarkı sözü yazma yeteneği, beyazlardan oluşan rock dünyasında doğaüstü yetenekleri olan, rakipsiz bir siyahi müzisyenin doğuşu. Özetle 60′lı yılların ağzı açık kaldı.
The Beatles - Got To Get You Into My Life
60′lı yıllar Beatles’ın zirvede olduğu, birçok albüm yayınladığı bir dönemdi. 60′lar için onların yılı desek yanlış olmaz sanırım. O dönemde yayınlamış oldukları albümlerden en dikkat çekeni 1966 tarihli ‘Revolver’ albümü oldu. Dönemin devrim yaratan albümlerinden biri olan çalışma gelecek nesiller için mesihlik görevini üstlendi. Bu albümden hangi müzisyenler etkilenmedi ki? Earth Wind And Fire, The Jam, The Chemical Brothers ilk akla gelen isimler.
The Rolling Stones – Mother’s Little Helper
60′lar Rolling Stones’ın Beatles ağırlığında ezildiği yıllar oldu. O yıllarda kural çok basitti: Beatles mükemmel, Stones kötüydü. İşte böyle bir ortamda Rolling Stones 1966 tarihinde ‘Aftermath’ albümünü çıkardı. Albüm grubun sınırlarını zorladığı, dağınık olmayan ve kendi içinde ruhu olan bir çalışma olarak dikkat çekti. Albüm için tümüyle özgün şarkılardan oluşan ilk Rolling Stones albümü diyebiliriz.
Hani el emeği, göz nuru denen bazı çalışmalar vardır. İşte Mesut Kul'un 'Mikro Art' ismini verdiği çalışmaları o gruba giren çalışmalar. 2012 yılından bu yana Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 'Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü' Tezhip Ana Sanat Dalı'nda öğrenimine devam eden Mesut Kul'un eserleri için sanatçının internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.
The Doors grubunun efsane solisti, namı diğer Kertenkele Kral, Jim Morrison hızlı yaşadı genç öldü. 27 yaşında ölen ünlüler kervanına katılan sanatçının ölümüyle ilgili olarak geçtiğimiz günlerde şarkıcı ve oyuncu Marianne Faithfull Mojo'ya bir söyleşi verdi. Faithfull, Morrison'ı o yıllarda arkadaşı olan ve 70'lerin ünlülerin uyuşturucu satıcısı olarak nam salan Jean de Breteuil’in öldürdüğünü söyledi. Breteuil’ın Jim
Morrison’ın yanına gitmeden önce kendisine uğradığını ve 'Elimde çok
sağlam bir mal var. Akşam Jim’e vereceğim. Bayılacak' dediğini iddia etti.
Morrison, daha sonra Paris'te kaldığı otelin banyosunda ölü bulunmuştu. Doktorlar, ünlü ismin ölüm sebebini 'yüksek dozda uyuşturu kullanımına
bağlı kalp durması' olarak belirtmişti.
Malum bu haberi duymayan kalmadı. Fotoğraftaki şahıs, 30 yaşındaki Jeremy Meeks ve fotoğraf da Amerika'da bir polis merkezinde çekilip sosyal medyaya düşüyor. Daha doğrusu sosyal medyayı sallıyor. Derin derin bakan bu eleman bir çetenin azılı üyelerinden birisi. Dosyası kabarık kardeşimizin ve bu defa polise düşmesinin nedeni de, üzerinde bulunan iki adet kaçak silah.
Polisin ibret olsun diye Facebook sayfasında yayınladığı fotoğraf birden adamın kaderini değiştiriyor. Fotoğrafa kadınlar tarafından yapılan yorumlardan bazıları şu şekilde sıralanıyor.
"Kefaleti ödeyelim de çıkarın şunu dışarı."
"Demir parmaklıklar arkasında çürümeyecek kadar güzel bu adam."
"Bu akşam, hemen bir mektup yazacağım ona,"
"Aman Tanrım, o nasıl bir göz öyle"
"Benimle çocuk yapar mısın"
"Beni de alın içeri."
"Amerika'nın gelecekteki bir numaralı top modeli."
Son yoruma dikkat! Meeks’in internette bir anda yayılan ününün farkına varan
ajanslar soyguncuyla çalışmak için sıraya girdi ve Blaze Modelz, Jeremy Meeks ile 30.000 dolarlık bir kontrat imzaladı. 1 milyon dolar civarında kefaleti bulunan Jeremy Meeks, ayrıca Tom Ford ile anlaştı. Meeks, duruşmasında Tom Ford
marka bir takım elbise giyecek.
Görüldüğü gibi fiziksel görünüş ufak! bir ayrıntı önemli olan iç güzelliği...
Ümit Bayazoğlu "Uzun, İnce Yolcular" kitabında 'Hippiler Kraliçesi Perihan'ın hikayesini anlatırken şöyle diyordu;
"Rüya bitti, her şey aynı kaldı. Yalnızca ben 30 yaşıma geldim ve çok
sayıda insan saçını uzattı. Hepsi bu "Aslında John Lennon, kuşağına
biraz haksızlık ediyor bu meşhur deyişinde. Onların "Çiçek Enerjisi" ile
kıvılcımladıkları muhalefet sayesinde Vietnem savaşı daha erken
bitti, zenci düşmanlığı geriletildi, saklı taşra faşizmi ortaya
çıkarıldı, Fransa'da birkaç gün de olsa sokaklar ele geçirildi, alçak
kariyeristler, taş kafa rektörler diz çöktürüldü, yeni ve eski kıtada
eşcinsellere daha hoşgörülü davranılmaya başlandı.
Bir gitar çığlığıyla Woodstock çayırında milyonlarca insan bir araya
geldi. Seks önündeki geleneksel bütün sınırlamalar milletin gözü önünde
kırıldı. Aile, ulusal kimlik ve din tabu olmaktan çıktı.
Hindistan'a,Tibet'e otostop'la bisikletle, hatta atla, deveyle katar
katar "kontra-misyonerler"gitti. Sovyetler'in Çekoslovakya ve
Macaristan işgalleri samimiyetle ve anında lanetlendi. Binlerce genç
askere gitmektense hapse girmeyi seçti. Cassius Clay de bu sıra askere
gitmeyek unvanını feda etmişti. Amerikalı hippiler savaş karşıtı
gösterilerde tarihlerinde ilk kez kendi bayraklarını yaktılar."
İşte o dönemlerin en etkin birleştirici gücü müzikti. Melodiler gökyüzünü aşıp, insanların ruhlarına giriyordu. Birbirinden güzel konserler yapıldı. Para, pul çoğu kimsenin umrunda değildi. Sanat eseri tadındaki o güzel konserlerin bazı afişleri...
The Doors rock tarihinin en önemli
figürlerinden biri olarak, müzik tarihinde kendine özgü bir sayfa
açmıştır. Grup dönemi itibariyle bir neslin acılarına, isyanlarına,
kaygılarına tercüman olmuştur. Elbette The Doors demek Jim Morrison
demekti. Grubun diğer üyeleri, The Doors’un kısa süren ömründe
Kertenkele Kral’ın gölgesinde kalmaktan bir türlü kurtulamamışlardır.
Oysa ki grubun en ağır yükünü sırtlayan ve grubun kurucusu olan kavyeci
Ray Manzarek’ti. Jim Morrison’un şiir tadındaki şarkı sözleri onun
elinde müzikal birer hazineye dönüşmekteydi.
Maalesef üzücü haber yine tez yayıldı.
Müzik tarihinin gizli kahramanlarından biri olan Ray Manzarek 74 yaşında
hayata gözlerini yumdu. Yıllardır safra kanalı kanseriyle mücadele eden
Manzarek’in Almanya’nın Rosenheim kentinde öldüğü açıklandı.
Tekrar The Doors dönemine dönersek,
grubun belki de en önemli özelliklerinden biri, bir rock grubundan
beklenenin ötesinde gitar yerine klavye kullanmasıydı. Elbette bu
noktada dünyanın en iyi klavyecilerinden biri olan Ray Manzarek faktörü
devreye giriyordu. Jim Morrison sözleri ve şiir gibi akıp giden bir
müzik. Grubun ismi ise; Aldous Huxley’in meskalin adlı uyuşturucu bir
maddeyle yaşadığı gerçek deneyimlerini anlattığı Algı kapıları (Doors of Perception) isimli kitaptan esinlenerek konulmuştu.
The Doors bir isyanın cisimleşmiş
haliydi. Elbette bu isyanın başkahramanı Jim Morrison’du. Kertenkele
Kral’ın otoriteyle başı her zaman dertte oldu. Hızlı yaşadı ve genç
öldü. 1971 yılında geçirdiği bir uyuşturucu koması sonucunda Paris’te
hayatını kaybetti. Müzik tarihinin en hırçın fakat bir o kadar da
duygusal çocuğu 27 yaşında ölenler kervanına katılarak bir efsane oldu.
Tıpkı; Janis Joplin, Jimi Hendrix, Kurt Cobain gibi…
The Doors, özellikle Vietnam savaşı
sırasında dünyaya isyan eden bir kuşağın en önemli figürü oldu. Belki
başrolde hep Jim Morrison vardı. Ama The Doors efsanesinin gizli
kahramanı Ray Manzarek’ti. Doors “We want the world and we want it now!” (Dünyayı istiyoruz, hem de şimdi istiyoruz) şeklindeki
özgürlük ve ütopya çağrısının en önemli aktörü olarak hep sınırların
ötesinde oldu. Hayatın akışında bir nesne değil, özne olmak isteyen bir
nesil The Doors eşliğinde hayatı tekrar yorumladı.
Müzik her zaman kendi kahramanlarını
yaratır. Bazıları Jim Morrison gibi en ön safta yer alır, yaşarken kendi
mitsel figürünü medyaya ve kitlelere yem olarak verir. Sevilecek ve
hayran olunacak bir figür, bütün bir gençliğin özdeşleşebileceği kült
bir imaj olur. Bazıları ise Ray Manzarek gibi geri planda savaşmayı
tercih eder. Ama üzülmüyoruz. Sonunda beklenen o müthiş buluşma
gerçekleşti. Kertenkele Kral ve Ray Manzarek tekrar bir arada. Yolun
açık olsun Ray Manzarek…
Patti Smith "Twelve" albümü ile rock tarihine damga vurmuş 12 ünlü parçayı kendince yorumlamıştı. Bu parçalardan bir tanesi de The Doors grubunun "Soul Kitchen parçası. Şimdi bu parçanın öyküsünü Patti ablamızın kendisinden dinliyoruz.
Bir rüya gördüm, kalın bir kadife perde arkasında beliren haylaz bir melek, "Soul Kitchen'ı söylemelisin" diye fısıldadı. Uyanıp kalktım, kapının önüne çıktım. Tam o sırada evimin önünden bir çöp kamyonu geçiyordu. Ve radyoda "Soul Kitchen" çalıyordu. Biraz batıl itikatlıyım, iyisi mi bu şarkıyı yapalım dedim. Gözlerimi kapayıp "Soul Kitchen"ı söylerken tuhaf bir duygu yaşadım. Gözlerimi açtığım anda kendimi başka bir varoluş atmosferinde bulacaktım sanki. "Soul Kitchen"ı söylemek, bir arka odaya girip orada elindeki iskambil kağıtlarını göstererek "bir tanesini seç" diyen Jim Morrison'la karşılaşmak gibiydi. Bu satırları sabahın beşinde yazıyorum ve çöp kamyonu kapımın önünden geçiyor.
Jim Morrison, kendi tekilliğini şiirine, kaygılarına, korkularına, kabus ve düşlerine tercüme etmeye çalışır. Özel bir döneme dahil olduğu ortadadır: Doğumu dünya savaşına denk gelir, Kore Savaşında sırasında çocuktur, Vietnam Savaşı sırasında ergen. O, modernitenin lanetli çocuğudur. İçindeki kasvetli yanla rezonans gösteren dünyamızın karanlık çehresini araştırmaktadır. Yaşarken, kendi mitsel figürünü medyaya ve kitleye yem olarak vermişti. Sevilecek ve hayran olunacak bir figür, bütün bir gençliğin özdeşleşebileceği bir kült imaj.
O, bir isyanın cicimleşmiş haliydi, aynı zamanda da ölçüsüzlüğün: Otoriteyle ilişkisinde ölçüsüz, başta alkol olmak üzere izinli ve izinsiz uyuşturucularla ilişkisinde ölçüsüz. Hiçbir ılımlılık, hiçbir sınır, onun yeni duyumlara yönelik yatıştırılamaz susuzluğunu gideremez. Taşkın itkiselliğini gemlemeyi başaramaması onu bir idol haline getirir, böylece ona mitik bir boyut verir. Sağlığında zaten yoğun olan bu boyut, ölüm haberi verildiği andan itibaren giderek büyüyecek ve günümüzde de varlığını sürdürecektir.
O, dizginsizce haz almayı bilen kişiyi temsil etmektedir; en azından bunlardan biridir. Varoluşundan, alkolden, kadınlardan, uyuşturucudan ve rock and roll'dan haz alan kişi. O canlı bir figürün resimleşmiş halidir; tüm bir klana hakim olan ve bu nedenle bütün kadınların sahibi olan mitsel ilkel bir sürü babasının dengini temsil ediyordu. Kendilerine sınır dayatılmasını ve hadım edilme tehdidini genellikle acı içinde yaşayan ergenler, "We want the world and we want it now!" (Dünyayı istiyoruz, hem de şimdi istiyoruz) şeklindeki bu muhteşem özgürlük ve ütopya çağrısı karşısında nasıl suskun kalabilirler?
Morrison, aşk, ölüm, savaş ve nefret üzerine, ebedi temalar üzerine ve varoluşsal bakımdan temel önemdeki sorular üzerine güçlü ve özgün fikirler ifade etmektedir: Bütün bu koşullar, şeytansı ünü ve belirgin tavırlarıyla birlikte, onun kahramanlık konumuna, sınır durumdaki kahraman haline erişmesine yeter.
Onun tuhaflığı, tuhaf tekilliği, ününün doruğunda olduğu yılların modernitesine nasıl karşılık vermektedir? Ölümünden bu yana ergen ve yetişkin kuşakların onu övmeye devam etmelerini nasıl açıklayabiliriz? Şan şöhret içinde ölmüş ebedi ergen imleyeni midir? Çok erken yaşta yaşamını yitirecek kadar kanatlarını yakmış bir ölüm meleği midir? Yoksa kısa bir süreliğine yeryüzüne gelmiş bir meteor mudur?
Sınır, Morrison'u temsil eden, ardına sığındığı imleyene varana dek her yerde somutlaşmıştır: Kapılar, The Doors. Grup adının çoğulluğu onun tekilliğini kolay kolay gizleyememektedir. Kendine özgü eşiklerden geçmeye yönelmiştir. Onun tükenmiş narsisizmi, kişiliğinin geçici dengesi ve tekilliği bir süre sonra depresyonun kıyılarını arşınlamasına yol açacaktır. Fazlasıyla yoğun olan bu depresyon, onun özne konumunun bir başka yüzünü ortaya çıkarır. Öte tarafa gitmek isteyen kişi, hudut bölgesine, sınır duruma yerleşir.