Charlotte Gainsbourg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Charlotte Gainsbourg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.01.2014

Biraz da sinema: Masumiyet


Sinemanın kendi dili vardır. Çoğunluk yanlış bir oyuncu kadrosuyla, üstelik belirgin bir konusu olmadan akıp giden gerçek hayatınıza benzemez. Ama sinema hayatınızı değiştirebilir. İyi bir film, size bir görme biçimi, yepyeni bir dil, en has edebiyat yapıtının verebileceği coşkuyu verebilir. Söz gelimi ben yakınlarda iki kere üst üste seyretme ihtiyacı duyduğum bir filmle yaşıyorum nicedir. Zeki Demirkubuz'un Masumiyet'i beni sinema, oyunculuk, dünya, masumiyet, çocukluk, yoksulluk, merhamet, vicdan, dil, dilsizlik, velhasıl kişisel arayışım üstüne kurmuş olduğum, hayata dair birçok şey üstüne kışkırttı. Çok sevdiğim bir şiiri, bir şarkıyı taşıdığım gibi taşıyacağım bu filmi yıllar boyu çıkınımda. Tarkovski'nin "İz Sürücü"sünün sonundaki kız çocuğunun gözleri, Mahler'in "Ölü Çocuklar İçin Şarkılar"ından biri, Vermeer'in Işığı, Blake'in vizyonu, Ece Ayhan'ın mor bir dizesinin yanında duracak.

Masumiyet Türk sinemasında bir örneğini daha göremeyeceğimiz bir kapı açıyor. Erksan'ın fazlasıyla kişisel "takıntı sineması" nın yanında anılabilir olmasının nedeni de bu. Zeki Demirkubuz bize ısrarla kendi dilini okutuyor. Anlattığı öyküden öte, bize o öyküyü kendi diline nasıl tercüme ettiğinin öyküsünü sunuyor. Bütün büyük sinemacılar gibi, Hollywood sinemasının iyice dayattığı dilin sentaksına yüz vermeden yazıyor kendi dilini.

Zeki, unutulmaz sinema anlarını yakalarken, inadının, huysuzluğunun ve yaptığı işe olan takıntılı aşkın karşılığını alıyor. Sevdası uğruna ölüme giden yolda gözünü kırpmadan sürüklenen Uğur gibi kendi sinemasını, kendi kişisel takıntılarını odak alıp, ticari bir iflası asla umursamadan bakıyor gözlerimizin içine. Bu yüzden, kamerasının açısını değiştirmeden, Türk sinema tarihine geçeceği kesin olan o, Bekir'in hayatını anlattığı on dakikalık sahneyi ürkmeden çekebiliyor.

"Yıldırım Türker"

Charlotte Gainsbourg - The Songs That We Sing

Jack - 3 O'clock in The Morning

20.07.2012

İngiliz-Fransız ortak yapımı: Charlotte Gainsbourg


Bir çocuk düşünün. Babası dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Serge Gainsbourg, annesi dünyanın en güzel kadınlarından biri olan şarkıcı ve oyuncu Jane Birkin. Hayal aleminden fırlamış imrenilecek bir aile. İşte oyuncu ve şarkıcı Charlotte Gainsbourg bu hayatı yaşamış biri.

Gainsbourg, müziğe ve sinemaya küçük yaşlarda ilgi duymaya başladı. Babasının bestesi Lemon Incest`te henüz 13 yaşında vokal yaptıktan sonra yine babasının imzasını taşıyan şarkılardan oluşan “Charlotte Forever” isimli ilk albümünü 15 yaşındayken müzikseverlerle buluşturdu. Yine 15 yaşında rol aldığı "L'Effrontee" filmi ile Cesar ödülü alınca sinema kaçınılmaz bir yol oluyor onun için. Bu süreç Charlotte'un müzikle buluşma arzusunu geciktirmiş olsada, müziğe duyduğu sevgi hiç bir zaman azalmamıştır.


Fransa'da Radiohead konserinde Air'den Nicolas Godin ile tanışması sonucunda tam olarak kafasındaki albümü yapma fırsatı doğuyor. Onca yıl aradan sonra ikinci albümü “5:55” ile geri dönen sanatçı; Albüm için, Air, Jarvis Cocker, Neil Hannon ve Radiohead’in prodüktör Nigel Godrich gibi oldukça önemli isimlerle birlikte çalıştı. Özellikle albümdeki "The Songs That We Sing" parçası oldukça dikkat çeken bir çalışma olmuştu. Son olarak Gainsbourg yakın bir tarihte "Stage Whisper" isimli bie albüm daha yayımladı.

Evet rüya bir ailenin çocuğu olan Charlotte Gainsbourg; soğuk ama seksi, başarılı ama hırssız , mutlu ama durgun biri olarak yolculuğuna devam ediyor.

Charlotte Gainsbourg - The Songs That We Sing

Charlotte Gainsbourg - Memoir
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...