7.05.2013

Hıdrellez “Ankara 2013″

IMG_9980


BirinciBlog için yazmış olduğum Hıdrellez Ankara 2013 yazısı

Milli içki ayran, Survivor Duygu derken bahar çaktırmadan geldi. Elbette baharla birlikte gevşeyen gönül yaylarını ve bünyeleri kapsayan o tuhaf rehaveti unutmamak gerekiyor. Baharın ruhunu temsil eden Hıdrellez bir kültürel değerimiz olarak varlığını sürdürüyor. Özellikle İstanbul'da yapılan etkinlikler ile dikkat çeken Hıdrellez Şenlikleri bu sene yurdum başkenti Ankara'da da kutlandı. BirinciBlog ekibinin Ankara'da mecazi anlamda vatani görevini yapan tek üyesi olarak, sizler için festivali yerinde yaşadım. Ankara'da aşık olmak nasıl zorsa, baharı yaşamak o kadar da keyiflidir. Gerçi baharı her yerde yaşamak keyiflidir ama, Ankara'nın o kıç donduran soğuğunu düşününce baharın tadı bir başka oluyor.

IMG_0156

Hıdrellez Festivali bu sene ODTÜ'nün Vişnelik Tesisleri'nde yapıldı. Sahneye çıkan grup listesi ise şu şekildeydi:

Burhan Öcal ve Trakya All Stars 
Shantel 
Ciguli 
Firewater 
Pire Mehmet Ahırkapı Roman Orkestrası 
Sürpriz sanatçılar

IMG_0001

Gerçi sürpriz sanatçı kimdi o bir türlü öğrenemedim. Demek ki cidden sürpriz oldu. Festivalin kapı açılışı 14.00 civarında oldu. Festival alanına girişim 14.30 civarındaydı. Haliyle sıcağın ortasında fazla bir kalabalık yoktu. Erken davrananlar ağaç gölgelerini kapmış, kimileri minder, kilim, portatif sandalye, şemsiye kameraman Cevat Kelle misali tam teşekküllü gelmişti. Çoluk çocuk kendini çimenlere bırakmıştı. Bulduğumuz bir gölgeye sığınıp, sanatçıları beklemeye başladık. Ağırkapı Roman Orkestrası festival alanını dolaşak, hem insanları eğlendirmeye çalıştılar hem de ramazan davulcusu misali baya bir bahşiş topladılar. Zaten Ağırkapı'cılar joker misali her boşlukta ortamı canlı tutmaya çalıştılar. Sahneye ilk çıkan isim Firewater'dı. Benim dinlemeyi en çok istediğim ekip, gerek çok fazla insanın bilmemesinden, gerekse sıcağın etkisinden istediği etkiyi yaratamadı. Ama bence çok sağlam çaldılar. Firewater nasıl bir müzik yapıyor derseniz? Hemen tarif edeyim. Gogol Bordello'dan bir tutam punk ve Shantel'in biraz rock halini düşünün. "Electric City", "Get Out My Head" gibi şarkıları dünya gözüyle dinlemek çok keyifliydi. Solist Tod Ashley bir ara "Bir berber bir berbere gel beraber gel bire berber…" tekerlemesini söylemeye çalışarak izleyiciler arasında tatlı gülüşmelere neden oldu.

IMG_0122

Daha sonra sahneye büyük kesimin sabırsızlıkla beklediği Ciguli çıktı. Binnaz ile yapılan giriş resmen ortamda doping etkisi yaptı. Herkes ayakta ve millet döktürüyordu. Ciguli sempatik adam, devamlı izleyiciler ile konuşarak tempoyu yüksek tuttu. Ciguli'nin sürekli "bende sizden biriyim" demesi, ben de "acaba biz kimiz" sorusunu doğurdu. Ama şu gerçek, Ciguli'nin hiçbir şarkısı "Binnaz" kadar etkili olamadı. Ciguli'den sonra sahneye çıkan Shantel tabiri yerindeyse festival alanını Flash Tv stüdyolarına çevirdi. İnsanların bu gece asıl kimi beklediğini öğrenmiş olduk. Sahneye ilk çıktığı an "Geçen günlerde Paris'deydim, Ankara ve Paris muhteşem" diyerek ezber bozan Shantel, insanlara "vay anasını biz nerede yaşıyormuşuz" duygusu yaşattı. Ya da sahneye sarhoş çıktı. Artık içimizden biri olan, Cihangir'de möbleli 2+1 ev tutan ve Muhteşem Yüzyıl dizisinde bir rol bekleyen Shantel; oynak ritimler eşliğinde "Ben seni İstanbul Boğaz'ında değil, Ankara ayazında sevdim" temalı bir DJ set sundu.

IMG_0256

Shantel yukarıdaki resimden de anlaşılacağı üzere "Disko Partizani" şarkısına giriş yaptığında ortalık yıkılmaya başladı. Sahneye insanları davet etmesi, güvenlik ile insanlar arasında bir saklanbaç oyununa dönüştü. Haliyle izleciler kazandı ve sahne bayram yerine döndü. Shantel güvenliğe "Koçlar sakin olun, herşey kontrol altında" diyerek tansiyonu yumuşattı. Gecenin yıldızı Shantel finali, devrimci marşlarından biri olan "Bella Ciao" yani hepimizin bildiği ismiyle "Çav Bella" şarkısı ile yaptı. Haliyle sol eller yumruk şeklinde havadaydı. Müthiş keyifli bir yorumdu. Gecenin son ismi Burhan Öcal ve Trakya All Stars, gerek ses sorunları, gerekse bir türlü bitmeyen soundcheck nedeniyle yarım saatlik bir gecikmeyle sahneye çıktı. Soğuyan hava ve bu gecikme, alanda ufak çaplı bir boşalmaya neden oldu. Bu sorunlar Burhan Öcal'a gerginlik olarak yansımıştı. Bir türlü istediği gibi olmayan ses düzeni ustanın keyfini kaçırmıştı. Neyse ki ilerleyen saatlerde oynak ritimler eşliğinde bu sorun tatlıya bağlandı. Gecenin sonunda soğuktan titreyen ve oynamaktan bitkin düşmüş, mutlu insanlar evlerine doğru yola çıktı.

IMG_0406

Gerçi biz finali bir Ankara klasiği olarak Aspava'da bitirmeyi tercih ettik. Bol soğan-soslu dürümler eşliğinde Hıdrellez festivalinden şu ana fikirleri çıkardık: 

"Romanlar belli ki kaynanalardan çok çekiyor olacak, her şarkıda bir kaynana lafı geçiyor."

"Gecenin gizli yıldızı "Ankara'nın Bağları" şarkısıydı. Bir şarkı bu kadar mı sevilirmiş. Sıkıştığın yerde çal. Oynatması garanti."  

"Ankara ahalisi cidden kurtlarını dökmeyi özlemiş, insan oynamaktan yorgun düşer mi, düşüyormuş."

"Güneşe aldanmayın, baharda olsa Ankara'da gece adamı üşütür." "Bu kadar roman havası sanırım bana bir sene yeter, gece sonunda kendimi Karpatların Maradona'sı gibi hissettim. Eve geldim hala kıçım, başım ayrı oynuyordu." 

Evet Bombacı Mülayim dilek ağacına bez bağlayıp, sizler için Ankara'dan bildirdi. Son olarak BirinciBlog'u takip etmeyi unutmayın. Çünkü hayatın olduğu her yerde biz varız. 

"Not: Bu yazıda kullanılan tüm fotoğraflar Ortadoğu ve Balkanlar'ın en iyi fotoğrafçısı, Mehmet Turgut'un en büyük rakibi, değerli dostum Hasan Akdemir tarafından çekilmiştir. İtinayla düğün fotoğraflarınız çekilir."

Shantel - Disko Partizani

Firewater - Electric City

6.05.2013

Deniz'ler ölmez


Bugün 6 Mayıs. Tam 41 yıl önce Deniz Geçmiş bugün idam ediliyor. Darağacında asılı duran üç fidan.

"Bugün 6 Mayıs. Erkenci kuşlar kanat çırpıyor
Bir otomobilin çiğle kaplı ön camına yazıyorum:
Deniz'ler yaşıyor..."


Johnny Cash - The Mercy Seat

Camera Obscura - Tears for Affairs

Bir görkemli kaybeden "Nick Drake"


Nick Drake Jim Morrison'a benzeyen dış görünüşü, güçlü ses rengi, kendine has gitar tarzı ve alışılmışın aksine asil bir İngiliz ailesinin Cambridge'i kazanmış oğlu olarak sıradışı bir müzik figürüydü. Kendini sadece gönül verdiği müziğe adamış bu mutsuz insan; sansanyon, şöhret ve uyuşturucu üçgeninde boğulmuş rock starlarından çok farklı bir karaktere sahipti. Özel yaşantısında öne çıkan hiçbir yönü yoktu omuzlarına çöken ağır deprasyon ve hayalkırıklıkları hayatının en belirgin referans noktalarıydı. Örneğin ilk turnesini, konserlerde seyircinin gürültülü bir şekilde konuşması yüzünden yarıda bırakmış ve bir daha hiç canlı çalmamıştır.


Onu daha iyi anlayabilmek için antidepresan tedavisi görmeye başladığı dönemde kaydedilen Pink Moon albümünü dinlemek yeterli olacaktır sanırım. Sadece gitarı ve çiğ sesiyle kaydedilen bu albüm sürekli kaybeden bir adamın hayatla hesaplaşması sanki. Evet 1974 yılında bu görkemli adam henüz 26 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Acaba o hapları sadece uyumak için mi aldı, yoksa gerçekten hayatına son mu vermek istiyordu. Bu sorunun cevabı bir bilinmez olarak kalsa da, bilinen bir gerçek bugün folk müziğin bu görkemli kaybedene çok şey borçlu olduğudur.

Nick Drake - Northern Sky

Nick Drake - River Man

Never let me go


Ne diye bunca zahmet? Göstermek daha mı önemli? Her gördüğünü gösterebiliyor musun? Söylesene, her gördüğünü gösterebiliyor musun? Rüyalarının fotoğrafını çekebiliyor musun? Işığın yetiyor mu? Netliğini ayarlayabiliyor musun? Görmeyi, sadece görmeyi biliyor musun? Hem, ne göstereceksin? Haberleşmek için mi? Kimlerle? Kendinle habersiz kaldın mı hiç? Gösterilemeyen şeyler görüyorum hep. Gör, sadece gör!

"A Ay" 

Günün dinleme önerileri:

- Lana Del Rey "Never Let Me Go"
- The Human League "Never Let me Go"
- Portishead "Only You"
- Roxy Music "Love Is The Drug"
- Fikret Kızılok "Gönül"

Günün Filmi:



"Never Let Me Go" (2010) Yön: Mark Romanek 

Never Let Me Go, uzaklara götüren ve iç burkan bir film. Filmin bir Kazuo Ishiguro kitabından uyarlandığını hatırlatalım. Bir bilgenin dediği gibi: "Romantizm hastalığı budur işte, sanki sahip olmanın bir yolu varmış gibi Ay'a göz dikmek."

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

Lana Del Rey - Never Let Me Go

Florence + The Machine - Never Let Me Go

3.05.2013

Bomba gibi!


Moldova'dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Trandinyester Cumhuriyeti'nin Tiraspol kentinde aşırı alkol alan bir eleman, bahçede yüksel sesle müzik dinleyen komşusuyla kavgaya tutuştu. Komşusunun buna rağmen müziğin sesini kısmamasına daha da öfkelenen kişi, evinden getirdiği el bombasının pimini çekerek yan bahçede çalan müzik aletinin üstüne attı.Bombanın patlaması sonucu müzik dinleyen 50 yaşındaki zavallı teyzemiz yaralandı. Sonuçta Bombacı Mülayim hapse, müzik tutkunu komşu ise hastaneye gitti. İnsan merak etmeden duramıyor: "Acaba ne dinliyordu?"

 
CSS - Music Is My Hot Hot Sex

Colder - To The Music

Electro-pop nameleri: Chvrches


Electro-pop özellikle bir dönem "Ladytron" sayesinde çok popülerdi. Geçtiğimiz sene, piyasadaki bu tarzın en dikkat çeken ismi ise "Grimes" olmuştu. Bu sene bu yoldan giden en dikkat çeken isim Glasgow’lu Chvrches. Ekibin ilk EP’si “Recover” ise bu sene Mart ayında yayınlandı. Son olarak gubun vokalistleri Lauren Mayberry sesi kadar, güzelliği ile de dikkat çeken bir hatun....

Chvrches - The Mother We Share


 

Kosmos


Güzeller güzeli; yüreğim şimdi bak, parmaklarımdan damlayacak. Şimdi bak, içimin oynaması benden rüzgar çıkaracak. Sen, sen, senin adın var mı?

 
Goldfrapp - Dreaming

The Maccabees - Love You Better

Hayata dair


Cristiano Ronaldo: "Başarılarım için arkadaşım Albert Fantrau'ya teşekkür etmeliyim. Beraber 18 yaş altı şampiyonasında oynadık. Bizi izlemeye gelen Sporting Lisbon menajeri kim daha fazla gol atarsa, takıma onu alacağını söylemişti. Maçı 3-0 kazandık, ben ilk golü attım Albert ise ikinci golü attı. Üçüncü golde ise ben dahil herkesi etkileyen bir olay yaşandı. Albert, kaleciyi geçmişti ve ben de yanında koşuyordum. Albert'in tek yapması gereken; topu boş kaleye göndermekti ama o bana pas attı. Maçtan sonra neden yaptığını sorduğumda ise ''Sen benden daha iyisin'' demişti.''

Gazeteciler Albert Fantrau'ya hikayenin gerçek olup olmadığını sorduğunda Albert Fantrau: ''Evet hikaye gerçek. Ronaldo, o maçtan sonra Sporting altyapısına girdi. Ben ise futbolu bıraktım ve şu an işsizim'' cevabını verdi.

Gazetecilerin ''İşsiz biri olarak bu kadar büyük bir eve, böyle güzel bir arabaya ve ailenin ihtiyaçlarını karşılayacak parayı nereden buldun?'' sorusuna Albert Fantrau'nun verdiği cevap ise her şeyi açıklıyordu; "Bunların hepsi Cristiano Ronaldo'dan.''

James - Laid

Rock Kills Kid - Paralyzed

2.05.2013

Hisli Harikalar Kumpanyası: Junip


Solo çalışmalarından tanıdığımız ve Survivor adasında gönüllüleri destekleyen hisli müzisyen Jose Gonzalez ve saz arkadaşlarından kurulmuş Junip, yeni albümünü yayınladı. Hayatlarını depresyona adamış romantik kaybeden arkadaşların sesi olmaya kararlı gözüken Junip, bu albümde de kırılgan gitar tonları ve büyülü syntlerin arasında keyifli bir yolculuk sunuyor bizlere. Bilenler için kıymetli bir grup olan Junip, henüz tanışmamış olanlar için keşfedilmeyi bekliyor. Yolunuz ve bahtınız açık olsun...

Junip - Line of Fire

Junip - Without You

How Does It Feel


Kadın, çağdaş dünyanın sahteliklerine ve alçaklıklarına karşı öfkesini dizginlemeyen birisidir. Hayata karşı çırılçıplaktır, korunmazsızdır, hiçbir hesabı yoktur. Erkek, yalnızlık ve nesnelerin anlamsızlığı konusunda deneyimli, isyanını gerçekleştiremediği için kendini yiyen bir kuşağa mensuptur. Minyatür bir hayat kurmak için dünyanın ıssız bir köşesine gider. Bir kitap yazar ve unutur. Akşamları bira içerek güneşin batışını seyretmeye razı olur. Bir gün kadın öfkesiyle, dişiliğiyle, sahiciliğiyle gelir. Erkeğin öfkesinin de giderek ateşlendiği cehennemin ayrıntılarına doğru uzanan bir yolculuğa bereber çıkarlar. Farklılıklarına aldırmayanlarla, başlarını eğdirmek isteyenlerle kavga etmekten çekinmezler. Giderek bir bok çukuruna dönüşen dünyaya teslim olmazlar. Yaralanırlar. Yaralarlar.

"Betty Blue"

Puressence - How Does It Feel

Puressence - India
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...