Antony And The Johnsons etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antony And The Johnsons etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.09.2014

O Anlar: "Kuşlar Cehennemde de Şarkı Söyler Mi?"


İngiliz esir Horace Jim Greasley, Nazi kumandanı Heinrich Himmler'ın önünde. Greasy, toplama kampından tam 200 kere kaçmayı başarmış. Her seferinde de geri dönmüş. Kaçışların sebebi ise aşık olduğu Alman bir kız olan Rose.
 
Aşk bir çılgınlıktır. En umutsuz anlarda hayat tutunmak için geriye kalan tek yaşama sevinci. "Kuşlar Cehennemde de Şarkı Söyler Mi?" kitabı bu aşkı ve o dönemi anlatır. Romana konu olan Horace Greasley 1939'da Almanlara esir düşer. Esir kamplarında açlık, soğuk ve işkencelere göğüs gerer. Horace çok renkli bir adamdır. Dayanıklı olmanın yanında inatçı, gözü kara, söylediği sözü yerine getiren, çılgın biridir. Adam sevdiği kadın için sürekli kamptan kaçar. Rose'da esirlere taze sebze ve meyve temin eder. Horace her kaçışı sonrasında eli boş dönmez. Hatta gizlice bir radyo yapmaları için gerekli parçaları temin eder. Artık esirlerin yatakhanelerinde gizlice dinleyebildikleri bir radyoları vardır. BBC haberleri onları dünyaya bağlayan tek şeydir.

Savaş biter Horace zorunlu olarak İngiltere'ye döner. Ailesine Rose'la evlenmek istediği söyler. Aile bu evliliğe karşı çıkarak çok sert bir tepki verir.  Horace, bir süre sonra Almanya’ya gitmek ister, ancak her başvurusu geri çevrilir. Geriye tek çare olarak tutkulu bir mektuplaşma kalır. İki sevgilinin en büyük hayali Yeni Zelanda’da bir çiftlikte hayatlarının sonuna kadar mutlu yaşamaktır. Bir süre sonra Rose’un mektupları kesilir, gelmez olur. Son mektup bir başkasının el yazısıyla yazılmıştır.

 “Sayın Bay Greasley,

Üzülerek belirtmek isterim ki sevgili arkadaşım Rosa Raucbach 1945 yılının Aralık ayında vefat etmiştir. Rosa bebeğini doğurduktan iki saat sonra öldü. Jakub adını verdiği oğlu da ondan hemen sonra can verdi. Böyle kötü bir haber verdiğim için çok üzgünüm"

Horace için bu satırlar dünyanın sonu gibidir. Bir oğlu olmuştur, ne yazık ki o da annesiyle birlikte bu hayata veda etmiştir.

5.09.2013

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği


Aşkı ölçmek, sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz bütün bu sorular belki de her şeyin yanı sıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk) talep etmemizdir.

"Milan Kundera"  

Antony and the Johnsons - Fistful Of Love

17.02.2013

Cinsiyetin manifestosu: Dönüş


Malum 12. Uluslararası Bağımsız Filmler festivali !f İstanbul başladı. Festivali BirinciBlog ekibimizden Burcu takip ediyor. İzlediği ilk film olan "Turning" üzerine yazdıkları için şöyle buyrun:

İlk açılışı, bende ayrı bir yeri olan Antony and the Johnsons’ın, video sanatçısı Charles Atlas ile birlikte çektikleri belgesel ‘Turning’ (Dönüş) ile yaptım.

Film tek kelimeyle adını tanımlıyor ve tamamlıyor. 13 kadının hikayesi ve kimlikleri Antony and the Johnsons turnesi kapsamında anlatılıyor ve sorgulanıyor. Bir yandan Antony’nin enfes sesini dinlerken, diğer yandan lezbiyen, transeksüel, aseksüel ve kimlik arayışı hala süren o 13 kadının hikayelerini dinliyor, öğreniyorsunuz.

Kırık, dökük hikayelerin başrol oyuncusu olan bu kadınların, kimi zaman kendi hayatlarını sonlandırma raddesine geldiklerini dinliyorsunuz. Bir yandan da toplumların ‘öteki’leştirdiği bu insanların, cinsel kimlikleri yüzünden ciddi bir hayat mücadelesi verdiklerine tanık oluyorsunuz. İşte Turning, tam bu noktada bu kadınları sahneye davet ediyor ve Antony’nin o hüzün veren sesinin eşliğinde onlar sahnede kendi eksenleri etrafında 360 derece dönerken, seyirciye belki de hayatlarında ilk kez o kadınlara ‘insan’ gözüyle bakmalarını öneriyor. Kimbilir belki seyirci ilk kez onlara ‘insan’ olarak bakarken, o kadınlar da uzun zamandır ilk kez tüm cinsel kimliklerinden sıyrılarak kendilerini sadece ‘insan’ olarak görüyorlar.


Turning, sesle görüntünün içiçe geçtiği bir çalışma. Hem derin konulara dalıyor hem de o derinlikte özellikle Antony’nin samimiyeti ile sizi boğmuyor. !f İstanbul’un broşüründe film, “Antony and the Johnsons’tan Antony’nin tüyleri diken diken eden ve içimize işleyen sesi, grubun muhteşem müzikleri ve video sanatçısı Charles Atlas’ın keskin bakışı bir araya gelince ortaya Dönüş gibi büyüleyici bir iş çıkmış” şeklinde sunuluyor. Kısacası bu filmi ne tam olarak belgesel ne de film olarak tanımlamak dopru. Hem önyargıların hem de cinsel seçimleri yüzünden yargılanan kadınların manifestosu desek belki de daha doğru olur Turning için.

Charles Atlas, 13 New York’lu kadını müziğin içine sanatsal nesneler olarak yerleştirmiş ve her birinin hikâyesini ve kimliklerini Antony’nin şarkılarıyla yeniden yorumlamış. Turne boyunca Antony’nin o naif ruhu ve kadınları sahneye çıkmadan önce ateşlemesi O’nu müzik adamı olmanın çok ötesine taşıyor. Çünkü o 13 kadına söylediği “Bu gece size söyleyebileceğim bir tema yok. Sadece kendiniz olun ve anı yaşayın. Sanırım hepimizin tek amacı bu” cümlesiyle ne kadar derinlerde yaşayan bir kişiliği taşıdığını da gösteriyor.

Asıl adı Antony Paul Hegarty olan Antony, New York’ta kabarelerde şarkı söyleyerek and the Johnsons’ı oluşturdu. Aslında eğitimini performans sanatları üzerine yaptı ancak kariyerine kendi topluluğuyla, New York’un underground klüplerinde deneysel tiyatro yaparak yön verdi. Johnsons ilavesi ise grubun ismine Stonewall gösterilerinde, ilk şişeyi fırlatan ünlü direnişçi zenci travesti Marcha P. Johnson’a ithafen eklendi.

Kimlik bunalımını en cesur ve samimi bir şekilde dile getiren Antony, o eşsiz sesiyle aynı zamanda birçoğumuzun ağrı kesicisidir de… Kısacası hem Antony and the Johnsons ziyafeti çekmek hem de ‘cins’ sorununa farklı bir anlatımla bakmak için mutlaka izlenmeli…

Antony and The Johnsons - Thank You For Your Love

MEN - Who Am I to Feel So Free feat Antony

Filmin fragmanını izlemek için:


 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...