30.12.2010

2010 Yılı Azınlık Raporu


2010 yılı kişisel olarak ağır yıkımlar ve derin iç hesaplaşmalarla geçen bir yıl oldu benim için. Bu yüzden olsa gerek bu sene iç burkucu ve hüzünlü seslerin peşinden koşmayı tercih ettim diyebilirim. The National grubunun Hight Violet albümü benim için yılın en iyisiydi. Hight Violet albümü adeta bu buhranlı delikanlıları ortalamanın üstü bir indie-rock grubu kimliğinden sıyrılıp devler ligine terfi ettiren bir manifesto gibiydi. Apartman daireleri arasına sıkışmış şehirli yabancılaşmış insanların hikayelerini dinlerken kendimi o bireylerden biri gibi görüyordum ne zaman Hight Violet şarkıları arasında gezinirken.
Herhangi bir sıralama yapmadan dikkat çeken diğer albümlerin listesi ise şu şekilde;

- Beach Hose " Teen Dream"
- Arcade Fire - The Suburbs
- Cocorosie - Grey Oceans
- Deerhunter - Halcyon Digest
- Blonde Redhead - Penny Sparkle
- Belle And Sebastian - Write About Love
- The Radio Dept.- Clinging To A Scheme
- The Golden Filter - Voluspa
- Caribou - Swim
- Two Door Cinema Club - Tourist History
- Gorillaz - Plastic Beach
- The Drums - The Drums
- Cee Lo Green - The Lady Killer
- Scissor Sisters - Night Work
- Broken Bells - Broken Bells
- Brian Eno - Small Craff On A Milk Sea
- Ariel Pink's Haunted Graffiti - Before Today
- Owen Pallett - Heartland
- Crystal Castles - Crystal Castles II
- Tame Impala - Innerspeaker

Son olarak benim için yılın en güzel süprizlerinden biri Twin Shadow oldu diyebilirim.


Twin Shadow - Slow

The National - Conversation 16


Bookmark and Share

29.12.2010

The Fresh & Onlys- Waterfall


San Francisco'nun ışıl ışıl parlayan garace-rock sahnesinden sahici pop melodileri. The Fresh & Onlys grubunun yeni albümleri Play It Strange 2010 yılının güzel işlerinden biri olarak dikkat çekiyor.
Son söz her zaman bastığın kaldırım taşlarının altında bir kumsal olduğu ihtimalini unutma.


The Fresh & Onlys- Waterfall

27.12.2010

Bright Eyes – Shell Games


Folk müzik makinası Conor Oberst Mosters Of Folk projesinin ardından ilk göz ağrısı Bright Eyes ile tekrar karşımızda. Şubat gibi yayınlanacak The People's Key isimli albümden çıkan ilk single Shell Games ismini taşıyor.


Bright Eyes – Shell Games


Bookmark and Share

24.12.2010

The Vaccines - Wreckin’ bar (ra ra ra)


Yeni yetme bu İngiliz gençleri eskilerden Ramones ve çağdaşları Arctic Monkeys'in izinden gitmeye çalışıyorlar.


The Vaccines - Wreckin' Bar (Ra Ra Ra)


Bookmark and Share

23.12.2010

La Femme - Sur La Planche



"On a surf board / on the beach, on the wave, I’m searching for sensations / on a surfboard, in the tubes, I’m searching for sensations / you better not try and stop me from riding that wave, I’m invincible / if you dare push me in the tube, I will be waiting for you on the beach, on the wave” ­


La Femme - Sur La Planche


Bookmark and Share

20.12.2010

Beach House – I Do Not Care For The Winter Sun


Beach House yılbaşını soğuk ve yalnız geçirecekleri unutmamış. Geçen bir yılın mutsuz kalıntıları arasında umutsuzca yeni yıldan bir umut beklemek. Bütün mesele bu sanırım.


Beach House – I Do Not Care For The Winter Sun

8.12.2010

Sunday Bloody Sunday


Experimental, noise ve post punk sularında gezinen Amerika'lı Health Eric Wareheim yönetiminde tıpkı müzikleri gibi arıza bir klip'e imza atmışlar.






Bookmark and Share

5.12.2010

The Miracles Club - Church Song


Son dönemin dikkat çeken plak şirketlerinden biri olan Mexican Summer bünyesinde müzik yapan grubun tanımı şu şekilde yapılmış.
Hallelujah! Miracles Club is the brainchild of Rafael Fauria & Honey Owens (Valet, Nudge, Jackie-O Motherfucker). In yet another left turn from the inherent psychedelia of those projects, this new EP presents four excessively blissful, thumpety piano-led acid house time machine numbers, reminiscent of the late ‘80s/early ‘90s, the Hacienda, late-period Factory Records, big pants, Soul II Soul, shopping at the Gap, Coogi sweaters, Stu-Stu-Studio Line hair gel and mousse, Lisa Stanisfield’s spitcurl … you get it, right? Owens is assisted here by Mark Burden (Silentist) and Jonathan Sielaff (Golden Retriever), and there’s a dancer in the mix for live performances too. So cool, confident and energetic, you can relive the glory days of clubbing and that awesome, fruity smell that cassette tapes you bought (or racked!) at the mall record store had when you first took off the cellophane.
Özellikle über ötesi bir klibe sahip olan Church Song 80'li yılların önemli müzik akımlarından ve anahtar kelimesi Jack olan Chicago House tarzını çok andırıyor. Ayrıca o dönemin marşlarından biri olan Jack Your Body isimli parçanın The Miracles Club tarafından coverlanmış olduğunu hatırlatalım.


The Miracles Club - Church Song




Bookmark and Share

2.12.2010

NEW : Hercules & Love Affair - My House


Hercules & Love Affair ilk albümlerine özel bir ruh katan Antony Hegarty olmadan Blue Songs isimli yeni albümlerini yılın başı gibi yayınlayacaklar.


Hercules and Love Affair - My House



Bookmark and Share

30.11.2010

Yarım kalan viskiler, sigaralar


Parisien’ler ‘Bordolais’ der oralılara; etimolojisini geç, bildiğin ‘köylü’ demek işte, taşralı. ‘Province’ gibi bir Akdeniz taşralılığı da değil ama epey kaba saba, toprağı gibi sert, müdanaasız, keyfine göre… Oranın yağmuru fenadır, donuna kadar ıslatır adamı. Şarabı öyle tatlı tatlı gelmez üzerine, tak diye çarpar, su bardağında hem de, Ortaçağ’dan kalma bir şatonun gölgesinde… Havasından mıdır suyundan mıdır bilmem, Bordeaux’lular hakikatli insanlardır, ağız eğip bükmezler, aksanları bile daha dolu doludur. İşte, kendilerine ‘Kara Arzu’ diyebilecek bir müzik topluluğu da ancak oradan çıkar. Des Armes gibi bir şarkıyı, ‘silahlar, gece kuşları, parlak olan her şey / keyif için sürekli temizlenmesi / ve yine keyif için okşanması gereken’ gibi bir dizeyi ancak onlar yazar. Konserde boyunlarına poşu takıp Filistin halkını anar.
Noir Désir’in solisti Bertrand Cantat’ın bu yılın başında intihar eden eşi Kristina Rady’ye dair bir makaleye rastladım Paris Match’da. Birkaç cümlenin asla birkaç cümle olmadığı o nadir yazılardan. İçinde iki ölü kadın ve ‘sevdiği iki kadını da bir şekilde ‘öldürmüş’ bir garip adamın’ olduğu, çok trajik, çok burun kökü sızlatan bir hikâye.
Litvanya’nın Vilnius kentinde yapış yapış bir yaz gecesi, bir otel odası, 26 Temmuz 2003’ün gece yarısı. Cantat’la sevgilisi Fransız oyuncu Marie Trintignant’ın arası epeydir bozuk. Sebebi de Trintignant’ın eski kocalarıyla bir türlü bitirmediği ilişkileri. O gece de benzer bir sebepten çıkan tartışma, dumanlı kafalar, öfkeden gerilmiş kaslar ve boğaz patlatırcasına atılan çığlıklarla birleşiyor, Cantat ‘aşktan öldürüyor.’ “Tavrında, yüzünde, gözlerinde, davranışlarında hiç tanımadığım şeyler vardı” diyor sonra mahkemeye verdiği ifadede. “Yaşadığım şiddet ve adaletsizlikti ... Bu kötülüğü anlamamıştım. Kendi kendime sordum; benimle böyle konuşan kişi kim?” diyor. Çok üzgün, çok çökmüş…
Bu hikâyeyi az çok biliyoruz. Nereden baksan büyük trajedi, büyük üzüntü.

İki kadın, bir adam...
Ancak çok sonra öğreniyoruz ki bu öyküde bir kadın daha var: Cantat’ın karısı Kristina Rady! Olayın olduğu sırada üç aylık hamile. Kocasının Trintignant’a aşık olduğunu biliyor, gitmesine izin veriyor. Ara sıra geri dönmelerine de alışıyor. En tuhafıysa, Cantat’ın yargılanma süreci boyunca gösterdiği serinkanlı duruş. İstisnasız her duruşmaya geliyor, ‘evlilikleri boyunca hiç şiddet görmediğini’ anlatıyor, ‘melek gibi adamdır’ diyor gözyaşlarına boğularak. Cantat’ın bir bakışını yakalamak için bekliyor. Sekiz yıl hapse mahkum olunca en çok o yıkılıyor. 2007’de şartlı tahliye olunca en çok o seviniyor. Macar asıllı, çok güçlü bir kadın. Yakınları çocuklarına çok düşkün olduğunu, onların kendisini hayata bağladığını söylediğini ancak Cantat’la olan ilişkisinin kadını fena yıprattığını anlatıyor. Bu yılın başında, yılbaşı neşesini filan henüz yeni yaşamışken ‘iyiyken’ yani, kendini asıyor Bordeaux’daki evinin mutfağında. Çocuklar okuldan dönünce cansız bedenini buluyor.
Cantat’ın cenazede çekilmiş fotoğrafına bakıyorum. Sevdiği iki kadını da toprağa vermiş bir adam nasıl olursa öyle. Şaşkın, öfkeli, bitik…

Albümün eli kulağında!
Bu aşk hikâyesi her yanıyla çok mahrem, öyle de kalsın. O otel odasında ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Yarım kalmış viskinin dili yok. O mutfakta ne olduğunu da bilemeyeceğiz, yarım kalmış sigaranın da öyle… Bildiğim tek şey, hiçbir kadının, sevgilisini öldürmüş kocasının mahkemede kendi ağzından, “Onu hâlâ çok seviyorum” cümlesini duymak istemeyeceğidir.
Yeni Noir Désir albümü eli kulağında. Özlem ve merakla beklemedeyiz. Bunca acıdan sonra nasıl çıkar bir adamın sesi, nasıl bakar gözleri? Dinlemek biraz cesaret isteyecek, gözyaşı getirecek gibi görünüyor.

Elif TÜRKÖLMEZ "Radikal"

Duyduk ki yeni bir habere göre Noir Desir dağılmış.






Bookmark and Share

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...