Buzzcocks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Buzzcocks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.07.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Biz çöp tenekesindeki çiçekleriz
İnsan makinasındaki zehiriz
İstikbal biziz
Sizin istikbaliniz..

"Sex Pistols"

Punk, 1976'da bir enerji, öfke ve slogan patlaması olarak başlamış, ama ideolojik olarak hippilerden bile daha muğlak bir tutuma saplanmıştı. Punk'çıların neye karşı oldukları belliydi: Punk zengin salonlarında boy gösteren, kamyonlar dolusu insanın kendilerine hizmet ettiği ve bir albüm yapmak için aylarca bir araya gelmeyi bekleyen "süper topluluklara" karşı bir tepkiydi. Ölümlüler, özellikle de ekonomik bunalımdan etkilenen ölümlüler bu tip toplumlara yabancılaşmışlardı. Punk, basit bir çözüm yolu sunuyordu: "Bir gitar kap ve kendini ifade et."

Bugün 5 Pazartesi Şarkımızın teması punk. Müzik tarihinden kitleleri derinden etkilemiş önemli beş punk şarkısı. Bir bilgenin dediği gibi; "Müzik uzgörüdür. Toplumun diğer kesimlerinin ilerisindedir. Çünkü ihtimaller yelpazesini maddi gerçeklikten çok daha hızlı keşfeder. Gündelik olanı aşar, geleceği haber verir. Bu nedenle müzisyenler, resmen kabul edildiğinden daha tehlikeli, rahatsız edici, ihtilalcidir."

Mutlu Pazartesiler ve kalp kırmadan, can yakmadan iyi bayramlar...

The Clash - London Calling

Punk şayet bir koşuysa ilk yüz metresini Sex Pistols geri kalan dörtyüz metre engelli mesafeyide The Clash koşmuştur. 1977 punk kuşağında ortaya çıkan The Clash ismini gerillalar ve hükümet güçleri arasında vuku bulan çatışmaları anlatmak için 1970’li yıllarda kullanılan medya klişesinden almıştır. Clash punk’ı kuru sloganlardan kurtarıp, içini doldurarak bambaşka bir boyuta çekmiştir. Punk hareketinin dönemin sosyal ve ekonomik bunalımına karşı gösterdiği öfkeyi ve faşizme karşı verdiği mücadeleyi en etkin ve bilinçli yapan gruplarından biri olan Clash; politik yanını hiçbir zaman gizlememiş, dar kalıplarda bir punk-rock grubu olmadan punk’ın özüne sadık kalarak reggae ve funk esintilerini müziklerine ilave ederek yazdıkları parçalarda özgürlükçü ve isyankar felsefelerini yansıtmışlardır. Ayrıca unutmadan Joe Strummer was born in Ankara..



Dead Kennedys - California Über Alles

Jello Biafra önderliğinde kurulan Dead Kennedys tartışmasız ABD punk sahnesinin en öncü figürüydü. California Valisi Jerry Brown'ın yeni çağ faşişmi üzerine yazdıkları California Uber Alles'in esin kaynağı olarak Orwell'in 1984 romanı, Bergman'ın Yılanın Yumurtası filmi ve Alman milli marşı seçilmiştir. Ne diyordu şarkıda "kendilerine lider arayan insanlar belkemiğimi ürpertiyor."



Sex Pistols - God Save The Queen

Şayet punk tarihi tek şarkıya düşürülecek olsa herşeyin özeti bu şarkı olurdu sanırım. Sözlerinden, klibine, piyasaya sürülme zamanına kadar tek kelimeyle punk. 1976 sonbaharında 'No Future' adıyla yazılan şarkının ilk demosu Ocak 1977'de yapılmış ve God Save The Queen adıyla kraliçenin tahta çıkışının 25.yıl kutlamalarının arifesinde , 'alternatif milli marş' olarak piyasaya çıkarılmıştır. Şarkı gördüğü tepkiler üzerine plak şirketi tarafından toplatılmış, grupla yapılan sözleşme de feshedilmiştir. Fakat Mayıs 1977'de kraliçenin gümüş yılı kutlamalarından bir ay önce tekrar piyasaya sürülen şarkı, BBC ve medyanın sansürüne rağmen listelerde birinci sıraya oturmuştu. 



The Undertones - Teenage Kicks

Teenage Kicks için listemizin en hüzünlü şarkısı diyebiliriz. Bir punk şarkısının ötesinde 60'lı yılların müziğine göz kırpan ergen düşleri. Beş Ramones fanı, Belfast Grup Yarışması'nı kazanıp ilk plaklarını yapmak için stüdyoya girdiler. Sonuçta dört şarkılık bir albüm yapıldı. Albüme adını veren şarkıyı John Peel radyo programında her gece çalarak sevgisini dile getirmiştir. Hatta usta radyocu bu şarkıyı ilk dinlediğinde göz yaşlarını tutamadığını söylemiştir. 



The Buzzcocks - Boredom

Punk camiasının en uzunlu oluşumlarından biri olan  The Buzzcocks'ın 'Spiral Scratch' adlı EP'leri 500 pound'a malolmuştu. Hatta paranın yarısını gitarist Pete Shelley'in babası karşılamıştı. Albüm 1977 yazında 16 bin satmıştı. 1979'da single olarak çıkan Boredom ise listelerde 31. sırada yer almıştı. 



BONUS: Ramones - Blitzkrieg Bop

Elbette punk beş şarkıya indirgenecek kadar sığ bir oluşum değil. Bu listeye The Damned, The Jam, The Saints, Richard Hell, Patti Smiths, Gang Of Four, X Ray Spex, The Adverts, Sham 69, The Only Ones, Blondie, Generation X, The Ruts, The Members, The Fall, Pere Ubu, Television, Black Falg, Suicide, Talking Heads, Joy Division, The Stranglers gibi onlarca grubu daha sokabiliriz diyerek Ramones ile veda edelim..

16.01.2015

İsyan! Devrim! Özgürlük!



Punk öldü ya da ölmedi. yanıtı muhtelif… kimine göre doğduğu gün hakkın rahmetine kavuştu kimine göre Sex Pistols EMI ile anlaştığı gün. Kimileri için de hala bir yerlerde yaşıyor. Elvis öldü mü yoksa bir adada mı yaşıyor tartışmasından farksız… Hangisine inanacağımız bize kalmış… Yanlış yanıt diye bir şey yok. Doğru çok kişisel…

Peki Joe Strummer öldü mü?


Fiziki olarak evet. Aksini iddia edip rezil olmayalım. Ama… Onun hala yaşadığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Niye mi? Buna da öyle deyip geçebilirim. Ama… illa ki bugün bir şeyler yazmalı… Bazılarının öyle kolay kolay “ölmediği” üzerine…

Bazılarına göre müzik dünyasından efsane olmanın yolu 27’sinde ölmekten geçiyor. Joe onlardan biri değildi. Ama bu bir efsane olmasına engel olmadı. 22 Aralık 2002’de öldüğünde 50 yaşında bıçkın bir delikanlıydı hala. Genç olmanın kimlik kartında yazılı olmadığının kanıtıydı.

70’lerin sonunda Londra’da doğan punk’ın kişiliğinin oluşmasındaki belki de en önemli grup sayılan The clash’in müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmasının sebeb-i hikmetiydi.



Kimsenin hakkını yemek istemem ama punk’ı devrimci bir müzik yapan ve kılık kıyafetin, vücuduna rozetler, çengelli iğneler takmanın ve küfürlü konuşmanın kilometrelerce ötesine taşıyan isimlerin halay başında o vardı.

Sığlık denizinde yelken açıp nihilist bataklıkta boğulmak yerine punk’la insanların hayatlarının kontrolünü eline almalarını salık veren de yine o oldu.
İşaret fişeği Sex Pistols’dan aldığı ilhami sokaklara, meydanlara, isyanlara taşıyan, daha iyi bir dünya isteyenlerin fon müziği haline getiren grup The Clash’di. Grubun direksiyonun da Joe vardı.
Sex Pistols muhafazakar Britanya’nın kabusu oldu. Joe o kabustan devrimci bir hayal yarattı ve bunu virüs gibi yaydı. Aldığının üzerine çok sağlam bir bina ördü ve hatırı sayılır bir kalabalığı arkasına alarak dünyayı değiştirebileceğimize inandırdı.

Kokuşmuş dünyaya, rejimlere, ideolojilere ve insanlığa karşı devrimden, özgürlükten, kardeşlikten, eşitlikten yana şarkılarıyla punk hadisesine kalbi kadar temiz bir sayfa açtı.



Allah’ı var, yakışıklıydı. Sigarasını çok güzel içer, sigarasından bir nefes çekerken daha bir yakışıklı olurdu. (sigara olmasaydı, 20. yüzyılda hayranlık duyduğumuz sanat eserlerinin hiçbiri olmazdı. bence sigara içmeyenlerin, sigara içenler tarafından üretilmiş eserleri satın alması yasaklanmalı.” ) “Cool” olmak için kırk takla atıp maskara olanların aksine onun ekstra bir şey yapmasına gerek kalmazdı. Varlığı yeterliydi. “

Bir rock yıldızı olmasına rağmen diğerlerinin aksine aranızda bir mesafe varmış gibi hissetmezdiniz. sanki “Joe akşam bir bira devirelim mi?” diye sorarsanız tamam deyip gelecek, şişeler boşalırken sizle keyifli bir muhabbete dalacakmış gibi hissederdiniz. Diğerleri yıldız olurken o yoldaş/arkadaş olmuştu.

Fazlasıyla kişisel olabilir ama tartışmam, müzik tarihinin en afili şarkılarını da o yazdı. Bana göre en azından. Punk’ın basitliği ve öfkesini rock and roll’un enerjisi ve melodikliği ile birleştirip Reagge ile harmanlayarak yarattığı müzik bambaşkaydı. Ama asıl olay müzikten çok halinde, tavrında ve söylediklerindeydi.

Chelsea taraftarıydı. ailemdeki erkeklerin yarısı futbolcu olmasına rağmen futbolu seviyorsam sebebi kendisidir. “Şirarım futboldan gelir: gözünü toptan hiç ayırma…”

“Should i stay or should i go” dedi ve gitti.



Ardında devrimci bir efsane tadından yenmez şarkılar bıraktı. 1980’de ortadan kaybolmuştu. Özel dedektif kendisini Paris’te bulduğunda “biraz ortadan kaybolmak istedim” demişti. bu nedenledir ki Elvis’in adada yaşadığını düşünenlerden hiçbir farkım olmadan dünyanın herhangi bir şehrinin izbe bir barında kendisiyle karşılaşmayı umarak geçiriyorum zamanı. Ve buna nedenini bilmediğim halde inanıyorum.

Barselona’da El raval’da, Madrid’de Lavapiés’te, Lizbon’da Barrio Alto’da, Buenos Aires’te La Boca’da, Bahia’nın her gece müzik çalınıp dans edilen sokaklarında, Montevideo’da Eduardo Galeano’nun sıklıkla gittiği Brazil Kafe’de, Londra’da kimselerin pek bakmayı akıl etmediği punk klüplerinden birinde, Roma’da Termini İstasyonun arka tarafındaki mahallelerin birindeki bir barda, Atina sokaklarında, Berlin Kruezberg’de, Marakeş’teki dışarıdan bar olduğu anlaşılmayan dükkanlarından birinde, sıkıcı Paris’in küçük kitapçılarının bazılarında, sırf ona benziyor diye usulca sokulup merhaba demişliğim var çokça insana. Denedim, yenildim ama daha iyi yenilmek için daha iyi bir neden olamaz bana kalırsa.

Ve yıllar evvel İstanbul’da yerin dibindeki bir barda -adı morg idi- kafalar kıyakken cereyan eden şu diyalogla şarkılara bağlanıyoruz:

- Sence ankara’nın en güzel yanı istanbul’a dönmesi mi sahi?
- Hayır, joe strummer’ın orada doğmuş olması.
 
Ankara bu yüzden güzeldir… Dağılalım!

Kaynak " http://fakfukfon.wordpress.com" 

Elinize ve Yüreğinize sağlık...



23.08.2012

Buzzcocks ruhu


Franz Ferdinand grubunun beyni Alex Kapranos çok sevdiğim gruplardan biri olan Buzzcocks için bakın neler demiş.

Sex Pistols ve The Clash'le birlikte punk'un köşetaşı olarak duruyor Buzzcocks; Manchester'dan gelmeleri ayrıca ilham verici. Onlarda "herkes bir alıp, üç akor basıp bir grup kurabilir" şeklindeki Londra punk fikriyatından fazlası vardı. Bu fikir kendi içinde zaten heyecan verici. Ama onlar Joy Division'dan Dead Kennedys gibi Amerikalılara uzanan post-punk ateşinin işaretini verdiler. "Spiral Scratch" EP'sinin ne melodileri ne de sözleri açık seçiktir. Her zaman basit ve doğrudan oldular, ama asla açık, hemen anlaşılır olmadılar. Göz göre göre şok edici olmadan, şok edici biçimde taze kaldılar.



Büyük gruplar kişiliklerin birleşimidir; grubun karakteri bu önceden kestirilemez, tarifi gelmez dinamikten ortaya çıkar. "Spiral Scratch"te Howard Devoto diğerleriyle anlaşmazlık içinde gibidir, albümü ilginç kılan bu. Devoto albüme paranoyakça bir pırıltı getiriyor.

Pistols'ın punk'a yaklaşımı şöyleydi: "Mümkün olduğunca para kazanalım ve uzayalım." Kendi içinde takdire şayan bir yaklaşım, çünkü o devirde müzik endüstrisi, aç ve genç hayvanlarca kanı içilmesi gereken şişmiş bir canavar gibiydi. Buzzcocks olaya başka bir açıdan bakıyordu. Bu şişkin canavarla yapılacak bir şey olmadığına karar verdiler ve "Spiral Scratch"i bağımsız olarak yayınladılar. Bence bu, kulağına çengelli iğne takmaktan daha fazla cesaret isteyen bir iş. 80'lerden günümüze, alternatif müziğin başlamasının ve sürmesinin birinci elden sorumlusu onlar. Rough Trade, Postcard, Factory, Creation... Bütün bu firmalar, Buzzcocks'ın Spiral Scratch'le yaptığından ilham aldılar.

The Buzzcocks - Ever Fallen in Love

Buzzcocks - Sixteen Again

19.11.2011

Her Mevsimin Bir Sonu Vardır


İlk defa okuldan kaçtığımda 16 yaşındaydım. Eskişehir'in gerçekten eski olduğu yatılı okul yıllarıydı. Devlet ciddiyetinin içimize işlendiği ama boyumuzdan büyük hayallerimizin olduğu bir dönem. Soğuk bir kış günüydü. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Bir bayram öncesi bir grup arkadaş okuldan kaçmak için plan yaptık. Salinger ile yeni tanıştığım bir dönemdi. Ona dair ne bulursam okuyordum. İçimde gizliden gizliye bir Holden Caulfield hayranlığı vardı. Okulun parmaklıklarından kaçış ve Enveriye İstasyonu'ndan trene kaçak biniş ve eve varış. Elbette arkamızdan oğlunuz okuldan kaçtı temalı bir telefon ve okula dönüşte alınan bir ton ceza. Ama içimdeki coşkuyu hatırlıyorumda, herşeye değmişti bence.
Ve babalarımız. Bizim kuşağımızın babaları biraz sertti. Onların hiç bir zaman ruh halinin mevsimi bilinmezdi. İçlerindeki sevgiyi hep ikinci plana atıp doya doya sarılmaya korktular. Ama belkide haklıydılar. Onlar bu çoğrafyada iki tane darbe gördü. Hapislerde yattılar, işkence gördüler. Her zaman sert görünmek zorunda kaldılar. Belki o yüzden bizlerde sevdiklerimize sıkı sıkı sarılıp gitme diyemedik.
On The Roads Again diyerek bir süre daha uzaklarda olacağım. Şimdiden Mutlu Pazartesiler...


Buzzcocks - Sixteen Again

Nekropsi - Papa

The Electric Prunes - I Had Too Much To Dream Last Night
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...