Gece nerede, hangi anda başlar? Buna hangimiz karar verebildi? Gecenin
geleceği, geldiği, indiği, sardığı, gömdüğü, hep birer benzetim olarak
söylenebilir; gecenin üzerimize kapanmakta olduğunu, bizi ezeceğini
hepimiz gördük. Hangimiz, kaçınılmaz olduğu bilinen şeyler karşısında
bile, kendini biraz daha aldatmaktan, bu kaçınılmazdan kaçılabileceği ,
belki de bu korkulanın başa hiç gelmeyeceği umuduna- bütün boşluğunu
bilerek-kapılmak çocukluğunu göstermekten utanç duydu?
Hiçbirimiz, dense yeridir sanırım. Gecenin çoktan bastırdığını bildiğim
halde daha yeni yeni akşam oluyormuş gibi yazı yazmaklığım, kolaylıkla,
yapıntının özel özgürlüğünden dem vurarak açıklanabilir; öykücü,
öyküsüne istediği yerden başlayabilir demek, güç olmasa gerek. Ama bu
başlangıcı seçerken kendimi hala bir takım umutlara, boş avuntulara
salmış olmuyor muyum?
Hiçbir şey gece kadar rahatsız etmiyor...