Arabesk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arabesk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.12.2017

5 PAZARTESi ŞARKISI


Günlerden yeni bir Pazartesi. Bugün 5 şarkılık listemizde geçtiğimiz cuma günü kaybettiğimiz Ali Tekintüre var. 67 yaşında hayata gözlerini yuman Ali Tekintüre, yüzlerce hit olmuş şarkının söz yazarıydı. Tanrım Beni Baştan Yarat, Dilek Taşı, Sürünüyorum, Kırılsın Ellerim, Duyar mısın Feryadımı, Ne Fayda, Anadan Ayrı, Baharı Bekleyen Kumrular Gibi, Senden Vazgeçmem, Birisi, Kaderi Ben Mi Yarattım, Evlat, Aldana Aldana, Beklemek İbadet Kalmak Zulümdür, Her Saat Başında, Tiryaki, Acı Gerçekler, Hepsi Geçer, Seni Yakacaklar, Canım Dediklerim, Benim İçin Üzülme, Elimde Fotoğrafın, Kahrolayım, Ümitlerim Bitince Gel, Gurbet Yolu, Akşamcı, Güldür Yüzümü, Tövbe Ettim, Aklı Yok, Bir Kadın Tanıdım, İkimizden Bir Kalmadı, Sevmez Olaydım, Hangimiz Sevmedik... gibi derin izler bırakan şarkıların sözleri ona aitti. Ali Tekintüre için arabesk müziğin gizli kahramanı dersek yanlış olmaz sanırım. 2009 yılında Ali Tekintüre şarkıları Fairuz Derin Bulut'un diri rock soundu ile buluşmuş "Arabesk" isimli güzel bir albüm yayınlaşmıştı.

Müzik yazarı Murat Beşer'in söylediği gibi; "Radyoların cızırtılı yayınlarla minübüslerin içindeki milyonlara seslendiği, Unkapanı'nın en bereketli zamanlarında çıkardığı kasetlerle girmediği ev, sokak ve semtin kalmadığı zamanlardan baki kalan Ali Tekintüre şarkıları."

Müziğin hiç susmaması umuduyla hepinize Mutlu Pazartesiler...

Gülden Karaböcek - Sürünüyorum



Bülent Ersoy - Baharı Bekleyen Kumrular Gibi



Bergen - Benim İçin Üzülme



Müslüm Gürses - Hangimiz Sevmedik



Gülden Karaböcek - Dilek Taşı



BONUS: Fairuz Derin Bulut - Seni Yakacaklar

3.03.2014

Özlüyoruz Müslüm Baba


Bugün 3 Mart. Müslüm Gürses bundan tam bir yıl önce bugün aramızdan ayrıldı.

Arabesk, özellikle 70’li  yıllardan itibaren  sosyal bir fenomen olarak hayatımıza girdi. İçinde barındırdığı bol acı ile minibüslerden meyhanelere, gecekondulardan, burjuvazinin lüks evlerine kadar geniş kesime uzandı. Bu müziğin devler liginde elbet ağırlıklı olarak erkek egemenliği yaşandı. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut gibi isimler her dönem popüler oldular. Arabesk bir anlamda yoksul Anadolu delikanlılarının sıfırdan zirveye çıkmaları için bir araçtı.


Bu arabesk yıllarının kimine göre en Baba ismi Müslüm Gürses’ti. Çünkü Müslüm Baba, arabeskin çekirdeğini oluşturan yoksul ve ezilenlerin sesi oluyordu. Sınıfsal farklılığı dile getiren şarkıları ile bu halk kesimini can evinden vurdu. Arabeskin en koyusunu yapan bu adam toplumsal literatürümüze “damardan” diye bir kavramı sokmuştu. Öyle ki ilk başlarda entelektüel kesimin işi şakaya vurarak başlattıkları Müslüm Gürses hayranlığı, bir süre sonra realiteye dönüşmüştü. Bir zamanlar onun müziğine burun kıvıranlar, gün geldi onun konserlerine girmek için yer kapma savaşına girdiler. Anlayacağınız Müslüm Baba, bir dönem “arabeskin devletleştirilmesi” politikasına alet olmadan,  kendine özgü tarzıyla yoksul kesimden şehirli rock’çı gençliğe kadar dinleyici kitlesini genişletti. Her şey rağmen “Yakarsa dünyayı garipler yakar” diyerek en alttakileri unutmadan...

Müslüm Gürses bu noktaya sadece sanatı ile gelmedi. Tevazu dolu bir kişiliği, kendine özgü espritüelliği ve şahsına münhasır ses rengi ile bu halkın gönlünde sağlam bir yer edindi. Bu ülkenin hep kıyısından döndüğü “bir dönüşümün” en güzel örneğini gösterdi bizlere. Müslüm Gürses ağır ama küflenmemiş, kederli ama coşkusunu yitirmemiş, rafine zevklerin özel adamıydı. Bir küçük Türkiye’ydi aslında.

 Derin bir  "Ooof Ooof" çekip, seni özlüyoruz Müslüm Baba...

Müslüm Gürses - Sensiz Olmuyor İşte

3.03.2013

Müslüm Baba'yı kaybettik


Acı haber tez yayılır derler. O hiç duymak istemediğimiz üzücü haber maaesef gerçek oldu. Arabeskin dev ismi Müslüm Baba’yı sonsuzluğa uğurladık.

Bu ülkede "Ooff Of" ünleminin içine dolduran en nadir isimlerden biriydi Müslüm Gürses. Bir kere “Arabesk yavşaklığından utanıyorum” diyenler kadar sahte değildi. Öyle ki bir insan düşünün bir tarafta arabeskin en koyu şarkılarına tercüman olsun, diğer tarafta David Bowie, Bob Dylan şarkıları ustalıkla söylesin. 7 Mayıs 1953 yılında Şanlıurfa’da çiftçilik yapan yoksul bir ailenin erkek çoğu olarak dünyaya gelen Müslüm Akbaş, ufak yaşlardan itibaren saz çalmaya ve türkü söylemeye başladı. Daha sonraki yıllarda Adana’daki çay bahçelerinde şarkılar söylemeye başladı. 1967 yılında Adana aile çay bahçesinde yapılan şarkı yarışmasında birinci oldu. İlk 45’liğini İstanbul’da 1968’de yayınladı. Sonrası bildiğimiz görkemli bir müzikal hayat. Yarım asra yakın 48 yıllık sanatçılık yaşamına sığan 100 civarında albüm.


Rahmetli Barış Manço, bir televizyon programında şöyle bir tespit yapmıştı: “Darbeler birçok şey gibi müziğin akışını da değiştirdi. 1960’tan sonra Türk sanat müziğinde, 1971’den sonra arabesk müzikte, 1980’den sonra pop müzikte, 28 Şubat’tan sonra ise türkülerde yoğunlaşma ve artış oldu.”

Bu çok yerinde olan tespite paralel olarak arabesk, özellikle 70’li  yıllardan itibaren  sosyal bir fenomen olarak hayatımıza girdi. İçinde barındırdığı bol acı ile minibüslerden meyhanelere, gecekondulardan, burjuvazinin lüks evlerine kadar geniş kesime uzandı. Bu müziğin devler liginde elbet ağırlıklı olarak erkek egemenliği yaşandı. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut gibi isimler her dönem popüler oldular. Arabesk bir anlamda yoksul Anadolu delikanlılarının sıfırdan zirveye çıkmaları için bir araçtı.

Bu arabesk yıllarının kimine göre en Baba ismi Müslüm Gürses’ti. Çünkü Müslüm Baba, arabeskin çekirdeğini oluşturan yoksul ve ezilenlerin sesi oluyordu. Sınıfsal farklılığı dile getiren şarkıları ile bu halk kesimini can evinden vurdu. Arabeskin en koyusunu yapan bu adam toplumsal literatürümüze “damardan” diye bir kavramı sokmuştu. Öyle ki ilk başlarda entelektüel kesimin işi şakaya vurarak başlattıkları Müslüm Gürses hayranlığı, bir süre sonra realiteye dönüşmüştü. Bir zamanlar onun müziğine burun kıvıranlar, şimdi onun konserlerine girmek için yer kapma savaşına girdiler. Anlayacağınız Müslüm Baba, bir dönem “arabeskin devletleştirilmesi” politikasına alet olmadan,  kendine özgü tarzıyla yoksul kesimden şehirli rock’çı gençliğe kadar dinleyici kitlesini genişletti. Her şey rağmen “Yakarsa dünyayı garipler yakar” diyerek en alttakileri unutmadan...


Müslüm Gürses bu noktaya sadece sanatı ile gelmedi. Tevazu dolu bir kişiliği, kendine özgü espritüelliği ve şahsına münhasır ses rengi ile bu halkın gönlünde sağlam bir yer edindi. Bu ülkenin hep kıyısından döndüğü “bir dönüşümün” en güzel örneğini gösterdi bizlere. Müslüm Gürses ağır ama küflenmemiş, kederli ama coşkusunu yitirmemiş, rafine zevklerin özel adamıydı. Bir küçük Türkiye’ydi aslında.
 
İster en ağır metalci ol, ister caz sevdalısı ya da ağzında piposu çakma entelektüel. Mutlaka herkesin Müslüm Gürses ile kesişmiş bir zaman dilimi olmuştur. Çünkü isyan, aşk, hüzün gibi kavramlar ne kadar gerçekse Müslüm Gürses o kadar gerçekti. Ta yüreğimizin en derin yerinden derin bir "Ooof Ooof" çekip seni sonsuzluğa uğurluyoruz. Ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Boş odalardaki senin sesinin eşlik ettiği yalnızlıklar bile.

Nur içinde yat Müslüm Baba.

4.10.2012

Orhan Gencebay'la 60 Yıl


Orhan Gencebay hakkında BirinciBlog'da yazmış olduğum yazı:

Son günlerde müzik camiasında bir Orhan Gencebay fırtınası yaşanıyor. Orhan Gencebay’ın müzikteki 60. sanat yılına özel “Orhan Gencebay ile Bir Ömür” albümü kısa bir süre önce yayınlandı. 32 ismin Orhan Gencebay’ın Türk müzik tarihine damgasını vurmuş 33 özel eserini yeniden yorumladığı ve koro halinde “Batsın Bu Dünya” şarkısını söylediği bu çift CD’lik albüm ilk 5 günde 250 bin gibi bir satış rakamına ulaşarak rekorları altüst etti. Her detayı özenle hazırlanan albümün kapağı ve kitapçığında metalize altın yaldız baskı tekniği uygulandı. Albüm kapağında ve albüm kitapçığında fotoğraf kullanılmayarak tüm sanatçı görselleri elle çizilerek illüstrate edildi. Kısaca albümün görsel kısmına çok emek harcandı. Bu noktada can alıcı soru geliyor “Peki aynı özen sanatçı seçiminde ve altyapıların hazırlanmasında gösterilmiş mi?” Cevap; maalesef hayır.


Tribute albüm, Türkçesiyle saygı albümü kavramı bizim müzik kültürümüzde yeni yeni oturan bir kavram. Bu noktada aranılan en önemli kriter cover şarkıların orjinalinin vermiş olduğu tadı yakalaması ya da en azından ortaya özgün bir şeylerin çıkması. Peki Orhan Gencebay için yapılan bu saygı albümünde bu tat yakalanabilmiş mi? Bence kimi şarkılarda hayır. Bu noktada seçilen isimler ve yapılan düzenlemeler çok yanlış olmuş. Örneğin Demet Akalın, Serdar Ortaç, İzel gibi isimlerde bu yanlışlık çok sırıtıyor. Elbette albümde seçilen şarkılara kendi yorumunu özgünce katmış isimler yok değil. Örneğin Athena, Duman, Manga, Özcan Deniz, Yıldız Tilbe gibi isimler bu özgürlüğü sonuna kadar kullanmışlar. Sonuçta müzik zevki bir noktadan sonra öznel olabilir ve bu yazdıklarım bir şekilde kendi kişisel görüşlerimi yansıtır. Ama keşke böyle değerli bir projenin içeriği ve yapılan düzenlemeler için daha fazla emek harcanmış olsaydı. Şimdi birazcık Türkiye’deki arabesk kültürü ve Orhan Gencebay’dan bahsedelim isterseniz.


Arabesk müzik bir kimya gibi içinde birçok bileşeni barındırıyor. Arabesk bir tutam Türk sanat müziği, biraz halk müziği, arap, hint ezgilerinin birleşimiyle 60’lı yıllardan itibaren  sosyal bir fenomen olarak hayatımıza girdi. İçinde barındırdığı bol acı ile minibüslerden meyhanelere, gecekondulardan yeni nesil burjuvazinin lüks evlerine kadar geniş kesime uzandı. Her dönem kendi yıldızlarını çıkaran bu akım Orhan Gencebay’ın ilk 45’liği ile yollara düştü diyebiliriz. Bu müziğin devler liginde elbet ağırlıklı olarak erkek egemenliği yaşandı. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut gibi isimler her dönem popüler oldular. Arabesk bir anlamda yoksul Anadolu delikanlılarının sıfırdan zirveye çıkmaları için bir araçtı. Çünkü gözlerinin önünde İbrahim Tatlıses gibi çok büyük bir örnek vardı. Kadınlar açısından baktığımız zaman bir dönem Neşe Karaböcek, Gülden Karaböcek, ilk dönemlerinde Mine Koşan, Bergen ve Esengül bu yarışın öncü isimleri oldular. Bu noktada arabeskin gizli kahramanı söz yazarı Ali Tekintüre’yi es geçmeyelim. Yazmış olduğu bol acılı şarkılar, birçok sanatçı vasıtasıyla hafızalara kazındı.

Özellikle 70’li yıllarda arabeskin yükselişine tanıklık ettik. Bu yükselişte en büyük etken Yeşilçam filmlerine sızan arabesk şarkıları olmuştu. Yıllar içerinde Arabesk hiçbir zaman ölmedi, sadece form değiştirdi. Her şeyin özelleştirildiği bir dönemde arabesk devletleştirilmek istendi. Bunun için bulunan kurban ise Hakkı Bulut oldu. “Seven Kıskanır” parçasını cilala ve yirmi yıldır arabeskin yasak olduğu devlet televizyonuna çıkar. Sonrasında bu “Acısız Arabesk” projesine millet bir tarafıyla gülsün. Bu acısız kavramı herhalde aynı zamanda ‘rakısız arabesk’ anlamına geliyordu. Yıllar sonra Hakkın Bulut bu duruma gereken cevabı yine bir şarkı ile vermişti: Nasıl içmeyim?


Daha sonraki süreçte arabesk Sezen Aksu ile pop şarkılarına, Ahmet Kaya ile protest müziğe ve 90’lı yıllarda Duman ile rock müziğe sıçradı. Müslüm Gürses kendine özgü tarzıyla zamanla bu yoksul kesimden şehirli rockçı gençliğe kadar dinleyici kitlesini genişletti. İbrahim Tatlıses hep yeniliklere açık kaldı. Orhan Gencebay karizmasından ve cool duruşundan asla taviz vermedi. Her dönem başında ‘küçük’ sıfatı olan arkadaşlar türemeyi sürdürdü. Bu dönemin en sönük ismi Ferdi Tayfur oldu diyebiliriz.

Büyük şair Cemal Süreya, arabeskin üç devini, üç ünlemle tarif eder. Gencebay “Of!”, Ferdi Tayfur “Ah!”, Tatlıses “Allah Allah!”tır. 1944 doğumlu besteci, söz yazarı, bağlama virtüözü ve sinema oyuncusu Orhan Gencebay büyük bir kesim tarafında arabesk müziğin mucidi olarak kabul edilir. Çocukluğundan itibaren müzik cemiyetleri ve saz evlerinde geçen hayatı onun bugünlere gelmesinde büyük rol oynadı. Ona en çok ilham veren ustası, Ankara havalarının kahramanı Bayram Aracı’ydı. Aracı’nın ritmik saz tekniğine kendince yöresel ve alaturka ritimler ekledi. Bu temelin üstüne Mısır müziğinden ve batıdan almış olduğu eklentiler özgün Orhan Gencebay müzikal yapısını oluşturdu. Yıllar içerisinde “Bir Teselli Ver”, “Hor Görme Garibi”, “Batsın Bu Dünya”, “Hatasız Kul Olmaz”, gibi şarkılar milyonların diline dolandı.


Evet dile kolay 60 yıl gibi uzun bir sanat yaşamında Orhan Baba her dönem bir sanatçı ve fikir adamı olarak tazeliğini korudu. “Orhan Gencebay ile Bir Ömür” albümü keşke bu büyük sanatçının şanına yakışır büyüklükte ve ticari kaygılardan bağımsız yapılmış olsaydı. Elbette bu küçük eleştirilerim albümün çok kötü olduğu yönünde değil. Sadece müzikal anlamda biraz zayıf kaldığı yönünde. Ayrıca bu albümün yok satması bir gerçeği daha gözler önüne koydu. Hani diyorlar ya eskisi gibi albümler satılmıyor. Dijital devrim müzik sektörünü öldürdü, bilmem netten müzik indirmek yasaklansın falan filan. Görülüyor ki insanlar parasını gerçekten kaliteli müziğe harcamak istiyorlar. Mantar gibi türeyen, bilgisayar teknolojisinin arkasına sığınmış bakkal müzisyenlerine değil. Ve ne acı ki bu müzisyenlerden ülkemizde bol miktarda var ve kendilerine sanatçı diyorlar. Yazımı yıllar önce “Hey” dergisinde yazılmış bir haber ile bitirelim. 1977’de Orhan Gencebay’ın ‘Sarhoşun Biri’ 45’liği yayınlandığında, dükkanına çilingir sofrası kuran İzmirli bir plakçı, plağı satın alan herkese bir kadeh rakı ikram etmişti.

Not: Bu yazıyı hazırlarken ülkemizin müzik konusunda en bilgili kalemlerinden biri olarak gördüğüm Derya Bengi’nin “Arabesk” ve “Orhan Gencebay” hakkındaki yazılarından faydalandığımı belirtmek isterim. Buradan kendisine sevgilerimi iletiyorum.

9.07.2012

İrrasyonel Yıllar - 4


Roll Dergisinin eşliğinde 80'li yılların göze batan olaylarını izlemeye devam ediyoruz.

ARABESK

88, Ertem Eğilmez'in geri dönüş ve vasiyet filmi. Senaryo Gani Müjde'nin. Yesilçam geleneğiyle Gırgır kuşağının ilk büyük işbirliği. Şener Şen'li, Müjde Ar'lı, Uğur Yücel'li Bollywood esinli müzikal. Bir yanda eski Türk filmleriyle ince alay, bir yandan 80'lerde gitgide fakirlerin sesi olmaktan çıkıp yeni zenginlerin sesi haline gelen arabesk olgusuna güleryüzlü bir dost bakışı. "Aksın gözüm nuru aksın / Bundan böyle kör baksın" gibi şarkı sözleri, "şu üç günlük dünyada üç günlük ömrünüz kaldı" gibi replikler unutulmaz.

BELKIS AKKALE

Arif Sağ'la Şan Tiyatrosu'nda verdikleri konserle tanınan, "Dağlar seni delik deşik delerim" gibi pek çok türküsüyle sevilen "türkü bacı". 80'lerde televizyonda yayınlanan her türlü halk müziği programının vazgeçilmez konuğu olan Akkale, bu dönemde filmlerde rol almış, ezik köylü kadını tiplemesini başarıyla canlandırmıştı.

BEŞ YIL ÖNCE ON YIL SONRA

Eski şarkıkları birbirine ekle babam ekle, nostalji albümü cepte. Dünyadaki Stars On 45 kurnazlığının Türkiye şubesi 5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra. Repertuarda bir yandan "Papatya gibisin beyaz ve ince", bir yandan "I just called to say I love you", ama Türkçe. Kumsalda dönme dolapta, kırda, ormanda iptidai TRT klipleri, bir de "Halay"la Eurovision'da yüksek derece.



1984

Millenyum beklenir gibi beklendi 1984. "Büyük birader" günlük konuşmalara girdi, Orwell'in 49'da yazdığı roman her köşebaşında tartışılır oldu, kitabın sene içindeki satışı, o güne kadarki toplamı aştı. Bowie 74'de "Diamond Dogs"la, Rick Wakeman 81'de "1984"la duruma erken uyanıp balığa çıkanlardı. Kitap müziklerini Eurythmics'in yaptığı bir filme de aktarıldı.

BORN IN THE USA

Sene 84, Springsteen tarihinin en yanlış anlaşılan şarkısı. Bu şarkı üzerine Reagan onun adını kürsüden sitayişle andığında, Bruce "şarkıyı neresiyle dinledi acaba" diye sormuş kendi kendine. Bu şarkının ardından, "working class hero"lukla birlikte "boss"luk karpuzunu da taşımaya başladı bir koltukta. "Dancing In The Dark", "Cover Me", "I'm On Fire" derken, aynı adlı albümün yarıdan fazlası 45'liklere dökülüp radyoları zaptetti, aydan bile görülecek kalabalıklar, onunla bir akşam paylaşmak için stadyumlara doluştu.

CÜNEYT CANVER

Sokak dergisindeki yazısında, "Meclis'te konuşurken fonda Dark Side Of The Moon çalmalı, çünkü o zaman daha yaratıcı oluyorum" diyen Adana milletvekili. Cesur demeçleri ve meclis gündemine getirdiği konularla işkence, hayali ihracat, yolsuzluk, 12 Eylülcülerin kirli çamaşırları geleneksel SHP mıymıntılığına, Fikri Sağlar'la birlikte, ilaç gibiydi. Evren onları zamanında veto etmediğine çok yanmış, "bu ikisi gözümden kaçmış" demişti. Sonra gazeteciliğe atılan Canver, 2002'de öldüğünde Pink Floyd CD'siyle gömüldü.

EN ALTTAKİLER

Alman gazeteci Günter Wallraff, zamanın Michael Moore'uydu. Ama hasmını mikrofon ve kamerayla değil, Tom Braks gibi kılık değiştirerek dize getiriyordu. Ülkesinde orduyu, kiliseyi, büyük basını karşısına almakla kalmadı, Portekiz'de, Yunanistan'da cuntacıların ipliğini pazara çıkardı. 80'lerde, kaçak Türk işçisi Ali Levend kılığına girip sanayi cehenneminde çalıştı, yaşadıklarında "En Alttakiler" kitabını ve filmini yaptı. 90'da "The Man Inside"la onun hayatı da sinemaya aktarıldı.

Bruce Springsteen - Born in the U.S.A.

Pink Floyd - Comfortably Numb

22.05.2012

En iyi 10 minibüs şarkısı


Benimde yazar ekibinde bulunduğum BirinciBlog sitemiz tam gaz devam ediyor. Çetedeki ekibin arasında  müthiş bir kimya tutturduk. Bugün Birinciblog'a yazmış olduğum yazı için buyrun bakalım.

BirinciBlog olarak hizmette sınır tanımıyoruz. Tamamen organik Damderesi Bal’ın yanında çocuklarımız yesin diye polen, ek olarak karışık bir kaset hediye ediyoruz. 70′li yıllar nostaljisinde dolmuşa, minibüse binemeyen arkadaşlara, bu atmosferi evinde yaşamak isteyenlere ortaya karışık bol acılı bir kaset hazırladık. Günümüzde metro, metrobüs ve belediye otobüslerine yenilen minibüsler artık o eski zamanların havasını taşımıyor. O zamanlarda şehir trafiği, para uzatma seansları, indi-bindiler, ayakta kalmak, yer vermek, bıçkın muavinlerin tadı bir başkaydı sanırım. Müziği, deyimleri, oturma biçimleri, ücret ödeme sistemi ile kendine özgü bir minibüs kültürü vardı o dönemlerim. Örneğin parayı arkadan öne doğru uzatmak törensel bir ritüeldi ve bunu kuralına uygun yapmamak çok ayıptı. Ayrıca sürekli şoförün “arkada yer var” demesine rağmen, arkada hiçbir zaman yer olmamıştır. Bütün bunlara ilaveten bindiğiniz minübüsün yolcu alma kapasitesi sonsuzdur ve şoförün tamamen yaratıcılığına kalmıştır. Polis çevirmelerine yakalanmamak için yapılan çökmeli-kalkmalı jimnastik egzersizlerinin tarifi ise imkansızdır. Elbette meşhur minibüsçü sözlerini ve yazılarını da es geçmeyelim. Örnek isterseniz şöyle buyurun:

 “Gidişine kızlar, duruşuna yollar hasta”
“ Rampaların ustasıyım gözlerinin hastasıyım”
“ Önünü görmeden sollama, eve acı haber yollama”
“ Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza!”
“ Kuzu kurdun, yol Ford’un”
“ Gözlerin güzel ama bakmasını bilmiyorsun”
“ İstedim vermediler; sen şoförsün dediler!”
“ Dünya delikanlı olsaydı yuvarlak olmazdı.”
“ Yaklaşma toz olursun, geçme pişman olursun.”
“ Bir sabah uykusuna doyamadım bir de sana”
“ Alırsın Ford, olursun Lord”
“ Bana öyle melun melun bakma güzelim biliyorum birazdan sen de ineceksin”



Şimdi asıl konumuza dönelim ve en iyi on minibüs şarkısına göz atarak, karışık kasetimizi hazırlayalım.
  
1- Orhan Gencebay “Hatasız Kul Olmaz”

Minibüs karışık kasetinde her ne kadar Orhan Gencebay’ın “Bir Teselli Ver”, “Batsın Bu Dünya”, “Kaderimin Oyunu”gibi klasiklerine rahatça yer verilebileceğimi bilsemde ben oyumu Hatasız Kul Olmaz’dan yana kullanıyorum. Orhan Gencebay’ın müziği kimilerine göre her ne kadar tam olarak arabesk kategorisinde değerlendirilmese de minibüs kültüründe önemli bir yeri vardır. Öyle ki minibüste Orhan Baba çalıyorsa şarkı bitmeden inmek abes karşılanır.
  
2- İbrahim Tatlıses “Ayağında Kundura”

Asıl adı İbrahim Tatlı olan Tatlıses, 70’lerin sonunda yakaladığı şöhreti bu güne kadar getirmeyi başarmış önemli bir isim. Müzik, sinema, ticaret derken çalkantılı özel hayatı her zaman yaptığı müziğin bir adım önünde yer aldı. Seveni kadar, sevmeyeni de çok olan güçlü bir sesti Tatlıses. Sevenleri onda bir Yılmaz Güney figürü görüyorlardı. Ama bu başarıda temel nokta hiç okula gitmeyen, şöhrete ulaştığı yıllarda henüz okuma yazma bilmeyen bu adamın sıfırdan zirveye nasıl çıktığının görkemli hikayesiydi. Yıllarca bu ülkede bağrı yanık Anadolu delikanlıları onun gibi olmak için hayaller kurdular. Listeye “Sarhoş”, “Ağlıyorum Kahrımdan”, “Acı Gerçekler” gibi klasikleri es geçerek Ayağında Kundura’yı alıyorum.
  
3- Müslüm Gürses “Kaç Kadeh Kırıldı Sarhoş Gönlümde”

Listenin beki de  en ağır parçası. Bu parça eşliğinde minibüs camına kafa atan insanlar olduğu bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılır. Bir dönem Orhan Gencebay entelektüellerle, İbrahim Tatlıses köşeyi dönmeyi kafasına koymuş yeni nesil burjuvaziyle flört ederken, Müslüm Gürses arabeskin çekirdeğini oluşturan yoksul ve ezilenlerin sesi oluyordu. Kendine özgü tarzıyla zamanla bu yoksul kesimden şehirli rockçı gençliğe kadar dinleyici kitlesini genişletti. Cemal Süreya arabeskin üç devini, üç ünlemle tarif eder. Gencebay “Of!”, Ferdi Tayfur “Ah!”, Tatlıses “Allah Allah!”tır. Müslüm Gürses ise tıpkı Derya Bengi’nin dediği gibi “Oooof of!”tur.

4- Hakkı Bulut “Ben Buyum”
 
Her şeyin özelleştirildiği bir zamanda devletin arabeski devletleştirme politikasına istemeden alet olmuş bir isim Hakkı Bulut. “Seven Kıskanır” parçasını cilala ve yirmi yıldır arabeskin yasak olduğu devlet televizyonuna çıkar. Oysaki bu “Acısız Arabesk” projesi millet cephesinde bir fiyasko olarak sadece hatıralarda kalmıştır. “Henüz üç yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum.” Daha ne olsun..

5- Ferdi Tayfur “Huzurum Kalmadı”

Ferdi Tayfur arabeskin ağlayan, inleyen,  hıçkıran sesi olarak diğer isimlerden farklı bir yapıya sahipti. 16 yaşında şarkıcı olmak üzere İstanbul’a gelmiş, fakat şöhreti ancak 30’lu yaşlarda yakalayabilmişti. Çıkışını “Çeşme” parçası ile yapmış olsa da minibüs aleminde “Huzurum Kalmadı”, Quuen’den bir “We Are The Champions” kadar popülerdir.

6- Ümit Besen “Nikah Masası”

Sevdiği bir kadını başkasına kaptıran ve buna şahit olan minibüscü kardeşimizi arızaya bağlatan şarkıdır. Böyle bir durumda günlerce bu şarkı çalabilir taki kaset artık yalama oluncaya kadar. Kaybeden ruhların sesi olan Ümit Besen Türkiye’deki piyanist şantör geleneğinin babasıdır bir anlamda. Ümit Besen dinleyen üzgündür, yorgundur, kırgındır ve en önemlisi sürekli kaybedendir. Ustanın “Okul Yolunda” parçası ise benim kişisel favorimdir.

7- Cengiz Kurtoğlu “Kadehi Şişeyi Kırarım”

“Gelmeyin üstüme sakın gelmeyin dostu arkadaşı kırarım bugün
Gözümde anılar canlandı yine kadehi şişeyi kırarım bugün..”

Daha fazla sözle ne hacet. Tertemiz aşkların gönüllü sponsoru Cengiz Kurtoğlu.

8- Gülden Karaböcek “Sürünüyorum”
 
Gülden Karaböcek listenin tek bayan ismi ve benimde Türkiye’de en beğendiğim seslerden biri olarak kaseti onurlandırma şerefinde bulunuyor. Ablası Neşe Karaböcek’in yolundan giden Gülden Karaböcek “Dilek Taşı” ve “Sürünüyorum” gibi klasiklerle rakı sofraları kadar, minibüs ortamlarını da renklendirdi. Ama her şey bir yana Gülden Karaböcek çok iyi bir şarkı yazarı olarak hep gönlümüzde yer aldı.

9- Neşet Ertaş “Mühür Gözlüm”

Özellikle İç Anadolu yöresinin minibüs camiası için Neşet Ertaş ismi bir efsanedir. Kimi aşık yeniyetme minibüs şoförlerinin bu şarkı esnasında derin hülyalara dalıp ters yola bile girmişlikleri vardır. Her şey bir yana Kırşehir’li halk ozanı ve bozlak ustası 60’lı yıllardan itibaren sayısız güzel kayda imza atarak ne kadar büyük isim olduğunu gösterdi. “Mühür Gözlüm”, “Zahidem”, “Neredesin Sen”, “Gönül Dağı”, “Kendim Ettim Kendim Buldum” ne büyük eserlerdir. Ama siz ‘siz olun’ Nil Karaibrahimgil gibi “Neşet Ertaş kimdi!” Deme gafletinde bulunmayın.

10- Dursun Çiğdem “Şiki Şiki Baba”

Geldik listenin en afili parçasına. Kambersiz düğün olmaz misali Şiki Şiki Baba’sız bir minibüs çıplak gibidir. Özellikle “Atla Gel Şaban” filmi sayesinde büyük bir üne kavuşan parçanın orjinalinin bir balkan parçası olduğu söylenir. Seyyal Taner, Ümit Besen gibi isimler bu şarkıyı söylemiş olsa da en meşhur olanı Dursun Çiğdem tarafından yapılan yorumudur. Son dönemlerde Ciguli, hatta dünyaca ünlü müzisyen Beirut tarafından bile yorumlanmıştır.

Bu yazıya bir son söz gerek diyorsanız. Buyrun size son söz: “Haydi Aksaray Aksaray kalkıyor..İlerleyelim abiler, ablalar…”

Gülden Karaböcek - Sürünüyorum

Orhan Gencebay - Aklım Takıldı
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...