Bugün günlerden yeni bir Pazartesi. 5 şarkılık listemizin konusu ise sevdiğim müzik insanlarının yayınlamış oldukları yeni şarkılar. Ne diyordu hisli bir yazar;
"Ev kuşuyduk biz. Radyo dinlerdik, çay içip bisküvi yerdik, bu da yetmezdi bisküvimizi çaya batırırdık: Gülüşümüzün bütün dişleri tamdı da gençliğimizin üç dişi eksikti."
Müziğin ve vicdanlarımızın hiç susmaması umuduyla. Hepinize Mutlu Pazartesiler..
Günlerden yeni bir pazartesi ve bu haftaki müzikal yolculuğumuz 90'lı yıllar ile devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda 1990 yılında çıkan albümlerden seçtiğim parçalara yer vermiştim. Bugün durağımız ise 1993 yılı.
Kış artık son demlerini yaşıyor, mevsim yavaştan değişmeye başladı. Yağmurlar ve güzel günlerin umuduyla. Ne güzel demiş Brautigan "O kadar güzelsin ki yağmur başladı." Umut hiç bitmesin, müzik hiç susmasın.
Hepinize Mutlu Pazartesiler...
Suede - Animal Nitrate
Bir grup düşünün daha ilk albümleriyle önemli müzik dergilerine kapak olmuş, bir medya kasırgasıyla geleceğin starları ilan edilmiş. Suede 1993 yılında çıkardığı ilk albümüyle büyük bir fırtına koparmıştı. The Smiths ve Bowie etkileşimli bol gitarlı, bulanık glam rock bir sound ve grubun cilveli biesexsüel tavırları. Kimilerine göre Suede, ada coğrafyasının grunge etkisine verdiği bir cevaptı. Rüya iyi başladı fakat sonrası muğlak...
The Smashing Pumpkins - Today
90'lı yıllar dendiği zaman benim aklıma gelen ilk isim her zaman Smasking Pumpkins olmuştur. 1993 yılında çıkan "Siamese Dream" ( albümün adı bir rüya halinde yaşamak, insanlar arasında organik bağ anlamına geliyor) grubun lideri Billy Corgan'ın hırsının sonucudur. 1991 yılında çıkan Gish sonrası grup üyeleri arasında çıkan iletişimsizlik sürecinde Billy Corgan tüm ipleri eline alarak bu bir saatlik hard-rock harikasının çıkmasına sebep olmuştu. Albüm çocukluk rüyaları-karabasanları arasında Black Sabbath gücünü, Led Zeppelin dinamiklerini ve Pink Floyd'un psikedelia'sını sunuyordu. Özetle güzel günlerdi.
Nirvana - All Apologies
Bir albüm için en büyük talihsizlik Nevermind gibi rock tarihine damga vurmuş bir albümün ardından çıkmak olurdu. In Utero 1993 yılında yayınlanmasına rağmen, Nevermind'ın ağırlığı altında ezilmedi. Bu noktada ilk albümleri Bleach'teki metal sound'dan kurtulmak isteyen Nirvana ve albümün yapımcısı olan Steve Albini'nin payı büyüktü. Bütün bunlara rağmen albümün ilk versiyonuna plak şirketi Geffen onay vermemişti. Kurt Cobain'in giderek artan uyuşturucu problemi ve Courtney Love ile yaşadığı fırtınalı ilişki albümün çıkmasını geciktirmişti.
PJ Harvey - Dry
Yine işin içinde Steve Albini'nin olduğu bir başka karanlık albüm. 1993 yılında çıkan "Rid Of Me" albüm kapağında Polly Jean Harvey'in savrulmuş dağınık uzun saçları, hafiften kapanmış gözleri ve narin omuzları ile buyrun cenaze namazına der gibiydi. Rid Of Me, PJ Harvey'in ikinci albümü olsada tam anlamıyla yeteneklerini sergilediği ilk albümüdür. Harvey'in vahşi sesi eşliğinde, çıldırmaya ramak kalmış gitarlar, kirli blues riff'leri, çıplak, öfkeli ve samimi bir sound. Fazla söze gerek yok. Rock camiasının nev-i şahsına münhasır kişiliği PJ Harvey...
Björk - Human Behavior
İzlanda Reykjavik'te doğan Björk
Gudmundsdottir tıpkı ülkenin nefes kesen doğası gibi başına buyruk bir
çocukluk geçirdi. Rüzğarlı mağaralarda başlayan şarkı söyleme sevdası
onu daha 11 yaşında kendi albümümünü kaydetmesine itti. Daha sonra
çeşitli grupların içinde yer aldı. Bunların içinde en bilineni elbette
The Sugarcubes oldu. Grubun yavaş yavaş tanınmaya başladığı bir dönemde
1991 yılında grubu dağıtarak Londra'nın yolunu tuttu. 808 State grubundan tanıdığımız Graham Massey ve prodüktör Nelle
Hooper'ın desteğini alarak Debut albümünü çıkardı. Albüm kapağında yer
alan o utangaç kız profili, albümün içine girildikçe tüyler ürperten bir
sesle tüm dünyaya haykırıyordu: "Ben geldim." 52 dakikalık albüm
inişleri-çıkışlarıyla buzlu coğrafyalardan, yağmurlu şehirlere tek yön
bir yolculuk biletiydi. Sonrası bildiğiniz gibi; Björk söyledi, dünya onu alkışladı...
BONUS: Levent Yüksel - Med Cezir
1993 tarihli bu ilk albümüyle Levent Yüksel çıtayı o kadar yükseğe taşımıştı ki, zaman içinde bu çıtayı asla aşamadı. Albüm, Sezen Aksu prodüktörlüğünde
yayınlanmıştı. Tuana ve Med Cezir hariç tüm parçaların düzenlemesi de
rahmetli Uzay Heparı tarafından yapılmıştı. Albümde 10 şarkı vardı ve
hepsi birbirinden özel kayıtlardı. Levent Yüksel yine albümler yaptı,
şarkılar söyledi. Ama hiç biri bu ilk albüm vuruculuğunda olmadı.
İnsanlar konserlerinde hep bu şarkıları duymak istediler. Mezuniyet
gecelerinde "Bu Gece Son" şarkısı bir demirbaş oldu. "Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk" eşliğinde yine sevda gözyaşları dökülmeye devam etti. Tuana isimli
kızlara aynı isimli şarkı ile serenat yapıldı. Dolunaylı gecelerde Med
Cezir şarkısı dinlendi.
Bugün tozlanmayan albümler köşemiz için 1993 yılına uzanıyoruz. İzlanda Reykjavik'te doğan Björk Gudmundsdottir tıpkı ülkenin nefes kesen doğası gibi başına buyruk bir çocukluk geçirdi. Rüzğarlı mağaralarda başlayan şarkı söyleme sevdası onu daha 11 yaşında kendi albümümünü kaydetmesine itti. Daha sonra çeşitli grupların içinde yer aldı. Bunların içinde en bilineni elbette The Sugarcubes oldu. Grubun yavaş yavaş tanınmaya başladığı bir dönemde 1991 yılında grubu dağıtarak Londra'nın yolunu tuttu.
808 State grubundan tanıdığımız Graham Massey ve prodüktör Nelle Hooper'ın desteğini alarak Debut albümünü çıkardı. Albüm kapağında yer alan o utangaç kız profili, albümün içine girildikçe tüyler ürperten bir sesle tüm dünyaya haykırıyordu: "Ben geldim." 52 dakikalık albüm inişleri-çıkışlarıyla buzlu coğrafyalardan, yağmurlu şehirlere tek yön bir yolculuk biletiydi. Sonrası bildiğiniz gibi; Björk söyledi, dünya onu alkışladı...
İnsan denen canlı! Soyut düşünme becerisinin, onu evrimsel bir garabete dönüştürdüğü varlık. Doğal seçilimin sınırları dışında kalarak, kendi başına hayatta kalamayacağı bir ortamda başkalarını manipüle ederek varlığını sürdürme derdinde olan insan. Ama artık insanın en önemli meselesi en güçlünün hayatta kalması değildi. Bu soyut düşünme becerisi/beceriksizliği insanı beklenmedik başka bir düşmanın kurbanı haline getirdi. KENDİSİNİN!
Artık bu sosyal homo sapiens türü birbirlerine akıl almaz eziyetler ederek, bu cehennemi sadece başkaları için değil, kendisi için de yaratarak kendini yok etme kapasitesine sahip tek tür haline geldi. Savaşlar, yıkımlar, soykırımlar, yağma, talan... Hatta kendi kökünü kazıyacak kadar ciddi durumların olmadığı zamanlarda bile, bu kapasite başka sonuçlara gebe kalmaya devam etti. Kendini yüceltme, kibir, kıskançlık ve gerçeklerden kopma. O zaman buyrun bu sahte cennetinize...
Bazı şarkılar vardır, sadece vurucu video klipleri sayesinde hatırda kalırlar. Şarkının gücü bu sayede kat kat artar. Hayal gücünün ve yaratıcılığın sınırlarında, müzik tarihinden en güzel 10 video klip. Son söz olarak, bu liste kendi kişisel listemdir.
U.N.K.L.E - Rabbit In Your Headlights
Radiohead - Street Spirit (Fade Out)
Blur - Coffee and TV
Fatboy Slim - Weapon Of Choice
Michael Jackson - Thriller
Aphex Twin - Come To Daddy
Beastie Boys - Sabotage
M.I.A. - Born Free
The Verve - Bitter Sweet Symphony
Björk - Human Behavior
BONUS: Orhan Atasoy - Gemiler
Serinin devamı gelecek diyerek şimdilik noktayı koyalım...
İzlanda'nın 8. harikası Björk içimizi ısıtan bir haber verdi. En son 2011 yılında bir albüm yayınlayan sanatçı bu senenin Mart ayında 'Vulnicura' isimli yeni albümü çıkarmaya hazırlanıyor. Seni seviyoruz buzlar kraliçesi diyerek albümde yer alacak şarkı listesine bakıyoruz:
1- Stonemilker
2- Lionsong
3- History of Touches
4- Black Lake
5- Family
6- Notget
7- Atom Dance
8- Mouth Mantra
9- Quicksand
"Okuma eylemi, gamlı ruhlarımıza nefes aldıran tüm istekler gibi, irdelenebilir."
Virginia Woolf
Okuma gözlerde başlar. Gördüğümüz bir metni duyduğumuz bir metinden daha iyi aklımızda tutabildiğimizi gözlemleyen Cicero "en keskin duyumuz görme duyusudur" diye yazmıştır. Aziz Augustinus gözlerimizi "dünyanın giriş kapısı" olarak önce övmüş, sonra da lanetlemiştir; Aquino'lu Aziz Tommaso görmeyi "bilgi edinmemizi sağlayan duyuların en büyüğü" olarak tanımlar. Bu her okurun kavrayabileceği kadar açıktır: Harfler gözler aracılığı ile kavranır. Ama bu harfleri anlamlı kelimelere dönüştüren simya nedir? Metin ile karşılaştığımızda içimizde ne olup biter? Nasıl olup da görünen şeyler içimizdeki laboratuvara gözlerden ulaşan "tözler" olurlar; nesneler, harflerin biçimleri ve renkleri nasıl okunurluk kazanırlar? Gerçekten, nedir bu okumak dediğimiz eylem?
Belki de, tüm bu soruların yanıtını almak adına fotoğrafçı Steve McCurry kariyeri boyunca dünyanın dört bir yanında "okuyan insan" fotoğrafları çekti. Dünya okuyor, ya siz?
Bir şarkı nasıl olur da toplum üzerinde bu denli etkili olabilir? Şartlara ve yaşamlara bakıldığında bu sorunun cevabı dramatik ve şaşırtıcı bir şekilde ortaya çıkıyor. 1930'lardan itibaren bir şarkıyla birlikte başlayan sarsıcı intihar dalgası, dünya müzik tarihinde unutulmaz bir etki yarattı.
Bu etkinin adı : Gloomy Sunday idi. Yani Kasvetli Pazar.
Macaristan'ın en ünlü bestecisi ve söz yazarlarından biriydi, Rezso Seress. 1933 yılında, bir Pazar günü ıslık çalarak kendi kendine mırıldanıyordu. Bir anda kulağına çok hoş gelen bir melodi keşfetti. Macarcası Szomoru Vasamap olan yani Türkçesi ile Kasvetli Pazar isimli bir şarkı yazdı. Şarkıda aşık, olduğu kız tarafından terk edilen bir gencin düştüğü umutsuzluk sonucunda intihar edişini anlatıyordu. Seress, elbette bu şarkıyı yazarken sonuçlarının ne olacağını tahmin bile edemezdi.
Şarkıyı besteledikten hemen sonra sevdiği kadın şarkıyı dinler dinlemez, bir şişe zehir içip hayatına son verdiğinde arkasında iki kelimelik bir not bırakmıştı : Gloomy Sunday.
Bu olayla sarsılan Seress, şarkısında anlattığı umutsuzluğu artık iyice derinden hissetmeye başlamıştı. Yazdığı sözlerin umutsuz olduğunu düşünen plak şirketleri, Rezso Seress'i defalarca kapılarından geri çevirdi. Ama Seress şarkısına güveniyordu. Gloomy Sunday, 1936 yılında Hal Kemp Orkestrası tarafından çalınmasıyla, bütün Avrupa'da popüler olmaya başladı.
Şarkının popülaritesi yayılmaya başlarken, 1936 yılının Şubat ayında Budapeşte polisi, ismi Joseph Keller olan bir ayakkabı tamircisinin intihar etmiş cesedini buldu. Şakağının ortasına ateş ederek kendini öldüren Keller, geriye Gloomy Sunday Şarkısının sözlerinden oluşan bir not bırakmıştı. Bu olay gelecek olayların fitili niteliğindeydi. Bu intiharın üzerinden günler geçmeden bir gece kulübünde çingene orkestrası şarkıyı çalmaya başladığında, hızla dışarıya çıkan bir adam alnına ateş eterek intihar etti. Şarkı toplum üzerinde giderek etkisini arttırmaya başlamış ve Budapeşte Polis Teşkilatı şarkıyı yasaklama kararı almıştı. Özellikle Gloomy Sunday'in yasaklanmasının sebebi intihar edenlerin pikaplarında geriye bıraktıkları Gloomy Sunday plakları ve şarkının sözlerinin bulunduğu notlardı.
Ölümsüz şarkının yazarı Rezso Seress Macar söz yazarı Lazsio Javor, şarkının hüznünü daha da derinleştirmek için Gloomy Sunday'i yeni sözlerle zenginleştirdi. 1941 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde Bille Holiday, Gloomy Sunday'i seslendirdiğinde şarkı İngilizce sözlerle birlikte tüm dünyaya yayıldı. Avrupa kültür mozaiğini parçalara ayıran İkinci Dünya Savaşı sırasında, Gloomy Sunday, Polonya, Avusturya ve Macaristan radyolarında defalarca çalıyordu.
İntiharlar artmaya başlamıştı. Berlin'de bir ayakkabı tüccarı arkasında Gloomy Sunday notu bırakarak kendini asmıştı. New York'ta bir daktilo yazarı, kendisini gazla zehirleyerek öldürdüğünde pikabında Gloomy Sunday plağı bulundu. İntihar edenlere bakıldığında herhangi bir yaş sınırı yoktu. 82 yaşında bir adam, evinin camından kendini atarken, Gloomy Sunday çığlığı ile hayata veda etmişti. İntiharlarda yaş sınırı olmadığının en önemli kanıtı ise, 14 yaşındaki bir kızın sarsıcı intiharıydı. Küçük kız kendini boğarak öldürdüğünde cebinde "Macar İntihar Şarkısı" notu bulunmuştu. En şaşırtıcı intihar ise Roma'da yaşandı. Genç bir adam, yoksul bir dilencinin bu şarkıyı dinlediğini duyunca, bisikletini park etmiş, cebinde ne varsa dilenciye verip bulunduğu yerdeki köprüden kendini derin sulara bırakarak intihar etmişti.
Gloomy Sunday'in yarattığı intihar dalgası öncelikle Macaristan olmak üzere bütün Avrupa'da ve dünyada olmak üzere etkisini göstermişti. Şarkının yazarı Rezso Seress, bu şarkının etkisiyle intihar eden sevdiği kadını kaybetmişti. Üstelik Nazi toplama kampından sağ olarak kurtulmasına rağmen artık eski sağlığı yerinde değildi. Bir daha hiç bir zaman Gloomy Sunday gibi bir hit olabilecek şarkı çıkaramadı. Zaman içinde kaybetti özgüveni, umutsuzluğu ve yanlızlığı, Seress'i 1966 yılına kadar kovaladı. 1968'de Budapeşte'nin en yüksek binalarından birinin çatısından kendini aşağıya bırakarak intihar etti.
Gloomy Sunday, sözleri ve melodisi ile bir sihir yaratmıştı. Ardından yıllar geçtikten sonra şarkının sözlerinde çeşitli değişiklikler yapıldı, kimi zaman filmleri çekildi, kimi zamanda bir çok dilde yeni versiyonları seslendirildi.
Şarkı etkisini yıllar geçse de kaybetmedi. 1941'de Billie Holiday, 1969'da Ray Charles, 1981'de Elvis Costella, 1996'da Sarah McLahclan ve 1999'da Björk gibi sanatçılar Gloomy Sunday'i yorumlayarak günümüze kadar yaşattılar. Ancak hiç birisi Billie Holiday'in ki gibi sarsıcı, melankolik ve ölümcül olamadı.