Neşet Ertaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neşet Ertaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.10.2017

5 PAZARTESİ ŞARKISI


 "İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri ama olamadıkları 'kişi'yi anlatırlar."

Yusuf Atılgan

Günlerden yeni bir pazartesi aylardan Ekim. Arafta olmak misali bir yanımız sonhabar, bir yanımız kış. Bugün 5 şarkılık listemizin konusu birbirinden değerli müzisyenlerin hayatlarının bir döneminde yaşamış olduğu ilginç anılar ve bazı şarkıların öyküleri eşliğinde o müzik insanlarından seçmiş olduğum şarkılar. 

Hüzünlü bir kadının söylediği gibi: "Huzurlu olmayı öğreniyorum, kendi yanıma uzanmışım sessizce."

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Cem Karaca ve Apaşlar - Oy Bana Bana

Yıl 2003. 6-7 Eylül tarihlerinde Coca- Cola (Captain Fantastic filminde geçen doğru ifadesiyle zehirli su) Türkiye'de ''Rock'n Coke'' adı altında bir festival gerçekleştireceğini duyurur. Bir anlamda Amerikan emperyalizminin en önemli simgelerinden biri olan bu markanın bir festival gerçekleştireceğinin duyulması üzerine, Türkiye'deki barış yanlısı gençler bir ''karşı festival'' fikri ile "Rock Şişede Durmaz" sloganı ile Barışa Rock'ı düzenlemeye karar verirler. Bazı kesimlerin itirazına rağmen festivalde yer alması düşünülen isimlerden biri de Cem Karaca'dır. Festival günü Cem Karaca evde huzursuz. Eşine "gelmezler bu adamlar" diyerek bir taraftanda biraz demleniyor. Aksilik bu ya o gün Cem Karaca'yı almaya giden araba yolda arızalanıyor. Ama bir şekilde Cem Karaca'yı alıyorlar ve sahneye çıkıyor. Konser sırasında bir ara sahneden düşüyor. O esnada konseri izleyen yaklaşık 10.000 kişi de büyük bir sessizlik. Hemen görevliler müdahale ediyor ve Cem Karaca tekrar sahneye çıkıyor. Seyirciler hep bir ağzından "Cem Baba sen bizim her şeyimizsin" sloganının atmaya başlıyor. Usta sanatçı bir bakıyor ki başından hiç çıkarmadığı şapkası yok. O kargaşa esnasında muhtemelen şapka bir yerlerde düşüyor. Cem Karaca seyicilere dönerek "Şapka nerde ya, muhtemelen Uzan grubundan birisi almıştır." diyor. Hikayenin aslı ise o dönem Cem Karaca Star gazetesinin seslendirmesini yapmış ama parasını vermemişler. 



Neşet Ertaş - Ah Yalan Dünya

Bu anı için sözü Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltuk'a bırakıyoruz. Sene 2000. Kurduğumuz güven ilişkisinin de etkisiyle ikna oldu sanırım, Harbiye Açıkhava'daki konsere. Kulisteyiz. Neşet heyecandan titriyor. Bir duble rakı vermeye yeltendim, istemedi. "Hasan, bizimkiler dışarıda mı?" diye sordu. Sanıyor ki konsere sadece İstanbul'da yaşayan Kırşehirliler gelmiş. "Abi yok" dedim, "Bak şu perdenin kenarından, kimler var." Üniversite öğrencilerini, her yaştan insanı, o tıklım tıklım kalabalığı görünce istedi, önce kabul etmediği o dubleyi.

Bir de, "Senden bir ricam var, bizimkiler, bir ceplerinde konyak şisesi, bir ceplerinde tahta kaşıklar dışarıda bekliyorlardır. Garibanlar bilet alacak parayı bulamamıştır, benim paramdan kesin, garipleri içeri alın" dedi. Kapının önüne çıktım, 80-100 kişilik bir grup, aynen onun dediği gibi çimenlerde oturuyor. Zaten konser de, onlar girdikten sonra başladı esas.

Şener Şen'le, Arif Keskiner de oradaydı. Kırşehirliler kaşıklarla oynamaya başlayınca, korumalar engellemeye çalıştı önce. Şener'le Arif korumaları devreden çıkarınca, Neşet'in de keyfi yerine geldi. İşte o konserle yeniden barıştı Türkiye'yle. Bir yandan albümler, bir yandan Türkiye'nin her yerinden konser teklifleri... Buraya yerleşme kararı aldı sonunda.




Taner Öngür - Kara Kız

Değerli müzisyen Taner Öngür'ü Moğollar'ın bascışı olarak tanıyoruz. Taner Öngür geçtiğimiz ay 'Elektrik Gramofon' isimli bir plak çıkardı. Sadece 250 adet basılan plağın neredeyse tamamı bir günde Kadıköy Plak Günlerinde satıldı. Şu an plak tükenmiş durumda ve yeni bir baskısı bekleniyor. Hikayemize gelirsek; Taner Öngür askerliğini yaptıktan sonra, 1980 askeri darbesi öncesi Almanya Frankfurt'a gidiyor. Kaldığı mekan 1968 öğrenci hareketleri sırasında işgal edilmiş on katlı meşhur bir İşgal Evi. Her katında on oda bulunan binanın bir komitesi var ve demokratik bir işleyiş düzeniyle ortak kararlar alınıyor. Bir nevi kominal bir yaşam alanı. Binada kimler yok ki. Anarşistler, punklar, hippiler, yeşil hareketin doğuşunda yer alan aktivistler. Taner Öngür ve arkadaşlarından oluşan dört kişilik Türk grubuna en üst katta yer veriliyor. Türkiye'de darbe olduğunu o binada kalan kişilerden öğreniyorlar. Bu sırada işgal evinin birçok konuğu oluyor. Hatta bazı okullardan öğretmenler, öğrencilerini yanlarına alarak evi gezdiriyorlar. Taner Öngür ve arkadaşları bu ziyaretçiler için bir odada müzik yapıyorlar. Herkesin korktuğu hatta işgal evinde kalanların bile yaklaşmaya cesaret edemediği ve her eylemde hep en ön safta yer alan yaklaşık 100 kişilik Berlinli bir punk topluluğu bizim Türklerin en iyi arkadaşı oluyor. O dönemde Frankfurt Havalimanı'nı büyütmek için orman kesilmek isteniyordu. Malum yaşanan atmosfere paralel olarak işgal evi fazla mesai yapıyordu. Gösteriler, eylemler, konserler. Bu nedenle kaldıkları bina sık sık polis tarafından kuşatılıyordu. O kuşatmalarda kim hangi enstrümanı bulursa pencerelerden polise karşı ses'li bir tepki veriyordu. Bizimkilerde bu tür kuşatmalarda davul ve zurna ile Alman polise karşılık veriyormuş.




Frank Zappa - Montana

Şimdi sözü Frank Zappa'ya veriyoruz:

1971 kışıydı, Stockholm'deydik. İki konser vermiştik. Salondan çıkarken iki oğlan durdurdu beni. Çılgın bir fikirleri olduğunu, onlara katılıp katılmayacağımı sordular. Küçük kardeşleri Hannes, ertesi gün okulu olduğu için konsere gelememişti. Birlikte eve gitseymişiz, ben Hannes'in odasına girip 'sen bana gelmeyince ben sana geldim' diyerek onu uyandırsaymışım. Peki dedim, şehrin 20 kilometre dışındaki evlerine gittik. Hannes'i uyandırdım. Tahmin edilebileceği gibi, çok şaşırdı. Annesiyle babası da yataktan kalkıp geldiler. Çok hoş insanlardı. Sabah 5.30'a kadar mutfakta oturup politika konuştuk.




Kesmeşeker - Metin Kurt Yalnızlığı

Metin Kurt. Türk futbolunun aykırı ismi. 1971-73 yılları arasında üç kez üst üste şampiyon olmuş Galatasaray takımının sağ kanattaki yıldızıydı Metin Kurt. Aynı zamanda altı yıl boyunca aralıksız olmak üzere 26 kez de milli formayı sırtından çıkarmamıştı. Bir zaman Türkiye Kupası’nda Galatasaray finale çıkıp da futbolcu primleri ödenmeyince, Metin Kurt dört arkadaşıyla beraber idmana yarım saat geç çıktı. Kulübün menajeri tarafından futbola anarşi sokmakla suçlandı, sonra da futbolun patronlarıyla yıldızı hiç barışmadı. Bir sonraki sezon sözleşmesi kendisine sorulmadan, normalden düşük bir paraya uzatıldı. Çoğunlukla kadro dışı bırakıldı, pirimleri ödenmedi. Oynadığı maçlardaysa iki devreyi iki ayrı kanatta, kendi ifadesiyle “sahanın yöneticilere uzak, halka yakın bölgelerinde” oynayarak doldurdu. Sonraki süreçtede Kayserispor’a satıldı. 2.Lig’deki Kayserispor’da da göze batmaya devam etti. Maden-İş grevinde sendikaya destek olmak için halktan para topladı, hatta metal fabrikasında işe girdi. Bir dönem basına demeç verme yasağına çarptırıldı. Yasağa uymayınca da kadro dışı kaldı. Fakat işçiler o kadar baskı yaptı ki, yönetim cezayı geri almak zorunda kaldı. İşte o Metin Kurt bir anısı şöyle anlatıyordu:

İzmir'de Polonya'yla milli maçımız vardı. Bu maç yöneticiler için de halk için de çok önemli bir maçtı. Çünkü o maçta kazanırsak bir moral kaynağı olacaktı halka. Ve o maçı biz 1-0 kazandık. Maçtan sonra halk bindiğimiz otobüsü neredeyse omzuna alacak, öylesine çoşkulu. O sırada pencereden dışarı bakıyorum ben, bir baktım bir çocuk kalabalığın arasından fırlayıp geldi. Zıplaya zıplaya otobüse vuruyor, Metin Abi! Metin Abi! diyor bana, diyor ayakkabının bağını verir misin. Şimdi ben ne yapayım napayım derken bizim otobüs hareket etti. O sırada baktım ki çocuğun ayakları çıplak. Ya çıplak bir çocuk bizden ayakkabı bağı istiyor. Ondan sonra düşündüm. Dedim ki; abi biz ne işe yarıyoruz acaba? Biz bu işi yapıyoruz da kimin için yapıyoruz, kimin yararına yapıyoruz?




BONUS: Captain Fantastic - Sweet Child O' Mine

Finali yazımda bahsi geçen Captain Fantastic filminin o muhteşem sahnesi ile yapalım. Film yaşadığımız çağa, bize dayatılan dünya düzenine dair o kadar güzel mesajlar veriyordu ki. Geleceğimiz olan çocukların eğitimi ve bilinçli olarak yetiştirilmesi ne kadar önemli bir konu aslında. Özetle fikri hür, vicdanı hür, kula kulluk etmeyen yeni nesillere ihtiyacımız var.  Müziğin, sanatın, edebiyatın, vicdanın, özgürlüğün, aklın, zekanın ve bilim ışığının hiç sönmemesi umuduyla...


13.03.2017

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün 5 şarkılık listemizin konusu Türkiye'nin ciddi anlamda ilk internet dizisi olma özelliğini taşıyan Masum'da çalan şarkılar. Senaryosu ve proje tasarımı Berkun Oya'ya, yönetmen koltuğu 'Çoğunluk', 'Rüzgarda Salınan Nilüfer' gibi kalbur üstü filmlere imza atmış Seren Yüce'ye ait olan Masum; Haluk Bilginer, Nur Sürer, Ali Atay, Okan Yalabık, Tülin Özen, Serkan Keskin, Bartu Küçükçağlayan gibi efsane bir oyuncu kadrosunu da barındırıyor. Özellikle kişisel favorim Nermin karakterine hayat veren Nur Sürer. Dizi Berkun Oya'nın “Bayrak” adlı tiyatro oyunundan 8 bölümlük bir uyarlama, aslında 8 saatlik bir film.

Masum, televizyonda tüm akşam kuşağını kaplayan 2-3 saati bulan, beyin ütüleyen yerli dizileri düşününce bir devrim niteliğinde. Her bir bölümü 45-60 dakika arasında süren dizinin hikayesi tek sezonda tamamlanıyor. Temelinde bir suç draması olarak nitelenebilecek dizi, hareketli bir kurguya, enfes bir jeneriğe, insanı sürükleyen gizemli bir hikaye örgüsüne ve sinema filmi kalitesinde teknik işçiliğe sahip.  Bütün bunlar göz önüne alınınca kaliteli yabancı bir diziden alınabilecek tüm keyifleri içinde barındırıyor ve su gibi akıp gidiyor. Özellikle 3. bölümün açılışı ve 2. bölümde dağ başında yapılan oynama ritüeli şimdiden efsane olan sahneler diyebilirim.

Yerli Netfix olma yolunda hızla ilerleyen Blu Tv'de yayınlanan dizi, özellikle vahşi bir canavara dönen, acımasız çalışma koşullarıyla kendi kurallarını koyan yerli dizi sektörüne bir ayar vererek, yeni bir referans noktası oluşturuyor. Masum elbette bir zirve noktası değil ama gerçekten önemli bir adım. O zaman son söz her zaman olduğu gibi müzikte olsun..

Sezen Aksu - Kaç Yıl Geçti Aradan



Cem Karaca - Sakın Reddetme



Sezen Aksu & Özdemir Erdoğan - Küçük Bir Aşk Masalı



Neşet Ertaş - Gel Yanıma Gel



Emel Müftüoğlu - Deli Et Beni



BONUS: Acid Pauli & Selda Bağcan - Sivas Ellerinde Sazım Çalınır

22.06.2016

AŞK OLSUN


"Aşk" insanlık tarihinin en büyük varlık nedenlerinden biri. Kimi zaman bir yaşam kaynağı, kimi zaman bir yokoluş nedeni. Net bir cevabı olmayan çok bilinmeyenli bir denklem. Son kullanma tarihi göreceli olan garip bir duygu. O zaman müzik tarihinden bazı aşk şarkıları sizler için gelsin.

Jacques Brel “Ne Me Quitte Pas”

Sanırım dünya üzerinde aşkın ve ayrılığın bu kadar acı anlatıldığı çok az şarkı yazıldı. Evet bir Jacques Breal parçası olan “Ne me quitte pas” uçurumun dibini anlatan ender şarkılardan bir tanesi. Ve ellerinin gölgesi olayım/ Hatta köpeğinin gölgesi/ Yeter ki beni bırakma… Sözlere bak hizaya gel. Hikaye odur ki; Jacques Brel bu şarkıyı ilk defa Olympia konserinde okuduğu zaman kulisteki gazetecilerin, “bu nasıl güzel bir aşk şarkısıdır, hangi aşk yazdırdı bunu size?” sorusu üzerine, yüzlerine tükürerek “Ben aşkın bir insanı nasıl alçalttığını, küçülttüğünü anlatmaya çalıştım. Güzelliğini değil!” cevabını vermiştir.

Chris Isaak “Wicked Game”

“Aşk alçak bir oyun, gerçekten öyle” diyerek mesaj verme kaygısı olan sözleri barındıran Wicked Game aşkın karanlık tarafına odaklanıyor. Özellikle şarkıya Herb Ritts’in çektiği klipte model Helena Christensen rol almış ve klip o dönem için milyonlarca ergen erkeğin hayallerini süslemişti. İnsanın romantikleşme katsayısını yükselten bu parçanın haliyle birçok cover’ı yapılmıştı. En bilineni ise bir dönem Ankara gece hayatının da marşı olan HIM tarafından yapılan cover’ıydı. Ne diyelim “Güç” sizinle olsun.

Bülent Ortaçgil “Sensiz Olmaz”

Aşk bir dengesizlik işi/ Dengeye dönüşendir sevgi. Evet aşkın bir kimya ve denge işi olduğunu vurgulayan bir Bülent Ortaçgil klasiği. Özellikle bu şarkı karşısındakine elektrik veremeyen arkadaşlara gelsin.

Müslüm Gürses “Senden Vazgeçmem”

Arabeskin ağır abisinden ağır sözler eşliğinde bir hayat dersi. Müslüm Baba bir şey diyorsa mutlaka bir bildiği vardır. Dünya tersine dönse vazgeçmem/ Gökteki güneş sönse vazgeçmem/ Sensizlik inan ki ölümden beter/ Canımdan geçerim senden vazgeçmem. Off sözlere bak. Alo Muhittin Abi, eve gelirken bir 70’lik kap gel, başımızda bir büyük bulunsun.


Bob Marley “No Woman No Cry”

Türkiye’de tamamen yanlış anlaşılarak “bekarlık sultanlık” ekolünü başlatan şarkıdır. Bu yüzden benim gibi, bizim kuşaktan birçok erkek evde kaldı. Sahiden biri çıkıp “No Woman No Cry” ne demek açıklasın.

The Cure “Love Song”

Robert Smith aşık olduğunu kadına bu şarkıyı yazarak bir çok üniversiteli gencin hayatını kurtardığının farkında mıdır acaba? Karışık CD’de mutlaka yer almalı, es geçmeyelim. Yüzde yüz “Mutlu Son” garantili.

The Doors “Love Me Two Times”

Bir kere yetmez iki kere sev beni diyenlerin şarkısı. Aklınızda bulunsun bir kereden bir şeycik olmaz ama iki kereden maraz doğar. Bu şarkıyı “bir sevgili yetmez iki olsun” mantığıyla anlayan yurdum insanı da az değildir. Her limanda bir sevgilim olsun misali. Adama derler birader sen Ali Kaptan’mısın. Ah Ali Kaptan “böyle açaydım kollarımı, sana gitme diyeydim.”

Elvis Costello “I Want You”

Fazla laf oyunu yapmadan direk konuyu giren bir şarkı. Hızlı yaşamayı seven James Dean ruhlu arkadaşların şarkısı. Tuhaftır ülkemizde en çok sevilen Costello şarkısı. Adam sırf bu yüzden Türkiye konseri için repertuarına bu şarkıyı almıştı. Şarkıdan ilhamla çekilen Winterbottom filmi bir dönem normal sinemalar yerine erotik film oynatan sinemalarda gösterilmişti.

Fikret Kızılok “Gönül”

Fazla söze gerek yok anlatılan net ve açık. Böylesi sevdiğin için / Bir kördüğüm oldu için/ Ağlıyorsun için için Gönül…Özellikle romantik bünyeler tarafindan tok karna tüketilmesi tavsiye edilir.

Müzeyyen Senar “Geçti Sevdalarla Ömrüm”

Türk Sanat Müziğine malolmuş bir isimden kalpleri delip geçen hüseyni makamı bir şarkı. Sevdalarla geçen bir ömrün arkada çalan fon müziği. Meyhane ortamında ve rakıyla tesiri 3 kat artıyor.

Cem Karaca “Tamirci Çırağı”

Cem Karaca bu şarkı ile sınıfsal çatışma kadar, karşılıksız bir aşkın hikayesini anlatıyor. Tamirci çırağı arabasını tamire getiren zengin kıza bir bakışta vurulur. Ama bir araya gelmeleri asla mümkün değildir. Sınıfsal farklılıklar, karşılıksız aşk geriye tek bir şey kalıyor zaten. İşçisin sen işçi kal.


Neşet Ertaş “Gönül Dağı”

Aşk şarkıları demişken Kırşehir’li büyük usta Neşet Ertaş’ı es geçmemek gerek. Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez/ Gönülden gönüle gider yol gizli gizli. Sözlerin vuruculuğu insanı çarpıyor.

Nazan Öncel “Bu Havada Gidilmez”

Gitmek aşk olayının vardığı kaçınılmaz son sanırım. Biri mutlaka gider ve diğeri kalır. Bu baharda gidilmez/ Yağmurlarda gidilmez/ Aslında hiç gidilmez/ Gidilmez. Peki aşk nereye kadar: Son günüme kadar/ Kalp durana kadar. Ama öyle olmuyor işte giden gidiyor. Giden gider, kalan sağlar bizimdir demek kolay olmuyor.

Nina Simone “Ain’t Got No/I Got Life”

Dünyanın en nefis seslerinden biri olan Nina Simone yokluklar üzerine haykırıyor. Param yok, arabam yok, adım yok derken özetle bir aşkımda yok diyor. Yeşilçam’ın fakir kız, zengin oğlan filmlerine göz kırpıyor.

Rolling Stones “Angie”

Söz Jagger, müzik Richards ve listelerde bir numaraya çıkmış bir Rolling Stones klasiği. Kime yazıldığı her zaman tartışıldı. Hatta bir dönem Angela Merkel seçim kampanyasında bu şarkıyı kullandı. Vurucu bir balat arayanlar için iyi bir seçim.

Orhan Gencebay “Bir Araya Gelemeyiz”

Orhan Gencebay en başından net tavrını ortaya koyuyor. Zorlamaya gerek yok diyerek cool takılıyor. Yüce dağlar bizi bizden ayırmış/ Arkasını göremeyiz sevdiğim/ Ferhat bir zamanlar delmiş diyorlar/ Dağ bir değil, delemeyiz sevdiğim. Mesaj çok açık fazla naz aşık usandırır.


Leonard Cohen “ Dance Me To The End Of Love”

Aşk şarkılarına en çok yakışan isimlerden biri Cohen. Adam cool, romantik ve görkemli bir kaybeden. Akıp giden bir keman eşliğinde şarkı insanın içine işliyor. Ya sonunda peki; aşkın sonuna kadar dans edersin, bitince eve gidip tek başına halay çekersin.

Tanju Okan “Kadınım”

Bu şarkıyla ilgili şöyle bir hikaye vardır. Tanju Okan’ın deliler gibi aşık olduğu genç kadını, ailesi, tehlikeli gördükleri bu ilişkiden kurtarmak için Amerika’ya kaçırır. Tanju Okan iyice çöker. Yine içkinin etkisiyle sızdığı bir gece, Mehmet Teoman, Tanju Okan içeride uyurken bu şarkıyı yazar. Fazla söze gerek yok sonuç ortada.

Joy Division “Love Will Tear Us Apart”

Joy Division benim için her zaman çok özel bir grup olmuştur. Ian Curtis’in bu şarkıyı yazdığı andaki ruh halini düşünmek bile ürkütücü. Severek ayrılalım diyor ama bunu yapmak o kadar kolay mı? İki aşk arasında kalmış bir adamın çırpınışları yankılanıyordu karanlık bir gecede. Karısıyla boşanma noktasına gelmişti, çok gerilimli günler yaşıyordu. Sonrasın Ian Curtis boğazına ilmeği geçirdi ve hayatına son verdi.

Zeki Müren “Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin”

Ne çok sevmiştim seni ne çok hatırlar mısın/ Aşiyan yollarından ses versem duyar mısın/ Hala beni düşünür ve hala ağlar mısın/ Bir bahar seli gibi dalımdan akıp geçtin. Nefis bir ses, şahane bir müzisyen, öncü bir devrimci ve tarifsiz bir yorumcudur Zeki Müren. Bu ülkede askeri darbe yapmadan halkın paşası olmuş tek kişidir. Tavlada 6-4 kapısı onundur. O bir “Sanat Güneşi”dir.

4.04.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Hepimiz olgunlaştıkça, hayal gücümüzü, inancımızı, düş kurmanın ve yaşamanın büyüsünü yitiriyoruz. Gündelik hayatımız binalarla, betonla, asfaltla, savaşlarla ve içimizdeki ötekiyle sınırlanıyor. İşte bu sınırlar içinde beynimize saplanan pişmanlıklar. Oysa derdimize tek çare bir tutam çiçek, bir avuç gökyüzü...

Bugün günlerden yeni bir pazartesi ve 5 şarkılık listemizin konusu orjinali Neşet Ertaş ustamıza ait "Kendim Ettim Kendim Buldum" şarkısına yapılan yorumlar...

Mutlu Pazartesiler....

Neşet Ertaş




Cem Karaca



Erkin Koray



Edip Akbayram



Şehrazat

25.09.2014

Özlüyoruz: Neşet Ertaş


Bundan tam iki önce kaybettik büyük usta Neşet Ertaş'ı. 25 Eylül 2012 tarihinde İzmir’den üzücü bir haber geldi. Büyük saz üstadı, besteci ve söz yazarı “Bozkırın Tezenesi” lakaplı Neşet Ertaş hayatını kaybetti. Her ölüm erken ve her ölüm veda kokar derler. Fakat koca çınarın ölümü yüreklerde derin sızı bıraktı. Bağlama ve türkü denince ilk akla gelen isimlerden biri olan Neşet Ertaş bu coğrafyanın yetiştirdiği en büyük halk ozanlarından biriydi. Doğduğu Kırtıllar köyünde iki ses yükselirmiş hep. Ya biri yoksulluktan ağlar, ya bir diğeri sazının telini titretirmiş. O sazını derin derin ağlatmayı seçti.

O hep Neşet abi, Neşet emmi, Neşet dayı oldu. Hiçbir zaman “Neşet Bey” olamadı, işin doğrusu olmakta istemedi. Konser biletli mi olsun diye belediye başkanına “ben gençlerin cebindeki cigara parasına göz dikmem” demişliği vardır. Neşet’tir o. Tam 5.000 yıldır bozkırda ne biriktirebildiysek onu söyleyendir. O “gönülden gönüle giden yolların” adamıdır. Karacaoğlan dayısı Yunus Emre emmisi, Pir Sultan dedesidir. Hep duruşunda bir yapayalnızlık vardır. Bir dönem türküleri “tezek kokuyor” diye yasaklanan, “Ah yalan dünyada, yalan dünyada. Yalandan yüzüme gülen dünyada” diyip kimseye küsmeden bu dünyadan göçen bir gönül adamıdır Neşet Ertaş.

Nur içinde yat büyük usta…

7.05.2014

En iyi 10 minibüs şarkısı


70′li yıllar nostaljisinde dolmuşa, minibüse binemeyen arkadaşlara, bu atmosferi evinde yaşamak isteyenlere ortaya karışık bol acılı bir kaset hazırladım. Günümüzde metro, metrobüs ve belediye otobüslerine yenilen minibüsler artık o eski zamanların havasını taşımıyor. O zamanlarda şehir trafiği, para uzatma seansları, indi-bindiler, ayakta kalmak, yer vermek, bıçkın muavinlerin tadı bir başkaydı sanırım. Müziği, deyimleri, oturma biçimleri, ücret ödeme sistemi ile kendine özgü bir minibüs kültürü vardı o dönemlerim. Örneğin parayı arkadan öne doğru uzatmak törensel bir ritüeldi ve bunu kuralına uygun yapmamak çok ayıptı. Ayrıca sürekli şoförün “arkada yer var” demesine rağmen, arkada hiçbir zaman yer olmamıştır. Bütün bunlara ilaveten bindiğiniz minübüsün yolcu alma kapasitesi sonsuzdur ve şoförün tamamen yaratıcılığına kalmıştır. Polis çevirmelerine yakalanmamak için yapılan çökmeli-kalkmalı jimnastik egzersizlerinin tarifi ise imkansızdır. Elbette meşhur minibüsçü sözlerini ve yazılarını da es geçmeyelim. Örnek isterseniz şöyle buyurun:



 “Gidişine kızlar, duruşuna yollar hasta”
“ Rampaların ustasıyım gözlerinin hastasıyım”
“ Önünü görmeden sollama, eve acı haber yollama”
“ Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza!”
“ Kuzu kurdun, yol Ford’un”
“ Gözlerin güzel ama bakmasını bilmiyorsun”
“ İstedim vermediler; sen şoförsün dediler!”
“ Dünya delikanlı olsaydı yuvarlak olmazdı.”
“ Yaklaşma toz olursun, geçme pişman olursun.”
“ Bir sabah uykusuna doyamadım bir de sana”
“ Alırsın Ford, olursun Lord”
“ Bana öyle melun melun bakma güzelim biliyorum birazdan sen de ineceksin”

Şimdi asıl konumuza dönelim ve en iyi on minibüs şarkısına göz atarak, karışık kasetimizi hazırlayalım.
  
1- Orhan Gencebay “Hatasız Kul Olmaz”

Minibüs karışık kasetinde her ne kadar Orhan Gencebay’ın “Bir Teselli Ver”, “Batsın Bu Dünya”, “Kaderimin Oyunu”gibi klasiklerine rahatça yer verilebileceğimi bilsemde ben oyumu Hatasız Kul Olmaz’dan yana kullanıyorum. Orhan Gencebay’ın müziği kimilerine göre her ne kadar tam olarak arabesk kategorisinde değerlendirilmese de minibüs kültüründe önemli bir yeri vardır. Öyle ki minibüste Orhan Baba çalıyorsa şarkı bitmeden inmek abes karşılanır.
  
2- İbrahim Tatlıses “Ayağında Kundura”

Asıl adı İbrahim Tatlı olan Tatlıses, 70’lerin sonunda yakaladığı şöhreti bu güne kadar getirmeyi başarmış önemli bir isim. Müzik, sinema, ticaret derken çalkantılı özel hayatı her zaman yaptığı müziğin bir adım önünde yer aldı. Seveni kadar, sevmeyeni de çok olan güçlü bir sesti Tatlıses. Sevenleri onda bir Yılmaz Güney figürü görüyorlardı. Ama bu başarıda temel nokta hiç okula gitmeyen, şöhrete ulaştığı yıllarda henüz okuma yazma bilmeyen bu adamın sıfırdan zirveye nasıl çıktığının görkemli hikayesiydi. Yıllarca bu ülkede bağrı yanık Anadolu delikanlıları onun gibi olmak için hayaller kurdular. Listeye “Sarhoş”, “Ağlıyorum Kahrımdan”, “Acı Gerçekler” gibi klasikleri es geçerek Ayağında Kundura’yı alıyorum.
  
3- Müslüm Gürses “Kaç Kadeh Kırıldı Sarhoş Gönlümde”

Listenin beki de  en ağır parçası. Bu parça eşliğinde minibüs camına kafa atan insanlar olduğu bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılır. Bir dönem Orhan Gencebay entelektüellerle, İbrahim Tatlıses köşeyi dönmeyi kafasına koymuş yeni nesil burjuvaziyle flört ederken, Müslüm Gürses arabeskin çekirdeğini oluşturan yoksul ve ezilenlerin sesi oluyordu. Kendine özgü tarzıyla zamanla bu yoksul kesimden şehirli rockçı gençliğe kadar dinleyici kitlesini genişletti. Cemal Süreya arabeskin üç devini, üç ünlemle tarif eder. Gencebay “Of!”, Ferdi Tayfur “Ah!”, Tatlıses “Allah Allah!”tır. Müslüm Gürses ise tıpkı Derya Bengi’nin dediği gibi “Oooof of!”tur. Ustayı rahmetle anıyoruz.



4- Hakkı Bulut “Ben Buyum”
 
Her şeyin özelleştirildiği bir zamanda devletin arabeski devletleştirme politikasına istemeden alet olmuş bir isim Hakkı Bulut. “Seven Kıskanır” parçasını cilala ve yirmi yıldır arabeskin yasak olduğu devlet televizyonuna çıkar. Oysaki bu “Acısız Arabesk” projesi millet cephesinde bir fiyasko olarak sadece hatıralarda kalmıştır. “Henüz üç yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum.” Daha ne olsun..

5- Ferdi Tayfur “Huzurum Kalmadı”

Ferdi Tayfur arabeskin ağlayan, inleyen,  hıçkıran sesi olarak diğer isimlerden farklı bir yapıya sahipti. 16 yaşında şarkıcı olmak üzere İstanbul’a gelmiş, fakat şöhreti ancak 30’lu yaşlarda yakalayabilmişti. Çıkışını “Çeşme” parçası ile yapmış olsa da minibüs aleminde “Huzurum Kalmadı”, Quuen’den bir “We Are The Champions” kadar popülerdir.

6- Ümit Besen “Nikah Masası”

Sevdiği bir kadını başkasına kaptıran ve buna şahit olan minibüscü kardeşimizi arızaya bağlatan şarkıdır. Böyle bir durumda günlerce bu şarkı çalabilir taki kaset artık yalama oluncaya kadar. Kaybeden ruhların sesi olan Ümit Besen Türkiye’deki piyanist şantör geleneğinin babasıdır bir anlamda. Ümit Besen dinleyen üzgündür, yorgundur, kırgındır ve en önemlisi sürekli kaybedendir. Ustanın “Okul Yolunda” ve "Deli Gönlüm" parçaları kişisel favorilerimdir.



7- Cengiz Kurtoğlu “Kadehi Şişeyi Kırarım”

“Gelmeyin üstüme sakın gelmeyin dostu arkadaşı kırarım bugün
Gözümde anılar canlandı yine kadehi şişeyi kırarım bugün..”

Daha fazla sözle ne hacet. Tertemiz aşkların gönüllü sponsoru Cengiz Kurtoğlu.

8- Gülden Karaböcek “Sürünüyorum”
 
Gülden Karaböcek listenin tek bayan ismi ve benimde Türkiye’de en beğendiğim seslerden biri olarak kaseti onurlandırma şerefinde bulunuyor. Ablası Neşe Karaböcek’in yolundan giden Gülden Karaböcek “Dilek Taşı” ve “Sürünüyorum” gibi klasiklerle rakı sofraları kadar, minibüs ortamlarını da renklendirdi. Ama her şey bir yana Gülden Karaböcek çok iyi bir şarkı yazarı olarak hep gönlümüzde yer aldı.

9- Neşet Ertaş “Mühür Gözlüm”

Özellikle İç Anadolu yöresinin minibüs camiası için Neşet Ertaş ismi bir efsanedir. Kimi aşık yeniyetme minibüs şoförlerinin bu şarkı esnasında derin hülyalara dalıp ters yola bile girmişlikleri vardır. Her şey bir yana Kırşehir’li halk ozanı ve bozlak ustası 60’lı yıllardan itibaren sayısız güzel kayda imza atarak ne kadar büyük isim olduğunu gösterdi. “Mühür Gözlüm”, “Zahidem”, “Neredesin Sen”, “Gönül Dağı”, “Kendim Ettim Kendim Buldum” ne büyük eserlerdir. Nur içinde yat. Çok özlüyoruz seni...

10- Dursun Çiğdem “Şiki Şiki Baba”

Geldik listenin en afili parçasına. Kambersiz düğün olmaz misali Şiki Şiki Baba’sız bir minibüs çıplak gibidir. Özellikle “Atla Gel Şaban” filmi sayesinde büyük bir üne kavuşan parçanın orjinalinin bir balkan parçası olduğu söylenir. Seyyal Taner, Ümit Besen gibi isimler bu şarkıyı söylemiş olsa da en meşhur olanı Dursun Çiğdem tarafından yapılan yorumudur. Son dönemlerde Ciguli, hatta dünyaca ünlü müzisyen Beirut tarafından bile yorumlanmıştır.

Bu yazıya bir son söz gerek diyorsanız. Buyrun size son söz: “Haydi Aksaray Aksaray kalkıyor.. İlerleyelim abiler, ablalar…”

Gülden Karaböcek - Sürünüyorum

Beirut - Şiki Şiki Baba

11.03.2014

Yalan Dünya




Dünya gittikçe yaşlanıyor ve geriye çok az insan kalıyor. Bombacı Mülayim’ler, Amorti Kazım’lar, Gardrop Fuat’lar, Hüseyin Şevki Topuz’lar. Çok az kaldı. Dünya gittikçe kirleniyor ve insanlar artık gözyaşı dökmek için önce ölünün nüfus cüzdanında ne yazdığını bilmek istiyorlar…

 
Neşet Ertaş - Yalan Dünya

26.09.2013

Neşet Ertaş Cover'ları


Usta müzisyen Neşet Ertaş'ın en güzel şarkılarını söylemiş bazı önemli sanatçılar...

Cem Karaca - Kendim Ettim Kendim Buldum

Cem Karaca - Kendim Ettim Kendim Buldum

Barış Manço - Gönül Dağı 

Barış Manço - Gönül Dağı

Selda Bağcan - Tatlı Dillim

Selda Bağcan - Tatlı Dillim

Ceylan Ertem - Gönül Dağı

Ceylan Ertem - Gönül Dağı

Cem Karaca - Tatlı Dillim 

Cem Karaca - Tatlı Dillim

Erkin Koray - Kendim Ettim Kendim Buldum 

Erkin Koray - Kendim Ettim Kendim Buldum

Erkin Koray - Çiçek Dağı

Erkin Koray - Çiçek Dağı

25.09.2013

Özlüyoruz be büyük Usta


Bundan tam bir önce kaybettik büyük usta Neşet Ertaş'ı. 25 Eylül tarihinde İzmir’den üzücü bir haber geldi. Büyük saz üstadı, besteci ve söz yazarı “Bozkırın Tezenesi” lakaplı Neşet Ertaş hayatını kaybetti. Her ölüm erken ve her ölüm veda kokar derler. Fakat koca çınarın ölümü yüreklerde derin sızı bıraktı. Bağlama ve türkü denince ilk akla gelen isimlerden biri olan Neşet Ertaş bu coğrafyanın yetiştirdiği en büyük halk ozanlarından biriydi. Doğduğu Kırtıllar köyünde iki ses yükselirmiş hep. Ya biri yoksulluktan ağlar, ya bir diğeri sazının telini titretirmiş. O sazını derin derin ağlatmayı seçti.

O hep Neşet abi, Neşet emmi, Neşet dayı oldu. Hiçbir zaman “Neşet Bey” olamadı, işin doğrusu olmakta istemedi. Konser biletli mi olsun diye belediye başkanına “ben gençlerin cebindeki cigara parasına göz dikmem” demişliği vardır. Neşet’tir o. Tam 5.000 yıldır bozkırda ne biriktirebildiysek onu söyleyendir. O “gönülden gönüle giden yolların” adamıdır. Karacaoğlan dayısı Yunus Emre emmisi, Pir Sultan dedesidir. Hep duruşunda bir yapayalnızlık vardır. Bir dönem türküleri “tezek kokuyor” diye yasaklanan, “Ah yalan dünyada, yalan dünyada. Yalandan yüzüme gülen dünyada” diyip kimseye küsmeden bu dünyadan göçen bir gönül adamıdır Neşet Ertaş.

Nur içinde yat büyük usta…

Neşet Ertaş - Gönül Dağı

13.09.2013

Sahici bir gönül insanı: Neşet Ertaş


Almanya'da sadece hemşehrilerinin düğününe çıkan, Türkiye'ye kapalı, dargın bir adam... Sene 2000. Kurduğumuz güven ilişkisinin de etkisiyle ikna oldu sanırım, Harbiye Açıkhava'daki konsere. Kulisteyiz. Neşet heyecandan titriyor. Bir duble rakı vermeye yeltendim, istemedi. "Hasan, bizimkiler dışarıda mı?" diye sordu. Sanıyor ki konsere sadece İstanbul'da yaşayan Kırşehirliler gelmiş. "Abi yok" dedim, "Bak şu perdenin kenarından, kimler var." Üniversite öğrencilerini, her yaştan insanı, o tıklım tıklım kalabalığı görünce istedi, önce kabul etmediği o dubleyi.

Bir de, "Senden bir ricam var, bizimkiler, bir ceplerinde konyak şisesi, bir ceplerinde tahta kaşıklar dışarıda bekliyorlardır. Garibanlar bilet alacak parayı bulamamıştır, benim paramdan kesin, garipleri içeri alın" dedi. Kapının önüne çıktım, 80-100 kişilik bir grup, aynen onun dediği gibi çimenlerde oturuyor. Zaten konser de, onlar girdikten sonra başladı esas.

Şener Şen'le, Arif Keskiner de oradaydı. Kırşehirliler kaşıklarla oynamaya başlayınca, korumalar engellemeye çalıştı önce. Şener'le Arif korumaları devreden çıkarınca, Neşet'in de keyfi yerine geldi. İşte o konserle yeniden barıştı Türkiye'yle. Bir yandan albümler, bir yandan Türkiye'nin her yerinden konser teklifleri... Buraya yerleşme kararı aldı sonunda.


Bir gün, bana zarf içinde yüklü bir para getirdi. "Biz böyle gördük, bunlar senin sayende oldu. Bunun içinde verdiğim konserler ve diğer gelirlerin yüzde 25'i var" diyerek uzattı zarfı. Ben şoktayım... O andan sonra, "Bu temiz adama artık kimse yamuk yapamaz" dedim.

Sırlarını da paylaşırdı. Travmatik bir hayatı olmuş. Yoksulluğu, erken kaybettiği annesini, babasıyla düğünlerde Pir Sultan'dan çaldıklarında yediği dayakları, yokluğu anlatırdı. Orta Anadolu sağcıların yeri, Aleviler azınlık... O ise yobazın her türlüsünden nefret ederdi. "Önemli olan insan, yürek" derdi. Kimseye yanaşmadı, bu yüzden de sahiplenilmedi.

Ve gerçekten garibandı, hem maddi hem de manevi anlamda. Zaten parasının çoğunu da Kırşehirli hemşehrilerine, abdallara, yoksullara harcar, onlara iş bulmak için çırpınırdı. O sahiplenilmedi ama onun sahiplenme duygusu vardı.

Eylül başıydı.. Hastane odasında oğlu Hüseyin, ben ve o vardık. "Hasan bak" dedi, "Biz seninle gardaştık, şimdi sen Hüseyin'le gardaşsın, anladın sen onu. Hasan ve Hüseyin..." Son cümlesi de buydu bana..

"Hasan Saltuk, OT Dergi Eylül Sayısı"

 
Neşet Ertaş - Gönül Dağı

8.09.2013

Neredesin Sen


Özlüyoruz seni büyük usta....

Neşet Ertaş - Neredesin Sen

29.04.2013

Fairuz Derin Bulut'la buralardan 10 albüm


Yakın bir tarihte "Patlantis" albümünü çıkaran Fairuz Derin Bulut üyeleri Bantmag için bizim çoğrafyadan sevdikleri 10 albümü seçmişler.

Onur Öztürk (davul) seçti:

ÜNLÜ - Son Defa

Enstrüman çalmaya başladığım, ilk grubumu kurduğum zamanlara denk gelen bir albümdü ve o zamanlar dinlediğim yabancı albümlerin yanında sırıtmamasıyla çok cesaret vermişti.

NEKROPSİ - Mi Kubbesi

Anadolu mayasıyla demlenmiş dünya çapında bir progresif rock albümü. Daha ne olsun! Deli gibi prograsif rock dinlediğim zamanlarda tokat gibi patlamışto yüzümde, "Haa böyle de oluyormuş demek ki" dedirtmişti.

Okan Yılmaz (klavye) seçti:

SERTAP ERENER - Sakin Ol

Müzikleri Fahir Atakoğlu ve Uzay Heparı'ya ait. Çok güzel. 20 yıldır dinliyorum. Çok da duygusal.

ÖZDEMİR ERDOĞAN - Aşkımız Şarkılarda Yok

20 yıldır dinliyor olduğum bir başka albüm... 70'lerden, çok duygusal ve aşk mevzuları var.

Demir Kerem Atay (gitar, bağlama) seçti:


ERKİN KORAY - Elektronik Türküler

Benim için Türk Anadolu Psikedelik müziğin en önemli ve en iyi örneğidir bu albüm. Ayrıca bu albümde çalan kadro zaten yeter: Ahmet Güvenç ve Sedat Avcı... Daha ne olsun!

ERKİN KORAY - Erkin Koray Tutkusu

Led Zeppelin hastası olarak bu albüm benim için çok şey ifade ediyor. Tını ve ruh anlamında Zeppelin'i aratmıyor. Türkiye'de en iyi rock albümü. Ayrıca Harun Kolçak nasıl bas çalmış, akıllara zarar... 

BERGEN - Acıların Kadını

Bergen şarkılarda anlatılanları yaşayan bir kadın. Aslında tüm albümleri aynı değerdedir benim için. Bu kadar hissederek şarkı söyleyen bir insan görmedim hayatımda. Ayrıca arabesk her zaman çaresizliği, bitmişliği anlatmaz. Bu albümdeki "Neden Dönmesin" adlı şarkı bunu iyi şekilde gösterir.


MÜSLÜM GÜRSES - Küskünüm

Bu albüm, funk gitarlar, arabesk kemanlar, baslar, akordeonla başka bir dünya. Ve Müslüm Baba'nın inanılmaz bir dönemi. Benim için binlerce manası var bu kaydın. Zaten dünyada senin için en önemli müzisyen kim deseler, doğrudan Müslüm Gürses derim. Gerçek adam.

BARIŞ MANÇO - 2023

1975 yılında yapılmış uzay müziği. Sanki başka bir gezegenden geliyor sesler.

ORHAN GENCEBAY - Dil Yarası

Çocukken şöyle bir hayalim vardı: 56 model bir Chevrolet ile Tophane Boğazkesen'den aşağıya yavaş yavaş iniyorum ve arabada bu albüm çalıyor. Şarkı ise "İlk Göz Ağrım".

NEŞET ERTAŞ - Sevsem Öldürürler

Neşet Ertaş saydığım müzisyenlerin hepsinin atası bence. Hepsinde Neşet Ertaş var. Bu kadar dolandırmadan, doğrudan anlatılabilir hisler sanki... Sevsem öldürürler. Sevmesem ben öldüm...

Erkin Koray - Allah Aşkına

Müslüm Gürses - Seni Kalbime Gömdüm

Barış Manço - Yol Verin Ağalar Beyler

29.12.2012

2012′de kaybettiklerimiz: Neşet Ertaş


Serin bir eylül sabahında denizden karaya esen karamsar bir rüzgar misali 25 Eylül tarihinde İzmir’den üzücü bir haber geldi. Büyük saz üstadı, besteci ve söz yazarı “Bozkırın Tezenesi” lakaplı Neşet Ertaş hayatını kaybetti. Her ölüm erken ve her ölüm veda kokar derler. Fakat koca çınarın ölümü yüreklerde derin sızı bıraktı. Bağlama ve türkü denince ilk akla gelen isimlerden biri olan Neşet Ertaş bu coğrafyanın yetiştirdiği en büyük halk ozanlarından biriydi. Doğduğu Kırtıllar köyünde iki ses yükselirmiş hep. Ya biri yoksulluktan ağlar, ya bir diğeri sazının telini titretirmiş. O sazını derin derin ağlatmayı seçti. 1938 Kırşehir doğumlu Ertaş, müzikle Orta Anadolu Abdal Müziği geleneğinin en büyük ustalarından biri olan babası Muharrem Ertaş sayesinde ilkokul yıllarında tanıştı. Önce keman, ardından bağlama çalmayı öğrendi. Babasıyla çocukluğunda düğünlerde saz çalıp türkü söylemeye başladı.



Peki büyük ustayı binlerce saz çalıp, türkü söyleyen diğerlerinden ayıran özelliği neydi. Aslında bu sorunun cevabı çok basit: o yaptığı her çalışmanın içinde samimi ve içten duygularını katıksız bir şekilde yoğuruyordu. Yarım asırdan fazla süren sanat yaşamında, hiçbir zaman medyatik olma gibi bir derdi olmadı, sağ-sol, etnik kimlik ve siyasetlerden bağımsız inandığı değerlerin peşinden ayrılmadı. Tek güvendiği sazı, sözü ve sesiydi. Bu üçü haricinde hiçbir şeyden medet ummadı. Hatta öyle ki Süleyman Demirel zamanında kendisine sunulan ‘devlet sanatçılığı’ unvanını; “Halkın sanatçısı olarak kalmak, benim için en büyük mutluluk” diyerek geri çevirdi. O kendince “içindeki gurbette yaşayan bir garip ozandı.”



Ertaş’ın profesyonel müzik hayatı 1950’li yılların sonunda İstanbul’a gidişiyle başladı diyebiliriz. Bu ilk seyahati Can Dündar’a konuk olduğu bir programda şöyle anlatmıştı. “Cebimde iki buçuk liram vardı. Kırşehir’den Ankara’ya kadar da otobüs iki buçuk lira, ben İstanbul’a gidiyorum. Ankara’da otobüsten indim, çığırtkanın birine gittim dedim ki “ben İstanbul’a gideceğim, param yok”. Elimde sazım var ya, “çal” dedi ben başladım çalmaya… Sırası gelince çığırmaya gidiyor, geri geldiği zaman çal demesine gerek yok, alıştım çalıyorum. Ne zaman vardıysam, ta gece yarısına kadar saz çaldım. En son otobüsün arkasında şöyle bir oyuk yer vardı beni oraya verdi, İstanbul’a kadar ayakta geldim.”



İlk plağı “Neden Garip Ötersin Bülbül” bu yıllarda kaydedildi. Çok sevilen bu kaydın ardından yeni kayıtlar ve konserler gelmeye başladı. Sonraki dönemlerde tekrar yaşadığı topraklara dönen Halk ozanı, bir dönem Ankara’ya yerleşti. Sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin yanına, Almanya’ya giden Ertaş, 23 yıl sonra 2000 yılında ülkesine geri döndü. Bu süreçten sonra başlayan medyanın yoğun ilgisi aslında Usta’yı biraz bunalttı diyebiliriz. Bizim ucuz magazin işgüzarları onu Nil Karaibrahimgil’le bile polemiğe girme noktasına getirdiler. Ama o hiçbir zaman mütevazi kişiliğinden taviz vermedi. En güzel sözlerinden birinde şöyle diyordu “İlimsizlik bilgisizlik yüzünden, cehalet hortlayıp çıkar mı çıkar, sevgisizlik saygısızlık yüzünden insan insandan bıkar mı bıkar…”



Mucize denilebilecek olağanüstü yeteneği, gelenekten kopmadan yeniliğe açık olması ile Neşet Ertaş, hep gündemde kalmış bir sanatçıydı. O, ismi bağlama ile özdeşmiş ve adeta bu dünyaya türkü söylemek için gelmiş gerçek bir türkü ustasıydı. Samimi ruh halini bağlamaya en içten duygularla dökebilmeyi başarmış ender bir müzisyendi. UNESCO tarafından “yaşayan insan hazinesi” kabul edilen Ertaş, İTÜ Devlet Konservatuarı tarafından da fahri doktora ünvanına layık görülmüştü.

Hatırlar mısınız adına radyo denen bu bir avuçluk metal yığını, insana çocukluğunun o soğuk ve ıssız gecelerinde kanlı canlı bir insan gibi arkadaşlık ederdi. Radyoda şehirler böyle yer değiştirip diller ve mevsimler birbirine karışırdı. Sonra frekansların birinde gönül telimizi titreten, ruhumuzu ürperten bu esrarlı sesin sahibi aniden belirirdi. “Mühür Gözlüm”, “Zahidem”, “Neredesin Sen”, “Gönül Dağı”, “Kendim Ettim Kendim Buldum” türküleri evin içinde dertli gönüllere sessizce girerdi.


O hep Neşet abi, Neşet emmi, Neşet dayı oldu. Hiçbir zaman “Neşet Bey” olamadı, işin doğrusu olmakta istemedi. Konser biletli mi olsun diye belediye başkanına “ben gençlerin cebindeki cigara parasına göz dikmem” demişliği vardır. Neşet’tir o. Tam 5.000 yıldır bozkırda ne biriktirebildiysek onu söyleyendir. O “gönülden gönüle giden yolların” adamıdır. Karacaoğlan dayısı Yunus Emre emmisi, Pir Sultan dedesidir. Hep duruşunda bir yapayalnızlık vardır. Bir dönem türküleri “tezek kokuyor” diye yasaklanan, “Ah yalan dünyada, yalan dünyada. Yalandan yüzüme gülen dünyada” diyip kimseye küsmeden bu dünyadan göçen bir gönül adamıdır Neşet Ertaş.

Nur içinde yat büyük usta…

Neşet Ertaş - Gönül Dağı

Neşet Ertaş - Neredesin Sen

26.09.2012

Gönül Dağı


Gönül dağı yağmur boran olunca
akar canözüme sel gizli gizli
bir tenhada can cananı bulunca
sinemi yaralar, dil gizli gizli

dost elinden gel olmazsa varılmaz
rızasız bahçenin gülü derilmez
kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
gönülden gönüle gider, yol gizli gizli

seher vakti garip bülbül öterken
kirpiklerin ok ok, cana batarken
cümle alem uykusunda yatarken
kimseler görmeden, gel gizli gizli...

Neşet Ertaş'ın ölümüyle hepimiz biraz daha yoksullaştık. Dillerde kalan ise sadece iki satır sözcük "Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen?"

 Neşet Ertaş - Gönül Dağı
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...