Ingmar Bergman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ingmar Bergman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.05.2014

Persona


“Her sabah uyandığımda hayata karışmak için özel bir çaba sarfediyorum. Yüzüme taktığım maske mi gerçek, yoksa altında saklı olan ve benim “ben” demekten çekinmediğim varlık mı? Her şey sahte, gerçekten nasıl güldüğümü bile hatırlamıyorum. Yüzüm, gülüşüm, bakışlarım önceden tasarlanmış, dış dünyadan korunmak için bir kabuk gibi kullanıyorum onları. Sesime bile dayanmam mümkün değil, var olmak istiyorum ama varlığımın bedenimde bir basamak daha yükselemeyeceğini, öne çıkamayacağını biliyorum. Kendimi gerçekleştirmek yerine “gerçekmişim gibi” davranarak devam edemem. En iyisi susmak ve dinlemek, belki gerçekten dinlemeyi başarabilirsem –insanların asla yapmadığı gibi- başkalarının maskesini düşürebilirim, bir an bile olsa samimiyet ve masumiyet görmek için maskemin dilini kesebilirim. Sustum artık, sadece dinliyorum, başkasını canlandırmaktan vazgeçtim, bana önce kendinizi, sonra da beni verin..”

Ingmar Bergman "Persona"

Tennis - Take Me Somewhere

9.12.2013

Utanç



Dünyayı bir tek utanç kurtarabilir.

 "Ingmar Bergman"

Bergman'ın en önemli filmlerinden birisi olan Shame / Utanç, savaşın korkunçluğuyla yüz yüze gelen bir çift aracılığıyla yine insanın maske ve yüzlerine odaklanır. Bu filmdeki yüzleşmenin perspektifi ölüm, sefalet ve savaştır. Yakın ölüm, ruhun hangi yüzüne çağrıdır ? Jan ve Eva, sakladıkları yüzleriyle birbirlerinin karşısına çıkarlar. Korku ruhlarını kemirir. Aşk, ancak son bir kurtuluş imkanı olarak hafifçe yüzünü gösterir. Ölüm kusan denizin ortasında çekingence yüzünü göstermiş aşkla birlikte bir umut doğabilir mi? Kim bilir.. 



Filmin son kısmında perdede ardı ardına gelen kararmalarla son derece trajik bir sona doğru yaklaşıldığı hissedilir. İlk kararmadan sonra görüntü yeniden açıldığında, uçsuz bucaksız bir düzlüğün yerini, dalgaların ortasında sürüklenmekte olan bir tekne alır. Sebebini kimsenin bilmediği bir savaştan kaçan insanların açlık, susuzluk ve en önemlisi umutsuzluk karşısındaki çaresizliğidir bu görüntü. Perde tekrar kararır. Martı sesleriyle birlikte teknenin etrafında ölmüş asker bedenlerinin olduğu bir görüntüyle tekrar açılır. Artık ölüm yanlarından geçmek şöyle dursun yanı başlarındadır. Ellerindeki küreklerle ölmüş bedenleri itmeye çalışırlar boşu boşuna. Görüntü kararıp tekrar açılınca dalga seslerinden başka hiçbir ses kalmamıştır. Kulak tırmalayan sessizlik içinde teknedekilerin bakışlarından, tükenmişliğin, umutsuzluğun anlamsızlığı görülebilmektedir. Görüntü kararıp tekrar açıldığında teknedekilerden birisi kendisini usulca denize bırakır. İntiharı tek çare olarak gören varoluşçuluk..


 Bir sonraki sahnede Eva, Jan'a, güllerin tutuştuğu fakat ateşin gülleri yakamadığı rüyasını anlatır:

"Bir uçak geldi ve gülleri yaktı, Korkunç değildi, çünkü çok güzeldi. Yanan güllerin sudaki yansımalarına bakıyordum. Kollarımda bir bebek vardı, bizim kızımız.. Dudaklarını yanağımda hissediyordum. Bütün bunlar boyunca birisinin bana söylemiş olduğu bir şeyi hatırlamam gerektiğini biliyordum ama unutmuştum.."

Her savaşın sonunda payımıza düşen, tüm acıları dahi bastıran bir duygu kalır elimizde, utanç..



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...