3.07.2012

Ben denize hala inanıyorum


fondaki şarkı bitti yavrum
pilotun apandisiti patladı
uçak düşüyor
ve birlikte ölmek kulağa hoş gelse de
ben atlamayı tercih ediyorum
olur ya denize düşerim
bir gemi geçer..

"Hakan Albayrak"

A Flock Of Seagulls - I Ran (So Far Away)

Seapony - Where You Go

Eskişehir'de yaşamak


BirinciBlog'da yazmış olduğum Eskişehir hakkındaki yazım..

Eskişehir en sevdiğim şehirler sıralamasında en üst sıralardadır. Lise yıllarım bu şehirde geçmişti. Doksanlı yılların ortasındaki bu dönemde bu şehir gerçekten ‘eski’ydi. Özellikle Yılmaz Büyükerşen hocanın belediye başkanı olmasıyla şehir tam anlamıyla bir Avrupa kenti suretine büründü. Eskişehir hayatımda silinemeyecek derecede birçok anıya ve duyguya ev sahipliği yaptı desem benim için bu şehrin önemini vurgulamış olurum sanırım. Kışı çok soğuk olan bu şehrin havasında bu soğuğa inat ayrı bir sıcaklık vardır. Şimdi Türkiye’de yaşanabilir şehirler sıralamasında 3. sırada olan Eskişehir’de yaşamak için nedenleri sıralamaya başlayalım.

BİR AVRUPA KENTİ HAVASI

Eskişehir’de bir Kuzey Avrupa kentinin dinginliği ve huzuru vardır. Trafik çok fazla değildir. İstediğiniz her yere yürüyerek gitme olanağınız vardır. Bisiklet kullanarak bu şehirde rahatça gezebilirsiniz. İnsanlar birbirine saygılıdır. Buranın halkı öğrencileri sever ve değer verir. Sevgi ve hoşgörü o kadar önemli ki bu hayatta. Bunun farkına varmak bile büyük bir erdem insan için.



PORSUK NEHRİ

Ortasından nehirler geçen şehirler her zaman insana bir huzur vermiştir. Bir şekilde beton yığınları arasında bir su birikintisinin varlığı insanı rahatlatır. Tuna Nehrinin böldüğü Budapeşte, Arno nehrinin olduğu Floransa, Neckar nehrini barındıran romantik kent Heidelberg, Seine nehri üzerine kurulmuş Paris ya da bir Venedik ne güzel şehirlerdir. Porsuk kenarında oturup bir kahvaltı yapmak, arkadaşlarla muhabbete dalıp zamanı unutmak, Sevdiğin insanı düşünmek ne güzel şeylerdir. Şairin dediği gibi:

hâlâ porsuk kenarında türer dumanım
al sevgilim anne ol bununla
kapılar gıcırdıyor öfkesi geriliyor kınımın
das kapital kadar incesin
görüyorum ellerini…

Oysa ki ben Eskişehir’de Porsuk kenarında seni düşünürken ne çok hayallere dalmış, şemsiyesiz ne kadar çok ıslanmıştım.

ESKİŞEHİR’DE ÖĞRENCİ OLMAK

Bu ülkede öğrenci olunabilecek en güzel şehir kesinlikle Eskişehir’dir. Bir kere gerçekten ucuz bir şehirdir. Değişik alternatifleriyle aradığın çoğu şeyi bulabilirsin. Her şey öğrencilere göre düzenlenmiştir. Anadolu ve Osmangazi Üniversitelerinin kampüsleri çok güzeldir. Öğrenciler arasındaki arkadaşlık bilinci çok gelişmiştir. Eskişehir’de öğrenci evlerinin ayrı bir tadı vardır. Çok güzel ev partileri yapabilirsin. Ve kış ayrı bir güzel yakışır Eskişehir’e. Kış mevsiminde sosyal medya yoluyla binlerce öğrenci toplanıp kartopu oynayabilir. Bu yüzden Eskişehir’de aşık olmak, birini sevmek çok güzeldir. Artık yolda tanıdık görmekten bıkmıyorsanız bu şehir tam size göredir.



ESKİŞEHİRSPOR

Eskişehirspor şehir takımı olmanın en güzel örneklerinden birisidir. Şehriyle bütünlenmiş bir takım olmanın her hali yaşanır Eskişehir’de. Bütün maçlar bir bayram havasında geçer. Bandosuyla stadyumda neşeli ezgiler eşliğinde maç izlemenin keyfine varabilirsiniz. Özellikle galip gelinen maçlardan sonraki ruh hali inanılmazdır. Eskişehirspor taraftarı olmak demek popüler kültüre isyan etmek, dekoder tüccarlığına hayır demek, bir gol sevinci yaşayabilme ihtimali için 90 dakika beklemek demektir özünde. Ayrıca Eskişehir’de siz siz olun başka takımın formasını giymeyin derim. Her şeye rağmen bir Türkiye gerçeği olarak fanatizm olayları burada da yaşanmakta olup, özellikle kaybedilen maçlardan sonra dayak yeme ihtimaliniz mevcuttur. Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevmiştim misali. Bu kadar kusur kadı kızında da olur diyerek Es-es-es-ki-ki-ki-eski-eski-es nidaları ile bu konuyu kapatalım.

YILMAZ BÜYÜKERŞEN

Bir şehrin belediyecilik anlayışının temelinde insanlara göre yaşanabilir bir kent yaratmak olmalıdır. Maalesef Türkiye’de belediyecilik anlayışının çoğunda sırtını siyasi hükümete yaslayıp Twitter’dan insanlara laf sokma, resmi bayramlarda bilmem kaç bin top dağıtma anlayışı hakim olmuş durumda. Oysaki sanatçı ruhlu Yılmaz Büyükerşen hoca siyasi iktidarın nimetlerinden faydalanmadan Eskişehir’i yaşanabilir kent haline getirmiştir. Sanatı ve sanatçıyı seven bir insanın hayata bakışı her zaman farklıdır. İnsana dayalı belediyecilik anlayışının en güzel örneklerinden birisidir Eskişehir. 1999’da Büyükşehir belediye başkanı olan Profesör Yılmaz Büyükerşen 2009 yerel seçimlerinde %50 üzeri bir oyla yine belediye başkanı olmuştur. O Eskişehir’i, Eskişehirlide onu sevmeye devam etmektedir.



DEMİRYOLU KÜLTÜRÜ

Eskişehir demiryolu kültürünün en geliştiği şehirlerden bir tanesidir. Burada tren deyince insanların aklına konserve kutuları gelmez. Eskişehir’de demiryollarında çalışmayanlar bile Sabo nedir bilirler. Sabo kokusunu özleyen insanlar vardır. 1998 yılında kapanıncaya kadar demiryollarına nitelikli personel yetiştiren Demiryolu Meslek Liseli bu şehirdeydi. Üç büyük şehre ulaşım genelde tren ile yapılır. Eskişehir’in o küçük ama melankolik garı 24 saat cıvıl cıvıldır. Birileri uğurlanır, birileri karşılanır, sıcak kucaklaşmalar yaşanır, gözyaşları akar, sevda sözleri söylenir mutluluk ya da ayrılıklar üstüne. Ayrıca Eskişehir’in çok gelişmiş bir Tramvay ağı mevcuttur. Şehrin içinden yılan gibi süzülen tramvay’da seyahat etmek keyiflidir. Kadın vatmanlara selam verirseniz, onlarda size sıcak bir gülümseme ile karşılık verirler.

MİTHAT KÖRLER

Eskişehir denilince akla gelen en önemli şarkıcı Mithat Körler’dir. Her ne kadar yaptığı müziği pek beğenmiyor olsam da sanatçımız hafif müzik başlığı altında memleket temalı eserler üretmeye devam etmektedir. Özellikle parklarda, bahçelerde, çiçekler arasında, trenlerde klip çeken unutulmaya yüz tutmuş bir ekolün zamana direnen son kalesi gibidir kendisi. Unutulmamalıdır ki içinde Eskişehir olan her türlü etkinliğin içinde mutlaka Mithat Körler’in olması bir fizik kanunu gibi geçerliliğini korumaktadır.



YEME-İÇME

Eskişehir’de her türlü damak tadına hitap eden çok geniş yemek kültürü vardır. Mesela hamburger yemek için illa dünyaca ünlü bir fast food restaurant’ına gitmenize gerek yoktur. İtalyancada ‘küçük çam ağacı’ anlamına gelen Pino gidilmesi gereken bir lezzet durağıdır. Meşhur Çibörek için Alpuda’ki Sülayman Abi bir numaradır. Bunun için 40 km yol gidemem diyorsanız şehir merkezindeki Kırım ve Papağan en önemli adreslerdir. Meşhur Eskişehir köftesi için alternatif çok fazla olsa da Rodop Köftecisi, Tuna köftecisi, Kocausta ve Köfteci Ali önereceğim isimler. Ayrıca köftenin yanında mutlaka Şıra içilmelidir. Eskişehir’e gelirseniz Balaban’ı tatmanızı öneririm. Bunun için en güzel adresler Hüsmen ve Abdüsselam’dır. Kahvaltı için “Acıktım” güzel bir yerdir. Fiyatlar biraz tuzlu olsa da insana keyif verir. Çorba için Sıcaksular’daki Mahir’i ve Hamamyolu’ndaki pasaj içerisindeki Orhan’ı öneririm ama sadece öğlenleri açıktır. Şayet sabaha karsı bir yerde çorba içeceğim diyorsanız Onur İşkembe tek adrestir. Erkek erkeğe meyhane yapılacaksa Kör Kamil veya Su Boyundaki Gaziantep favorimdir. Kızlı erkekli gideceğiz diyorsanız ise Bomanti’yi tavsiye ederim. Ama gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırın derim. Eskişehir-Bursa-Kütahya yolu üzerinde Eskişehir’e çok yakın mesafede ünlü Ayten Usta’nın çok hoş yöresel yemekleri vardır. Yolu buradan geçenlerle şiddetle tavsiye ederim. Fiyatlarda uygundur ayrıca. Görüldüğü gibi Eskişehir’de yemek için çok fazla seçenek mevcuttur.


 
GEZELİM GÖRELİM

Eskişehir’e geldiniz diyelim. Nereleri gezelim diye bir soru sorabilirsiniz. Şöyle bir liste çıkaralım o zaman. Sazova Bilim Sanat ve Kültür Parkı, Kent Park, Japon Bahçesi, Şelale Park, Odunpazarı Evleri, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Porsukta bot ve gondol gezisi, Devrim Arabası Müzesi, Şehri- Aşk Adası, Karikatür Müzesi, Hava Müzesi, Yazılıkaya, Seyit Battalgazi Türbesi, Sivrihisar Pesinus Antik Şehri, Yunus Emre Türbesi, Nasrettin Hoca Türbesi. Özellikle ilk yerli arabamız olan Devrim’in acıklı hikayesi mutlaka bilinmelidir.

KAFELER VE BARLAR

Eskişehir’in en güzel yönlerinden biri çok gelişmiş bir kafe ve bar kültürünün olmasıdır. Genelde hepsinin birbirine yakın olmasından dolayı bir gecede bir çok mekanda değişik alternatifleri denemek mümkündür. İster istemez bazı mekanlar artan popülerliğine paralel olarak öğrenciyi nasıl soyarım mantığı gütmeye başlamıştır. Eski ismiyle Vural Sokak olan Barlar Sokağı genelde öğrenciye hitap eder. İstanbul’un önemli alternatif müzik mekanlarından Peyote bu sene içerisinde bir şubesini de bu sokakta açmıştır.

İşte kısaca Eskişehir böyledir. Bir şehri sevmek için basit neden yeterlidir. Bazen bir şehri bir insan gibi seversiniz, bazen de bir insanı bir şehir gibi. Anahtar kelime çok basit ‘Sevmek”.  Bir dönem sırf bu yüzden kalbimin yarısını Eskişehir’de bırakmıştım

2.07.2012

Aşk örgütlenmektir...


Yıllar önce Yıldırım Türker "Aşk Örgütlenmektir" diye bir yazı yazmıştı Ece Ayhan'dan ilham alarak. İşte o yazının son kısımlarında şöyle diyordu...

Baudelaire, “Aşk, kişinin kendini peşkeş çekme arzusudur” diyordu hoyrat kırılganlığıyla. ‘Huzursuzluk Kitabı’nda Fernando Pesoa,“ Önemli olan aşkın kendisi değil, varoşlarıdır” der. Ona kalırsa dünyada tek soylu şey görmek ve işitmektir. “Bir şeyin aslından değil, kışkırttığı fikirler ve rüyalardan haz almayı öğren. Çünkü hiçbir şey olduğu gibi değildir. Rüyalar hep rüyadır. Bu yüzden dokunmayacaksın hiçbir şeye. Rüyana dokunduğunda ölür gider, dokunduğun nesne bütün benliğini doldurur sonra.” 

Peki Ece Ayhan ne diyordu...

"Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşının mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler"

Three To Forgotten – Frostbite

Coma Cinema – Business As Usual

Childhood – Blue Velvet

Tesadüfi bir kronolojinin 71 parçası


23 Kasım 1993'te Maximilian B. adındaki bir öğrenci, Viyana'da bir bankaya girdi ve tabancasıyla üç kişiyi öldürdü, ardındanda kendisini vurdu. Polis ve medya, genci bir cani olarak damgaladılar fakat yaptığı şeyi niye yaptığını çözemediler. Gencin motivasyonu neydi? Televizyonda katliam haberini izleyenlerin "demek bu yüzden yapmış" demelerini sağlayacak ve böylelikle içlerine su serpecek o 'tek neden' neydi? Olayın ardında ne bir politik boyut ne de üçüncü sayfa hikayesi vardı. Sonuç: Bilinmeyen Kod. Şiddet olaylarının ardında basite indirgenmiş nedenlerin değil tüm karmaşıklığı ve farklı boyutları ile bir yaşam tarzının, toplumsal duygu erozyonunun yattığını düşünen Michael Haneke için biçilmiş kaftan bir hikaye.

Bu olaydan esinlenerek çektiği filmde Haneke, katil gencin hayatıyla ve motivasyonlarıyla hiç ilgilenmiyor. Bunun yerine 23 Kasım tarihinde o bankada bulunan insanların yaşam biçimlerini tasvir ediyor film süresince. Çünkü Haneke'ye göre bilinmeyen kod, katilin bireysel dünyasında değil onu çevreleyen dünyada gizli. O gün şans eseri bankada bulunan bir grup insanın hayatlarına göz atmak, polis ve medyanın o sözde her şeyi açıklayacak 'tek neden' arayışından çok daha fazla şey söylüyor cinayetlerin ardındaki o koskocaman belirsizlik hakkında.



Haneke, Kent Üçlemesi'nin son halkasını oluşturan bu filminde sadece üçlemenin değil tüm filmografisinin en başarılı filmine imza atıyor. Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası, hiçbir sosyal promlem filmine benzemiyor. Normalde film süresince açıklanmaya çalışılması gereken olay, filmin başında aktarılıyor seyirciye. Haneke, olaya giden süreci izliyor; nasıl bir dedektif adım adım delillerin peşinden gidip yapbozun parçalarını birleştiriyorsa, Haneke de çoklu perspektif anlayışıyla şiddete zemin hazırlayan yaşam tarzından, soğuk Avrupa hayatından 71 kesit sunuyor.

Ryan Garbes – Boys Are Back

Hooded Fang – Big Blue One

Korku


Korku, herhangi pahalı bir psikiyatristin söyleyeceği gibi, deprasyondan kaynaklanır, ama deprasyon, aynı psikiyatristin bir vizite ücreti daha ödeyerek yaptığınız ikinci ziyarette size söyleyeceği gibi, korkudan kaynaklanır..

"Truman Capote"

Günün Dinleme Önerileri:

- Divine Fits "My Love Is Real"
- Chromatics "The Page"
- Purity Rings "Obedear"
- Four Tet "As Serious As Your Life"
- The Jam "To Be Someone"

Günün Filmi:


Wim Wenders "Pina" (2011)

Mutlu Pazartesiler...

Chromatics - The Page

Four Tet - Love Cry

29.06.2012

İki yanlış bir doğru etmiyor


Emir Kusturica’nın Arizona Dream filminin en güzel sahnelerinden birinde filmin kahramanları bir diyalogda şöyle diyordu:

-Grace: İki yanlış bir doğru etmez.
-Axel: Ya ikimiz doğruysak ve diğer herkes yanlışsa?

Geçtiğimiz ay gazetelerin üçüncü sayfalarında ve haber bültenlerinde geçen bir intihar olayı dikkat çekti. İtalyan kadın voleybolcu Giulia Albini, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü geçerken kiralık arabasını durdurdu ve kendini boşluğa bıraktı. Bu olayla ilgili olarak gazeteci Cüneyt Özdemir kendi köşesinde güzel bir yazı yazdı. Aramızda bu yazıyı okuyanlar olduğu kadar, gözden kaçırmış olanlarda olabilir. Kısa bir özet tadında işte o yazının vurucu kısımları.



“Aşk bir ‘sırat köprüsü’ne benzer. Tek başınıza yürürsünüz. O köprüden geçeceğinizin bir garantisi yoktur. O sırat köprüsünün en son kurbanlarından biri Giulia Albini. Hikaye karışık. Mutsuz bir evlilik hikayesi. Adamın başarılı kariyeri. Boşanma döneminin sancıları, arada kalan bir kız çocuğu ve tam da bu döneme denk gelen genç bir yeni kadının aşkı. İtalyanların oynadığı, İstanbul’da geçen bir aşk filmi gibi. Ferzan Özpetek senaryosunu yazsa, bir iki yemek sahnesi ve melek kılığında bir Cem Yılmaz eklese, alın size şahane bir İtalyan aşk ve trajedi filmi. İntihar, büyük bir travma ancak köprüden intihara kalkışmak travmanın içinde gizlenmiş başka bir travmayı saklıyor. İntihar konusunda kafa yoran psikiyatrlara sorarsanız her intihar aslında kalanlara verilen büyük bir mesajı da içinde gizliyor. Bu yüzden intiharın neden gerçekleştiği kadar, nasıl gerçekleştiği de önemli.

Mesela Bodrum ve ilçelerinde intihar eden insanlar genelde bir iple kendilerini bahçedeki bir ağaca asıyorlar. İntiharların neredeyse tamamı böyle gerçekleşiyor. Yörede çalışan doktor bir arkadaşıma bunun nedenini sormuştum. Aldığım cevap ‘pratik’ olmuştu. Pratik. Alıyorsunuz ipi, atıyorsunuz bir ağacın dalına, urgana bir düğüm ve elveda dünya. Bu kadar basit. Basit.


Giulia Albini’yi, kiralık arabasını köprünün üzerinde durdurup intihara götüren nedenler de sahiden bu kadar basit mi? Aşk, basit bir problemin karmaşık çözümüdür. Bir cinnet anını atlatamamak, bir anlık kritik bir köşeyi dönememek, kendi içinde bir kapana sıkışıp kalmak felaket için yeter de artabilir.

Hikayenin erkek tarafı bir jön kadar yakışıklı Eczacıbaşı kadın voleybol takımının antrenörü Yorenza Micelli. Karakoldaki ifadesinde Giulia ile tanıştıklarında eşi ile boşanma aşamasında olduklarını sonrasında ise eşi ile arası düzelince Giulia ile ayrılmaya karar verdiğini anlatmış. Bu basit. Basit.



Giulia bir İstanbul sevdalısı. Arkadaşlarına İstanbul’u ne kadar ne kadar çok sevdiğini söyleyip duruyormuş. Acaba İstanbul’u mu seviyordu yoksa Micelli’nin yaşadığı şehir olan İstanbul’u mu? Aşıksanız bazen bir şehri bir insan gibi seversiniz, bazen de bir insanı bir şehir gibi. Ya da her ikisi. Bu yüzden işinin ehli bir aşık fırtınalı bir aşkın bitiş düdüğü ile aynı şehirleri dolaşıp yeni anılar biriktirmeye çalışır.

Kimi zaman bir aşk ölür diğerinin haberi olmaz. Anlaşılan Micelli’nin içinde ölen aşktan, Giulia’nin çok geç haberi olmuş. Biten bir aşkın ihbarnamesi İstanbul’a hiç de yakışmayan sote bir lokantada bizzat aşkı öldüren adam tarafından kadına tebliğ edilmiş. Giulia’nin, Micelli ile görüşmek için neredeyse 3 gün boyunca bir otel odasında beklemiş. Bekletilmiş bir aşk kadar tehlikelisi yoktur. Aşk gönül gözünü kör ederek işine başlar.

Micelli’nin yine anlattıklarına göre Giulia, Atatürk Havalimanı’na gitmek için yola çıkmış Kemerburgaz çıkışında ise istikametini tam ters yöne çevirmiş. Tek şüphe burada oluşuyor. ‘Acaba anlık değil önceden planlanmış bir intihar olabilir mi?’ sorusu bu manevra ile omuzbaşınıza dikiliyor. Giulia neden sola değil de sağa döndü burası tam bir muamma. Belki kendisini düştüğü o kuyudan birkaç dakikalığına olsun çıkarabilse Kavacık Kavşağı’ndan dönüp Havalimanına doğru yoluna devam edecek.

Olmuyor…



Aşk bir 'sırat köprüsü’dür. Hepimiz tek başımıza ya geçeriz ya da geçemeyiz. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü nerede ise geçtikten sonra arabasını durdurup korkuluklara koşuyor. Kendini boşluğa bırakıyor. Boşluk. Sonrası 3. sayfa hikayesi. Gerçek bir aşkın tek bir kaybedeni vardır: Diğeri ölür.”

Hayatın yazılı olmayan bir kuralı; hiçbir zaman iki yanlış bir doğru etmiyor. Acı ama gerçek…



Girls Names – I Lose

Towards Tonight – Towards Tonight

White Wishes – Happy And Afraid

Kör talihini yenen çocuk


Yaşarken topu görse bomba diye karakola götürebilecek Nicolas Boileau’nün sözü, Balotelli ile endüstriyel futbol arasındaki fırtınalı ilişkiyi Balotelli’nin tüm sözleri ve eylemlerinden daha güzel özetliyor gibi: “Hayat delilerle doludur; deliliğe rastlamak istemeyen kendisini evine hapsetse de yetmez, aynı zamanda evdeki bütün aynaları da kırması gerekir!”

Balotelli biz futbolseverlerin bir nevi dış bükey aynası misali. Hayatta futbol adına yapmak isteyip de yapamadığımız her şeyi yapıyor Balotelli: Dün geceki o 2 sanat eseri gol, hazırlık maçında kaleciyle karşı karşıyayken PES-FIFA 2011 tarzı çalımlar deneyip saçmalamak, sonra da teknik direktörümüze “Deneme maçı değil mi ben de denedim!” demek vs.

Evet, belki hiçbirimiz Balotelli gibi evimizi odamızda havai fişekle oynarken havaya uçurmadık. Ancak hiçbirimiz de Balotelli kadar kolay bir şekilde ev sahibi olamadık! Çünkü bizler en nihayetinde endüstriyel futbolun tüketicisi konumuna indirgendik. Balotelli ise “fast-food futbol çağı”nda uzun süre endüstriyel futbolun en kolay tüketilen yeteneği oldu. Çok kolay kırmızı kart görünce “Günümüz futbolunda böyle sorumsuz, disiplinsiz adamlara yer yok!” diye buyurdu birçok endüstriyel futbol baronu. Ne de olsa o tuzu kuru baronların hiçbiri Balotelli gibi evlatlık olarak büyüme acısını yaşamamıştı. Ve hiçbiri ırkçılık pisliğinden mustarip olmamıştı!


Maalesef “öz İtalyan”ların bir kısmının ruhları, kıyafetleri kadar kibar ve şık değil. Aralarında halen aptal olduğu ölçüde büyük bir cani olan Mussolini’yi “haklı” bulanlar bile var. O yüzden çocukken sadece rengi farklı diye yapılan yüz karası ırkçı hakaretler, Balotelli’nin ruhuna ileride futbol sahasında patlayacak, en çok da kendisine zarar verecek dinamitler yerleştirdi.

BABA PRANDELLİ

Manchester City’deki hocası Mancini bir ara Balotelli’yi kendi evine yerleştirmeyi bile düşündü ama o evi de havai fişekle havaya uçurmasından korktu. Hâlihazırda harika bir taktisyen olan Prandelli ise kariyerinin en büyük işini başardı: Balotelli’nin hayat boyu aradığı baba figürünün ta kendisi oldu. Prandelli ile Balotelli arasındaki ilişki Cantona ile Alex Ferguson’un arasındaki ilişkinin 2012 model versiyonu. Prandelli sayesinde İtalya, Almanya’yı yendi. Ama daha da güzeli Balotelli kötü talihine harika iki gol attı. Allah vergisi yeteneğiyle kötü bir kaderden, harika bir futbol kaderine koştu. 

"Ali Ece"

Hecuba - Killing An Arab

The Range Of Light Wilderness – Happy

Senin ve benim gibi


Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...

Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarında her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi...

"Hakan Günday"

Wizard Oz – Remain In Night

The Meanest Boys – Lost The Line

28.06.2012

Ne olacaksa olsun


Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır, zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini.

Sonra ne yaparım? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım...

"Tehlikeli Oyunlar"

Derdiyoklar - Yaz Gazeteci

Yma Sumac - Chicken Talk

Martha & The Vandellas - Dancing in the Streets

27.06.2012

Boyalı kuş

Ne çok isterdin değil mi; masanda dingin, suskun, yalnız otururken, çevrende dizi dizi defterlerin, yazı dosyaların, kağıt zarfların, içiçe kalem kılıfların, gözlük kabın, yanında ayrı ayrı sigara paketlerin, bira şişen, yarı dolu bardağın, yazdıklarını temize çektiğin daktilonun başında, kulağında derin bir müzik, bir an, yaptıklarını, yapamadıklarını, yapmakta olduklarını düşünerek dalmışken, dışarıda, karşındaki tülün örttüğü ışığın içinden, akşam yağan yaz yağmurunun berraklaştırdığı ılık havada, parlak öğle güneşi altında, Güney´den gelip birdenbire pencerenin pervazına konan, Poyraz´ın uçuşturduğu açık kahverengi, uçuk gökrengi tüyleriyle, orada, bir an aldırmazca duran, dönen, sonra, bir kez zıplayıp, başını çevirerek, yeniden kanat açıp, sanki kaygısız, tasasız, dertsiz, Kuzey´e doğru uçup giden o ufacık kuş, bir daha gelse ama, bir seferliktir uçuşu; gelmez bir daha..

"Oruç Aruoba"

Kimbilir belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı.

Desire – Under Your Spell

Rhubra – Background Noise
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...