Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.07.2015

Sokak Berberi


Nasir Sobhani, Avustralya Melbourne'de yaşıyor. Haftanın altı günü bir berber dükkanında çalışıyor. Onu diğer berberlerden ayıran fark ise, tek tatil gününde sokaklarda yaşayan evsizlerin saçlarını kesmesi. 26 yaşındaki berber ayrıca onların hikayelerini dinleyip, fotoğraflarını çekiyor. Yakında zamanda uyuşturucuyu bırakan Sobhani, bunun kendisi için bir şükretme yönetmi olduğunu söylüyor. Çektiği bazı fotoğrafları ve evsizlerin hikayelerini açtığı instagram hesabında takipçileriyle paylaşıyor. İşte o instagram hesabı






22.09.2014

Hayata Dair


Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor aslında, yaşamayı bilmediği için...

"W.Shakespeare"
 
Hayat terazisinin karşı kefesini ağırlaştırdığı için; yükü, ilk fırsatta teraziden atılarak hafifletilen hayat, gerçekten "Hayat varmış!" dedirtebilir mi? Oysa hayat her yerde. İyi yada kötü olsun bir hayat var... İşte hayata dair o fotoğraf karelerinden bazıları...

"Gün gelecek isyan edip, niye doğdum diyeceksin
Gün gelecek isyanına kahkahayla güleceksin."

















9.05.2014

Hayat!


Hayat seslenir insana;

- Ne vereyim abilerime, ablalarıma

Cevap verirsin;

- Everything but little little in to the middle...

Tom Odell - Another Love

Öldürmeyen Allah öldürmüyor


Amasifuen Gamarra, 31 yaşında ve 8 yıldır Peru Hava Kuvvetleri'nde paraşütçü-astsubayolarak görev yapıyordu. Gamarra, Peru'nun güneyinde bulunan Arequipa Bölgesi'nde bir eğitim  sırasında, 1500 metre yükseklikten bir askeri uçaktan atlıyor. Ama bu sefer işler pek yolunda gitmiyor. Atladıktan sonra paraşütün açılması için düğmeye basmaya çalışırken, paraşütün iplerinden biri boynuna dolanıyor ve 1500 metre yükseklikten yere çakılıyordu.

Tuhaf olan mucizevi şekilde hayatta kalan paraşütçünün hiçbir kırık ve çıkığı dahi yoktu.Hayat bazen insanlara çok ilginç davranabiliyor...

The Go-Betweens - Love Goes On

11.02.2014

Gönül Postası



ZORLA GÜZELLİK OLMAZ

Bir okuyucumuz yazıyor :

"18 yaşındayım. Henüz evlenmeye niyetim yok. Fakat ailem beni evlendirmek istiyor, zorluyorlar. Nihayet razı oldum. Bu sefer benim hiç istemediğim, üstelik benden yaşça büyük bir kızla evlendirmeye kalktılar. Annem zaman zaman yumuşuyor, fakat babam mutlaka bu kızla evlenmemde ısrar ediyor. Ne yapacağımı bilmiyorum."

Yaşınız 18 olduğuna göre babanıza yapmak istediği işin iyi netice vermiyeceğini anlatmalısınız. Yine kabul etmezse, sonunu hayırlı görmediğiniz bir işe girmemeniz doğru olur.

ÇARE VE ÜMİT

Bir okuyucumuz yazıyor :

"Ben fakir bir gencim. Ne yazık ki zengin bir kızı seviyorum. Fakirliğim cesaretimi kırıyor. Beni bu halimle ailesi kızlarına muhakkak ki layık görmeyecekler. Onun için ailesinden istemeye cesaret edemiyorum. Sizden bir çare, bir ümit istiyorum."

Fakirlik ayıp birşey değildir. Bu gün fakir olabilirsiniz. Fakat eğer sizde çalışma gücü varsa zengin olmak için bir sermayeniz de var demektir. Kızın ailesine gidin böyle söyleyiniz. Eğer kız da sizi istiyorsa mutlaka razı olacaklardır.

HAYAL VE HAKİKAT

Bir hanım okuyucumuz yazıyor :

"Üniversitede okuyan bir gençle tanıştık. Bana karşı yakın bir alakası var. Fakat çok çekingen. Ağzını açıp bir şey söyleyemiyor. Bende kendisi hakkında malumat sahibi değilim. Yalnız üçünçü sınıfta okuduğunu biliyorum. Ne yapayım?"

Yapacak hiçbir şey yok zannediyoruz. Bir kere delikanlının size gösterdiği alaka acaba aklınıza gelen cinsten bir alaka mıdır? Belkide böyle bir şey düşünmüyor. Harekete geçerseniz mahçup olabilirsiniz.

HAKLI BİR İSTEK

Bir okuyucumuz yazıyor :

"Ben bir kıza aşık oldum. Fakat kız elimde hiçbir sanat olmadığını ileri sürerek benimle evlenmek istemiyor. Ben bir sanat elde etmeden bu kızı nasıl elde edebilirim?"

Kız sizi sevdiği için bir sanat elde etmenizi istemektedir. Bundan iyi bir talih olur mu? Derhal kendinize bir sanat edinmeye bakınız ki muradınıza nail olasınız.


"Hayat Dergisi, 8 Temmuz 1960"


James - Dream Up Tomorrow

3.02.2014

Küresel gerçekler


Havalar üşüyen ruhlara nazire yaparcasına çok soğuk. Bu soğukluğa paralel olarak sayıları giderek artan, o hiç bitmeyen sigaraları gevşek parmaklarının arasında tüten, kederli bir yalnızlığın mahkumu kadınlar ve erkekler.

Hangisi daha doğru bilmiyorum, bütünüyle içinde olmak mı yoksa gözden uzak olmak mı? Bazen o kadar imkansız oluyor ki içinde olmak. Bir o kadar acı veriyor göremeyeceği kadar uzağında olmak. Dünyanın küre şeklinde, yuvarlak olduğunu düşünürsek tuhaf bir ironi. Çünkü bu küre üzerinde alınan her yol, insanı hep uzaklaşmaya çalıştığı şeylere yaklaştırıyor. Giden her şeyin geri dönme ihtimali olsa da, giden her şey geri döner demek biraz ahmahlık oluyor sadece. Ve belki de bu yüzden geometri bile sevimsiz geliyor çoğu zaman...

Neyse küresel dünyanın küresel gerçekleri... Şimdi sessizce dağılalım lütfen...

London Grammar - Everywhere You Go

1.02.2014

On beş dakika




Bu yaşam çok yoruyor beni diye sızlanır insanlar. Tükenmişliğin o koyu karanlığından kaçarak izbe köşelerde yaşama uğraşına girişirler. Peki tükenen yaşam mıdır? Yoksa duygular mı? Aslında tükenen sadece boşa geçen zamandır. İçinden taşmak isteyen bir yaşam olduğu zaman ise çok dert etmezsin o zamanı. O zaman o yaşam sözcüklere dönüşür ve mutlaka eşdeğer bir ruha ulaşır. İşte o ruh hayatını rüzgarlarla beraber savurup bir yol hikayesine dönüştürür. Hayat bir yol hikayesidir ve doğuştan önceki sonsuzluk, ölümden sonraki sonsuzluktan daha kısa değildir. 


Çoğu zaman ruhuna işleyen insanlar yıllar geçse bile unutulmaz. Hayatına yön veren, hayatını bir yol hikayesine çeviren, rüzgarlı bayırlardan aşağı onunla birlikte koşan çocukluğun ve sen. Bilirsin ki son nefesini verinceye kadar aklının bir köşesi, kalbinin en mahrem yerleri onunla birlikte yaşamaya devam edecek. Belki bir lanet, belki de bir lütuf…

Kim bilir, benim çocukluğum hala sahillerde oynamaya devam ettiği için çok yabancıyım hayata. Oysa ki bazen hayat Güvenpark'ta dolmuş beklerken, sevdiğin kadının gözlerine bakarken geçen sadece on beş dakikadır... Ve o on beş dakika bir ömre bedeldir.

The Temper Trap - Sweet Disposition

4.12.2013

iPhone şarjı olan var mııı?


Mahallenin başını sonunu tutan halk ekmek büfelerinden anladık ki kriz bize erken geldi. 20 kuruşa aldığımız ekmekleri yiyip çocuk yaptık. Nüfusumuz 22 Ekim 2000’de 68 milyona ulaştı. Eylül ayında ilk kez Taksim-Levent metrosuna bindik. Karşımızda Roll okuyan biri, Roll’un kapağında yanlış hatırlamıyorsam Peter Murphy vardı.

Okuyan da, okunan da bize benziyordu. Fonda, Radiohead’den, ‘How To Disappear Completely’ çalıyordu. Malatya’da doğup Paris’te ölen bir Ahmet Kaya’mız, Filistin’deki bir duvar dibinde, babasının feryatları içinde kurşunlanıp öldürülen bir Muhammed Cemal’imiz oldu.

Depremden sağ çıkmış, çıkamayanların altın dişlerini sökmüştük. Basma etek giyip, çocuklarına düdüklüde mısır haşlayan anneler, önce beyaz camda yakışıklı bir psikologla sonra da ‘panik atak’ diye bir hastalıkla tanıştı. Geceleri ha bire uyanıp kocalarına ‘sallandık mı?’ diye sordu. Cevap gelmedi. Kocalar psikolojiden anlamıyordu, üstelik yakışıklı da değillerdi. 


Derste söz alanlarımızın iki lafından biri ‘küreselleşme’ oldu. Yoksulluktan, şiddetten, ulus-devletten, ekonomik krizden filan söz ederken, iki elimizin işaret ve orta parmaklarını birleştirip havada iki kere indirip kaldırdık, söylediklerimiz tırnak içindeydi ve illa ki ‘political correct’ti. Biz yine bir gün herhangi bir konuyu tırnaklamakla meşgulken, İtalya’da G8 zirvesini protesto edenlerden, akranımız Carlo Giuliani polis kurşunuyla hayatını kaybetti.

Bir gün okuldan erken çıktık, otobüse bindik. Cam kenarında eylül güneşinin altında terleye terleye Barış Bıçakçı’nın ‘Herkes Herkesle Dostmuş Gibi’sini bitirdik. Eve geldik, zili çaldık. Annemiz, kapıyı açıp telaşla tekrar salona, televizyonun karşısına koştu. “Gel kızım gel, Amerika’da bir uçak kaza yaptı, gökdelene çarptı!” dedi. Tam o sırada bir uçak daha ‘kaza yaptı.’ Annemizle birbirimize baktık. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bildik. Tebrikler! 


ABD, iade-i ziyarette gecikmedi. Iraklıları ve Afganistanlıları ‘kaza’ ve ‘kader’e inandırdı. ’ Fonda Noir Desir’den ‘Des Armes’ çalıyordu. 1 Aralık 2002’de Çağlayan’da toplandık, “Size Irak, bize yakın” dedik. Tezkereyi çıkarmadık ama savaşı da bitiremedik.

Edebiyat ve sinemada ‘fantastik’ olanın makbul olduğu zamanlardı. Ama bir yandan da ‘gerçeklik’ tırmanıştaydı. Hem Harry Potter okuduk hem Umut Sarıkaya’ya güldük. Hem Yüzüklerin Efendisi’ni izledik hem Türk sinemasının bizi bize anlatan yönetmenlerini bağrımıza bastık.

Esnaf lokantalarının, kitapçıların birer Starbucks şubesi oluşunu izledik. Kazım Koyuncu’yu uğurladık. Fonda, Duman’dan ‘Seni Kendime Sakladım’ çalıyordu. Orhan Pamuk Nobel aldı, o alınca biz de almış olduk. Hrant’ı vurdular, biz yere düştük! 


2000’lerin başında hepimiz birer Tyler Durden, Marla Singer’dık. 2000’lerin sonunda el ele tutuşup IKEA’ya gittik. Polar battaniyeler, porselen tabaklar aldık. Evlerimiz, arkadaşlarımızın evlerine benzedi. Türkiye İsveç olmadı.Sanki hep varlardı gibi hissetsek de aslında, AKP, Facebook, Twitter, Lady Gaga gibi ‘şeylerle’ de bu son on yıl içinde tanıştık.

Diyeceğim, şehrin fiyakalı semtlerinde şubeleri olan bir spor salonuna üye, sigara ‘kullanmayan’ “Savaş bir yandan da iyidir, birçok ilaç savaş zamanında bulunmuştur” filan diyebilecek, Apple’a Steve Jobs’dan daha bağlı, internetten yemek sipariş eden, evinde bir gün olsun menemene yumurta kırmamış, kadınlara nasıl sarılacağını, erkekleri nasıl öpeceğini, çocukları nasıl seveceğini bilmeyen düz bir adam gibiydi 2000’ler. Ve şu an dünyanın tüm ofislerinde, “iPhone şarjı olan var mııı?” diye bağırıyor.

"Elif Türkölmez, 2010"

Pixies - Where Is My Mind

25.11.2013

O Anlar


Fotoğraflar ve tarihe tanıklık eden o anlar. Düşler, arayışlar, ölümler, acılar, sevinçler, tutkular, imgeler, hepsi bir anda donup kalır ve yolun sonuna varılır. Ve bütün yolların sonu gibidir varılan yer, nasıl bir yer olursa olsun…

Kurt Cobain ve beyaz tavşanı


Savaş denen lanet olasıca şey

 Michael Jackson ve 'Winter Is Coming' pozu


 James Dean ölümünden yedi ay önce tabut içinde bir poz veriyor


1991 tarihli Pulitzer ödüllü bir fotoğraf. Ölümün soğuk nefesi


1924 Paris sokakları

Çocuk Obama

İlk Iphone prototipi 1983


 İlk açılan Kızılkayalar Mc Donald's


Nirvana Come As You Are
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...