Kesmeşeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kesmeşeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.11.2017

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün günlerden yeni bir Pazartesi. Beş şarkılık listemizin konusu ADA Müziğin 10. yılına özel 1996 yılında çıkarmış olduğu "Sular Yükseliyor" albümünden seçtiğim şarkılar. Memleket tarihindeki en güzel toplama albümlerden bir tanesi olan Sular Yükseliyor "Yüksek Dinlenecek Ondört Türkçe Rock Şarkısı" manifestosunu albümün kapağına kazımıştı.  

Albümün önsözünde ise şunlar yazıyordu. "ADA'nın 10. yılında müzik endüstrisi Türkiye'de hızla gelişiyor. Hergün yeni bir 'sanatçı' yaratılıyor. Müzik kanalları, radyo istasyonları, büyük müzik marketler pıtrak gibi çoğalıyor. Ve artık "Unkapanı Plakçılar Çarşısı"ında dev yapım şirketleri var. ADA, bunlardan biri değil; olmayı da düşünmüyor. Çünkü müziğin bir seri üretim ve gündelik tüketim nesnesi olmasını kabul etmiyor. Her geçen gün tekdüzeleşen, birbirine benzeyen pop, arabesk, fantazi gibi türlerle ilgilenmiyor. ADA imzasını taşıyan albümlerin kalıcılığını önemsiyor. Varolanı reddeden, unutulanı unutturmayan, gelenekselle geleceği bugünde birleştiren bir müzik arşivi yaratmayı hedefliyor. Bu nedenle 'rock' ADA koleksiyonunun önemli bir alt başlığı. Çünkü rock, "cesur ve yeni bir dünya için verilmiş sözdür". Çünkü rock, "ötekileri" korkutuyor. Onların canlarını sıkıyor. Onlara çevrelerinde suların yükseldiğini, yakında iliklerine kadar ıslanacaklarını söylüyor. Ve çünkü rock, "bugün kaybeden elbet yarın kazanacak" diyor ve "bugün en önde giden yarın sona kalacak".

Bir bilgenin dediği gibi "Yolculuk etmek, çok işe yarar, düş gücünü çalıştırır. Gerisi yalnızca düş kırıklığı ve yorgunluktan ibarettir."

Ülkeler, şehirler, sokaklar, müzikler, kitaplar, insanlar ve aşk'lar. Yolcuğunuz hiç bitmesin. Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Kumdan Kaleler - Evde Yoklar




İstasyon - Yeminin Mi Var



Kesmeşeker - Tut Beni Düşmeden



Mor ve Ötesi - Yalnız Şarkı



Nekropsi - Crying Game



BONUS: Kramp - Lan N'oldu

2.10.2017

5 PAZARTESİ ŞARKISI


 "İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri ama olamadıkları 'kişi'yi anlatırlar."

Yusuf Atılgan

Günlerden yeni bir pazartesi aylardan Ekim. Arafta olmak misali bir yanımız sonhabar, bir yanımız kış. Bugün 5 şarkılık listemizin konusu birbirinden değerli müzisyenlerin hayatlarının bir döneminde yaşamış olduğu ilginç anılar ve bazı şarkıların öyküleri eşliğinde o müzik insanlarından seçmiş olduğum şarkılar. 

Hüzünlü bir kadının söylediği gibi: "Huzurlu olmayı öğreniyorum, kendi yanıma uzanmışım sessizce."

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Cem Karaca ve Apaşlar - Oy Bana Bana

Yıl 2003. 6-7 Eylül tarihlerinde Coca- Cola (Captain Fantastic filminde geçen doğru ifadesiyle zehirli su) Türkiye'de ''Rock'n Coke'' adı altında bir festival gerçekleştireceğini duyurur. Bir anlamda Amerikan emperyalizminin en önemli simgelerinden biri olan bu markanın bir festival gerçekleştireceğinin duyulması üzerine, Türkiye'deki barış yanlısı gençler bir ''karşı festival'' fikri ile "Rock Şişede Durmaz" sloganı ile Barışa Rock'ı düzenlemeye karar verirler. Bazı kesimlerin itirazına rağmen festivalde yer alması düşünülen isimlerden biri de Cem Karaca'dır. Festival günü Cem Karaca evde huzursuz. Eşine "gelmezler bu adamlar" diyerek bir taraftanda biraz demleniyor. Aksilik bu ya o gün Cem Karaca'yı almaya giden araba yolda arızalanıyor. Ama bir şekilde Cem Karaca'yı alıyorlar ve sahneye çıkıyor. Konser sırasında bir ara sahneden düşüyor. O esnada konseri izleyen yaklaşık 10.000 kişi de büyük bir sessizlik. Hemen görevliler müdahale ediyor ve Cem Karaca tekrar sahneye çıkıyor. Seyirciler hep bir ağzından "Cem Baba sen bizim her şeyimizsin" sloganının atmaya başlıyor. Usta sanatçı bir bakıyor ki başından hiç çıkarmadığı şapkası yok. O kargaşa esnasında muhtemelen şapka bir yerlerde düşüyor. Cem Karaca seyicilere dönerek "Şapka nerde ya, muhtemelen Uzan grubundan birisi almıştır." diyor. Hikayenin aslı ise o dönem Cem Karaca Star gazetesinin seslendirmesini yapmış ama parasını vermemişler. 



Neşet Ertaş - Ah Yalan Dünya

Bu anı için sözü Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltuk'a bırakıyoruz. Sene 2000. Kurduğumuz güven ilişkisinin de etkisiyle ikna oldu sanırım, Harbiye Açıkhava'daki konsere. Kulisteyiz. Neşet heyecandan titriyor. Bir duble rakı vermeye yeltendim, istemedi. "Hasan, bizimkiler dışarıda mı?" diye sordu. Sanıyor ki konsere sadece İstanbul'da yaşayan Kırşehirliler gelmiş. "Abi yok" dedim, "Bak şu perdenin kenarından, kimler var." Üniversite öğrencilerini, her yaştan insanı, o tıklım tıklım kalabalığı görünce istedi, önce kabul etmediği o dubleyi.

Bir de, "Senden bir ricam var, bizimkiler, bir ceplerinde konyak şisesi, bir ceplerinde tahta kaşıklar dışarıda bekliyorlardır. Garibanlar bilet alacak parayı bulamamıştır, benim paramdan kesin, garipleri içeri alın" dedi. Kapının önüne çıktım, 80-100 kişilik bir grup, aynen onun dediği gibi çimenlerde oturuyor. Zaten konser de, onlar girdikten sonra başladı esas.

Şener Şen'le, Arif Keskiner de oradaydı. Kırşehirliler kaşıklarla oynamaya başlayınca, korumalar engellemeye çalıştı önce. Şener'le Arif korumaları devreden çıkarınca, Neşet'in de keyfi yerine geldi. İşte o konserle yeniden barıştı Türkiye'yle. Bir yandan albümler, bir yandan Türkiye'nin her yerinden konser teklifleri... Buraya yerleşme kararı aldı sonunda.




Taner Öngür - Kara Kız

Değerli müzisyen Taner Öngür'ü Moğollar'ın bascışı olarak tanıyoruz. Taner Öngür geçtiğimiz ay 'Elektrik Gramofon' isimli bir plak çıkardı. Sadece 250 adet basılan plağın neredeyse tamamı bir günde Kadıköy Plak Günlerinde satıldı. Şu an plak tükenmiş durumda ve yeni bir baskısı bekleniyor. Hikayemize gelirsek; Taner Öngür askerliğini yaptıktan sonra, 1980 askeri darbesi öncesi Almanya Frankfurt'a gidiyor. Kaldığı mekan 1968 öğrenci hareketleri sırasında işgal edilmiş on katlı meşhur bir İşgal Evi. Her katında on oda bulunan binanın bir komitesi var ve demokratik bir işleyiş düzeniyle ortak kararlar alınıyor. Bir nevi kominal bir yaşam alanı. Binada kimler yok ki. Anarşistler, punklar, hippiler, yeşil hareketin doğuşunda yer alan aktivistler. Taner Öngür ve arkadaşlarından oluşan dört kişilik Türk grubuna en üst katta yer veriliyor. Türkiye'de darbe olduğunu o binada kalan kişilerden öğreniyorlar. Bu sırada işgal evinin birçok konuğu oluyor. Hatta bazı okullardan öğretmenler, öğrencilerini yanlarına alarak evi gezdiriyorlar. Taner Öngür ve arkadaşları bu ziyaretçiler için bir odada müzik yapıyorlar. Herkesin korktuğu hatta işgal evinde kalanların bile yaklaşmaya cesaret edemediği ve her eylemde hep en ön safta yer alan yaklaşık 100 kişilik Berlinli bir punk topluluğu bizim Türklerin en iyi arkadaşı oluyor. O dönemde Frankfurt Havalimanı'nı büyütmek için orman kesilmek isteniyordu. Malum yaşanan atmosfere paralel olarak işgal evi fazla mesai yapıyordu. Gösteriler, eylemler, konserler. Bu nedenle kaldıkları bina sık sık polis tarafından kuşatılıyordu. O kuşatmalarda kim hangi enstrümanı bulursa pencerelerden polise karşı ses'li bir tepki veriyordu. Bizimkilerde bu tür kuşatmalarda davul ve zurna ile Alman polise karşılık veriyormuş.




Frank Zappa - Montana

Şimdi sözü Frank Zappa'ya veriyoruz:

1971 kışıydı, Stockholm'deydik. İki konser vermiştik. Salondan çıkarken iki oğlan durdurdu beni. Çılgın bir fikirleri olduğunu, onlara katılıp katılmayacağımı sordular. Küçük kardeşleri Hannes, ertesi gün okulu olduğu için konsere gelememişti. Birlikte eve gitseymişiz, ben Hannes'in odasına girip 'sen bana gelmeyince ben sana geldim' diyerek onu uyandırsaymışım. Peki dedim, şehrin 20 kilometre dışındaki evlerine gittik. Hannes'i uyandırdım. Tahmin edilebileceği gibi, çok şaşırdı. Annesiyle babası da yataktan kalkıp geldiler. Çok hoş insanlardı. Sabah 5.30'a kadar mutfakta oturup politika konuştuk.




Kesmeşeker - Metin Kurt Yalnızlığı

Metin Kurt. Türk futbolunun aykırı ismi. 1971-73 yılları arasında üç kez üst üste şampiyon olmuş Galatasaray takımının sağ kanattaki yıldızıydı Metin Kurt. Aynı zamanda altı yıl boyunca aralıksız olmak üzere 26 kez de milli formayı sırtından çıkarmamıştı. Bir zaman Türkiye Kupası’nda Galatasaray finale çıkıp da futbolcu primleri ödenmeyince, Metin Kurt dört arkadaşıyla beraber idmana yarım saat geç çıktı. Kulübün menajeri tarafından futbola anarşi sokmakla suçlandı, sonra da futbolun patronlarıyla yıldızı hiç barışmadı. Bir sonraki sezon sözleşmesi kendisine sorulmadan, normalden düşük bir paraya uzatıldı. Çoğunlukla kadro dışı bırakıldı, pirimleri ödenmedi. Oynadığı maçlardaysa iki devreyi iki ayrı kanatta, kendi ifadesiyle “sahanın yöneticilere uzak, halka yakın bölgelerinde” oynayarak doldurdu. Sonraki süreçtede Kayserispor’a satıldı. 2.Lig’deki Kayserispor’da da göze batmaya devam etti. Maden-İş grevinde sendikaya destek olmak için halktan para topladı, hatta metal fabrikasında işe girdi. Bir dönem basına demeç verme yasağına çarptırıldı. Yasağa uymayınca da kadro dışı kaldı. Fakat işçiler o kadar baskı yaptı ki, yönetim cezayı geri almak zorunda kaldı. İşte o Metin Kurt bir anısı şöyle anlatıyordu:

İzmir'de Polonya'yla milli maçımız vardı. Bu maç yöneticiler için de halk için de çok önemli bir maçtı. Çünkü o maçta kazanırsak bir moral kaynağı olacaktı halka. Ve o maçı biz 1-0 kazandık. Maçtan sonra halk bindiğimiz otobüsü neredeyse omzuna alacak, öylesine çoşkulu. O sırada pencereden dışarı bakıyorum ben, bir baktım bir çocuk kalabalığın arasından fırlayıp geldi. Zıplaya zıplaya otobüse vuruyor, Metin Abi! Metin Abi! diyor bana, diyor ayakkabının bağını verir misin. Şimdi ben ne yapayım napayım derken bizim otobüs hareket etti. O sırada baktım ki çocuğun ayakları çıplak. Ya çıplak bir çocuk bizden ayakkabı bağı istiyor. Ondan sonra düşündüm. Dedim ki; abi biz ne işe yarıyoruz acaba? Biz bu işi yapıyoruz da kimin için yapıyoruz, kimin yararına yapıyoruz?




BONUS: Captain Fantastic - Sweet Child O' Mine

Finali yazımda bahsi geçen Captain Fantastic filminin o muhteşem sahnesi ile yapalım. Film yaşadığımız çağa, bize dayatılan dünya düzenine dair o kadar güzel mesajlar veriyordu ki. Geleceğimiz olan çocukların eğitimi ve bilinçli olarak yetiştirilmesi ne kadar önemli bir konu aslında. Özetle fikri hür, vicdanı hür, kula kulluk etmeyen yeni nesillere ihtiyacımız var.  Müziğin, sanatın, edebiyatın, vicdanın, özgürlüğün, aklın, zekanın ve bilim ışığının hiç sönmemesi umuduyla...


10.10.2014

Metin Kurt Yalnızlığı


İzmir'de Polonya'yla milli maçımız vardı. Bu maç yöneticiler için de halk için de çok önemli bir maçtı. Çünkü o maçta kazanırsak bir moral kaynağı olacaktı halka. Ve o maçı biz 1-0 kazandık. Maçtan sonra halk bindiğimiz otobüsü neredeyse omzuna alacak, öylesine çoşkulu. O sırada pencereden dışarı bakıyorum ben, bir baktım bir çocuk kalabalığın arasından fırlayıp geldi. Zıplaya zıplaya otobüse vuruyor, Metin Abi! Metin Abi! diyor bana, diyor ayakkabının bağını verir misin. Şimdi ben ne yapayım napayım derken bizim otobüs hareket etti. O sırada baktım ki çocuğun ayakları çıplak. Ya çıplak bir çocuk bizden ayakkabı bağı istiyor. Ondan sonra düşündüm. Dedim ki; abi biz ne işe yarıyoruz acaba? Biz bu işi yapıyoruz da kimin için yapıyoruz, kimin yararına yapıyoruz?

"Metin Kurt"

Kesmeşeker - Metin Kurt Yalnızlığı

16.05.2014

Germinal


Beni üç kez yaralı halde kuyudan çektiler. İlkinde bütün kıllarım yanmıştı, ikincisinde her yanım toprakla dolmuştu, üçüncü kezse karnım sudan kurbağa gibi şişmişti. Ölmek istemediğimi anlayınca, bana Bonnemort; iyi ölü dediler.

- Uzun süredir mi madendesiniz?
- İlk sekiz yaşında başladım. Bugün elli sekiz yaşındayım. Hesap edin.
- Kan mı bu?
- Hayır, kömür. Vücudumda yaşamımın sonuna dek beni ısıtacak kömür var. Beş yıldır ocağa inmiyorum, ama içim hala kömür dolu. İyi depolanıyor. Gitsek iyi olur. Bay Hennebeau bizi gevezelik ederken görmesin!
- Burası ona mı ait?
- Hayır o müdür. Bizim gibi maaş alır.
- Peki, kime ait burası?
- Burası mı? Bilmiyorum, birilerine ait..

"Germinal, Émile Zola"

Kesmeşeker - Her Şey Sermaye İçin Sevgilim

20.06.2013

Her şey sermaye için sevgilim


Her şey sermaye için sevgilim
Bir yıldıza laf atmakmış benim işim
Kapıları, pazarları satmışlar meleğim

Her pazar kalbimde azar azar
Çünkü serbest bir pazar her şeyi bozar
Çünkü denizsiz martılar bir deniz arar
Her pazar kalbimde azar azar
Yandım ben bari sen kendini kurtar

Gülümse biraz acılar kiraz bizde hep yaz
Kirazdan küpe sallanır bize ayaz ayaz
Başka dünya mümkün müdür meleğim

Bu ay bitti, gece oldu bir ay daha var
Bu dünyada âşıklardan çok acıkanlar var
Yanımda yaşama sevinçli sandviçler var
Çünkü serbest bir pazar her şeyi bozar
Çünkü denizsiz martılar bir deniz arar 


 Her pazar kalbimde azar azar
Yandım ben bari sen kendini kurtar
Gülümse biraz acılar kiraz bizde hep yaz
Kirazdan küpe sallanır bize ayaz ayaz

Gidiyorsan şehir denen okula
Bir mektup yaz parasız yatılıya
Gülümse biraz acılar kiraz bizde hep yaz
Kirazdan küpe hayırlı mezuniyetler hepinize
Çünkü serbest bir Pazar her şeyi bozar
Çünkü denizsiz martılar bir deniz arar

Her pazar kalbimde azar azar
Yandım ben bari sen kendini kurtar
Gülümse biraz acılar kiraz bizde hep yaz
Kirazdan küpe sallanır bize ayaz ayaz
...

Kesmeşeker - Her şey sermaye için sevgilim

6.11.2012

Dinamo Mesken


Yıl 1970'lerin ikinci yarısı... Dönemin futbol ekollerinden Dinamo Kiev Bursaspor'la bir maç yapar. Efsane hoca Lobanovski önderliğindeki Dinamo Kiev, takım oyunu, disiplin, teknik-taktik yönden nefes kesici bir takımdır. Maçı 3-1 Dinamo kazanır ama gönüllerde bir Dinamo Kiev sevgisi kalır. 

O yıllarda, Ertuğrul Gazi Gençlik ve Spor Klübü, Mesken kasabasının amatör futbol takımı. Mesken çoğunlukla sol görüşlü bir mahalle olduğu için klüp, seyircisi tarafından Dinamo Mesken olarak anılmaya ve desteklenmeye başlar. O dönemde kulübün amigosu ya da kendi tabiriyle 'seyirci organizatörü' ise günümüzün ünlü oyuncusu Erkan Can'dır. Zaten Erkan Can'ı "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" filminde "Hayat futbola fena halde benzer" sözleriyle hatırlıyoruz. Zaten Takımın eski kalecisi kamyon Vedat, filmde Erkan Can'ın oyuncu koçluğunu da yapmıştı. 


Takım dönem itibariyle gayet züğürt. Çoğu zaman forma parası olmadığı için, beyaz atletlerin arkasına elle numara dikerek sahaya çıkıyorlar. Özünde kulübün siyasetle hiçbir alakası yoktur. Sahada oynayanlar arasında solcular kadar, sağcı ve ülkücülerde mevcuttur. Bu sağlam birliğin temelinde ise, fakir bir mahallenin dayanışma ruhu yatmaktadır. Bu ruh ve arkalarındaki izleyici desteği Dinamo Mesken'in sahada fırtına gibi esmesine neden oluyor.  Takım deplasmanlarda, karşı takım taraftarlarından 'Moskava dışarı' tezahüratını bol miktarda duyar.


Bu süreç 1980 askeri yönetimiyle değişiyor. Politik görüşleri nedeniyle fişlenen bir mahalle olan Mesken'in 'Dinamo' lakaplı takımı postallı paşaların güzünde sakıncalı gözüküyor. 1981 Eylül ayında kulüp bir bahane ile basılır ve 'Milli değerlere açıktan saldırı" bahanesiyle kapatılır. Yönetici ve futbolculardan göz altına alınanlardan sadece üç kişi serbest bırakılır. Tutuklananlara "hangi örgüttensin, silahları nereden temin ediyorsun gibi" akıllara zarar sorular sorulmuş. Amaç başından belli, üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Hayatında hiç karakol yüzü görmemiş insanlar gözaltında işkence gördüler. Neyse bu ressam paşalı dönemlere hiç girmeyelim isterseniz.

Bu süreçten tam 37 yıl sonra 2008 yılında, o yıllarda futbol oynayıp yöneticilik yapanlar takımlarını yeniden kurdular. Kulüplerine ‘Başımız yine belaya girer’ endişesiyle gönüllerinden geçen ‘Dinamo Mesken’ adını koymayan yöneticiler bu kez, ‘Meskenspor’ olarak adını tescil ettikleri kulüplerini futbol yaşamına geri döndürdüler.

Kesmeşeker - Metin Kurt Yalnızlığı

Glasvegas - Flowers and Football Tops

8.08.2012

Metin Kurt Yalnızlığı


Metin Kurt gibi yalnızız ceza sahasında. Ne güzel, ne güzel…

“Hayat fena halde futbola benzer” diye bir söz vardır. Çünkü asla topun nereden geleceğini bilemezsin. Bu nedenle ters köşeden çok pis gol yiyebiliyor insan. Hayatın yan etkisinin yanında son kullanma tarihi geçmiş ucuz bir gol. Hayatta herkes bir şekilde gol yediği halde, futbolda sadece kaleciler gol yer. Şu iki kale direği arasında, yani 7.32 metrelik mesafede yalnızlığını tribünler ile paylaşan tek kişi. Bir forvet kolay bir golü kaçırdığı zaman, sadece kaçırdı derler. Oysa kaleci kötü bir gol yediği zaman dünyası başına yıkılır. Bu yüzden her erkek çocuk hayata afili bir forvet olma hayali ile başlar mahalle maçlarında. Çünkü her topa gelişine vurarak şık goller atma sevdasına tutulurlar. Birde en kötüsü vardır kendi kalesine gol atanlar: Hem hayatta, hem futbolda. Yıl 1994 Kolombiya’nın sağ beki Escobar, Dünya Kupası Amerika maçında kendi kalesine gol atarak ülkesinin elenmesine neden olmuştu. Escobar, 2 Temmuz 1994′te Kolombiya’nın Medillin kentindeki bir barda vurularak öldürüldü. Escobar’ı 12 kez ateş açarak vuran kişi her ateş ettiğinde “gol” diye bağırmıştı. İşte hayatın ironik ters köşe anlayışından gol yiyen birinin kaderi.



Bir diğer yandan sayıları çok az olsa da, hayata dair söylemlerini sahaya yansıtmış ve hayatın gidişatına dair meselesi olan bir futbolcu grubu daha var. Örneğin geçtğimiz sene hayatını kaybeden Brezilya’lı Dr. Socrates. Dünya futbolunun en önemli fikir adamlarından biri olan tıp doktorası sahibi ve lakabı Doktor olan Socrates gündelik hayat ve siyasi fikirleriyle de topluma önderlik etmişti. Bir dönem köy köy dolaşıp binlerce insanı iyileştirmişti. Çocukluk kahramanları Fidel Castro, Che Guavera ve John Lennon olan efsane oynadığı Corinthians takımında Demokrasi Hareketi’nin kurucularından biriydi. Bir başka örnek olarak; Fransızların asi çocuğu Fransa’ da kapitalist düzen karşıtı söylemleri ile son başkan aday adayı Manchester United’ın unutulmaz oyuncusu Eric Cantona. Bir Liverpool efsanesi olan ve attığı gol sonrası formasının altına “Liman işçilerinin grevini destekliyorum” diye yazarak duyarlılığını açıkça ortaya koyan Robbie Fowler. Ülkemiz de ise bu konuda en çok dikkat çeken isim futbolun “bir yalnızlık hikayesi” olduğunu anlatan Metin Kurt’tur.

1971-73 yılları arasında üç kez üst üste şampiyon olmuş Galatasaray takımının sağ kanattaki yıldızıydı Metin Kurt. Aynı zamanda altı yıl boyunca aralıksız olmak üzere 26 kez de milli formayı sırtından çıkarmamıştı. Bir zaman Türkiye Kupası’nda Galatasaray finale çıkıp da futbolcu primleri ödenmeyince, Metin Kurt dört arkadaşıyla beraber idmana yarım saat geç çıktı. Kulübün menajeri tarafından futbola anarşi sokmakla suçlandı, sonra da futbolun patronlarıyla yıldızı hiç barışmadı. Bir sonraki sezon sözleşmesi kendisine sorulmadan, normalden düşük bir paraya uzatıldı. Çoğunlukla kadro dışı bırakıldı, pirimleri ödenmedi. Oynadığı maçlardaysa iki devreyi iki ayrı kanatta, kendi ifadesiyle “sahanın yöneticilere uzak, halka yakın bölgelerinde” oynayarak doldurdu. Sonraki süreçte de Kayserispor’a satıldı.



2.Lig’deki Kayserispor’da da göze batmaya devam etti. Maden-İş grevinde sendikaya destek olmak için halktan para topladı, hatta metal fabrikasında işe girdi. Bir dönem basına demeç verme yasağına çarptırıldı. Yasağa uymayınca da kadro dışı kaldı. Fakat işçiler o kadar baskı yaptı ki, yönetim cezayı geri almak zorunda kaldı. Orada üç sezon oynayıp sözleşmesi bitince futbolu bıraktı, İstanbul’a dönüp Maden-İş’in çıkarttığı gazetede amatör sporcularla ilgili bir sayfa hazırladı. Futboldan ve spordan hiç kopmadı, bir dönem 2. Lig’de takımlar çalıştırdı. Hatta şöyle bir anısı bile var. ” Bir gün  köprü altında içiyorum. Bir tane çocuk geldi. Metin abi sen Eyüp’te teknik direktörlük yaparmısın? dedi. Yaparım dedim.”


 
Öyleki Galatasaray’ın üç yıllık şampiyonluğunda teknik direktörlük yapan Brian Birch’ün yıllar sonra bir Türkiye seyahatinde yanındakilere “Daha başbakan olmadı mı” diye sormasına sebep olan bir insandır Metin Kurt. 2010 yılının başında teknik direktör, futbolcu, malzemeci ve temizlik işçisi yedi kişiyle Spor Emekçileri Sendikası kurdu. Fakat  hayatı yüksek rakamlara takım değiştirme hayaliyle geçen ve eğlence mekanlarında mankenlerle magazin basınına poz vermek olan futbolcuların hiçbirinden bir destek alamadı. Çünkü o tarz futbolcuların dilinden onları bir çocuk gibi azarlayan kulüp başkanları anlıyordu. İslam Çupi: prim olayı zamanında şöyle demişti onun için: “Metin Kurt, renk aşkı denen bir sosyal körlüğün, sırt sıvazlama denen afyonun günümüzde insan mutluluğu için yetmeyen donmuş haklar olduğu şuuruna varmış bir isyanın kişisidir. Metin Kurt, Türkiye’de futbolcu aklı aut çizgisine kadar devam eder şeklinde tarif edilen saha inşasının haklarına birtakım boyutlar kazandırmak istediği için sivri adam olmuştur.”



Futbol her geçen gün kendi çıkarlarını düşünen baronların himayesi altında kirli bir endüstri olma yolunda hızla ilerliyor. Bu nedenle bu yalnızlık hikayesinin içinde her zaman Metin Kurt gibi isimlere ihtiyacımız var.

Sen mi güzeldin yoksa hayat mı güzel. Kula kulluk etmezdin, çok yanlış biriydin. Sen mi güzeldin yoksa hayat mı güzel? Yani iki şişe ucuz şarap, bir tarih yazabilir. Verdiğim tüm sözler bir anda uçabilir. Sıcak bir bira aşk sendikasında. Metin Kurt gibi yalnızız ceza sahasında. Ne güzel, ne güzel.

Sen mi güzeldin yoksa hayat mı güzeldi Metin Abi…

"BirinciBlog için yazmış olduğum bir yazı. Ayrıca Metin Kurt'un hayatı için Bant Dergisi'nin 62. sayısında yayımlanan ve daha önce burada da yer vermiş olduğum yazıdan faydalandım."

Kesmeşeker - Metin Kurt Yalnızlığı
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...