16.06.2016

Martin Hannett


70'lerin sonunda, Joy Division kayıtlarındaki başarısından dolayı bir Manchester kahramanı haline gelen Martin Hannett 1948 Manchester doğumlu. Eczacılık eğitimi gördü, ama eğitimini uyuşturucu deneyleri dışında kullanmadı. Asıl takıntısı elektronikti. Gençliğinden itibaren tuhaf olduğunu düşündüğü sesleri kaydetmeye başladı. 60'ların sonunda Manchester'da amatör bir rock grubunda bas çalmaya başladı. Mahalli gruplara ses tesisatı kurarak geçimini sağlıyordu. 1976'da Buzzcocks ve John Cooper-Clarke'ın kayıtlarını yaptı. 70'lerin sonunda Tony Wilson tarafından kurulan Factory Record'un kadrolu prodüktörü oldu. Durutti Column, A Certain Radio, OMD gibi grupların yanısıra, Joy Division'ın "Unknown Pleasures" albümünün prodüktörlüğünü üstlendi. New wave ekolüne endüstriyel bir yaklaşım getirdi. Bu yüzden ona New wave'in Phil Spector'u lakabını taktılar.



Hannett klasik rock düzenlemelerine tuhaf makine gürültülerini ustalıkla entegre etmeyi başarıyordu. Özellikle Joy Division'ın ikinci plağı "Closer"ın arka yüzünde kullandığı efektler çok ilham vericiydi. Yine o dönemde U2, Psychedelic Furs gibi grupların ilk 45'lik kayıtlarında onun imzası vardı. Ian Curtis'in intiharından sonra, New Order'ın ilk 45'liği "Ceremony"de yine onun parmağı vardı. Daha sonra Tony Wilson'la arası bozulunca 80'lerin büyük bir kısmını uyuşturucu bağımlısı olarak geçirdi. Tony Wilson'la tekrar barışınca, Happy Mondays, Stone Roses gibi efsane isimlerle çalışmaya devam etti. Son olarak 1990'da The High isimli bir grubun kayıtlarıyla meşgul oldu. 1991 Nisan'ında bir akciğer enfeksiyonu sonucu 43 yaşında hayatını kaybetti. Çalıştığı gruplarla yaptığı kayıtların bir derlemesi niteliğindeki "Hannett" albümü 1992'de yayınlandı. 24 Hour Party People filminin önemli karakterlerinden biri olarak dikkat çekti. Bu filmde onu Andy Serkis canlandırdı.

15.06.2016

Günün Şarkısı: Iska Dhaaf - Invisible Cities


Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
konuşurlar
isterler
susarlar
dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
ev meslek iş para geçim diyerek
düşünün şimdi bir de
şehirlerde kasaba ve köylerde
başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu.

"Cahit Zarifoğlu"

Yeni Two Door Cinema Club Şarkısı


Uzun süredir sesi soluğu çıkmayan ve sevdiğimiz civilceli ergenler toplulukları arasında olan Two Door Cinema Club, 14 Ekim'de çıkaracakları yeni albümlerinden  'Are We Ready? (Wreck)' isimli bir şarkı yayınladılar. Bu arada grubun Temmuz ayında One Love Festival için ülkemizde olacağını hatırlatalım.


TOZLANMAYAN ALBÜMLER - White Lies " To Lose My Life"




White Lies Batı Londra’daki Ealing bölgesinden çıkmış; vokal-gitarda donuk bakışları, soluk yüzüyle kendisini fazlaca Ian Curtis rolüne kaptırmış olduğu anlaşılan Harry McVeigh, bas gitar-geri vokallerde Charles Cave ve davulda Jack Lawrence-Brown’dan oluşan 3 kişilik bir ekip. 2007 yılında Fear Of Flying isimli projesiyle sahne tozu yutmaya başladıktan sonra yönlerini daha bir karanlık sounda çevirerek White Lies'ın oluşum sürecini tamamladılar. 2008 yılında yayınladıkları bir underground post-punk hiti olan Death parçasının aldığı olumlu eleştiriler ve bu sanayinin içinde yer alan figürlerin umut verici yeteneği bulmak amacıyla 2003 yılında başlattıkları Sound of BBC’nin 2009 yılı oylamalarında Little Booot'un arkasından ikinci sırada yer almaları yıldızlarını iyice parlattı. White Lies bir fizik kanunu misali 80’lerin karanlık soundunun tekrar diriltilmesi için söz birliği yapılmışçasına, içinde post-punk dokunuşları taşıyan ve siyah takım elbiseleri sırtına geçiren her yeni grup (Interpol ve Editors örneğinde olduğu) gibi Joy Division ile kıyaslanıyor. To Lose My Life albümü bu kaideyi bozmayarak karanlık ve aydınlığın tam ortasında her ikisine eşit mesafede yer alarak tıpkı bir Edgar Allan Poe öyküsü gibi içinde bulunduğunuz ruh haline göre sizi her iki uç noktaya da çekebiliyor.

Glasvegas ve The Killer gibi grupların prodüktörlüğünü yapmış Ed Buller ve Max Dingel yönetiminde hazırlanan albüm; gitarlar ve davulların arasına serpiştirilmiş synths sesler, Ian Curtis, Ian McCulloch ve Julian Cope üçlüsü arasında gelip giden sinirli ve derin bir bariton vokal eşliğinde derin düşüncelere bulandırılmış postmodern bir Echo And The Bunnymen albümü gibi tınlıyor. Açılışı yapan Death "i close my eyes as my hands shake and when i see a new day ,who’s driving this anyway, i picture my own grave ,cause fears got a hold on me" cümleri ile albümün kullanım klavuzu misali güçlü ve patlayıcı bir marşa dönüşüyor. Albüme ismini veren To Lose My Life Duran Duran’ın Planet Earth parçasının post-punk cover versiyonu gibi duruyor. Unfinished Buniness parçası Editor ve Arcade Fire düellesu misali dinleyeni avucunun içine almayı çok iyi beceriyor. E.S.T (Electric Shock Therapy) yine kişisel yine tüyler ürperten bir parça. From The Stars aniden şahlanan gitar- davul vuruşları ve tırmanan gerilimiyle dikkat çekiyor. Melodik pop alt yapısının synths seslerle desteklendiği Farewell to the Fairground kolay dinlenilebilen temiz bir kayıt olarak cenaze popu sıfatını hakeden bir Editors parçası. Albümün finalini yapan The Price of Love karanlık bir yolculuğun sonunda derin bir nefes alıp dünyaya yukarıdan bakmaya benziyor.

Tartışmasız olarak 'To Lose My Life' değişik türlerden türemiş ve devrim yaratmayacak bir albüm. Fakat Joy Division, The Cure, Interpol, Echo and Bunnymen, Tears For Fears, The Teardrop Explodes, Talking Heads, Ulravox gibi isimlerden referans alıp özünde bütün bu isimlerden ayrı olabilmeyi başarabilmek yeni bir albüm için çok iyi bir referans. Kurgusal bir döngünün zinciri olarak her dönem yeni bir takım müzik türleri yaratmak peşimde olan mainstream akıl hocaları için White Lies aradığınız müzik zaten hep buradaydı misali güçlü bir haykırış.

14.06.2016

Narcos'un ikinci sezonu Eylül’de


İlk sezonuyla ekranlara damgasını vuran Netflix dizisi Narcos, merakla beklenen ikinci sezonuyla Eylül’de tekrar aramızda. Dizinin ikinci sezonu için yayınlanan kısa teaser için sizi aşağı kata alalım...


Yeni Red Hot Chili Peppers Şarkısı


Yeni Red Hot Chili Peppers albümü 'The Getaway’in çıkmasına sayılı günler kalmışken, albümden yayınlanan yeni şarkı 'We Turn Red' huzurlarınızda.


Yeni Şarkılar


Yakın bir tarihte çıkmış veya çıkmak üzere olan albümlerden seçmiş olduğum şarkılar eşliğinde bir müzik yolculuğu. Müzik ve aşkla kalınız..


Bicycle Thief - Honey



Dope Lemon - Uptown Folks



The Stone Roses – Beautiful Thing



Wye Oak - Watching The Waiting



The Temper Trap - Burn



Band of Horses - Whatever, Wherever

13.06.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün günlerden pazartesi ve 5 Pazartesi şarkımızı memleket sınırları içerisinden şeçiyoruz. Eskilerden psychedelic, rock, funk sularında yüzen beş güzel şarkı. Keşke ne kadar güzel bir ülkede yaşadığımızın farkına varıp, insan gibi yaşamayı becerebilsek. Aslında formül çok basit; Önce kendimizi sonra da diğer insanları sevmeyi öğrenmek. "Sevgi neydi, sevgi EMEK'ti" Sevmek, bir insanı sevmekle başlar herşey...

Mutlu Pazartesiler...

Gülden Karaböcek - Oy Dünya


Moğollar - Çığrık



Edip Akbayram - Darıldım Darıldım



Cem Karaca & Moğollar - Üzüm Kaldı



Ağrı Dağı Efsanesi - Deli Gönül Neylersin 

18.05.2016

Yokuş Yukarı Giden Bir Gece


Bugün tarih 18 Mayıs. 1980 yılının bugününde Ian Curtis intihar ederek hayatına son verdi.

Ian Curtis'in son gecesi karanlığa yolculuk misali yokuş yukarı giden bir geceydi. Mekan, ekonomik çöküntü eşiğinde olan bir Britanya. Yabancılaşma, yalıtılmışlık, yoksullaşma ve varoluşsal sorunlar. O gece kullandığı ağır ilaçlar alkole yavaş yavaş karışıyor, zihni bulanıyordu. İki aşk arasında kalmış bir adamın çırpınışları yankılanıyordu karanlık bir gecede. Karısıyla boşanma noktasına gelmişti, çok gerilimli günler yaşıyordu. Ufukta bir çıkış yolu gözükmüyordu. Çok tehlikeli bir ruh hali geceye hakim olmaya başlamıştı.

O gece önce telefonda Genesis P. Orridge'i aradı. Orridge'in "Weeping" şarkısını ona baştan sona söyledi. Sonra Iggy Pop'un "Idiot" albümünü dinledi. Her halinden öfkeli olduğu belli oluyordu. Hayata karşı tarifsiz bir öfke. Bir varoluş sorgulaması. Kendi hayatıyla paralellik taşıyan Werner Herzog'un "Stroszek" adlı filmini seyretti. Bu film, hapisten çıkıp Amerika'ya giden bir müzisyenin hikayesi. Kendisine yeni bir hayat kurmak isteyen ama sonuçta ihtihar eden bir kişinin trajik sonu. Ian da Amerika'ya gitmeye hazırlanıyordu, ertesi gece yola çıkacaktı. 1980'lerin başında büyük bir hadiseydi Amerika'da konser vermek.

Sonrası mı? Sonrası boyna geçirilen bir ip ve sadece karanlık... Karanlığa karışan siyah bir tohum... Ne zaman Love Will Tear Us Apart çalmaya başlarsa, kalbimin bir köşesinde Ian Curtis’in ızdıraplarına ortak olurum… Ne diyordu Jacquel Brel My Death şarkısında: Ölümüm bir gerçek gibi beni bekler gençliğimin cenazesinde… Huzur içinde yat Ian Curtis...


16.05.2016

5 PAZARTESİ ŞARKISI


Bugün günlerden yine bir Pazartesi. Bugün listemizde yer alan şarkılar, 2004 yılında çıkmış albümlerden seçtiğim İtalyan Yokuşu'ndan aşağı, rüzğara asılıp Tophane'ye inen şarkılar... Bir bilgenin dediği gibi: "Yaşamdan payını eksitmeyi göze almadıkça insan, gerçeğin merdivenlerini tırmanamaz." O yüzden paylaşmak güzeldir.

Mutlu Pazartesiler...

Franz Ferdinand - Take Me Out

Yıl 2004, kapağındaki Sovyet tarzı minimalist tarzıyla bir grup hayatımıza giriyor. Franz Ferdinand hem indie müziğin hem de art rock'ın sınırlarını baştan çizen bir albüme imza atıyordu. Grubun söylemi "Kızların dans edebileceği bir müzik yapmak" kadar basit olsa da, bu albüm bir çığır açıyordu. Hem retro, bir o kadar da devrimci. Ayrıca onları sahnede canlı izleme fırsatını bulmam ise ayrı bir keyif.




Mylo - Drop The Pressure

2004 tarihli Destroy Rock & Roll albümü 24 yaşındaki bir gencin ne kadar yetenekli olabileceğini gösteren bir tez çalışması gibiydi. Yapımcılığını kendisinin üstlendiği ve tüm şarkıları bilgisayarda kendisi yapan Mylo'nun  çekici pop ezgileri, elektro stab'leri, chicago house formülü ve can alıcı break'leri bu albümü her ülkede gece kulüplerinin vazgeçilmesi haline getirdi. Ne yalan söyleyeyim ben de çoğu mekanda bu şarkıyı çalarak az ekmeğini yemedim. 




The Streets - Dry Your Eyes

Bugüne kadar çok az hip hop şarkıcısı gündelik hayatın sıkıcılığını Mike Skinner kadar akıllıca ele alabilmiştir. Mike Skinner bu ikinci albümüyle, boynuna altın zincir dolamış (50 Cent) gibi görgüsüz hip hop'cular ile laf dalaşına girmek yerine hayatın kendisinden sahneler sunuyordu. Sığ ve durgun sularda yüzen 50 dakikalık bir Sait Faik öyküsü... 



Morrissey - First Of The Gang To Die

Müzik tarihinin en büyük figürlerinden biri olan Morrissey, The Smiths sonrası başladığı solo kariyerinde düşüşe geçen ivmesini 2004 tarihli "You Are The Quarry" albümüyle tekrar zirveye taşıyordu. Üstelik bunu vatanı İngiltere'den çok uzakta yani ABD'de yapıyordu. Zaten Morrissey yeni vatanıyla ilgili yaşadığı getgitleri daha ilk şarkıda (America Is Not The World) belli ediyordu. Kimisi bu albümü muhteşem bir geri dönüş olarak yorumlasa da söz konusu Morrissey ise bu çalışmaya yalnızca en iyi albümlerinden biri sıfatını ekleyerek noktayı koyalım. 




Arcade Fire - Neighborhood #2 (Laika)

Bossa Nova'dan, Kroutrock'a pek çok tarzın indie rock adı altında eritildiği büyülü gerçeklik tadında bir çalışma Kanadalı Arcade Fire grubunun 2004 tarihli "Funeral" isimli albümü. Bu albümü dinlerken kimleri hissetmiyoruz ki; The Flaming Lips, Suede, Brian Eno, My Bloody Valentine ilk akla gelen isimler. Bundan iyisi şamda kayısı... 



BONUS: Green Day - Boulevard Of Broken Dreams

Fazla söze gerek yok sanırım. Albümün kapağındaki kalp şeklindeki el bombası her şeyi özetliyordu: Bu müzik yakında patlayacak. Patladı... 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...