Orhan Gencebay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orhan Gencebay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.05.2014

En iyi 10 minibüs şarkısı


70′li yıllar nostaljisinde dolmuşa, minibüse binemeyen arkadaşlara, bu atmosferi evinde yaşamak isteyenlere ortaya karışık bol acılı bir kaset hazırladım. Günümüzde metro, metrobüs ve belediye otobüslerine yenilen minibüsler artık o eski zamanların havasını taşımıyor. O zamanlarda şehir trafiği, para uzatma seansları, indi-bindiler, ayakta kalmak, yer vermek, bıçkın muavinlerin tadı bir başkaydı sanırım. Müziği, deyimleri, oturma biçimleri, ücret ödeme sistemi ile kendine özgü bir minibüs kültürü vardı o dönemlerim. Örneğin parayı arkadan öne doğru uzatmak törensel bir ritüeldi ve bunu kuralına uygun yapmamak çok ayıptı. Ayrıca sürekli şoförün “arkada yer var” demesine rağmen, arkada hiçbir zaman yer olmamıştır. Bütün bunlara ilaveten bindiğiniz minübüsün yolcu alma kapasitesi sonsuzdur ve şoförün tamamen yaratıcılığına kalmıştır. Polis çevirmelerine yakalanmamak için yapılan çökmeli-kalkmalı jimnastik egzersizlerinin tarifi ise imkansızdır. Elbette meşhur minibüsçü sözlerini ve yazılarını da es geçmeyelim. Örnek isterseniz şöyle buyurun:



 “Gidişine kızlar, duruşuna yollar hasta”
“ Rampaların ustasıyım gözlerinin hastasıyım”
“ Önünü görmeden sollama, eve acı haber yollama”
“ Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza!”
“ Kuzu kurdun, yol Ford’un”
“ Gözlerin güzel ama bakmasını bilmiyorsun”
“ İstedim vermediler; sen şoförsün dediler!”
“ Dünya delikanlı olsaydı yuvarlak olmazdı.”
“ Yaklaşma toz olursun, geçme pişman olursun.”
“ Bir sabah uykusuna doyamadım bir de sana”
“ Alırsın Ford, olursun Lord”
“ Bana öyle melun melun bakma güzelim biliyorum birazdan sen de ineceksin”

Şimdi asıl konumuza dönelim ve en iyi on minibüs şarkısına göz atarak, karışık kasetimizi hazırlayalım.
  
1- Orhan Gencebay “Hatasız Kul Olmaz”

Minibüs karışık kasetinde her ne kadar Orhan Gencebay’ın “Bir Teselli Ver”, “Batsın Bu Dünya”, “Kaderimin Oyunu”gibi klasiklerine rahatça yer verilebileceğimi bilsemde ben oyumu Hatasız Kul Olmaz’dan yana kullanıyorum. Orhan Gencebay’ın müziği kimilerine göre her ne kadar tam olarak arabesk kategorisinde değerlendirilmese de minibüs kültüründe önemli bir yeri vardır. Öyle ki minibüste Orhan Baba çalıyorsa şarkı bitmeden inmek abes karşılanır.
  
2- İbrahim Tatlıses “Ayağında Kundura”

Asıl adı İbrahim Tatlı olan Tatlıses, 70’lerin sonunda yakaladığı şöhreti bu güne kadar getirmeyi başarmış önemli bir isim. Müzik, sinema, ticaret derken çalkantılı özel hayatı her zaman yaptığı müziğin bir adım önünde yer aldı. Seveni kadar, sevmeyeni de çok olan güçlü bir sesti Tatlıses. Sevenleri onda bir Yılmaz Güney figürü görüyorlardı. Ama bu başarıda temel nokta hiç okula gitmeyen, şöhrete ulaştığı yıllarda henüz okuma yazma bilmeyen bu adamın sıfırdan zirveye nasıl çıktığının görkemli hikayesiydi. Yıllarca bu ülkede bağrı yanık Anadolu delikanlıları onun gibi olmak için hayaller kurdular. Listeye “Sarhoş”, “Ağlıyorum Kahrımdan”, “Acı Gerçekler” gibi klasikleri es geçerek Ayağında Kundura’yı alıyorum.
  
3- Müslüm Gürses “Kaç Kadeh Kırıldı Sarhoş Gönlümde”

Listenin beki de  en ağır parçası. Bu parça eşliğinde minibüs camına kafa atan insanlar olduğu bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılır. Bir dönem Orhan Gencebay entelektüellerle, İbrahim Tatlıses köşeyi dönmeyi kafasına koymuş yeni nesil burjuvaziyle flört ederken, Müslüm Gürses arabeskin çekirdeğini oluşturan yoksul ve ezilenlerin sesi oluyordu. Kendine özgü tarzıyla zamanla bu yoksul kesimden şehirli rockçı gençliğe kadar dinleyici kitlesini genişletti. Cemal Süreya arabeskin üç devini, üç ünlemle tarif eder. Gencebay “Of!”, Ferdi Tayfur “Ah!”, Tatlıses “Allah Allah!”tır. Müslüm Gürses ise tıpkı Derya Bengi’nin dediği gibi “Oooof of!”tur. Ustayı rahmetle anıyoruz.



4- Hakkı Bulut “Ben Buyum”
 
Her şeyin özelleştirildiği bir zamanda devletin arabeski devletleştirme politikasına istemeden alet olmuş bir isim Hakkı Bulut. “Seven Kıskanır” parçasını cilala ve yirmi yıldır arabeskin yasak olduğu devlet televizyonuna çıkar. Oysaki bu “Acısız Arabesk” projesi millet cephesinde bir fiyasko olarak sadece hatıralarda kalmıştır. “Henüz üç yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum.” Daha ne olsun..

5- Ferdi Tayfur “Huzurum Kalmadı”

Ferdi Tayfur arabeskin ağlayan, inleyen,  hıçkıran sesi olarak diğer isimlerden farklı bir yapıya sahipti. 16 yaşında şarkıcı olmak üzere İstanbul’a gelmiş, fakat şöhreti ancak 30’lu yaşlarda yakalayabilmişti. Çıkışını “Çeşme” parçası ile yapmış olsa da minibüs aleminde “Huzurum Kalmadı”, Quuen’den bir “We Are The Champions” kadar popülerdir.

6- Ümit Besen “Nikah Masası”

Sevdiği bir kadını başkasına kaptıran ve buna şahit olan minibüscü kardeşimizi arızaya bağlatan şarkıdır. Böyle bir durumda günlerce bu şarkı çalabilir taki kaset artık yalama oluncaya kadar. Kaybeden ruhların sesi olan Ümit Besen Türkiye’deki piyanist şantör geleneğinin babasıdır bir anlamda. Ümit Besen dinleyen üzgündür, yorgundur, kırgındır ve en önemlisi sürekli kaybedendir. Ustanın “Okul Yolunda” ve "Deli Gönlüm" parçaları kişisel favorilerimdir.



7- Cengiz Kurtoğlu “Kadehi Şişeyi Kırarım”

“Gelmeyin üstüme sakın gelmeyin dostu arkadaşı kırarım bugün
Gözümde anılar canlandı yine kadehi şişeyi kırarım bugün..”

Daha fazla sözle ne hacet. Tertemiz aşkların gönüllü sponsoru Cengiz Kurtoğlu.

8- Gülden Karaböcek “Sürünüyorum”
 
Gülden Karaböcek listenin tek bayan ismi ve benimde Türkiye’de en beğendiğim seslerden biri olarak kaseti onurlandırma şerefinde bulunuyor. Ablası Neşe Karaböcek’in yolundan giden Gülden Karaböcek “Dilek Taşı” ve “Sürünüyorum” gibi klasiklerle rakı sofraları kadar, minibüs ortamlarını da renklendirdi. Ama her şey bir yana Gülden Karaböcek çok iyi bir şarkı yazarı olarak hep gönlümüzde yer aldı.

9- Neşet Ertaş “Mühür Gözlüm”

Özellikle İç Anadolu yöresinin minibüs camiası için Neşet Ertaş ismi bir efsanedir. Kimi aşık yeniyetme minibüs şoförlerinin bu şarkı esnasında derin hülyalara dalıp ters yola bile girmişlikleri vardır. Her şey bir yana Kırşehir’li halk ozanı ve bozlak ustası 60’lı yıllardan itibaren sayısız güzel kayda imza atarak ne kadar büyük isim olduğunu gösterdi. “Mühür Gözlüm”, “Zahidem”, “Neredesin Sen”, “Gönül Dağı”, “Kendim Ettim Kendim Buldum” ne büyük eserlerdir. Nur içinde yat. Çok özlüyoruz seni...

10- Dursun Çiğdem “Şiki Şiki Baba”

Geldik listenin en afili parçasına. Kambersiz düğün olmaz misali Şiki Şiki Baba’sız bir minibüs çıplak gibidir. Özellikle “Atla Gel Şaban” filmi sayesinde büyük bir üne kavuşan parçanın orjinalinin bir balkan parçası olduğu söylenir. Seyyal Taner, Ümit Besen gibi isimler bu şarkıyı söylemiş olsa da en meşhur olanı Dursun Çiğdem tarafından yapılan yorumudur. Son dönemlerde Ciguli, hatta dünyaca ünlü müzisyen Beirut tarafından bile yorumlanmıştır.

Bu yazıya bir son söz gerek diyorsanız. Buyrun size son söz: “Haydi Aksaray Aksaray kalkıyor.. İlerleyelim abiler, ablalar…”

Gülden Karaböcek - Sürünüyorum

Beirut - Şiki Şiki Baba

4.07.2013

Bitecek Dertlerimiz


1978'de çekilen Şerif Gören imzalı 'Derdim Dünyadan Büyük' filmi. Filmin sonunda gecekondu yıkımına gelen ekiplere, Orhan Gencebay ve mahalle sakinleri hep bir ağızdan 'Bitecek Dertlerimiz' şarkısını söylüyordu.

"Asırlara sığmaz bizim dertlerimiz
Yetmez olduk kendimize kendimiz
Yılların günahı kaderde mi kalacak
Elbet bir gün insanlık sizden hesap soracak
Bin dertle bin gamla yaşadık çok yılları
Sardıkça ezdi bizi yoksulluğun kolları
Bir gün mutlaka göreceğiz biz de o güzel yarınları
Biz görmesek de görecekler var o mutlu yarınları..."

"Bir+Bir Nisan sayısı"


Orhan Gencebay - Bitecek Dertlerimiz

29.04.2013

Fairuz Derin Bulut'la buralardan 10 albüm


Yakın bir tarihte "Patlantis" albümünü çıkaran Fairuz Derin Bulut üyeleri Bantmag için bizim çoğrafyadan sevdikleri 10 albümü seçmişler.

Onur Öztürk (davul) seçti:

ÜNLÜ - Son Defa

Enstrüman çalmaya başladığım, ilk grubumu kurduğum zamanlara denk gelen bir albümdü ve o zamanlar dinlediğim yabancı albümlerin yanında sırıtmamasıyla çok cesaret vermişti.

NEKROPSİ - Mi Kubbesi

Anadolu mayasıyla demlenmiş dünya çapında bir progresif rock albümü. Daha ne olsun! Deli gibi prograsif rock dinlediğim zamanlarda tokat gibi patlamışto yüzümde, "Haa böyle de oluyormuş demek ki" dedirtmişti.

Okan Yılmaz (klavye) seçti:

SERTAP ERENER - Sakin Ol

Müzikleri Fahir Atakoğlu ve Uzay Heparı'ya ait. Çok güzel. 20 yıldır dinliyorum. Çok da duygusal.

ÖZDEMİR ERDOĞAN - Aşkımız Şarkılarda Yok

20 yıldır dinliyor olduğum bir başka albüm... 70'lerden, çok duygusal ve aşk mevzuları var.

Demir Kerem Atay (gitar, bağlama) seçti:


ERKİN KORAY - Elektronik Türküler

Benim için Türk Anadolu Psikedelik müziğin en önemli ve en iyi örneğidir bu albüm. Ayrıca bu albümde çalan kadro zaten yeter: Ahmet Güvenç ve Sedat Avcı... Daha ne olsun!

ERKİN KORAY - Erkin Koray Tutkusu

Led Zeppelin hastası olarak bu albüm benim için çok şey ifade ediyor. Tını ve ruh anlamında Zeppelin'i aratmıyor. Türkiye'de en iyi rock albümü. Ayrıca Harun Kolçak nasıl bas çalmış, akıllara zarar... 

BERGEN - Acıların Kadını

Bergen şarkılarda anlatılanları yaşayan bir kadın. Aslında tüm albümleri aynı değerdedir benim için. Bu kadar hissederek şarkı söyleyen bir insan görmedim hayatımda. Ayrıca arabesk her zaman çaresizliği, bitmişliği anlatmaz. Bu albümdeki "Neden Dönmesin" adlı şarkı bunu iyi şekilde gösterir.


MÜSLÜM GÜRSES - Küskünüm

Bu albüm, funk gitarlar, arabesk kemanlar, baslar, akordeonla başka bir dünya. Ve Müslüm Baba'nın inanılmaz bir dönemi. Benim için binlerce manası var bu kaydın. Zaten dünyada senin için en önemli müzisyen kim deseler, doğrudan Müslüm Gürses derim. Gerçek adam.

BARIŞ MANÇO - 2023

1975 yılında yapılmış uzay müziği. Sanki başka bir gezegenden geliyor sesler.

ORHAN GENCEBAY - Dil Yarası

Çocukken şöyle bir hayalim vardı: 56 model bir Chevrolet ile Tophane Boğazkesen'den aşağıya yavaş yavaş iniyorum ve arabada bu albüm çalıyor. Şarkı ise "İlk Göz Ağrım".

NEŞET ERTAŞ - Sevsem Öldürürler

Neşet Ertaş saydığım müzisyenlerin hepsinin atası bence. Hepsinde Neşet Ertaş var. Bu kadar dolandırmadan, doğrudan anlatılabilir hisler sanki... Sevsem öldürürler. Sevmesem ben öldüm...

Erkin Koray - Allah Aşkına

Müslüm Gürses - Seni Kalbime Gömdüm

Barış Manço - Yol Verin Ağalar Beyler

17.04.2013

HAYAT VAR


Yeni kuşak Türk Sinemasının yükselen değerlerinden biri Reha Erdem. Onunla tanışmam üniversite yıllarımın başında şimdilerde düğün salonu olmuş Ankara Kolej'de bulunan Konak sinemasında olmuştu. Toplam 2-3 kişiyle birlikte izlediğim "Kaç Para Kaç" filmi Türk Sineması'na gümbür gümbür gelen güçlü bir yönetmenin mesihliğini yapıyordu.

2008 yapımı Hayat Var, imge ve derinlik anlamında çok güçlü bir film. 14 yaşındaki Hayat'ın ergenliğe geçiş sürecinde yaşadığı sancıları: Çekip gitmiş, bir polisle evlenip yeni bir çocuk yapmış bir anne; hayata küsmüş ve hayatı boşlamış gemilere hayat kadını götüren, esrar kuryeliği yapan, gizli eşcinsel bir baba; hayatını oksijen tüpüne bağlı geçiren yatalak bir dede eşliğinde izliyoruz. Koca koca gemiler arasında ezilen bir kızın hayatına misafir oluyoruz. Hayat yalnızlığa alışmış, içinde kopan fırtınalara rağmen teselliyi babasının hediye ettiği oyuncakta arıyor. Suskun hayatını, ait olduğu garip dünyanın girdabına bırakmış, gerçekliğin hayal dünyasında kül kedisi rolünü üstlenip çoktan teslim olmuş akıp giden hayata. Tıpkı babasının filmde dediği gibi "Good Fish, good girls..Welcome to İstanbul!


Fonda alıştığımız İstanbul'un aksine arabesk şarkılar eşliğinde kıyıda köşede kalmışların yaşadığı bir su şehri portresi izliyoruz. Her biri karpostal güzelliğinde müthiş deniz çekimleri, dış seslerin inanılmaz bir zenginlikte kullanılması ve adeta rolünü yaşayan genç oyuncu Elit İşcan'ın dudak uçuklatan performansı görsel ve işitsel bir şölen sunuyor izleyenlere. Ayrıca Hayat'ın okul ve ev yaşantısında çevresindeki karakterle ilişkileri, akıp giden sürreal imgeler filmin hikayesine güç katıyor. Bu hikayelerden her biri kendi içinde barındırdığı güçlü ve tutarlı yapı ile öyküyü hep canlı tutuyor.

Hayat Var'ın 2010'daki SİYAD Ödülleri'nde En İyi Film seçilip En İyi Yönetmen ve En İyi Kurgu dallarında da birinci olduğunu, 45. Altın Portakal Film Festivali'nde ödül aldığını, 28 İstanbul Film Festivali'nde FIPRESCI ödülü kazandığını, 3. Yeşilçam Ödülleri'nde En İyi Film seçilip Elit İşcan'a En İyi Genç Yetenek ödülü kazandırdığını ekleyelim.


Sanat Filmi yapmak gayesi ile abuk sabuk işlere imza atan birçok yönetmenin aksine Reha Erdem'in tek amacı inandığı filmlere imza atmak ve bu işide oldukça güzel yapıyor. Son filmi Kosmos ile yine başka bir dünyaya dalan Reha Erdem her ne kadar tarz olarak Jean-Pierre Jeunet benzerliği taşıyor izlenimi yaratsada, onun Türk Sinema'sındaki yeri ve özgünlüğü tartışılmaz.
İzledikden sonra insanın aklından silinmeyen kimi sahneler ve müzik eşliğinde Hayat Var'ın kısa özeti filmde çalan Orhan Gencebay şarkısında açıklanıyor aslında. Evet cidden heryerde iyi yada kötü olsun bir hayat var..

"Gün gelecek isyan edip, niye doğdum diyeceksin
Gün gelecek isyanına kahkahayla güleceksin."


Orhan Gencebay - Aklım Takıldı

3.03.2013

Müslüm Baba'yı kaybettik


Acı haber tez yayılır derler. O hiç duymak istemediğimiz üzücü haber maaesef gerçek oldu. Arabeskin dev ismi Müslüm Baba’yı sonsuzluğa uğurladık.

Bu ülkede "Ooff Of" ünleminin içine dolduran en nadir isimlerden biriydi Müslüm Gürses. Bir kere “Arabesk yavşaklığından utanıyorum” diyenler kadar sahte değildi. Öyle ki bir insan düşünün bir tarafta arabeskin en koyu şarkılarına tercüman olsun, diğer tarafta David Bowie, Bob Dylan şarkıları ustalıkla söylesin. 7 Mayıs 1953 yılında Şanlıurfa’da çiftçilik yapan yoksul bir ailenin erkek çoğu olarak dünyaya gelen Müslüm Akbaş, ufak yaşlardan itibaren saz çalmaya ve türkü söylemeye başladı. Daha sonraki yıllarda Adana’daki çay bahçelerinde şarkılar söylemeye başladı. 1967 yılında Adana aile çay bahçesinde yapılan şarkı yarışmasında birinci oldu. İlk 45’liğini İstanbul’da 1968’de yayınladı. Sonrası bildiğimiz görkemli bir müzikal hayat. Yarım asra yakın 48 yıllık sanatçılık yaşamına sığan 100 civarında albüm.


Rahmetli Barış Manço, bir televizyon programında şöyle bir tespit yapmıştı: “Darbeler birçok şey gibi müziğin akışını da değiştirdi. 1960’tan sonra Türk sanat müziğinde, 1971’den sonra arabesk müzikte, 1980’den sonra pop müzikte, 28 Şubat’tan sonra ise türkülerde yoğunlaşma ve artış oldu.”

Bu çok yerinde olan tespite paralel olarak arabesk, özellikle 70’li  yıllardan itibaren  sosyal bir fenomen olarak hayatımıza girdi. İçinde barındırdığı bol acı ile minibüslerden meyhanelere, gecekondulardan, burjuvazinin lüks evlerine kadar geniş kesime uzandı. Bu müziğin devler liginde elbet ağırlıklı olarak erkek egemenliği yaşandı. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut gibi isimler her dönem popüler oldular. Arabesk bir anlamda yoksul Anadolu delikanlılarının sıfırdan zirveye çıkmaları için bir araçtı.

Bu arabesk yıllarının kimine göre en Baba ismi Müslüm Gürses’ti. Çünkü Müslüm Baba, arabeskin çekirdeğini oluşturan yoksul ve ezilenlerin sesi oluyordu. Sınıfsal farklılığı dile getiren şarkıları ile bu halk kesimini can evinden vurdu. Arabeskin en koyusunu yapan bu adam toplumsal literatürümüze “damardan” diye bir kavramı sokmuştu. Öyle ki ilk başlarda entelektüel kesimin işi şakaya vurarak başlattıkları Müslüm Gürses hayranlığı, bir süre sonra realiteye dönüşmüştü. Bir zamanlar onun müziğine burun kıvıranlar, şimdi onun konserlerine girmek için yer kapma savaşına girdiler. Anlayacağınız Müslüm Baba, bir dönem “arabeskin devletleştirilmesi” politikasına alet olmadan,  kendine özgü tarzıyla yoksul kesimden şehirli rock’çı gençliğe kadar dinleyici kitlesini genişletti. Her şey rağmen “Yakarsa dünyayı garipler yakar” diyerek en alttakileri unutmadan...


Müslüm Gürses bu noktaya sadece sanatı ile gelmedi. Tevazu dolu bir kişiliği, kendine özgü espritüelliği ve şahsına münhasır ses rengi ile bu halkın gönlünde sağlam bir yer edindi. Bu ülkenin hep kıyısından döndüğü “bir dönüşümün” en güzel örneğini gösterdi bizlere. Müslüm Gürses ağır ama küflenmemiş, kederli ama coşkusunu yitirmemiş, rafine zevklerin özel adamıydı. Bir küçük Türkiye’ydi aslında.
 
İster en ağır metalci ol, ister caz sevdalısı ya da ağzında piposu çakma entelektüel. Mutlaka herkesin Müslüm Gürses ile kesişmiş bir zaman dilimi olmuştur. Çünkü isyan, aşk, hüzün gibi kavramlar ne kadar gerçekse Müslüm Gürses o kadar gerçekti. Ta yüreğimizin en derin yerinden derin bir "Ooof Ooof" çekip seni sonsuzluğa uğurluyoruz. Ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Boş odalardaki senin sesinin eşlik ettiği yalnızlıklar bile.

Nur içinde yat Müslüm Baba.

4.10.2012

Orhan Gencebay'la 60 Yıl


Orhan Gencebay hakkında BirinciBlog'da yazmış olduğum yazı:

Son günlerde müzik camiasında bir Orhan Gencebay fırtınası yaşanıyor. Orhan Gencebay’ın müzikteki 60. sanat yılına özel “Orhan Gencebay ile Bir Ömür” albümü kısa bir süre önce yayınlandı. 32 ismin Orhan Gencebay’ın Türk müzik tarihine damgasını vurmuş 33 özel eserini yeniden yorumladığı ve koro halinde “Batsın Bu Dünya” şarkısını söylediği bu çift CD’lik albüm ilk 5 günde 250 bin gibi bir satış rakamına ulaşarak rekorları altüst etti. Her detayı özenle hazırlanan albümün kapağı ve kitapçığında metalize altın yaldız baskı tekniği uygulandı. Albüm kapağında ve albüm kitapçığında fotoğraf kullanılmayarak tüm sanatçı görselleri elle çizilerek illüstrate edildi. Kısaca albümün görsel kısmına çok emek harcandı. Bu noktada can alıcı soru geliyor “Peki aynı özen sanatçı seçiminde ve altyapıların hazırlanmasında gösterilmiş mi?” Cevap; maalesef hayır.


Tribute albüm, Türkçesiyle saygı albümü kavramı bizim müzik kültürümüzde yeni yeni oturan bir kavram. Bu noktada aranılan en önemli kriter cover şarkıların orjinalinin vermiş olduğu tadı yakalaması ya da en azından ortaya özgün bir şeylerin çıkması. Peki Orhan Gencebay için yapılan bu saygı albümünde bu tat yakalanabilmiş mi? Bence kimi şarkılarda hayır. Bu noktada seçilen isimler ve yapılan düzenlemeler çok yanlış olmuş. Örneğin Demet Akalın, Serdar Ortaç, İzel gibi isimlerde bu yanlışlık çok sırıtıyor. Elbette albümde seçilen şarkılara kendi yorumunu özgünce katmış isimler yok değil. Örneğin Athena, Duman, Manga, Özcan Deniz, Yıldız Tilbe gibi isimler bu özgürlüğü sonuna kadar kullanmışlar. Sonuçta müzik zevki bir noktadan sonra öznel olabilir ve bu yazdıklarım bir şekilde kendi kişisel görüşlerimi yansıtır. Ama keşke böyle değerli bir projenin içeriği ve yapılan düzenlemeler için daha fazla emek harcanmış olsaydı. Şimdi birazcık Türkiye’deki arabesk kültürü ve Orhan Gencebay’dan bahsedelim isterseniz.


Arabesk müzik bir kimya gibi içinde birçok bileşeni barındırıyor. Arabesk bir tutam Türk sanat müziği, biraz halk müziği, arap, hint ezgilerinin birleşimiyle 60’lı yıllardan itibaren  sosyal bir fenomen olarak hayatımıza girdi. İçinde barındırdığı bol acı ile minibüslerden meyhanelere, gecekondulardan yeni nesil burjuvazinin lüks evlerine kadar geniş kesime uzandı. Her dönem kendi yıldızlarını çıkaran bu akım Orhan Gencebay’ın ilk 45’liği ile yollara düştü diyebiliriz. Bu müziğin devler liginde elbet ağırlıklı olarak erkek egemenliği yaşandı. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut gibi isimler her dönem popüler oldular. Arabesk bir anlamda yoksul Anadolu delikanlılarının sıfırdan zirveye çıkmaları için bir araçtı. Çünkü gözlerinin önünde İbrahim Tatlıses gibi çok büyük bir örnek vardı. Kadınlar açısından baktığımız zaman bir dönem Neşe Karaböcek, Gülden Karaböcek, ilk dönemlerinde Mine Koşan, Bergen ve Esengül bu yarışın öncü isimleri oldular. Bu noktada arabeskin gizli kahramanı söz yazarı Ali Tekintüre’yi es geçmeyelim. Yazmış olduğu bol acılı şarkılar, birçok sanatçı vasıtasıyla hafızalara kazındı.

Özellikle 70’li yıllarda arabeskin yükselişine tanıklık ettik. Bu yükselişte en büyük etken Yeşilçam filmlerine sızan arabesk şarkıları olmuştu. Yıllar içerinde Arabesk hiçbir zaman ölmedi, sadece form değiştirdi. Her şeyin özelleştirildiği bir dönemde arabesk devletleştirilmek istendi. Bunun için bulunan kurban ise Hakkı Bulut oldu. “Seven Kıskanır” parçasını cilala ve yirmi yıldır arabeskin yasak olduğu devlet televizyonuna çıkar. Sonrasında bu “Acısız Arabesk” projesine millet bir tarafıyla gülsün. Bu acısız kavramı herhalde aynı zamanda ‘rakısız arabesk’ anlamına geliyordu. Yıllar sonra Hakkın Bulut bu duruma gereken cevabı yine bir şarkı ile vermişti: Nasıl içmeyim?


Daha sonraki süreçte arabesk Sezen Aksu ile pop şarkılarına, Ahmet Kaya ile protest müziğe ve 90’lı yıllarda Duman ile rock müziğe sıçradı. Müslüm Gürses kendine özgü tarzıyla zamanla bu yoksul kesimden şehirli rockçı gençliğe kadar dinleyici kitlesini genişletti. İbrahim Tatlıses hep yeniliklere açık kaldı. Orhan Gencebay karizmasından ve cool duruşundan asla taviz vermedi. Her dönem başında ‘küçük’ sıfatı olan arkadaşlar türemeyi sürdürdü. Bu dönemin en sönük ismi Ferdi Tayfur oldu diyebiliriz.

Büyük şair Cemal Süreya, arabeskin üç devini, üç ünlemle tarif eder. Gencebay “Of!”, Ferdi Tayfur “Ah!”, Tatlıses “Allah Allah!”tır. 1944 doğumlu besteci, söz yazarı, bağlama virtüözü ve sinema oyuncusu Orhan Gencebay büyük bir kesim tarafında arabesk müziğin mucidi olarak kabul edilir. Çocukluğundan itibaren müzik cemiyetleri ve saz evlerinde geçen hayatı onun bugünlere gelmesinde büyük rol oynadı. Ona en çok ilham veren ustası, Ankara havalarının kahramanı Bayram Aracı’ydı. Aracı’nın ritmik saz tekniğine kendince yöresel ve alaturka ritimler ekledi. Bu temelin üstüne Mısır müziğinden ve batıdan almış olduğu eklentiler özgün Orhan Gencebay müzikal yapısını oluşturdu. Yıllar içerisinde “Bir Teselli Ver”, “Hor Görme Garibi”, “Batsın Bu Dünya”, “Hatasız Kul Olmaz”, gibi şarkılar milyonların diline dolandı.


Evet dile kolay 60 yıl gibi uzun bir sanat yaşamında Orhan Baba her dönem bir sanatçı ve fikir adamı olarak tazeliğini korudu. “Orhan Gencebay ile Bir Ömür” albümü keşke bu büyük sanatçının şanına yakışır büyüklükte ve ticari kaygılardan bağımsız yapılmış olsaydı. Elbette bu küçük eleştirilerim albümün çok kötü olduğu yönünde değil. Sadece müzikal anlamda biraz zayıf kaldığı yönünde. Ayrıca bu albümün yok satması bir gerçeği daha gözler önüne koydu. Hani diyorlar ya eskisi gibi albümler satılmıyor. Dijital devrim müzik sektörünü öldürdü, bilmem netten müzik indirmek yasaklansın falan filan. Görülüyor ki insanlar parasını gerçekten kaliteli müziğe harcamak istiyorlar. Mantar gibi türeyen, bilgisayar teknolojisinin arkasına sığınmış bakkal müzisyenlerine değil. Ve ne acı ki bu müzisyenlerden ülkemizde bol miktarda var ve kendilerine sanatçı diyorlar. Yazımı yıllar önce “Hey” dergisinde yazılmış bir haber ile bitirelim. 1977’de Orhan Gencebay’ın ‘Sarhoşun Biri’ 45’liği yayınlandığında, dükkanına çilingir sofrası kuran İzmirli bir plakçı, plağı satın alan herkese bir kadeh rakı ikram etmişti.

Not: Bu yazıyı hazırlarken ülkemizin müzik konusunda en bilgili kalemlerinden biri olarak gördüğüm Derya Bengi’nin “Arabesk” ve “Orhan Gencebay” hakkındaki yazılarından faydalandığımı belirtmek isterim. Buradan kendisine sevgilerimi iletiyorum.

13.09.2012

Orhan Gencebay ile Bir Ömür


17 Eylül tarihinde Orhan Gencebay’ın müzikteki 60. sanat yılına özel “Orhan Gencebay ile Bir Ömür” albümü yayınlanıyor. 32 isim Orhan Gencebay’ın Türk müzik tarihine damgasını vurmuş 33 özel eserini yeniden yorumladı. Albümde yer alan tüm sanatçılardan oluşan koro ise “Batsın Bu Dünya” şarkısını seslendirdi.

Her detayı özenle hazırlanan albümün kapağı ve kitapçığı da özenle ve büyük emeklerle hazırlandı. Albümde metalize altın yaldız baskı tekniği uygulandı. Albüm kapağında ve albüm kitapçığında fotoğraf kullanılmayarak tüm sanatçı görselleri elle çizilerek illüstrate edildi.

Şarkıcı listesinde bazı tırt isimler olsada, acaba bu şarkıyı nasıl yorumlamış dediğimiz birçok değerli isimde mevcut. Şarkı ve şarkıcı listesi şu şekilde.

CD1

1. Ajda Pekkan – Severek Ayrılalım
2. Athena – Bir Araya Gelemeyiz
3. Berkay – Dünya Dönüyor
4. Candan Erçetin – Beni Böyle Sev
5. Demet Akalın – Farkında mısın
6. Deniz Seki – Benim Dünyam
7. Duman – Gönül
8. Ebru Gündeş – Dil Yarası
9. Emel Sayın – Hayat Devam Ediyor
10. Emre Aydın – Bir Teselli Ver
11. Hande Yener – Kaderimin Oyunu
12. İzel – Kabahat Seni Sevende
13. Kutsi – Ben O Zaman Ölürüm
14. Manga – Ya Evde Yoksan
15. Mustafa Ceceli – Yarabbim
16. Mustafa Sandal – Kır Gönlünün Zincirini
17. Nilüfer – Dertler Benim Olsun
18. Koro – Batsın Bu Dünya

CD 2

1. Nükhet Duru – Gitti de Gitti
2. Özcan Deniz – Vazgeç Gönlüm
3. Rafet El Roman – Beni Biraz Anlasaydın
4. Seksendört – Dokunma
5. Serdar Ortaç – Hor Görme Garibi
6. Sezen Aksu – Akşam Güneşi
7. Sibel Can – Bilmesin O Felek
8. Şevval Sam – Kahrolayım
9. Tarkan – Hatasız Kul Olmaz
10. Volkan Konak – Gurbet
11. Yaşar – Yorgun Gözler
12. Yıldız Tilbe – Aşkımı Sakla
13. Yıldız Usmanova – Neyi Değiştirdik ki
14. Zara – Dilenci
15. Zerrin Özer – Sev Dedi Gözlerim
16. Koro – Batsın Bu Dünya

22.05.2012

En iyi 10 minibüs şarkısı


Benimde yazar ekibinde bulunduğum BirinciBlog sitemiz tam gaz devam ediyor. Çetedeki ekibin arasında  müthiş bir kimya tutturduk. Bugün Birinciblog'a yazmış olduğum yazı için buyrun bakalım.

BirinciBlog olarak hizmette sınır tanımıyoruz. Tamamen organik Damderesi Bal’ın yanında çocuklarımız yesin diye polen, ek olarak karışık bir kaset hediye ediyoruz. 70′li yıllar nostaljisinde dolmuşa, minibüse binemeyen arkadaşlara, bu atmosferi evinde yaşamak isteyenlere ortaya karışık bol acılı bir kaset hazırladık. Günümüzde metro, metrobüs ve belediye otobüslerine yenilen minibüsler artık o eski zamanların havasını taşımıyor. O zamanlarda şehir trafiği, para uzatma seansları, indi-bindiler, ayakta kalmak, yer vermek, bıçkın muavinlerin tadı bir başkaydı sanırım. Müziği, deyimleri, oturma biçimleri, ücret ödeme sistemi ile kendine özgü bir minibüs kültürü vardı o dönemlerim. Örneğin parayı arkadan öne doğru uzatmak törensel bir ritüeldi ve bunu kuralına uygun yapmamak çok ayıptı. Ayrıca sürekli şoförün “arkada yer var” demesine rağmen, arkada hiçbir zaman yer olmamıştır. Bütün bunlara ilaveten bindiğiniz minübüsün yolcu alma kapasitesi sonsuzdur ve şoförün tamamen yaratıcılığına kalmıştır. Polis çevirmelerine yakalanmamak için yapılan çökmeli-kalkmalı jimnastik egzersizlerinin tarifi ise imkansızdır. Elbette meşhur minibüsçü sözlerini ve yazılarını da es geçmeyelim. Örnek isterseniz şöyle buyurun:

 “Gidişine kızlar, duruşuna yollar hasta”
“ Rampaların ustasıyım gözlerinin hastasıyım”
“ Önünü görmeden sollama, eve acı haber yollama”
“ Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza!”
“ Kuzu kurdun, yol Ford’un”
“ Gözlerin güzel ama bakmasını bilmiyorsun”
“ İstedim vermediler; sen şoförsün dediler!”
“ Dünya delikanlı olsaydı yuvarlak olmazdı.”
“ Yaklaşma toz olursun, geçme pişman olursun.”
“ Bir sabah uykusuna doyamadım bir de sana”
“ Alırsın Ford, olursun Lord”
“ Bana öyle melun melun bakma güzelim biliyorum birazdan sen de ineceksin”



Şimdi asıl konumuza dönelim ve en iyi on minibüs şarkısına göz atarak, karışık kasetimizi hazırlayalım.
  
1- Orhan Gencebay “Hatasız Kul Olmaz”

Minibüs karışık kasetinde her ne kadar Orhan Gencebay’ın “Bir Teselli Ver”, “Batsın Bu Dünya”, “Kaderimin Oyunu”gibi klasiklerine rahatça yer verilebileceğimi bilsemde ben oyumu Hatasız Kul Olmaz’dan yana kullanıyorum. Orhan Gencebay’ın müziği kimilerine göre her ne kadar tam olarak arabesk kategorisinde değerlendirilmese de minibüs kültüründe önemli bir yeri vardır. Öyle ki minibüste Orhan Baba çalıyorsa şarkı bitmeden inmek abes karşılanır.
  
2- İbrahim Tatlıses “Ayağında Kundura”

Asıl adı İbrahim Tatlı olan Tatlıses, 70’lerin sonunda yakaladığı şöhreti bu güne kadar getirmeyi başarmış önemli bir isim. Müzik, sinema, ticaret derken çalkantılı özel hayatı her zaman yaptığı müziğin bir adım önünde yer aldı. Seveni kadar, sevmeyeni de çok olan güçlü bir sesti Tatlıses. Sevenleri onda bir Yılmaz Güney figürü görüyorlardı. Ama bu başarıda temel nokta hiç okula gitmeyen, şöhrete ulaştığı yıllarda henüz okuma yazma bilmeyen bu adamın sıfırdan zirveye nasıl çıktığının görkemli hikayesiydi. Yıllarca bu ülkede bağrı yanık Anadolu delikanlıları onun gibi olmak için hayaller kurdular. Listeye “Sarhoş”, “Ağlıyorum Kahrımdan”, “Acı Gerçekler” gibi klasikleri es geçerek Ayağında Kundura’yı alıyorum.
  
3- Müslüm Gürses “Kaç Kadeh Kırıldı Sarhoş Gönlümde”

Listenin beki de  en ağır parçası. Bu parça eşliğinde minibüs camına kafa atan insanlar olduğu bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılır. Bir dönem Orhan Gencebay entelektüellerle, İbrahim Tatlıses köşeyi dönmeyi kafasına koymuş yeni nesil burjuvaziyle flört ederken, Müslüm Gürses arabeskin çekirdeğini oluşturan yoksul ve ezilenlerin sesi oluyordu. Kendine özgü tarzıyla zamanla bu yoksul kesimden şehirli rockçı gençliğe kadar dinleyici kitlesini genişletti. Cemal Süreya arabeskin üç devini, üç ünlemle tarif eder. Gencebay “Of!”, Ferdi Tayfur “Ah!”, Tatlıses “Allah Allah!”tır. Müslüm Gürses ise tıpkı Derya Bengi’nin dediği gibi “Oooof of!”tur.

4- Hakkı Bulut “Ben Buyum”
 
Her şeyin özelleştirildiği bir zamanda devletin arabeski devletleştirme politikasına istemeden alet olmuş bir isim Hakkı Bulut. “Seven Kıskanır” parçasını cilala ve yirmi yıldır arabeskin yasak olduğu devlet televizyonuna çıkar. Oysaki bu “Acısız Arabesk” projesi millet cephesinde bir fiyasko olarak sadece hatıralarda kalmıştır. “Henüz üç yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum.” Daha ne olsun..

5- Ferdi Tayfur “Huzurum Kalmadı”

Ferdi Tayfur arabeskin ağlayan, inleyen,  hıçkıran sesi olarak diğer isimlerden farklı bir yapıya sahipti. 16 yaşında şarkıcı olmak üzere İstanbul’a gelmiş, fakat şöhreti ancak 30’lu yaşlarda yakalayabilmişti. Çıkışını “Çeşme” parçası ile yapmış olsa da minibüs aleminde “Huzurum Kalmadı”, Quuen’den bir “We Are The Champions” kadar popülerdir.

6- Ümit Besen “Nikah Masası”

Sevdiği bir kadını başkasına kaptıran ve buna şahit olan minibüscü kardeşimizi arızaya bağlatan şarkıdır. Böyle bir durumda günlerce bu şarkı çalabilir taki kaset artık yalama oluncaya kadar. Kaybeden ruhların sesi olan Ümit Besen Türkiye’deki piyanist şantör geleneğinin babasıdır bir anlamda. Ümit Besen dinleyen üzgündür, yorgundur, kırgındır ve en önemlisi sürekli kaybedendir. Ustanın “Okul Yolunda” parçası ise benim kişisel favorimdir.

7- Cengiz Kurtoğlu “Kadehi Şişeyi Kırarım”

“Gelmeyin üstüme sakın gelmeyin dostu arkadaşı kırarım bugün
Gözümde anılar canlandı yine kadehi şişeyi kırarım bugün..”

Daha fazla sözle ne hacet. Tertemiz aşkların gönüllü sponsoru Cengiz Kurtoğlu.

8- Gülden Karaböcek “Sürünüyorum”
 
Gülden Karaböcek listenin tek bayan ismi ve benimde Türkiye’de en beğendiğim seslerden biri olarak kaseti onurlandırma şerefinde bulunuyor. Ablası Neşe Karaböcek’in yolundan giden Gülden Karaböcek “Dilek Taşı” ve “Sürünüyorum” gibi klasiklerle rakı sofraları kadar, minibüs ortamlarını da renklendirdi. Ama her şey bir yana Gülden Karaböcek çok iyi bir şarkı yazarı olarak hep gönlümüzde yer aldı.

9- Neşet Ertaş “Mühür Gözlüm”

Özellikle İç Anadolu yöresinin minibüs camiası için Neşet Ertaş ismi bir efsanedir. Kimi aşık yeniyetme minibüs şoförlerinin bu şarkı esnasında derin hülyalara dalıp ters yola bile girmişlikleri vardır. Her şey bir yana Kırşehir’li halk ozanı ve bozlak ustası 60’lı yıllardan itibaren sayısız güzel kayda imza atarak ne kadar büyük isim olduğunu gösterdi. “Mühür Gözlüm”, “Zahidem”, “Neredesin Sen”, “Gönül Dağı”, “Kendim Ettim Kendim Buldum” ne büyük eserlerdir. Ama siz ‘siz olun’ Nil Karaibrahimgil gibi “Neşet Ertaş kimdi!” Deme gafletinde bulunmayın.

10- Dursun Çiğdem “Şiki Şiki Baba”

Geldik listenin en afili parçasına. Kambersiz düğün olmaz misali Şiki Şiki Baba’sız bir minibüs çıplak gibidir. Özellikle “Atla Gel Şaban” filmi sayesinde büyük bir üne kavuşan parçanın orjinalinin bir balkan parçası olduğu söylenir. Seyyal Taner, Ümit Besen gibi isimler bu şarkıyı söylemiş olsa da en meşhur olanı Dursun Çiğdem tarafından yapılan yorumudur. Son dönemlerde Ciguli, hatta dünyaca ünlü müzisyen Beirut tarafından bile yorumlanmıştır.

Bu yazıya bir son söz gerek diyorsanız. Buyrun size son söz: “Haydi Aksaray Aksaray kalkıyor..İlerleyelim abiler, ablalar…”

Gülden Karaböcek - Sürünüyorum

Orhan Gencebay - Aklım Takıldı
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...