4.11.2013

Uyuyan Adam


Ufacık bir bela seni kurtarmaya yeterdi belki de. Her şeyini kaybedersin, savunacak bir şeyin olurdu, ikna etmek için, duygulandırmak için söyleyecek sözlerin olurdu. Ama sen hasta bile değilsin. Ne gündüzlerin ne de gecelerin tehlikede, gözlerin görüyor, ellerin titremiyor, nabzın düzenli, kalbin çarpıyor. Eğer çirkin olsaydın, belki çirkinliğin göz alıcı olurdu. Oysa çirkin bile değilsin, ne kambursun, ne kekeme, ne çolak, ne de kötürüm, topal bile değilsin...

"Georges Perec"

Günün dinleme önerileri:

- The Coral "Shadows Fall"
- Death In Vegas "Help Yourself"
- Suede "Obsessions"
- Marianne Faithfull "Broken English"
- Diamanda Galas "Wild Women With Steak Knives"

Günün filmi:


Badlands, Yön: Terrence Malick (1973)

1958 yılında Charles Starkweather adlı ondokuz yaşında sabıkalı bir çöpçü ile 13 yaşındaki Carol Ann Fugate, ABD'nin kuzeyinde onbir ölü ile sonuçlanan bir cinayet yolculuğuna çıktılar. Yakalandıklarında işledikleri cinayetlerin bir nedeni olmadığı anlaşılır. Yönetmen Malick, Badlands'te onların hikayesini anlatıyor. Bu özellliği ile film, 'Katil Doğanlar' başta olmak üzere kendinden sonra gelen birçok yapıma ilham kaynağı olmuştur.

Bir bilgenin dediği gibi "İyi bakın gönüllerinize, yara izi mi var, yoksa ayak izi mi?"

Hepinize mutlu pazartesiler..

Death in Vegas - Help Yourself

3.11.2013

Eğri eğri doğru doğru


Barış Manço'nun en sevdiğim şarkılarından biri olan "Eğri Eğri Doğru Doğru" 1981 yılında yayınlanan Hal Hal 45'liğinin B yüzünde yer almıştı. Bu 45'likte Barış Manço'ya Kurtalan Ekspres eşlik etmişti. Buyrun şarkının sözlerine;

Bana yolun seç diyorlar
Bozuk yolu seçermiyim
Eğri eğri doğru doğru
Ben yolumdan geçermiyim

Kimi batı kimi doğu
Kuzey güney hepsi doğru
Kim seçer ki bozuk yolu
Eğri eğri doğru doğru
Benim yolum bana doğru
Hiç yolumdan dönermiyim

Eğri eğri doğru doğru
Eğri büğrü ama yine de doğru

Bana yarin seç diyorlar
Vefasız yar seçermiyim
Seçemezsen geç diyorlar
Geç desen de geçer miyim

Kimi tatlı buğday tenli
Kimi mahmur dudu dilli
Kimi esmer nokta benli
Ben bulmuşum nazlı yari
Geç desen de geçermiyim

Sevdiğini al diyorlar
Alsam bile yar yeter mi?
Var yoluna git diyorlar
Bir yol ile iş biter mi?

Bir karışta toprak gerek
Üstüne de kuru malı
Yar içinde oturmalı
Barış demek toprak demek
Ben kendimi verirmiyim...

Barış Manço - Eğri Eğri Doğru Doğru

Yalnızlar Rıhtımı


Güner: Saçma buraya gelişim,aptalca bir şey. genç kız gibi. Hiçbir zaman genç kız olmadım halbuki. Kendimi bildim bileli böyleyim.

Rıdvan: Arada bir dünyasını değiştirmeli insan. 


Güner: Benim dünyam yok.


Rıdvan: Yaşadığın hayat?


Güner: Farkında bile değilim..


Rıdvan: Hasretini çektiği bir şeyi olmalı insanın. Bir başka diyar, para, belki de bir ev..


Güner: Hasretini çektiğim, beklediğim hiçbir şey yok. Ne diye lafını ediyoruz böyle şeylerin. Boş ver. Senin benden farkın ne? Hasretini çektiğin ne var? Yalnızlığına sığınmış yaşıyorsun besbelli.


Rıdvan: Bir bakıma öyle. Beklediğim bir şey yok. Alışıyor insan. Limanlarda kadınlar, hepsi birbirinin aynı. Yüzlerini bile hatırlamıyorum.


Güner: Benden farkın yok, dedim ya. Bir sürü erkek, hepsi de aynı potadan dökülmüş..


Rıdvan: Öyle. Bir umudu olmadı insanın, nafile yaşamak. Limanlar bile birbirinin aynı.


Güner: Bir bekleyenin de olmadı mı hiç?


Rıdvan: Anam vardı bir vakitler. Üsküdar’da küçük bir ev, penceresinde sardunyalar. uzak günler,sanki hiç olmamış gibi..Bir bekleyeni olması şart mı insanın?


Güner: Bilmem. 


Rıdvan: Güner, madem ki birbirimize benziyoruz, neden beni bekleyen sen olmayasın? 


Güner: Ben ?


Rıdvan: Niye olmayasın Güner?


Güner: Küçük bir ev..

"Yalnızlar Rıhtımı"


Erkin Koray - Yalnızlar Rıhtımı

Hasta Siempre


Cesaretin güneşi
Tarihin zirvesine taşıdı seni
Belki de ölüme 
Ama biz seni böyle sevdik
Varlığının yürek ısıtan samimiyeti...

diye başlar ve devam eder 'Hasta Siempre' şarkısı. Şarkının yazarı Carlos Puebla, Küba halk müziğinin usta isimlerinden birisidir. 1917 doğumlu Puebla, 1953'de grubu Los Tradicionales'i kurar. 1959'da devrimle birlikte Havana okulunda müzik dersleri vermeye başlar. Che Guevara için yazdığı 'Hasta Siempre' (Sonsuza dek) ona dünya çapında bir ün kazandırır. Puebla, şarkılarında devrimin ilk yılları kadar, aşk, insanların gündelik hayatı gibi konulara da değinmiştir.

Natalie Cardone - Hasta Siempre

2.11.2013

Uçurum İnsanları


Bir Çin atasözü vardır, gerçektir ve şöyle der: "Eğer bir insan tembel yaşarsa, başka bir insan açlıktan ölür." Montesquieu da şunu söylemişti bir zaman: "Birçok insanın yarı çıplak gezmesinin nedeni, başka bir çok insanın, yalnızca bir kişiyi giydirmek için uğraşmasından ileri gelir."

Bu iki deyim birbirini tamamlar gibi geliyor bana. Doğu yakasının aç ve yoksul işçileri olan bizler bunu anlamıştık, onlar anlayamıyordu. ( Ailesi ile birlikte tek bir odada yaşayıp, döşemedeki boşlukları da başka yoksul işçilere kiralayan kişiler ) Ta ki, Batı yakasının süslü püslü, cicili biçili muhafızlarını görene kadar. Ancak o zaman anladık ki, birinin böylesine sırtının pek, karnının tok olması için, başka birinin yoksulluk içinde yüzmesi gerekmektedir.

"Jack London - Uçurum İnsanları"

November Növelet - Changing Mind

Beş Şehir


Şevket: Hiç ilgilenmedi benimle, çay içmeye davet ettim, oraya da gelmedi.

Kedi: E, çaydan.

Şevket: Ne çayı, ne alakası var ?

Kedi: Çaydan, çaydan.. Bu durumlarda kahve her zaman daha çok işe yarar. Bak, çayda kadınları rahatsız eden bişey, böyle "yerel bir tını" var.

Şevket: Yerel mi ? Ne alakası var ? Çay yerel, kahve değil mi ?

Kedi: Bak, "Benimle kahve içer misin" sorusu, bütün kadınlarda, hepsinde aynı rahatlatıcı çağrışımı yapar; beyaz fincan, porselen, şık, mayhoş aroma kokusu, hele latin ezgileri heheeeyy neler neler.. Ama çay, çay böyle "başarısız erkek" gibi bir şey demek çay.

Şevket: Bence artık Heidegger okuma, kafan iyice Naziler gibi çalışmaya başladı.

"Beş Şehir, Onur Ünlü"

 
Blur - Coffee And Tv

Ölümün Suretleşmesi


Modernleşmenin insanlığa yaptığı en büyük kötülüklerden bir tanesi, ölümü gözümüzün önünden ücra bir köşeye sürmek için ortaya koyduğu büyük çabanın sonuçlarını tahmin edememesidir.

Yüzleşilemeyen, unutmak için çırpınıp durulan, bilinçten atılmaya çalışılan ölüm, kendisini, bilinçaltımızdan çıkarıp hiç olmadığı kadar korkunç bir yüzle yeniden karşımıza getiriyor; korku.. Ölümü bilmediğimiz için hayatı tanımıyor, ölümü kabullenmediğimiz için sonsuz yaşayacakmış gibi bir hırsla tutunduğumuz garip şeye hayat diyoruz. Bu hırs, zulmün de, sevgisizliğin de, egoizmin de üzerinde yeşerdiği çorak ülke haline getiriveriyor hayatı..

Fotoğraflar Avustralyalı Angelo & Jennifer çiftinin ölüme karşı korkusuzluğunu ve her an ölümün suretleşmesinin karelerini gösteriyor.. Jennifer'ın kanser olduğunu öğrendikleri günden itibaren Angelo bu ölüm- hayat savaşını fotoğraflamaya başlamış. Ortaya hayatla ölümün negatif görüntüleri çıkmış olsa da aşkın  herşeye göğüs gerebileceğinin de altını çiziyor..

Hayat var ama ölüm ki, hayatı sonsuz bir karede dondurmak değil mi ?

Sağlıklı uzun ömürler..


Nick Cave & Friends - Death is not the end

1.11.2013

Az bilinen şarkılar


Yine bir cuma gününü muhabbetle kucaklarken, bugün müzik tarihinde az bilinen gruplardan bazı şarkıları paylaşmak istiyorum. Hafta sonunuz keyifli, neşeniz on kaplan gücünde olsun...

- Desert Heart  "DSR"
- Belly "Low Red Moon"
- My Life Story "12 Reasons Why I Love Her"
- Furniture "Love Me"
- Karate "This Plus Slow Song"
- Mistakens "Pulled Down"
- Matmos "A Change To Cut Is"
- Arcadia "Goodbye Is Forever"
- The Electric Prunes "Get Me To The World On Time"
- Cinematic Orchestra "Every Day"
- Tarwater "Miracle Of Love"
- Ballboy "Sex Is Boring"
- Chris And Cosey "October Love Song"
- The House Of Love "Shine On"
- The Dream Syndicate "Let It Rain"
- Bow Wow Wow "Aphrodisiac"
- Bush Tetras "Can't Be Funky"

Liste daha çok uzayabilir elbette. Şimdilik bu kadar diyerek sizleri müziğin gücü ile başbaşa bırakıyorum.

Belly- Low Red Moon

Eternal Sunshine of the Spotless Mind


Eternal Sunshine of the Spotless Mind, işin özüne bakacak olursak; senin benim gibi, kışın başına bere yakışmayan erkeğin bitmeyen çilesini anlatır. Üniversite çağlarında kız arkadaş konusunda basireti bağlanmış, 4 yıllık İngilizce İşletme mezunu Jim Carrey, okuldan sonra bir süre KPSS’ye hazırlanır ancak işler umduğu gibi gitmez. Güç bela bir sigorta şirketine uzman yardımcısı olarak kapağı atmasının ardından yıllar geçer, arada askerliğini halleder. Geriye bir tek evlilik kalmıştır. Tam da annesi ona ataması yapılmış, Balıkesirli bir sınıf öğretmeni aday bulacakken hayatında ilk kez turuncu saçlı bir kızın ona ilgi göstermesi sonucunda kızın peşine gider (ki hangimiz gitmezdik zaten?) 

Kız türlü oyunlarla oğlanı sonunda elinde oyuncak eder. Filmin ana fikri, annene elini öptüremeyeceğin kızla ilişkiyi ciddiye bindirmemek gerektiğidir. Alt metinler okunacak olursa da; temiz yüzünün etkisine kapılıp bir tek filmde Frodo’yu canlandırdı diye Elijah Wood’a gereğinden fazla güvenmemek gerektiği ortaya çıkar.

"Zaytung"

 
Beck - Everybody's Gotta Learn Sometimes

Kasımda Tindersticks başkadır


Bugün kasım ayının ilk günü. Kasım ayı, kışın habercisi olarak içinde buruk bir hüznü barındırır. Çok melankolik, bir o kadar da şiirseldir. Kasımda bulutlar turunç renklidir ve yapraklar onlarla konuşur. Lodoslu İstanbul boğazı ne baş döndürücü bir şeydir. Öyle bir günde ıslık çalan eski bir vapura atlanıp Adalar'a gidilir. Yeni sevgililer gizlice ilk öpüşmenin tadına varırken, yanımızdan balıklar geçer. Kasım ayında 'hayat' sevgili Umut Sarıkaya'nın dediği gibi; Tuborg aile çay bahçelerinde çalınan Ferdi Özbeğen şarkıları hüznünde seyreder. Belki de bu yüzden Kasım ayına yakışan en görkemli grup Tindersticks'dir. Üstelik bütün kara parçalarında Afrika dahil...

Bazı gruplar vardır ve yaptıkları müziğin net bir tarifi yoktur. Açıkçası tarif edilmek, önüne bir sıfat konmak gibi bir gereksinime de ihtiyaç duymazlar. İşte Tindersticks bu tarifin içini eksiksiz dolduran kusursuz bir hazinedir. 


Kısa bir Tindersticks tarihine göz atarsak: Nottingham çıkışlı olan Tindersticks, diğer İngiliz gruplarından farklı olarak 90’larda İngiliz Brit-pop’undan bağımsız kendi duruşuyla dikkatleri üzerine çekti. Karanlık şarkılar, ruhların derinine sızan melankoli, net olmayan naif tınılar, bir edebiyat eseri gibi yazılmış sözler… Tüm bunlara Stuart Staples’in benzeri olmayan vokal üslubu, piyanoyla dans eden kemanlar, zaman zaman öfkeyle parıldayan, zaman zaman çarpık ritimlerle derinleşen melodiler, paranoyak kırılganlıklar, aşk yaralarıyla dolu nihilist şarkı sözleri ve benzersiz bir romantizm eklenince Tindersticks müziğinin yapı taşları oluşmuş oldu. Elbette bu başarıda solist Stuart Staples'in içinden sonbahar fışkıran sesinin büyük etkisi olmuştu. Hani bazı adamlar daha hisli bakar çünkü hayat onlara başka başka şarkılar söylemiştir. İşte o yaralı adamlardan biridir Stuart Staples.


Tindersticks'in kendi adını taşıyan debut albümü yayınlandığı 1993 senesinde tabiri yerindeyse bir şok etkisi yarattı. Melody Maker'da Nirvana ve Pearl Jam'i geride bırakıp yılın albümü seçildi. Özellikle İngiliz basınından büyük övgüler alan albüm; tarifsiz, muazzam ve çok boyutlu gibi sıfatlarla baş tacı edildi.

Tindersticks klasikliği, özgünlüğü, besteleri ile müzik tarihinde yanına yaklaşılamayan benzersiz bir müzik harikası. Hayranlarının körü körüne sevdiği, mainstream sularında dolaşmayan, kırık kaplerin dilinden anlayan, zamansız ve diyarsız bir müzik onların ki. Senkronize bir yalnızlığın müziğe yansıması. Hem yağmurlu, hem güneşli ama her daim bulutlu....
 
Tindersticks - Dying Slowly
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...