The Verve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Verve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.07.2015

Müzik Tarihinden En İyi 10 Klip


Bazı şarkılar vardır, sadece vurucu video klipleri sayesinde hatırda kalırlar. Şarkının gücü bu sayede kat kat artar. Hayal gücünün ve yaratıcılığın sınırlarında, müzik tarihinden en güzel 10 video klip. Son söz olarak, bu liste kendi kişisel listemdir.

U.N.K.L.E - Rabbit In Your Headlights




Radiohead - Street Spirit (Fade Out)



Blur - Coffee and TV



Fatboy Slim - Weapon Of Choice 



Michael Jackson - Thriller



Aphex Twin - Come To Daddy 



Beastie Boys - Sabotage



M.I.A. - Born Free



The Verve - Bitter Sweet Symphony



Björk - Human Behavior



BONUS: Orhan Atasoy - Gemiler



Serinin devamı gelecek diyerek şimdilik noktayı koyalım...

16.01.2015

90'lardan 20 Efsane Britpop Şarkısı


HappyBlueMondays olarak hizmette sınır tanımıyoruz. 90'lı yıllarda Britpop döneminde patlama yapmış, zamanla artık bir klasik olmuş 20 efsane parça. Dönemin jet motorları Blur, Pulp, Oasis ve The Verve gruplarından ikişer şarkı alarak onlara ayrı bir selam çakıyoruz...

- Oasis "Wonderwall"
- Blur "Song 2"
- The Verve "Bittersweet Symphony"
- Pulp "Common People"
- Suede "Filmstar"
- Supergrass "Alright"
- Lush "Ladykillers"
- Super Furry Animals "Something 4 The Weekend"
- Manic Street Preachers "A Desing For Life"
- The Bluetones "Slight Return"
- Elastica "Stutter"
- The Verve "Lucky Man"
- Oasis "Don't Look Back in Anger"
- Blur "Girls & Boys"
- Pulp "Disco 2000"
- Dodgy "Good Enough"
- The Boo Radleys "Wish I Was Skinny"
- Embrace "All You Good People"
- The Charlatans "One to Another"
- Ash "Girls From Mars"


13.07.2014

En iyi 10 The Verve şarkısı


90'lı yıllar Britpop sahnesinin en önemli gruplarından Richard Ashcroft önderliğindeki The Verve grubunun akıllara kazınmış en iyi on şarkısı.

10- The Drugs Don't Work, (Urban Hymns, 1997)

 9- Blue, (A Storm In Heaven, 1993)

 8- Gravity Grave, (Verve EP, 1992)

 7- A New Decade, (A Northern Soul, 1995)

 6- Slide Away, (A Storm In Heaven, 1993)

 5- A Northern Soul, (A Northern Soul, 1995)

 4- The Sun, (A Storm In Heaven, 1993)

 3- History, (A Northern Soul, 1995)

 2- Lucky Man, (Urban Hymns, 1997)

 1- Bittersweet Symphony, (Urban Hymns, 1997)

The Verve - Bitter Sweet Symphony

12.01.2013

Amour


BirinciBlog ekibimizden sevgili Burcu 2012'nin en iyi filmi Amour'u yazdı. Şimdi o güzel yazıyı okuyalım.

Bazı yönetmenler vardır. Filmin sonunda ismi yazmasa bile, O’nun imzası olduğunu bilirsiniz. İşte Michael Haneke de böyle bir yönetmendir. Elbette Haneke’nin son şaheseri Aşk’tan, ki ben Amour demeyi daha çok seviyorum, bahsedeceğimi anlamışsınızdır.

Üzerinde çok yazıldı, çizildi. Ben ise bu filmi yazıp yazmamak konusunda tereddütteydim. Çünkü ne kadar yazarsam yazayım eksik kalacaktı, olmayacaktı. “Filmin konusunu anlat” diyecek olursanız, “tek mekanda geçen ve günden güne felçli karısının gözleri önünde çürüyüşünü izleyen bir adamın öyküsü” mü diyecektim Amour için? Hayır diyemezdim. Çünkü Haneke’nin bize bu filmle vermeye çalıştığı şey; filmin konusundan çok, “Sizin için patlayan bir bomba hazırladım” önermesiydi.

İşte buradan yola çıkarak, Amour’un en azından bende bıraktığı etkiyi kısaca sizlere anlatmaya çalışırsam, daha bir anlam kazanacaktı bu yazı…


Gelin önce Hitchcock’un o meşhur sözünü hatırlayalım: “Korku, masanın altında duran bombanın aniden patlamasıdır. Gerilim ise, masanın altında bir bomba olduğunu bilmektir” der. Haneke ise Amour’la bunu bir üst basamağa daha taşımış. Zira filmin ilk karesinde bombanın bu evin içerisinde patladığını açıkça gösteriyor. Bitirmiyor ve “Şimdi sizlere masanın altındaki bombanın nasıl patlayacağını göstereceğim” diyor.

Funny Games’i hatırlayın. Haneke, TV kumandasıyla kaçışımızı adeta imkansızlaştırmıştı bu filmden. İlk teşebbüsünüzde ‘Backward’ tuşuyla en başa dönüyordunuz. Amour’da ise izleyici ‘yaşlılık’tan gelen bu şiddetten kaçmak istemiyor. İlk dakikada sonu belli olan bu şidddeti, sonuna kadar izlemek istiyor.

Aşk nedir? diye sorgulatıyor sonra Haneke… Özveri mi? Sadakat mi? Yoksa acıma mı? Bana kalırsa, Haneke’nin vurgusu ‘sonsuz sevgi’ye değil bu filmde. Onun derdi, okşayan ile vuran, kapıları çekip gitmek, özgür kalmak isteyen ile kapıları kilitleyen, “vicdan sahibibiyim” diyen ile canavara dönüşen insanla… Yani asıl derdi olan ‘biz’lerle işini bitirmemiş henüz. Aşkın yarattığı senkronize ritmin sadece ‘ben’e dönüşmeye başlamasıyla, dengelerin nasıl alt üst olacağını yüzümüze yüzümüze vuruyor ve yine ‘biz’lere “Sizken ‘sen’e dönüşünce ne yapardın?” göndermesiyle selam çakıyor.


Sıradan bir hikaye, sıradan görüntüler ve sıradan insanlarla Haneke, ‘aşk’ın altını çizip aşkın ardından ‘olanlar’dan çok, bu kavramın üzerine hangi anlamların yüklenebileceğini gösteriyor bu filmde. Çünkü “insanı bu şekilde davranmaya zorlayan tek neden ancak ‘aşk’ olabilir” diyebiliyorsunuz film bittiğinde…

Haneke aşkı yaşlılık kipinde çekip, hepimizi tarumar edecek bir baş yapıta imza atmış. Üstad artık, somut kavramlardan çıkıp, soyuta da uzanarak, düşünsel sinemanın en üst noktalarında geziniyor ve bizi tam da bu noktada gafil avlıyor. Yoksa aynı sahnede herkesin aynı anda ağlamaya başlamasını başka türlü açıklayamayız. Ve ‘biz’ler soyut dünyamıza giren Haneke’ye kapılarımızı açmaktan çok ama çok memnunuz.

Hoşgeldin kalbimize Haneke…

The Verve - Love Is Noise (Radio Edit)

The House Of Love - I Don't Know Why I Love You
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...