80's etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
80's etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.02.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün 5 Pazartesi şarkısında rotamızı 80'lere çeviriyoruz. Telsizle arkadaş aramak, Ana Britannica, Break Dance, Ahu Tuğba, Banu Alkan, Serpil Çakmaklı, Metin-Ali-Feyyaz, Miami Vice, Converse All Star, Lambada, 302 Otobüsler, Eagles, Queen, Flashdance, Gırgır, bir kalem, bir defter, bir silgi eşliğinde silinip giden yıllar. Tıpkı Turgut Özal’ın dediği gibi “Hadi bir kaset koy da şöyle bir neşelenelim Semra Hanım". Haliyle, oturmaya mı geldik buraya haydi eller havaya.

Mutlu Pazartesiler...

Cyndi Lauper - Girls Just Want To Have Fun



Kim Wilde - You Keep Me Hangin' On



OMD - Enola Gay



Men At Work - Down Under



Alphaville - Big in Japan



BONUS: Laura Branigan - Self Control

80'li yılların marşlarından biriydi Self Control parçası. Orjinali Euro-disco tarzında müzik yapan İtalyan Raff'a ait olan şarkı Laura Branigan'ın yorumu sayesinde zamanın ötesinde bir simge haline dönüştü. Sanırım ülkemizde 80'ler gecesi yapılan her partide bu parçayı çalmayan vatan evladını dövüyorlar.

30.06.2014

Teneke Otobüs


80'li yıllarda çocuk olanlar için mutluluğun tanımlarından birisiydi Teneke Otobüs. Doğum günlerinde ve sünnet törenlerinde erkek çocuklarına verilen demirbaş hediye. Güral oyuncak tarafından üretilen bu klasik, hostesi, neşeli şoförü, Avrupa'dan fırlamış gibi duran yolcu profiliyle paralel evrenden gelmiş bir oyuncaktı. Güzel günlerdi diyerek hepinize

Mutlu Pazartesiler..

Game Of Thrones - 80's VHS Intro

2.06.2014

Dünyayı Kurtaran Adam



1980’lerin başı, soğuk savaşın insanların içine işlediği yıllar. KGB Başkanı Yuri Andropov, Ronald Reagen yönetimindeki ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı nükleer füzelerle bir saldırı planladığına inanıyordu. O dönem iki ülke arasında gittikçe kızışan silahlanma yarışı, ABD’nin ‘Yıldız Savaşları’ projesinin düğmesine basması ve Andropov’un Komünist Parti Genel Sekreterliğine seçilmesi bu güç savaşını hızlandırmıştı. Doğu ve Batı blokları arasındaki gerilim zirve noktasına çıkmıştı. Kremlin kesin talimat vermişti: Batı’dan bir füze ateşlenirse, emir beklemeden hemen Sovyet füzeleri ateşlenecekti.

Yarbay Stanislav Petrov, 26 Eylül 1983te Moskova dışındaki ‘Sovyet Nükleer Erken Uyarı’ merkezlerinden biri olan Serpukhov-15teki nöbetine başlamıştı. Kahvesini yudumlayıp huzurlu ve sessiz bir gece geçirmek istiyordu. Merkezin görevi, Amerikan nükleer füzelerini uydular vasıtasıyla denetlemekti. Sonbaharın kasveti kendisini hissettirmeye başlamıştı. Dışarıdaki soğuk sertleştikçe insanın içine işliyordu. 

Gece yarısından sonra, Petrov’un o hiç görmek istemediği manzara gerçek olmuştu. Amerika’dan bir füze ateşlenmişti. Emir subayının getirdiği kahveyi içmeye hazırlanıyordu ki kahve fincanı elinde kalakaldı. Birden odanın ışıkları söndü ve kırmızı alarm lambaları yanıp sönmeye başladı. Sirenler acı acı çalıyordu. Yarbay Petrovun önündeki bilgisayar ekranları sanki dile gelmiş, ‘haydi savaşa’ der gibi bağırıyordu. Soğuk Savaş’ın en dramatik anlarından biri yaşanıyordu. Her saniyenin hayati derecede önemi vardı. O an verilecek karar tüm dünyanın geleceğini değiştirebilirdi. Yıllar sonra, “Ellerim titriyordu. Oturduğum koltuğun ısındığını hissedebiliyordum.” diyerek duygularını dile getirecekti Yarbay Petrov. Sakin kalmaya çalışan Petlov mantık yürütmeye başladı. Amerika, bize saldırıyor olsa bunu tek bir füze ile yapıyor olmazdı herhalde! Muhakkak sistemlerde bir arıza olmalıydı. Mutlaka yanlış giden bir şeyler vardı. Uyarıyı dikkate almayacaktı. Sonrasında bilgisayar ikinci füze alarmını verdi. Ardından üçüncü, dördüncü ve beşinci…. Dev ekranda “VUR” emri belirdi. Ama yarbay hala sakindi. Her ne kadar Petrov, sistemden kaynaklanan bir arıza olduğunu düşünse de, emin olmasına imkan yoktu. Ya hata yoksa? Sovyet kara radarları ufkun ötesinde kalan füzeleri tespit edemiyordu; gerçek bir saldırı varsa, tespit ettiklerinde de her şey için çok geç kalınmış olacaktı. Üstelik Kremline haber vermek için de çok az bir zamanı kalmıştı. Kararını verdi; içgüdülerine güvenecek ve yanlış alarm protokolü uygulayacaktı.


Sadece bekledi, bekledi... Dakikalar geçmek bilmiyordu. 20 dakika geçti. Ortalık sakindi. Patlama olmadı. Haklı çıkmıştı. Sistem, güneş ışınlarının bulutlara yansımasını yanlış yorumlamıştı. Evet Yarbay Petrov, dünyayı olası bir nükleer savaşın eşiğinden çekip çıkarmıştı! O bir kahramandı. Etrafındakiler hararetle onu kutluyordu. Ama uyarıyı dikkate almayarak askeri prosedürleri ihlal etmişti. Sonrasında Kızıl Ordu onu hemen emekliye sevk etti. 74 yaşındaki Dünyayı Kurtaran Adam geçtiğimiz yıl ‘Dresden Barış Ödülü’ne layık görüldü. Tüm bunlara rağmen Petrovun kahramanlığı Rus sınırlarının içine giremedi. Kendi ülkesinde nedense yaptıkları görmezden gelindi. Moskova’nın banliyölerinden birinde 200 dolarlık emekli maaşıyla yaşama uğraşına devam ediyor. Zaten bu dünyada savaşı önleyenler değil, kinden, öfkeden beslenip savaş çıkaranlar kahraman oluyor. Peki soğuk savaşın bu gizli kahramanı o düğmeye basmış olsaydı ne olacaktı. 

Bu sorunun cevabını düşünmek bile çok iç karartıcı… Tekrar teşekkürler Dünyayı Kurtaran Adam...

The Man Who Sold The World - David Bowie

11.05.2012

İrrasyonel Yıllar - 3


Roll Dergisinin eşliğinde 80'li yılların göze batan olaylarını izlemeye devam ediyoruz.

ANOTHER BRICK IN THE WALL

Rock müziğin son tragedyası "The Wall" un diskotek hiti. 80'ler, bir bakıma, helikopter gürültüleri eşliğinde Pink Ployd'un tehditkar "hey teacher!"ıyla başladı, "Ölü Ozanlar Derneği"nin "carpe diem"iyle bitti. O gün şarkının sonunda "eğitime ihtiyacımız yok" diye vokal yapan ortaokul öğrencileri, bugün "paraya ihtiyacımız var" diye mahkemeye başvurmuşlar, paylarına düşen telif hakkını istiyorlar.

ANA BRITANNICA

Gazetelerin ansiklopoedi savaşı 90'lar olayıydı. 86 yılında ise Meydan Larousse'un uzun saltanatı sallandı, Ana Britannica fasiküllerinin yayınına başlandı. İlanlarda "her sabah ilk iş olaraj iki saat Britannica okurum" diyen Aldous Huxley göze çarpıyordu. Ansiklopedinin çeviri ve yazımı sırasında kadroya sızan bizim rocker casuslar, orjinalinde olmayan Peter Gabriel, Led Zeppelin, Bruce Springsteen, CSN&Y gibi maddeleri Türkiye edisyonuna çaktırmadan eklemişlerdi.

BRAVO

Alman gençlik dergisi, dönemin pop barometresi. Her hafta gövdesinin bir parçasını verdiği dev şarkıcı posterleri, pırıl pırıl çıkarmaları, iç gıcıklayan sayfa tasarımları ziyafet sofrası gibidir, resimler kes kez bitmez. Hele tıfıllara aşk-meşk konusunda rehnerlik eden "liebe und sex" sayfaları yok mu!..Tabii, üvey ikizi Pop Rocky dergisini de yabana atmayalım.

BREAK DANCE

Şimdi nasıl club müziği hava sahasında "Clubber"lar ve "Kırobır"lar varsa, 80'lerde beyaz eldivenleriyle kaldırımlarda hip oraya hop buraya yuvarlanan break'çiler, bu dansa gönül vermeden sırf moda olduğu için takılanlara "börekçi" derdi. Hatta Hey dergisinde break'çilerle börekçilerin kavgalarına ilişkin haberler çıkardı.

CHALLENGER

Uzay mekiklerinin en kara yazgılısı, en bahtsızı. NASA'nın Columbia'dan sonraki ikinci mekiği, 86'da fırlatılışının 73. saniyesinde milyonlarca insanın gözü önünde havai fişek gibi patladı. Yola devam edebilse, astronotlardan Ronald McNair saksofonuyla, uzayda kaydedilen ilk müzik eserine imza atacak, Jean-Michel Jarre'da "Rendez-vous" albümünün kapanışına bu bölümü koyacaktı. Jarre, sonra başka bir saksofoncuyla finali tamamladı, parçanın adına dostuna ithafen "Ron's Piece" koydu.

DEPECHE MODE

Her şarkıcının veya grubun fan kitlesi olabilir, ama konu 80'lerin Depeche Mode'uysa, anca bir tarikat veya dinden söz edilebilir. İlk sahneye çıktıklarında, hepsi birer velet. Vince Clarke'ın ayrılması, herhalde grubun başına gelen en güzel şey. Martin L. Gore'un kreatörlüğünde dehşetle yükselen bir grafik, ne öncesinde, ne de sonrasında benzerine rastlanır bir elektro pop derinliği.

DIRTY DANCING

Tüm zamanların en paçoz genölik filmi. 50'lerin "Asi Gençlik", 60'ların "Easy Rider", 70'lerin "Saturday Night Fever"ıyla elbette boy ölçüşemezdi, ama her nasılsa 80'lerin yeniyetmeleri için de "Dirty Dancing"in yeri ayrıdır. Patrick Swayze fenomeni de bu filmle başlamıştı. Genç bir kızın yaz kampında gönlünü fetheden, üstelik pek de seksi danseden yakışıklısı 80'lerin çıtır kızlarının aklını başından aldı.

ELE GÜNE KARŞI YAPAYALNIZ

Böyle de olmaz ki. Mazhar Fuat ve Özkan, KKTC'yi tanıyan TC misali, İzzet Öz'den gayrı hiçbir resmi ve gayrıresmi kurumun tanımadığı, geri vokalistlikten ve reklamlardan kıt kanaat geçinen, yaşları artık kemale eren üç şeker abiydi. 84'te set yivini buldu. Bu başyapıtın kod adı: "Yılların birikimi". Gelgelelim halkın kafasını kurcalayan bir promlem var: Hangisi M, hangisi F, hangisi Ö?. Tıpkı "hangisi Pink, hangisi Floyd?" gibi.

EYE OF THE TIGER

Kimileri için "Rocky" filmleri iki Survivor şarkısından ibaret. "Eye Of The Tiger" ve "Burning Heart". İkisi de güzel, ama ilkinin vuruculuğu tartışılmaz. "Rocky III" için Survivor'ı arayıp böyle bir şarkı isteyen, bizzat Sylvester Stallone. Hatta demo kayıtlarını ilk dinlediğinde, davulları daha yüksek volümle kaydetmelerini, tekrar eden dizeler yerine yenilerini eklenmesini öneren de.

FLASHDANCE

Başrolünde Jennifer Beals'ın oynadığı 83 yapımı film. Bir bale okuluna girmeye çalışan alaylı dansçı kız, karnını doyurmak için inşaatlarda kaynakçılık yapmaktadır. Aynı kareye denk düşen "Fame" dizisiyle birlikte, Türk genç kızlarını, fiskos masasını kenara çekip parke üzerinde yün çorapla dans etme temayüllerine itmiş, inşaatlarda işçi olup müteahhitle aşk yaşama, sanayi mahallesinde bir depoda ev kurma hayallerine gark etmiştir. Olmazmış.

Depeche Mode - Get The Balance Right

Dmx Krew - 17 Ways To Break My Heart

Man Parrish - Boogie Down (Bronx)

12.04.2012

İrrasyonel Yıllar - 2



Yine Roll Dergisinin eşliğinde 80'li yılların göze batan olaylarını keyifli bir yolculuk eşliğinde izliyoruz.


ADIDAS STAN SMITH

Eskiden lastik ayakkabı daha ziyade "beyaz" bir şeydi. Beyazların içinde en beyazı Adidas Stan Smith'ti. Bileklerdeki bir parça yeşil kafi. Tabi ki hafiften kırmızı toprağa bulanmışı makbüldü. Ama kortu, raketi kim kaybetmiş ki biz bulalım? Modele ismini ödünç veren Amerikalı tenisçinin kulağı çınlasın, Adidas Stan Smith öncelikle kaldırımları arşınlamak, elaleme hava atmak içindi.

AHU TUĞBA, BANU ALKAN, SERPİL ÇAKMAKLI VE OYA AYDOĞAN

70'lerdeki seks filmleri furyası esintilerini artlarına alıp bir nevi B sınıfı Türkan-Hülya-Fatma-Filiz bitişik nizamını oluşturdular. "Zaten Yeşilçam tümüyle B sınıfıdır" diyen Yeşilçam dostlarını kızdırmayalım, sadece sinemanın değil, şov dünyasının, erkek dergilerinin, magazin basınının dört gülüydü onlar. Teslim edelim ki Ahu Tuğba'nın 30 kişilik sahne şovunun eşi menendi yok, Serpil Çakmaklı'nın oyun gücü, Oya Aydoğan'ın komedilere katkısı dillere destan, Afrodit'inse.. adı üstünde, Afrodit! Dördüne de şükran borçluyuz, onların dayanılmaz hafifliği olmasa 80'ler daha da ağır akar, allah muhafaza, hiç bitmezdi.

TAVUK GÖTÜ

Kadında meçse erkekte bu: 80'lerin dar bir dilimde denenen, bir süre idare eden saç stili. Ama işte, koca on yıla mal oldu. Önler arkalardan biraz daha kısa olsun, ama arkaya dökülen orta taraf uzunca bırakılsın. Sonra bunlar iki yandan ortaya biriktirilip aşağıdan yukarıya doğru ortalanır. Berbere gidip "tavuk götü yapıver usta" deseniz yadırganmaz. Bir ara nasıl İlhan Mansız saçı yapıyordu herkes, o zamanlarda bu yaygındı. Tavuk götüyle bilardo salonuna gitmek artı bir puandır, beraberinde şal desenli gömlek, beyaz kürklü taba rengi deri ceket, isim yazılı künye, Murat 124 filan iyi giderdi. Kimine kabus, kimine nostalji ve kahkaha malzemesi.

METİN-ALİ-FEYYAZ

Babasının "taçsız kral"a hayranlığıyla Metin koyduğu kumral çocuk, Kocaelispor'da parladı, 18'inde Kara Kartal'ın "sarı fırtınası" oldu. Hocaların, yöneticilerin baş belası, taraftarınsa sevgilisiydi. Stankoviç, Beşiktaş'daki ilk idmanında "sigara içenler bir adım öne çıksın" dediğinde bir adım öne çıktı, anında kadro dışı kaldı. Geri adım atmadı. "Sigaramı da içerim, topumu da oynarım!" Sonra Gordon Milne'le papaz oldu, sebep yine "disiplinsizlik"ti. Yeldeğirmeni'nde oynarken golleriyle dikkat çeken Ali, nedense sağbek olarak başladı siyah-beyaz formalı kariyerine. Sonra santrfor hamuru olduğu keşfedildi. Feyyaz'sa, genç takımın golcüsüydü, A takımda sol kanada kaydırıldı... Bu efsane üçlü, Kara Kartal'ı önce 85-86'da, sonra üç sezon üst üste (89-92 arası) zirveye kondurdu.

METİN MİLLİ

Aslında Ankara'lı bir petrolcüydü. Sıtma görmemiş sesiyle "Seviyorum işte var mı diyeceğin" şarkısına girdiğinde televizyon karşısında herkes korkudan hazırola geçerdi. Hep iri kara camlı gözlükleri ve gangster stili takım elbisesiyle hatırlanacak, acaba kimdi terzisi? "Merhaba" adını taşıyan albüm serisi yaptı, birinin iç kapağında kendi fotoğraflarıyla süslü bir takvim bulunuyordu.

MIAMI VICE

Miami Emniyeti ahlak masasında çalışan ve her nasılsa emniyet müdürlüğünün sağladığı olanaklarla Ferrari kullanan, Hugo Boss giyinen iki sivil polisin maceraları 80'lere Don Johnson'ı hediye etti. Yönetmen Michael Mann'di ve dizinin iyi bir yönetmenin elinden çıkma olduğu her halinden belliydi. Dahası Cohen'den Zappa'ya, müzik dünyasının birçok ismi de konuk oyuncu olarak dizide göründüler.

SEVEN KISKANIR

Her şeyi özelleştireceğim derken, sen tut arabeski devletleştir!... Kurban olarak kıyak bestekar Hakkı Bulut'u ve onun eski şarkısını seç, aranjmanı Esin Engin'e yaptırt, 20 yıldır yasaklı olduğu TRT'lere ısrar kıyamet çıkart, millet de haklı olarak kıçıyla gülsün... Esasında fena şarkı değildir, "henüz üç yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum."

STREÇ KOT

Erkeklerde poturmusu bol pantolonların rağbet gördüğü dönemde kadınların tercihi, vücudu saran kot modeli. O esnada sahada görülen hareketler: Türk kadınında mebzul miktarda bulunan kalçalar uzun tüniklerin altına gizlenir. Paçalar bileğin üzerine kıvrılır. Taş yıkama tercih sebebiyken, normal streç kotların dizleri anahtar marifetiyle aşındırılarak yırtılır. İnatla hala metal dinleyen bir grup erkek, geleneği yaşatmaktadır.


PET'R OIL

Türk popundaki yüzbinlerce aşk şarkısı içinde bugün bile güzel güzel sırıtmaya devam ediyor. Hele o faytonlu klip unutulur mu?... Söyleyen: Ajda Pekkan. Bestekar: Atilla Özdemiroğlu. Güftekar: Şarkı sözlerinin değiştirilmesinden mustarip Şanar Yurdatapan. Türkiye "Pet'r Oil" le Eurovision'a katıldı, toplam üç ülkeden (Fas'tan tam) puan alabildi. Süperstar, bu başarısızlık üzerine iki yıl piyasadan uzak durdu, Türkiye'ye bile pek uğramadı.


7.03.2012

İrrasyonel Yıllar


Bugün rotamızı 80'li yılların göze batan önemli olaylarına çeviriyoruz Roll Dergisi'nin 2005 yılında çıkan sayısı eşliğinde.

BIG IN JAPAN

Japonya'yla ne alakası olduğunu bir türlü anlayamamıştık. Meğerse "kimyalı araştırmalar" aleminde iyi bilinen bir vuruş noktasıymış. Alphaville'ciler de az cin değil. Çekik gözlülerle video çeken, şarkıya cin cong sesleriyle başlayan bizzat kendileri. Türkiye-Japonya milli maçı sonrası Milliyet'in başlığı da "Big In Japan"di, unutulmuş değil.

BOB DYLAN KONSERİ

24 Haziran 1989 Cumartesi, yedi bin kişi Açıkhava tribünlerini tıklım tıklım doldurdu. Konserin 75 dakikayı çşmayacağı açıklanmıştı, ama korkulan olmadı. Dylan ve arkadaşları sürenin sonunda kulise gider gibi yaptılar, fazla oyalanmadan dönüp bir saat daha takır takır çaldılar. O esnada Gülhane'de İbrahim Tatlıses konseri vardı, aynı günkü Cumhuriyet'te de iki konserin yan yana haberi. Dönüşte havaalanında Dylan, Tatlıses resmini gösterip sordu" Bu kim?" Kim olduğu anlatıldı. "Bana bir kasetini bulabilir misiniz?"

BREAK BREAK ARKADAŞ ARIYORUM

İnternet menşeli yoktan arkadaş imal etme dönemi öncesinde, bir zenginlik ve modernlik nişanesi olarak telsiz, dantelli-gupürlü aile evlerine kadar girmişti. Sonu vuslat olur muydu bilinmez, ama kocayı işe sepetlemiş ev hanımları dahi "break break, arkadaş arıyorum arkadaş" grizgahından "22 yaşında sarışın, yeşil gözlü bir bayanım"a geçerdi. Bulunan arkadaş çoğunlukla taksici çıkardı.

COMANCHERO

İtalo-disko'nun İtalya'ya sığmadığı günlerden miras bir Raggio Di Luna eseri. "Macarena"yla, "Lambada"yla aşağı yukarı aynı ligde. Yeşilçam filmlerinin disko sahnelerin de bu şarkıya rastlamak mümkün. Ama tam yerini bulduğu an, 30'lardan 80'lere dönem paroraması çizen Ettora Scola filmi "Balo"nun finali.

CONVERSE ALL STAR

"Beyaz Gölge" dizisinden grunge yıllarına uzanan, hala küllenmemiş bir aşk hikayesi. Basketçi Chuck Taylor'ın 20'li yıllarda piyasaya sürdüğü bu narin keten ayakkabılar tüm dünyada milyonlarca sattı. Buralarda Coverse All Star bulunmadığı zamanlar, onun kabasaba, yayvan, geniş taraklı, proleter versiyonu Çin kesler revaştaydı.

CYNDI LAUPER

Riot-grrrl'lerin cici annesi. Dilek ağacı gibi her tarafına kumaş parçaları bağlamış, durmadan sağa sola koşturan bir kız görürseniz, muhtemelen o Cyndi'dir. Füsun Önal gibi haylaz çocuk mimikleriyle şarkı söyler, "kızlar da eğlenmek ister" filan fıstık der. "She Bop "diye mastürbasyonu ondan güzel anlatan biri daha var mıdır?

DALLAS

Kızım seni Bobi'ye vereyim mi / İstemem babacığım istemem / Onun adı Bobi, Pamela'yla evli.." Amerika'nın çamurundan petrol çıkan toprakları, Türkiyeli TV izleyicisine yan mahalle kadar yakındı bir zamanlar. Pazar akşamlarımız Yuinglerin çiftliğinde geçerdi. Ceyar, kötülüğün mutlak cazibesiyle en çok nefret edilen, belki de için için kıskanılan bir tipti. Ekşi sözlük entry'lerinde isabetle kaydedildiği gibi, toplum kendi Ceyarlarını arıyor ve kolayca buluyordu: Atilla Atalay'ın öyküsündeki anne "seni doğuracağıma Ceyar doğuraydım "diyordu. kızı Sıdıka'ya. "Çiçek Abbas'ta Ayşen Gruda "Ceyarım" diyordu Şener Şen'e..."Onun adı Ceyar / Gözünü de oyar."

EMİNE

"Parmağında yüzükler, kolunda bilezikler, uy sana dolanayım, oy oy Emine, nedir bu güzellikler..."Bazı kaynaklara göre Türkiye'nin en fazla satan kasetleri arasında ilk üçte yer alan, Mustafa Topaloğlu'nun dillere destan erotik Karadeniz türküsü. Topalloğlu, uzaylı olmadan önce bu türküyle büyük şöhret yakalamış, hatta bu albümün satışlarından dolayı kendisine platin plak hediye etmişti.

LAMBADA

60'larda Brazilya - Bahia'da yaygınlaşan, Afro-Brazil geleneklerinin yanısıra merengue, salsa, Karaib ritimlerini birleştiren müzik ve dans stili. 80'lerin sonunda Fransız prodüktörler sayesinde sulandırıldı, Kaoma grubunun "Lambada "45'liğiyle bütün Avrupa'ya yayıldı. Şarkının, plajda bikinili dilberler klişesini sonuna kadar kullanan klibi, Latin müziğini hoppalık ve ciddiyetsizlikle eşdeğer görme eğilimlerini güçlendirdi. Öyle ki, bugün bazı eski tüfek rocker'lar, işi Manu Chao'ya "Lambada'nın protesti" demeye kadar vardırabiliyor.

Devamı sonra gelecek diyerek finali Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bir sözüyle bitirelim.

"Kaç yıl evveldeyiz dersin?
Sayısız zaman içinde, yani hep aynı yerde"


Alphaville - Big in Japan

Pyramiddd - Girls Just Want To Have Fun

Cyndi Lauper - She Bop
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...