The Electric Prunes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Electric Prunes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.12.2014

The Electric Prunes - I Had Too Much To Dream (Last Night)


Bugün tozlanmayan albümler köşemizde 1967 yılına uzanıyoruz. Yazımıza konu olan albüm The Electric Prunes grubunun 'I Had Too Much To Dream (Last Night)' isimli albümü. Grubun keşfedilme hikayesi aslında çok ilginç. Los Angeles'taki Taft Lisesi'nden tanışan bir grup arkadaş bir gün garajda prova yaparken oradan geçen bir emlakçı seslerini duyar ve onları kendi arkadaşı, RCA stüdyosunun mühendisi Dave Hassinger ile tanıştırır. 


Hassinger bu gençlerde yetenek olduğunu anlar ama şarkı sözü yazmak konusunda eksikleri olduğunu düşünür. Bu şekilde profesyonel söz yazarları Annette Tucker ve Nancie Mantz gruba dahil olmuş olurlar. Grubun en çok bilinen ve ilk single olarak çıkan I Had Too Much To Dream (Last Night) şarkısında bu ikilinin emeği vardır. Şarkı ilk önce slow bir piyano baladı olarak kaleme alınır, fakat grup tarafından getirilen yorum şarkıyı başka bir boyuta taşır. Şarkı iki kanallı vokaller, ekolar ve tedirgin edici sound'uyla piyasaya çıkar ve ABD listelerinde 11 numaraya kadar çıkar. Grup o dönem yeni filizlenen Batı Sahili saykodelic aleminin öncülerinden biri sayıldı ve kendinden sonra kurulan bir çok gruba ilham kaynağı oldu.

Son olarak sevgili Ali Ece'nin bu albümü plaktan dinleme sözünü unutmadım.

The Electric Prunes - I Had Too Much To Dream (Last Night

5.07.2012

Sen de öyle misin acaba?


En tuhaf şeyleri sabahları düşünürüm ben. Geceleri, gün ışığından sakladığımız, kılık değiştirmiş "fena fikirler" rüyalara üşüştüğü için belki de sabahları böyle oluyor insan. Herkesin vardır kılık değiştirmiş fena anıları.

Onları rüyalarda görmek cesaret ister. Hatırlamak daha büyük cesaret. Anlamak ise insanın kendiyle muhabbetini artırır. O zaman zaten sen artık "varsındır".

Biliyor musun ne düşünüyorum? Kendiyle konuşabilenler "vardır" sadece. Hiç ses vermiyorsan kendine, "olduğunu" nereden bileceksin ki?

İnsan kendi tarafında olmalı

Kendinle konuşmak için bir dilin olmalı. Yoksa sabahları, kötü bir ses, neler yapamadığını hatırlatarak, söylene söylene uyandırıyor insanı.

Neleri yapmayı unuttuğunu, zaten hep unuttuğunu. Kimleri araman gerekirken aramadığını, zaten vefasız olduğunu. O gün orada şöyle deseydin her şeyin bambaşka olacağını, ama bir türlü lafı gediğine koyamadığını...

Yenik başlıyorsun güne anladın mı? Kendi kendine, takımdan ayrı düz koşudasın bir bakıma. Kendi tarafında olmalı insan, kendi yanını tutmalı bilhassa sabahları, kahvaltıdan önce. Sabahları yataktan, şöyle söyleyeyim ben sana, insan yataktan bir takım halinde kalkmalı.

"İyi oynayan kazansın" demeli; hızlı koşan değil, güzel koşan göğüslesin ipi. Güzel koşmaya inanmalı fakat, ta derinden.

İpi göğüsleyemeyince, sonradan yani, pişman olmayacak kadar güzel şeyler biriktirmiş olmalı koşarken. Güzel şeyler biriktirdiğini insan hep kendiyle konuşa konuşa hatırlatabilmeli kendine.

Sana da olur mu? Sabahları en tuhaf şeyleri düşünürüm ben. Geriye kaç sabah kaldığını mesela. Bir aceleyle yaşamak ister insan böyle olunca. Binlerce şeye aynı anda başlamak istersin. Dev bir telaş küçültür gövdeni. Hayatın sadece kendi zamanı içinde yaşandığını anlayana kadar öğlen olur. Öğlen olunca zaten, dünya, güne doluşur, fena fikirlere yer kalmaz gürültüden. Sabahları kurulan kumdan kaleler yıkılır. Ama, biliyor musun?


Gerçekten istersen başlarsın

İnsan ancak gerçekten istediklerine başlayabilir. Sonra dönüp bakınca anlarsın ki, başlamış olduklarını istemişsin zaten; üzülecek bir şey yoktur. Onları istemeyi istemiyorsan o başka işte, sabahları insanın aklına onlar da üşüşür.

İnsanlık deryasında bir damla, insanın damlasında bir insanlık deryası olduğunu, kelimesiz, sessiz anladığından o sabahlarda, bir göğüs genişlemesiyle anlarsın ki, sen de aslında birisin. Birilerinden birisin sadece. Ne şefkatlidir bu, ne zalim aynı anda. Bitip gideceksin adını anlamayacaklar bir yandan, bir yandan sen de bir çizik atıp geçmiş olacaksın dünyadan.

Her dokunuş bir iz bırakıyorsa hakikaten sen basbayağı bir insanın ayak izlerini bırakacaksın yeryüzünde. İnsanlık adına küçük bir adım olacak belki, ama sen "güzel" yürümüş olacaksın.

Az gitmiş, uz gitmiş olacaksın yani, ama uzaydan bakılınca görülebilecek o şeyler arasında olmayacak ayak izlerin. Sen de uzaydan bakma o zaman kendine. Yakından bak, deli misin?

Kendine yakından bak

Sen de en tuhaf şeyleri sabahları mı düşünürsün? Durup dururken ilk sevişmen gelir mi aklına ve martıların ölmek için nereye gittiği? Türkçenin hiç de okunduğu gibi yazılmayan bir dil olduğunu keşfeder misin mesela aniden? Çok az sözcüğün numaracı olduğunu aslında...

Sigarayı bırakman gerektiğini, bırakırsan hayatının kaçta kaçını kaybedeceğini düşünür müsün daha yataktan kalkmadan, bırakmazsan kaçta kaçını?

Her elbisenin bir kaderi olduğunu, elbiselerin kaderlerini giyindiğimizi? Rüyalarda anne ve babalarımızın hep kılık değiştirdiğini? Sonra sen de mi kalkıp işe gidersin, benim gibi?

"Ece Temelkuran"

Squeeze - Is That Love

The Electric Prunes - Are You Loving Me More

19.11.2011

Her Mevsimin Bir Sonu Vardır


İlk defa okuldan kaçtığımda 16 yaşındaydım. Eskişehir'in gerçekten eski olduğu yatılı okul yıllarıydı. Devlet ciddiyetinin içimize işlendiği ama boyumuzdan büyük hayallerimizin olduğu bir dönem. Soğuk bir kış günüydü. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Bir bayram öncesi bir grup arkadaş okuldan kaçmak için plan yaptık. Salinger ile yeni tanıştığım bir dönemdi. Ona dair ne bulursam okuyordum. İçimde gizliden gizliye bir Holden Caulfield hayranlığı vardı. Okulun parmaklıklarından kaçış ve Enveriye İstasyonu'ndan trene kaçak biniş ve eve varış. Elbette arkamızdan oğlunuz okuldan kaçtı temalı bir telefon ve okula dönüşte alınan bir ton ceza. Ama içimdeki coşkuyu hatırlıyorumda, herşeye değmişti bence.
Ve babalarımız. Bizim kuşağımızın babaları biraz sertti. Onların hiç bir zaman ruh halinin mevsimi bilinmezdi. İçlerindeki sevgiyi hep ikinci plana atıp doya doya sarılmaya korktular. Ama belkide haklıydılar. Onlar bu çoğrafyada iki tane darbe gördü. Hapislerde yattılar, işkence gördüler. Her zaman sert görünmek zorunda kaldılar. Belki o yüzden bizlerde sevdiklerimize sıkı sıkı sarılıp gitme diyemedik.
On The Roads Again diyerek bir süre daha uzaklarda olacağım. Şimdiden Mutlu Pazartesiler...


Buzzcocks - Sixteen Again

Nekropsi - Papa

The Electric Prunes - I Had Too Much To Dream Last Night
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...